Ermenistan’la imzalanan protokoller ‘saatli bomba’

24 07 2010

Dünya Gazetesi 24 Temmuz 2010

Ankara Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ:Ermenistan’la imzalanan protokoller ‘saatli bomba’

CHP İstanbul Milletvekili Sükrü Elekdağ, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve arkadaşımız Canan Sakarya’nın sorularını cevapladı.

AK Parti hükümetinin, Türkiye’nin dış politikasını odaklayacağı birincil hedefleri ve kendi hayati sorunlarını unuttuğunu, sırf başkalarının dertleri için dış politikasında öncelikli yeri olan devletlerle ilişkilerini bozmayı ve müttefiklerini kaybetmeyi göze aldığını dile getiren CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, ‘Türk dış politikasında eksen kayması değil, akıl ve izan kayması var” dedi. Özellikle, ABD Türkiye ilişkilerinin masaya yatırılması ve ulusal çıkarlar alanında karşılıklı yarar dengesinin kurulması ve karşılıklı duyarlılıklara saygı gösterilmesini öngören bir ilişki ikliminin yaratılmasının zorunlu olduğunu savunan Elekdağ, “Sonuç olarak, Türk dış politikasının çok kötü yönetiliyor ve ciddi bir balans ayarına ihtiyacı var” şeklinde konuştu. Ankara Temsilcimiz Ferit Parlak ve arkadaşımız Canan Sakarya’nın sorularını yanıtlayan Elekdağ, Ermeni meselesinden PKK terörüne, Kürt açılımına kadar birçok konuda yapılabilecekleri anlattı.

******************************************************************

ELEKDAG’ın dikkat çektikleri

Ferit Parlak

ABD ve Japonya Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı gibi bilgi, sorumluluk, tecrübe ve dikkat gerektiren önemli görevleri başarıyla tamamladıktan sonra, diplomasideki deneyiminden siyasi alanda yararlanılması gerekliliğini dile getirenleri kıramayarak siyasete adım atan CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ ile dış politikadaki gelişmeleri konuştuk.

Kuzey Irak’taki PKK inlerine yönelik operasyon beklentisinin güçlendiği; ABD ve AB ülkelerinin PKK terör örgütüne verdiği maddi desteğin netlik kazanıp sinirlerimizin gerildiği 2007 yılının Eylül ayında konuşmuştuk CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ ile.

Barzani’yi, PKK’nın arkasında duran ve her türlü desteği veren terör başı’; Talabani’yi ise ‘PKK’nın koruyucusu’ olarak nitelendiren Elekdağ, bu ikilinin Türkiye’ye kafa tutacak cesareti ABD’den aldığına dikkat çekmişti. Bu nedenle ABD’nin, PKK’yı tasfiye etmek için Türkiye ile ciddi bir askeri işbirliğine girmesi ihtimaline şans tanımamıştı. ABD’nin askeri bir harekâta istediği sınırlamaları getirerek razı olabileceğinin altını çizmişti. ABD’nin, petrol üzerinde oturan ve tüm Ortadoğu petrol bölgesini denetim altına alabilecek konuma sahip olan Kuzey Irak’a yerleşmeyi planladığını belirtmişti.

Elekdağ’ın söyledikleri tek tek gerçekleşti.

2009 yılının Ocak ayında da sohbet etmiştik Elekdağ’la.

Dış politikayı ulusal gücün beyni” olarak tanımlamış, uluslararası alanda çıkarların korunmasında ve ulusal hedeflerin sağlanmasında en önemli unsur olarak nitelemişti. Bir ülkenin dış politikasının vizyonu bulanık, uluslararası gelişmeleri analiz ve değerlendirme gücü zayıfsa, o ülkenin askeri kuvveti, ekonomik gücü ve nüfus büyüklüğünün fazla anlam taşımayacağına dikkat çekmişti.
Elekdağ ile önceki gün dış politikadaki sıcak gelişmeleri konuştuk. Tecrübeli ismin dikkat çektiklerine dikkat edilmeli.

******************************************************

> CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu BM Güvenlik Konseyi’nden İsrail’i kınama karan çıkarıldığı konusunda yalan söylemekle suçladı. AKP Hükümeti İsrail’in özür dilemesini ve tazminat ödemesini sağlayabilecek mi?

Mavi Marmara faciasıyla ilgili olarak önce bir gerçeğin altını çizeyim. Bir devletin bir hükümetin, Türkiye’ye bu yapılanı karşılıksız bırakması için onurunu ve milli gururunu yitirmesi gerekir ki, Türk halkı da bunu affetmez. Tabiatıyla, Türkiye’nin hakkım siyaset, diplomasi ve hukuk zemininde araması gerekir. Ancak, bu hususta umut verici bir durum olduğu söylenemez. Bunun esas nedeni de İsrail saldırısı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ele alındığı zaman, Sayın Davutoğlu’nun Türk devletinin hak ve hukukunu savunmada yetersiz kalmasıdır. Bilindiği üzere Güvenlik Konseyi’nin kararlan bağlayıcıdır. Bağlayıcı bir karar çıkartamayınca, zevahiri kurtarmak için Güvenlik Konseyi Başkanlık açıklamasıyla yetinmeye Davutoğlu razı oldu. Fakat Başkanlık açıklamasında da İsrail’in kınanması sağlanamadı. Açıklama metninde, her iki tarafın, yani İsrail askerleri ile direnen gemi yolcularının “eylemleri” kınanmaktadır. Yani açıklama İsrail askerlerinin dokuz Türkü öldürmeleri olayıyla, Mavi Marmara yolcularının sopalı direnişini aynı kefeye koyuyor. Şunu da belirteyim. Güvenlik Konseyi kararıyla Türkiye’ye korkunç bir adaletsizlik yapılmıştır. Davutoğlu’nun bu utanç verici açıklamayı kabul etmesi de fahiş, affedilmez bir hatadır.

>Siz bu konuda TBMM’ye bir de soru önergesi verdiniz…

Evet… Çünkü Sayın Davutoğlu, Başbakan Erdoğan’la birlikte, Güvenlik Konseyi’nden kınama karan çıktı diye Türk kamuoyunu aldatıyorlar. Güvenlik Konseyi Başkanlık açıklamasının Türkçeye tercümesi üzerinde tahrifat yapılmıştır. İngilizce metindeki “eylemler” kelimesi “eylem” diye tercüme edilerek, sanki sadece İsrail askerlerinin eylemi kınanıyor gibi bir anlam kazandırılmıştır. Başkanlık Açıklaması, İsrail askerlerinin silahlı baskınıyla Mavi Marmara yolcularının direnişlerini eşit düzeyle değerlendirerek, haklı davamızı kaybetmemize yol açacak bir zemin hazırlamıştır. Gerçekleri bulacak tarafsız bir uluslararası komisyonun kurulması da sağlanamamıştır. Elinde böyle İsrail askerlerinin işledikleri katliamla, yolcuların sopalı direnişini eşitleyen bir belge olunca İsrail özür diler mi?

>PKK’nun şiddetle tırmanan kanlı eylemleri ülkemizde karamsarlık yaratıyor.. Sorun, terör olgusunun dış boyutu açısından AKP Hükümeti’nin etkin bir politika uygulayamamasından mı kaynaklanıyor?

Evet… Acil önlemler alınmasını gerektiren bir tehdide karşı karşıyayız. Bu önlemlerin ne olması gerektiğini saptarken bir gerçeği gözden kaçırmamalıyız. Bu da, PKK’nın Kuzey Irak’ta konuşlanmış olan vurucu gücü tasfiye edilmeden, Türkiye’nin terörle mücadelesinin sonuç vermeyeceğidir. Meclis kürsüsünden de açıklamış olduğum üzere; bir terör örgütünün kendisine kol kanat geren bir koruyucu ve güvenli üs alam bulmadan uzun süre yaşaması mümkün değildir. Nitekim, Hafız Esat döneminde Suriye PKK’ya güvenli üsler sağlarken, terörle mücadelenin Türkiye’ye maliyeti çok yüksek olmuştur. Buna mukabil, Türkiye’nin askeri gücünün caydırıcılığı sayesinde PKK ve liderinin Suriye’den sökülüp atılmasından sonra, örgütün moral gücünü ve etkisini 1999-2003 yıllan arasında tamamen kaybederek çöktüğü, fakat 2003’te 1 Mart tezkeresinin TBMM tarafından reddi üzerine öfkelenen Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararı, protokollerin ayrılmaz parçası oldu

> Ermenistan’la İmzalanan protokollerin kaderi ne olacak? ABD bunların onaylanması Için Ankara üzerinde baskı yapıyor. Bu bağlamda ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Erivan’da Ermeni soykırım anıtını ziyaret etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hillary Clinton, bu jestinin, AKP Hükümeti üzerinde bir baskı niteliğini taşıyacağını da hesaplamış olabilir. Zira, Washington, Ankara’nın protokolleri onaylamasını istiyor… Tabii, Türk-ABD ilişkilerindeki soğukluk da, bu konuda pervasızca hareket etmesine uygun bir zemin oluşturuyor. Esasen, Ankara bu ziyarete fazla sesini çıkarmadı. Ermenistan’ın dayattığı şartların kabulüyle imzalanan ve ulusal çıkarlarımıza ihlal eden bu protokollerin aleyhimizdeki hükümlerinin, Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından alınan bir kararla yorumlanmak suretiyle, daha keskin bir hale getirildiğini her fırsatta belirtiyorum. Esasen, Dışişleri Bakanlığı 18 Ocak’ta, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının, Protokollerin lafzını ve ruhunu zedelemesi, müzakere gerekçesini ve protokollerle hedeflenen temel hedefi sakatlaması nedeniyle kabul edilemeyeceğini açıkladı. Burada kamuoyunun gözünden kaçan bir husus var. Bu da, Ermenistan Anayasası’nın 102. maddesine güre Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcı ve değiştirilemez nitelikte olduğudur. Bunun sonucu olarak da, Mahkeme kararı protokollerin ayrılmaz bir parçası olma niteliğini kazanmıştır. Bu durumda, protokollerin TBMM tarafından onaylanması için en ufak bir olasılık dahi mevcut değildir.

> Durum sizin anlattığınız şekildeyse, protokollerin feshi gerekmez mi?

Doğru söylüyo5unuz ama, Hükümet feshi göze alamıyor, çünkü, önümüzdeki Nisan’da ABD Kongresi’ne soykırım tasarısı gelecek. 0 zaman, AKP Hükümeti, Obama Yönetimine “aman tasarıyı geçirmeyin, geçirirseniz protokolleri TBMM’de onaylatmak imkanını kaybederim” demeyi tasarlıyor. Ancak, böyle bir beyanın inandırıcılığı da yok. Çünkü protokollerin onaylanması, Türkiye-Ermenistan sınıfının açılması sonucunu doğuracağından, ancak Azerbaycan ile ilişkilerin çökmesi göze alınarak yapılabilir. Ûteyandan, Ermeni iddialarının Amerika’daki en kuvvetli destekcilerinden Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosı Türkiye aleyhindeki siyasi havadan da yararlanarak Türkiye’ye 2011 Nisan’ında çekeceği resti sabırsızlıkla bekliyor. Ankara’ya” ya protokolleri onaylayın, ya da soykırım tasarısının geçmesine razı olun” diyecek. Yanı, protokoller halen Türkiye aleyhinde kullanılacak bir saatli bombaya dönüşmüş durumda. Hükümetin, Ermenistan açılımını eline yüzüne bulaştırdığı ve devletin basına büyük bir gaile aştığı ortada…
Protokollerin imzalanmasını Türk halkına büyük basan olarak diye yutturmaya çalışan Sayın Davutoğlu bu basiretsizliğinin hesabını nasıl ödeyecek? Ben Dışişleri Bakanımızı Ziya Paşa’nın şiirindekı gibi gökte yıldız ararken önündeki çukura düsen acemi müneccime benzetiyorum.

ABD’nin Ankara’yı cezalandırmak için PKK’yı Kuzey Irak’ta hedef listesinden çıkardığı ve örgütün Barzaninin himayesinde canlanıp güçlenmesine göz yumduğu anımsanacaktır. Türkiye, Suriye’de yapağım kuzey Irak’ta da yapabilirse PKK bölgede Türkiye ile sınırdaş başka bir ülkede sığmak bulamayacak ve marjinalleşme sürecine girecektir.

> Bugünlerde, Türkiye’nin gündemine TSK’nın, PKK’nın vurucu gücünü kuzey Irak’tan atması konusu geldi. Genel Kurmay Başkanı Başbuğ, “sözün bittiği yere geldik” dedi. Peki, bugüne kadarla edilgenliğin sebebi nedir?

Temel neden AKP Hükümeti’nin caydırıcı bir politika uygulayamaması ve teslimiyetçilikle edilgenliğin tutsağı olmasıdır.
AKP Hükümeti’nde, diplomasiyle kuvvet gösterisinin meczedilerek kullanımım öngören caydırıcı politika uygulama yeteneği ve cesareti yoktur. Uluslararası hukuka göre, PKK’nın Türkiye’ye sızarak karılı eylemler yapmasını önleme ve örgütü etkisiz hale getirme sorumluluğu, başta Irak hükümeti olmak üzere, işgalci konumu fiilen devam eden ABD’nin ve Barzani’nindir. Bu sorumluluk yerine getirilmediği takdirde, Türkiye’nin kuzey Irak’a derinliğine girerek terör unsurlarını temizleme hakkı doğar. AKP Hükümeti’nin bu hakkını yedi yıldır kullanma cesaretini gösterememesi çok ağır bir vebaldir. Başbakan’ın PKK terörüne yataklık yapmakla suçladığı Barzani’nin Sayın Davutoğlu tarafından Bölgesel Kürt Yönetimi Başkam sıfatıyla Türkiye’ye resmi bir ziyaret için davet edilmesi ve sanki bir devlet başkam gibi ağırlanarak ödüllendirilmesi de çok ciddi bir hatadır.

> Peki, uygulanması gerektiğini söylediğiniz caydırıcı politika nedir?

Caydırıcı politikanın esası, etkilemeyi öngördüğünüz muhatabınızı, taleplerinizi yerine getirmediği takdirde yaptırımlara ve fiili zorlamalara maruz kalacağına inandırmanızdır. Bunun için muhatabınızın siyasi kararlılığınız hususunda ve elinizdeki gücün etkinliği ve bunu kullanacağınız hususunda hiçbir kuşkusu olmaması gerekir. Caydırıcı politika ile Barzani, PKK’nın Kuzey Irak’tan temizlenmesini öngören bir eylem planının uygulanmasında TSK ile fiilen işbirliği yapmaya ve destek vermeye mecbur edilmelidir. Bu plan uyarınca, askeri birliklerimiz, PKK vurucu gücünün konuşlandığı Kuzey Iraktaki tüm kamp ve mevzileri imha edebilmeli, terör unsurlarını etkisiz hale getirebilmelidir. Esasında, Türkiye’nin elinde Barzani’ye karşı kullanılacak son derece etkili ekonomik ve diplomatik levyeler vardır.
Bunlar kademeli bir şekilde kullanılmalıdır. Barzani’ye Türkiye’ye verdiği zarar ölçüsünde kendisinin de zarar göreceği hissettirilmelidir. Bütün bunlara rağmen Barzani işbirliğine yönelmezse, o zaman sözün bittiği aşama başlar ve Türkiye operasyonu Barzani’ye rağmen uygulamaya koyar.

> Kürt Açılımı terörün patlaması arasında bir ilişki var mı?

Olayların nasıl geliştiğine baktığınız takdirde, böyle bir ilişkinin mevcut olduğu ortaya çıkıyor. Hükümet’in önceleri tam bir belirsizlik perdesi arkasında yürüttüğü Kürt Açılımının Türk halkı üzerinde son derece negatif bir psikolojik ortam yaratması Habur girişindeki rezilane görüntülerle başladı. Kamuoyu buna kuvvetli tepki gösterdi. Öte yandan, açılımın içeriği hakkında tartışmalar yoğunlaştıkça PKK-BDP ikilisi siyasi hedeflerini belli ettiler. Ayrıca, bu ikili bir kısım medyanın da desteğiyle sanki silahlı mücadeleyi kazandıkları ve Hükümeti müzakereye mecbur enikleri gibi bir hava yarattılar. Hükümet bu imajın siyasi faturasının ağır olacağından korktu ve açılım sürecini askıya aldı. Bu süreç sırasında yapılan çeşitli açıklamalardan PKK’nın gerçekleştirmek istediği temel hedeflerin şu 5 noktayı kapsadığı açıkça ortaya çıka:
1) Anayasa’nın Türklüğü tanımlayan 66. maddesinin Kürt kimliğini de tanıyacak şekilde değiştirilmesi, yahut tamamen kaldırılması.
2) Anayasa’nın Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasını engelleyen 42. maddesinin değiştirilmesi.
3) Güneydoğuya özerklik verilmesi.
4) Hükümetin Öcalan’la müzakere masasına oturması.
5) Öcalan’ı da kapsayan genel af çıkarılması.
Kürt açılımının bizi getirdiği nokta bu 5 talep ve PKK’nın bu talepler kabul edilmediği takdirde Türkiye’yi yangın yerine dönüştüreceği tehdididir. Açalım girişimi ve yapılan dolaylı temaslar, PKK örgütü yöneticilerinde bu talepleri istikametinde gelişmeler olacağı beklentisini yaratmış, ancak açılım fiyasko ile sonuçlanınca, terör yoluyla isteklerini dayatma yolunu denemeye yeltenmişlerdir.

> Bu analizden çıkan sonuç nedir?

Sonuç, PKK’nın ve ona arka çıkan BDP’nin taleplerinin ayrışmacı olduğu ve d demokratik önlemlerle karşılanacak bir yönü olmadığıdır. İstedikleri, toprak ve egemenliktir. Onlar, Türk topraklan üzerinde ilk, aynen kuzey Iraktaki gibi federe bir devlet kurmayı hedefliyor. Gerçek şu ki Kürt Açılımı girişimi Türkiye’yi tam bir çıkmaza sürüklemiştir. Ama bu olumsuz noktaya gelinmesinde ABD’nin de büyük sorumluluğu vardır. Çünkü, Kürt Açılımını tetikleyen olgu Obama yönetiminin Iraktan çekilme karandır ve açılım özünde bir ABD inisiyatifidir. Obama yönetiminin Barzani üzerinde gerekli baskıyı yaparak, Türkiye’nin biraz önce belirtmiş olduğum dört talebinin yerine getirilmesini sağlamamıştır.

> Sağlasaydı ne olurdu?

PKK demoralize olur, marjinalleşme sürecine girerdi. Türkiye de bu ortamda sorunu tam anlamıyla kontrol alana almak için sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel önlemleri öngören kapsamlı bir programı uygulamaya koymak imkanına kavuşurdu…
Ama, Obama yönetimi, PKK’nın Türkiye’de siyasallaşmış kayda değer bir tabam bulunduğu ve PKK’nın bir alt kolu olan PJAK’ Ortadoğu stratejisinde kullanacağı yararlı bir unsur olduğu görüşüyle, PKK’nın tasfiyesine yol açacak çap ve boyutta operasyonları engelleme yoluna gitmiş, Türk Hükümeti ile PKK arasında dolaylı da olsa bir müzakere sürecinin başlamasını öngören ve taraflar arasında bir siyasi uzlaşmaya varılmasını hedefleyen bir politika izlemiştir. Bağdat ve Erbil’de toplanan ve Sayın Beşir Atalay’ın “Üçlü Mekanizma” dediği, Türkiye, Irak, ABD ve Barzani’nin temsilcilerinden oluşan grup bu ama gerçekleştirmek için çalışmaktadır. ABD’nin ikiyüzlü politikasıyla PKK varlığını sürdürüyor

> ABD Türkiye’ye PKK hedeflerini vurması Için İstihbarat veriyor…

Evet veriyor… ABD, PKK ile mücadelede Türkiye’nin yanında olduğu görüntüsünü yaratmak lan, Türk ordusuna PKK’ya karsı kısıtlı istihbarat sağlama yoluna gitmiştir. Ama, ABD tarafından sağlanan bu istihbarat terör ağacının gövdesini imha edici nitelikte olmamış, sadece terör ağacının küçük dallarının ve yapraklarının imha edilmesi amacını gütmüştür. Büyük ölçüde ABD’nin bu İki yüzlü politikası nedeniyle, PKK kuzey ırak topraklarında Türkiye’ye meydan okuyan ve askerimizi ve halkımızı öldüren bir terör örgütü olarak varlığını sürdürüyor.

> Peki ama Obama yönetiminin Türkiye’ye karsı bu İki yüzlü politikası miyopik değil mi? Çünkü Ortadoğu bölgesinde karşılaştığı sorunların hallinde Türkiye’nin yardımlarına İhtiyaç duymayacak mı?

Evet duyacak… Obama, 2011 yılı sonunda kuvvetlerini Irak’tan çektiği zaman arkasında nispeten istikrarlı, ABD’ yörüngesinden çıkmayan ve bütünlüğünü koruyan bir Irak bırakmak istiyor.
Bunun için de, Irak Bölgesel Kürt yönetimini Sünni ve Sn Arapların hışmından korumak için Türkiye’ye emanet etmeyi tasarlıyor… Ayrıca Türkiye’nin Afganistan’da çok etkin ve yararlı bir mevcudiyeti var. ABD, Türkiye’nin bu alandaki desteğine de ihtiyaç duyuyor. Bu duruma rağmen, nasıl oluyor da Obama yönetimi, müttefiki Türkiye’nin çıkarlarını gözetmeyen bir politika izliyor?
Bunun önde gelen iki nedeni var. Birinci nedeni, Irak’ın parçalanması durumunda, Obama yönetiminin, kurulacak bağımsız Kürt devletine yerleşerek, burayı bir asken üsse dönüştürme ve Ortadoğu stratejisinin önemli bir dayanak noktası yapmayı öngören bir planı bulunmasıdır.
Washington böyle bir planı icabında yararlanmak üzere elinin altında tutuyor. Bu nedenle de, Obama, Barzani’ye kol kanat geriyor ve kaprislerine boyun eğiyor. İkinci neden ise, Obama yönetiminin, Ankara’nın İran’la yakınlaşma politikasından son derece rahatsız olmasından kaynaklanıyor.
Bu rahatsızlığa, Ankara’nın Hamas’la olan sıcak ilişkileri de katkıda bulunuyor. Bu rahatsızlık Washlngton’a, Türkiye’nin maruz kaldığı terör tehdidine gerekil duyarlılığı göstermemek için bir gerekçe oluşturuyor… .

Reklamlar

İşlemler

Information

One response

15 08 2010
Guvenlik Elbiseleri

Gayet güzel bir site… takip edeceğim sizleri




%d blogcu bunu beğendi: