1915 olaylarını “soykırım” diye tanımlayan Amerikan Temsilciler Meclisi yasa tasarısı hk.

24 12 2010

TBMM Genel Kurulu 23. Dönem 5. Yasama Yılı 41. Birleşim
24 Aralık 2010 Cuma

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı bütçe yasasının 25’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini arz etmek amacıyla söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, kabul etme olasılığı nedeniyle Ankara’nın bir haftadır diken üstünde oturmasına yol açan, 1915 olaylarını “soykırım” diye tanımlayan Amerikan Temsilciler Meclisi yasa tasarısı, dün gece gündemden düşerek kadük oldu. Ancak Amerika’daki Ermeni diasporası ve onun Temsilciler Meclisindeki uzantıları mücadeleden vazgeçmiş değiller. Nitekim, yasa tasarısının baş sunucusu olan Demokrat Milletvekili Adam Schiff, 5 Ocakta başlayacak yeni yasama yılında tasarının bir benzerini Temsilciler Meclisine sunacağını açıkladı.
Değerli arkadaşlarım, Amerikan Kongresinden soykırımı kararının geçirilmesi, Erivan ve diaspora açısından büyük önem taşıyor. Zira Erivan, Kongreden soykırım kararını geçirebildiği takdirde bunun çorap söküğü etkisi yapacağını ve şimdiye kadar bu konuda tereddüt içinde olan birçok diğer devletin parlamentosuna örnek teşkil edeceğini hesaplıyor. Ermenistan’ın ve diasporanın açıklamalarına göre soykırımın, tarihsel açıdan kanıtlanmış bir olay, yani -tırnak içinde- “……………..”(x) olduğunun kanıtlanması için mümkün olduğu kadar fazla parlamentodan Türkiye’yi soykırım ile suçlayan kararlar geçirmek gerekmektedir. Bu yaklaşımlarında da pek haksız oldukları söylenemez. Zira, Doğu Perinçek’e karşı soykırımı inkâr suçu davasında Lozan Mahkemesi, soykırım iddiasının tarihsel açıdan kanıtlanmış bir olay olduğunu ispat amacıyla bu iddianın Avrupa Birliği Parlamentosu da dâhil olmak üzere birçok devlet parlamentosu tarafından kabul edilmiş olduğunu ileri sürmüştü. Bu itibarla Amerika’daki Ermeni kuruluşları ile Ermeni vakıf ve kurumları soykırım tasarısını Kongreden geçirmek için bundan sonra da var güçleriyle çaba göstereceklerdir.

Türkiye’yle Ermenistan arasında müzakere edilerek 10 Ekim 2009’da imzalanan protokollerin önde gelen amaçlarından biri de Türk ve Ermeni bilim adamlarından oluşacak bir ortak tarih komisyonunun kurulmasıydı. Ortak komisyon arşivlerde araştırma yaparak 1915 olaylarına ait gerçekleri aydınlığa çıkaracaktı. Tabiatıyla Türkiye ve Ermenistan da tüm arşivlerini araştırmaya açacaklardı. Böyle bir tarih komisyonunun kurulmasının Ermenistan tarafından kabul edilmesinin önemli bir yararı da Ermenistan’ın ve diasporanın araştırma sürecinde Türkiye aleyhindeki soykırım propagandasını durdurmak mecburiyetinde kalacakları idi.

Değerli arkadaşlarım, ben ortak tarih komisyonu kurulması fikrimi 2005 yılında Dışişleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül’e açmıştım. Sayın Gül önerimi kabul etme cesaretini göstermişti. Cesaretten bahsediyorum, zira daha önceki bakanlar bu önerimi kabul edemediler, bu cesareti gösteremediler. Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi benim bu önerime kuvvetle karşı çıkıyordu. Askerî cenah da bu konuda istekli değildi. Korktukları, daha tasnif edilmemiş bazı belgelerin Türkiye aleyhine kullanılacak nitelikte olması ihtimaliydi.

Yaptığım üç görüşmeden sonra Sayın Abdullah Gül’ü endişe edecek bir şey olmadığına ikna edebildim. O da Sayın Başbakanı ikna etti. Bu şekilde 8 Mart 2005 tarihinde Başbakan Erdoğan ile ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal bir araya gelerek, Ermenistan’a “ortak tarih komisyonu” kurulmasını öneren bir deklarasyonu açıkladılar.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılından bu yana “ortak tarih komisyonu” önerisi, 1915 olaylarına ilişkin görüşlerimizin savunulmasında temel gerekçemizi oluşturmuştur. Son beş yıldır sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Dışişleri Bakanı ve dışarıda görevli tüm büyük elçilerimiz, Türkiye’nin tezini savunmak için bu “ortak tarih komisyonu” önerisini ileri sürmektedirler. Bu şahsiyetler muhataplarına “Ermenistan eğer haklıysa ortak tarih komisyonu kurulmasını kabul eder ve gerçeğin gün ışığına çıkmasını sağlar.” diyorlar. Nitekim Sayın Başbakan da “ortak tarih komisyonu” önerimize dayanarak gümbür gümbür “Türkiye tarihiyle yüzleşmekten korkmuyor.” diyor ve “Aynı tutumu Ermenistan’dan da bekliyoruz.” şeklinde görüşünü belirtiyor.

Değerli arkadaşlarım, ne var ki, Ermenistan Hükûmeti bu teklifi kabul etmedi. Ancak bilahare “ortak tarih komisyonu” kavramı Türkiye ile Ermenistan arasında müzakere edilen protokollerde yer aldı. Eğer onaylanıp uygulanmaya konulabilseydi, protokollerin Türk-Ermeni ilişkilerinin normalizasyonuna hizmet edecek en önemli maddesi söz konusu “ortak tarih komisyonu”nun kurulmasına dair olanı olacaktı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, önümüzde 24 Nisan tarihi var. Ermeni lobileri bu tarihte Başkan Obama’nın yapacağı geleneksel açıklamada “soykırım” sözcüğünü kullanması için yoğun girişimlerde bulunacaklardır. Washington da bu durum da “soykırım” sözcüğünün açıklamada kullanılmaması için Ankara üzerinde protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması hususunda baskı yapacaktır. Ancak Başbakan Erdoğan’ın Dağlık Karabağ sorunu çözümlenmeden Türkiye-Ermenistan sınırının açılmayacağı hususundaki kesin ifadeleri ortadayken protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmesi düşünülemez. Fakat, burada belirtmemiz gereken bir husus da bugün gelinen noktada Karabağ sorunu çözülse bile protokollerin onaylanmasının mümkün olmayacağıdır. Bunun nedeni de protokollerin Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan son derece sakıncalı hükümler içermesidir. Daha imzalanmadan biz bu protokollerde Türkiye açısından dört sakıncalı madde gördük. Bu maddeler, Ermenistan’ın geleneksel tezleri doğrultusunda yorumlanabilecek tarzda, muğlak ve üstü kapalı ifadelerle kaleme alınmıştı. Buna göre; Moskova ve Kars anlaşmalarının geçerliliği tartışmaya açılıyor, Ermenistan’ın Doğu Anadolu üzerindeki hak iddiası meşruiyet kazanıyor, kurulacak hiçbir komisyon soykırım iddiasının gerçekliğini araştıramıyor, Erivan Hükûmeti dünyada soykırım iddialarını kabul ettirme misyonundan geri adım atmıyor ve Yukarı Karabağ sorunu ile protokoller arasında hiçbir bağ kurulmuyordu.

Değerli arkadaşlarım, ben Dışişleri Bakanının dikkatini bu sakıncalı noktaların üzerine çektim. Sayın Bakanla konuştum, Dışişleri Bakanlığındaki görevlilerle konuştum. Muhtelif gazetelerde dört ayrı makale yazdım ve protokollerin imzalanmasının Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından son derece zararlı sonuçlar yaratacağını vurguladık. Nezaketle dinlendim ama uyarılarım kesinlikle dikkate alınmadı ve çok geçmeden değerli arkadaşlarım, korktuğumuz başımıza geldi. Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokollerde tarafımdan işaret edilmiş olan zafiyet noktalarını yorumlamak suretiyle şu dört ön şartı Türkiye’ye dayattı:

1) Kars ve Moskova antlaşmaları, Ermenistan hukuk sisteminin bir parçası değildir, bu nedenle ikisi de geçersizdir.

2) Protokoller, Ermenistan Anayasası ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan amaç ve ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. Bu bakımdan, Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki hakları meşru ve geçerlidir.

3) Keza, Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi gereğince 1915 soykırım olayı tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçeğin uluslararası alanda tanınması için Erivan her türlü çabayı gösterecektir. Bu nedenle, ilişkilerin tarihî boyutunu incelemekle görevli ortak komisyon, soykırım iddiasını ele alamaz.

4) Protokoller, uluslararası hukuk ilkeleri gereğince sadece ve sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri kapsar, Karabağ sorununa teşmil edilemez.

Esasen, Karabağ ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında bağ kuran hiçbir ifade protokollerde yer almamaktadır.
Bu durumda, Dışişleri Bakanlığı 18 Ocak 2010’da yaptığı sert bir açıklamayla Ermenistan Anayasa Mahkemesinin kararı ile protokollerin lafzının ve ruhunun değiştirildiğini, içeriğini ve anlamını tahrip eden ön koşullara bağlandığını ve bu yaklaşımın Türkiye tarafından kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Evet, değerli arkadaşlarım, bu açıklama 18 Ocak 2010’da Dışişleri Bakanlığı tarafından yapıldı ve Dışişleri Bakanlığı sitesinde yayınlandı. Şimdi, bu gelişmeden sonra Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin haklılığını kabul ettirebileceği umuduyla Ankara-Erivan yaklaşmasında rol oynamış ve müzakere sürecini yakından izlemiş olan İsviçre, Amerika, Fransa ve Rusya’nın hakemliğine başvurdu. Bakan dedi ki: “Türkiye, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının protokolleri tahrip eden bir yorum yaptığını tespit etmiştir. Bu tutum Türkiye açısından kabul edilemez.” Ancak sonuç ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Dört devlet de bir ağızdan, Ermenistan Anayasa Mahkemesinin kararında hiçbir sorunun olmadığını ve mahkeme tarafından yapılan yorumun protokollerin içeriğiyle uyum hâlinde olduğunu belirterek Ankara’nın itirazında haksız olduğunu vurguladılar ve tabii, benim söylediklerimi de bu şekilde, tartışmasız bir şekilde desteklediler.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, sonuç olarak bu protokoller Türkiye açısından geçersiz ve hükümsüz bir nitelik kazanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanma şansları da sıfırdır. Bu duruma rağmen Hükûmetimiz, güç odaklı baskılar nedeniyle, protokollerin geçersiz ve hükümsüz hâle geldiğini açıklayamadığı gibi, protokolleri Meclisten geri çekme cesaretini de gösteremiyor. Sayın Davutoğlu’nun bu konudaki en büyük hatası, komşumuz ve dostumuz Rusya’nın niyet ve çıkarlarını teşhis konusunda son derece hayalperest davranması olmuştur. Davutoğlu bu hatayı her zaman yapıyor.

Davutoğlu, Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileştirilmesine olumlu baktığı izlenimi veren Moskova’nın, hiçbir zaman, Kafkasya’da son kalesi olarak gördüğü Ermenistan’ın Rusya’nın yörüngesinden çıkmasına müsaade etmeyeceğini, bu nedenle de Karabağ sorununa çözüm bulunmasına zerre kadar istekli olmayacağını bir türlü anlayamamıştır. Moskova’nın, Karabağ sorunu çözümlenirse Ermenistan’ın Batı yörüngesine gireceği hususunda çok derin endişeleri vardır. Karabağ sorununun anahtarını elinde tutan Moskova, Ankara ile Erivan birbirine ne kadar yaklaşırsa Azerilerin Türkiye’den o kadar uzaklaşacağı ve kendi etki sahası içine gireceği hesabı içinde olmuştur. Gerçekte Moskova’nın esas amacı, Türkiye-Azerbaycan dostluk hattını çökertmekti. Bu nedenle, bir taraftan Ermenistan-Türkiye yakınlaşma sürecine destek verir gözükürken Moskova, Bakû’yü Ankara’dan soğutacak nitelikteki bazı görüşmelerin tüm sırlarını da Başkan Aliyev’e ulaştırmıştır.

Davutoğlu’nun kavrayamadığı bir başka husus da Ermeniler için protokollerin yürürlüğe girmesinden daha önemli olan hususun, Türkiye’yi uluslararası camia önünde mahkûm ettirmek olduğudur. Nitekim Erivan şimdi, protokollerin onaylanmasını geciktirdiği için oyunbozanlıkla suçladığı Türkiye üzerinde uluslararası baskı yaratmaya çalışıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, buraya kadarki izahatım bir noktayı açıklıkla ortaya koyuyor; bu da ayakları sağlam bir şekilde yere basmayan, hayalperest bir dış politikanın ülkemizin sorunlarına çözüm getirmek şöyle dursun, Türkiye’yi yeniden ağır sorunlarla karşı karşıya bıraktığıdır.

Bu görüşlerle bütçenin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.
‘’ Historical Establishment Fact ‘’ ( Yayınlayanın notu )

Reklamlar

İşlemler

Information

One response

18 01 2011
Serdar Koçak

İYİ GÜNLER ÜSTADIM
TBMM ÇALIŞMALARDINIZDAN DA YARARLANDIĞIM “AAA. AMERİKA!.. OSMAN (ŞARK MESELESİ, BABADAN OĞULA BİR KUŞATMA HAREKÂTI) İSİMLİ ÇALIŞMAMI ARZ ETMEK İSTİYORUM.
SİZE NASIL ULAŞABİLİRİM?
EN DERİN SAYGILARIMLA.
SERDAR KOÇAK

BKZ. Aaa Amerika Osman, s.363
[Uzun yıllar sanra bu sorunu Mustafa Şükrü Elekdağ TBMM’de şöyle dile
getirecektir: “Bu ikmal yolu, PKK’nın şahdamarı niteliğinde, kesildiği takdirde,
terör örgütünün ve elebaşılarının yaşaması mümkün değildir.
En şaşırtıcı olan nokta, Amerika’nın, PKK’nın uyuşturucu ticaretiyle 600
milyon Dolar kazanmasına da göz yummasıdır. Amerika, ne bu ticarete mani
oluyor ne de PKK’nın lojistik ikmal yolunu kesiyor ve bu tutumuyla, bilerek
PKK’ya can üflüyor. ]




%d blogcu bunu beğendi: