Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşması

8 06 2010

TBMM Genel Kurulu 08 Haziran 2010 113. Birleşim

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, 7’nci sırada yer alan, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/800) (S. Sayısı: 494) (XX)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Komisyon raporu 494 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde ilk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Şükrü Elekdağ konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşması hakkında görüşlerimizi izah amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Orta Asya ve Kafkasya bölgelerindeki Türk dili konuşan ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla birlikte, Akdeniz’den Çin’e kadar uzanan Türk kültür kuşağının tüm siyasi potansiyeli ve tarihsel ihtişamıyla gözlerimizin önüne sergilendiğini hatırlayacaksınız. O günlerde iki siyasi liderimiz, Sayın Turgut Özal ve Sayın Süleyman Demirel, Türk kültür kuşağı kavramının Türkiye açısından yaşamsal önemini derinliğine kavradılar ve bu kuşak üzerindeki milletler arasında kurumsal bir örgütlenmenin oluşturulması için yoğun bir çaba gösterdiler. Nitekim, Türk dili konuşan ülkeleri bir araya getiren ilk toplantı, bundan on yedi yıl önce rahmetli Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, 1992’de Ankara’da gerçekleştirilmiştir.

Sayın Özal’ın ve onu takiben Sayın Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde heyecan ve coşku ile gerçekleştirilen Türk dili konuşan ülkeler devlet başkanları zirveleri bu ülkeler arasında kurumsal bir iş birliği oluşturulmasına zemin hazırlanması amacına yönelikti.

Ben, Sayın Özal ve Sayın Demirel’le bu konuda yaptığım konuşmaları hatırlıyorum. Her ikisi de Türk devletleri arasında fonksiyonel bir iş birliğinin ve entegrasyonun temellerinin atılmasının Türkiye’ye büyük prestij ve uluslararası ağırlık sağlayacağı kanısındaydılar. Her ikisi de genç Türk cumhuriyetleri ve Türklük âlemiyle Türkiye’nin ilişkilerinin yoğunluğunun dış politikamızın etkinliğini güçlendirecek ve Türkiye’ye prestij ve itibar sağlayacak bir unsur oluşturacağı ve bu konudaki bir Türkiye’ye Avrupa Birliğinin bakışının çok daha farklı olacağı görüşündeydiler ve bunda haklıydılar. Çünkü değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği İspanya ve Portekiz’i üyeliğine alırken bu iki devletin Güney Amerika ülkeleriyle çok yakın siyasi, kültürel, ekonomik ve ticari bağları olmasına büyük önem vermişti ve bu durum, bu iki devletin Avrupa Birliğine katılmalarını kolaylaştıran bir faktör olmuştu. Türkiye’nin de Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle her alanda derin ve sağlıklı bağları olsaydı Avrupa Birliği makamlarının bu hususu Türkiye’nin lehine bir artı değer, bir kilit unsur olarak değerlendirecekleri muhakkaktı.

Ne yazık ki, Özal ve Demirel dönemlerinden sonra Türk dili konuşan ülkelerle iş birliğine duyulan ilgi ve heyecan maalesef tavsadı ve düzenli yapılan zirve toplantıları da aksadı. Nitekim, 8’inci zirve toplantısı ancak 2006 yılında yapılabildi. Ancak 2-3 Ekim 2009 günlerinde toplanan Nahçivan zirvesinde, yani 9’uncu zirvede bu ilgi ve heyecan canlandı ve nihayet Türk Dili Konuşan Devletler İş Birliği Konseyi adlı uluslararası bir örgütün kurulmasını öngören anlaşma imzalandı.

Değerli arkadaşlarım, bu anlaşma maalesef Türk dünyasından sadece 4 ülkeyi, Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’ı bir araya getirmektedir. Bundan sonraki hedef behemehâl Özbekistan ve Türkmenistan’ın da bu örgüte dâhil edilmesi olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Türk Konseyi’nin kurulmasına ilişkin anlaşma incelendiğinde, Türk devletlerini ortak bir millî kültür anlayışı etrafında toplamanın da ötesinde bu devletler arasında güçlü bir entegrasyon sağlamak gibi büyük ve ihtiraslı hedefin mevcudiyeti ortaya çıkıyor. Bu hedef anlaşmada coşkulu ve duygusal bir yaklaşımla son derece kapsamlı tutulmuştur. Biz bundan memnuniyet duyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türk Konseyi zirveleri her yıl düzenli bir şekilde yapılır, disiplinli ve planlı çalışılırsa, sekreterliğe tayin edilecek personel yetenek ve ehliyet gözetilerek seçilirse Nahçıvan Zirvesi ile başlatılan kurumsallaşma gelişir ve sağlam temellere oturur. Bu kuruluşun hepimizin kalbinde yatan Türkçe konuşan devletler topluluğuna dönüşmesi ise Türkiye’nin diğer üyelere ağabeylik taslamadan etkin bir siyasi liderlik sergilemesine ve daha önemlisi demokratik gelişmesi ve ekonomik, sosyal kalkınma alanlarındaki yüksek performansı ile örnek bir ülke konumuna erişmesiyle sağlanabilir.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime son verirken, Türk Konseyi Anlaşması’nın Türk dünyasının entegrasyonunda önemli bir dönüm noktası olmasını diliyorum. Türkçe konuşan milletler topluluğu hedefinin çok uzak olmayan bir gelecekte gelişeceği, gerçekleştirileceği umuduyla, anlaşmanın onayını destekliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: