Sn. Davutoğlu’nun 26.04. 2010 Tarihinde TBMM’de Ermenistan’la İmzalanan Protokollere Dair Yaptığı Konuşma Hakkında Değerlendirme

28 04 2010

TBMM Basın Bürosu 28 Nisan 2010

——————————————————–
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Onur Öymen ile İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ parlamentoda birlikte düzenledikleri basın toplantısında, ABD Başkanı Obama’nın konuşmasını ve Sn. Ahmet Davutoğlu’nun 26 Nisan tarihli TBMM Genel Kurulunda Türkiye ve Ermenistan ilişkileri hakkında yaptığı açıklamayı değerlendirdiler.

Obama’nın konuşmasının son derece ağır olduğunu, Hükümetin Ermenistan protokolleri ile ilgili hiçbir şey olmamış gibi davrandığını belirttiler.

Elekdağ , Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama’nın yaptığı konuşma sonrası, “hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurdular” derken, Dışişleri Bakanlığı’nın bu durumun tek taraflı bir yaklaşım olduğunu söylediğini ve Başbakan ile Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamaları arasında çelişki olduğunu belirtti.

Elekdağ ayrıca, ABD Başkanı Obama’ya gönderdiği mektubu da hatırlatarak, Obama’nın konuşmasının son derece ağır olduğunu ifade etti. “Meds Yeghem” sözünün en az soykırım kadar kötü bir anlam ifade ettiğini söyleyen Elekdağ, Ermenistan’ın Türkiye’nin Karabağ sorununun çözülmesi isteğine de yanaşmamasının sert tutumlarını sürdürdüğü anlamına geldiğini kaydetti.

———————————————————–

Konuşmanın metni:

Türkiye ile Ermenistan arasında 10 Ekim 2009 tarihinde imzalanan protokollerin, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla tadil ve tahrif edilerek kabul edilmesi üzerine, protokoller Türkiye açısından geçersiz ve hükümsüz bir nitelik kazanmıştır.

Nitekim, Dışişleri Bakanlığı bu konuda 18 Ocak 2010’ yapmış olduğu açıklamada şu hususları belirtmiştir:

“Sözkonusu kararda, protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı önkoşullar ve kısıtlayıcı hükümlerin zikredildiği tespit edilmiştir. Bu karar, sözkonusu protokollerin müzakere gerekçesini ve protokollerle hedeflenen temel amacı sakatlamaktadır. Bu yaklaşım tarafımızdan kabul edilemez. Türkiye uluslararası alandaki taahhütlerine olan her zamanki sadakati istikametinde sözkonusu protokollerin asli hükümlerine bağlılığını muhafaza etmektedir. Ayni sadakati Ermenistan hükümetinden de beklemekteyiz.”

Bu açıklama gayet net bir şekilde, Ermenistan anayasa Mahkemesi kararıyla protokollerin lafzının ve ruhunun değiştirildiğini, içeriğini ve anlamını tahrif eden önkoşullara bağlandığını ve bu halleriyle Türkiye tarafından kabul edilemeyeceğini vurgulamaktadır. Ayrıca, Ermenistan protokolleri orijinal anlam ve içeriğiyle kabul etmeye davet edilmektedir.

Peki, 18 Şubat’tan bugüne kadar Ermenistan’ın tutumunda bir değişiklik oldu mu? Bu sorunun yanıtı kesin bir “hayır” dır!.. Ermenistan tutumuna hiçbir değişiklik getirmemiş ve tutumunda direnmiştir. Esasen, Ermenistan Anayasası’nın 102 maddesi gereğinde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar değiştirilemez.

Bu duruma rağmen, AKP Hükümeti, dış odaklı baskılar nedeniyle, protokollerin geçersiz ve hükümsüz hale geldiğini açıklayamadığı gibi, protokolleri Meclis’ten geri çekme cesaretini de gösterememiştir. Ermenistan’ın protokolleri askıya aldığını açıklamasına rağmen, AKP Hükümeti’nin protokollerin arkasında durduğunu açıklayarak aciz ve teslimiyetçi tutumunu sürdürmesi, Türkiye’nin düzen kurucu ve etkili bölgesel bir güç haline getirildiği hususundaki öğünmenin boş ve kof bir böbürlenme olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.

1993’ten bu yana Ermenistan’la neden diplomatik ilişki kurulamadı?

1993 yılından bu yana Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulamaması
dört sebepten ileri geliyordu;

Birincisi, Ermenistan altına imza attığı Kars antlaşmasının geçerliliğini tanımamasıdır. Bunun nedeni, Kars antlaşmasının Sevr Antlaşması’nın geçersizliğini kayıt altına alması, Türkiye’yi Nahcivan’ın garantörü haline getirmesi ve Kafkas cephesindeki savaşlar nedeniyle Türklerle Ermenilerin uğradıkları her türlü zayiat ve zararın karşılıklı bir genel affa tabi tutulacağını öngörmesiydi. Erivan, özellikle bu son hükmün, Türkiye’ye karşı soykırım iddiasını çürütmesi nedeniyle Kars Antlaşması’nın geçerliliğini teyit etmekten ısrarla kaçınmıştır.

İkincisi, Erivan’ın, Hay Dat denilen “büyük Ermenistan” ideolojisinden vazgeçememesiydi. Doğu Anadolu toprakları üzerinde hak iddia eden bu ideoloji Ermenistan devletinin kurucu belgelerinde ( Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi) açıklanıyordu.

Üçüncüsü, Ermenistan’la diyasporasının Türkiye’yi soykırımla suçlama saplantılarından vazgeçememeleriydi.

Dördüncüsü de, Ermenistan’ın, Karabağ sorununa bir çözüm arayışına yanaşmaması ve burayı ilk fırsatta ilhak etme kararlı olmasıydı.

Esasen sakat olan protokollerin Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararıyla tam tahrifata uğratılması

AKP Hükümeti, Erivan’la müzakerelere bu sorunlara çare bulmak amacıyla başladı. İki sene süren müzakereler sonucunda, sözünü ettiğim ilk üç soruna muğlak ve üstü kapalı ifadelerle değinen, dördüncü noktaya ise hiç değinmeyen bir iki protokol ortaya çıktı.

Biz CHP olarak bu protokollerin, Ermenistan çıkarların göre yorumlanacak metinler olduğunu ve Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından sakıncalı olduğunu ısrarla belirttik ve aman imzalamayın dedik. Ama uyarılarımız dikkate alınmadı…

Çok geçmeden korktuğumuz başımıza geldi.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi, protokolleri yorumlamak suretiyle şu dört önşartı Türkiye’ye dayattı:

(1) Kars ve Moskova antlaşmaları Ermenistan hukuk sisteminin bir parçası olma niteliğini kazanmamıştır. Bu nedenle her ikisi de geçersizdir.

(2) Protokoller, Ermenistan Anayasası’nın başlangıcında ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan amaç ve ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. Bu bakımdan, Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki hakları meşru ve geçerlidir.

(3) Keza, Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi gereğince, 1915 soykırım olayı tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçeğin uluslararası alanda tanınması için Erivan her türlü çabayı gösterecektir. Bu nedenle, ilişkilerin tarihi boyutunu incelemekle görevli ortak komisyon soykırım iddiasını ele alamaz.

(4) Protokoller, uluslararası hukuk ilkeleri gereğince sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri kapsar. Karabağ sorununa teşmil edilemez.

Esasen, Karabağ ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında bağ kuran hiçbir ifade protokollerde yer almamaktadır.

Hemen belirteyim ki, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararı, ikazlarımızda ne denli haklı olduğumuzu tartışılmaz bir şekilde ortaya koydu.

Dışişlerinin çabaları boş çıktı

Burada önemle altını çizmemiz gereken bir husus var. Bu da, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının 5. maddesinde, Türkiye’nin, protokolleri onaylaması halinde, Ermeni soykırım iddiasını ve Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki taleplerini kabul etmiş sayılacağının vurgulanmasıdır. Fanatik bir zihniyetin ürünü olan bu madde tek başına dahi, Türkiye’nin protokolleri geçersiz sayması için yeterli bir nedendir.

Ermenistan anayasa Mahkemesi kararından şoke olan Dışişleri Bakanlığı, yukarıda belirttiğimiz üzere 18 Ocak’ta gerekli tepkiyi göstererek, Mahkeme’nin kararını kabul edemeyeceğini” açıklamıştır…

Başbakan Erdoğan da, “Erivan’ın metin üzerinde operasyon yaptığını, bunun düzeltilmemesi halinde sürecin zedeleneceğini” söylemiştir.

Buna rağmen Erdoğan Hükümeti, bu safhada işlerin düzeltilebileceği hususundaki umudunu kaybetmedi. Hükümet, müzakere sürecini yakından izlemiş olan İsviçre, ABD, Rusya’nın hakemliğine başvurdu ve Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının Protokolleri tahrif ettiğini belirterek, Ermenistan’ın tutumunun kabul edilemez olduğunu ileri sürdü.

Ancak, bu devletlerin Ankara’ya verdikleri yanıt şöyle oldu: “Biz protokol metinlerini ve Mahkeme’nin yorumunu inceledik. Mahkeme’nin yorumu, protokollerin içeriği ile uyum halindedir. Türkiye, İtirazında haksızdır.” Ayrıca, Başkanı Obama, Rusya ve AB, Türkiye’nin protokolleri ön şartsız imzaladığını bu nedenle ilişkileri normalleştirmenin önşartsız yürütülmesi gerektiğini resmen açıkladılar.

Bütün bunların sonunda protokoller artık Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin anladığı şekilde Ermenistan bakımından geçerli olacaktır. Bu itibarla, Türkiye’nin bu protokolleri onaylamaya gitmesi, Ermenistan’ın koşullarını kabul etmesi sonucunu doğuracaktır ki, bu kabul edilemez.

Son gelişmeler

AKP Hükümeti’nin sonuç vermeyen bu girişiminden sonra üç önemli gelişme oldu. Bunlardan birincisi, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın, Ermeni soykırımının bir tarihi gerçek olduğunu ve bu gerçeğin protokollerle kurulması öngörülen tarih komisyonunda tartışılmasının kesinlikle sözkonusu olamayacağını tekrar tekrar açıklamasıdır. Sarkisyan, ünlü Der Spiegel dergisiyle yaptığı bir röportajda bu konudaki bir soruya şöyle cevap verdi: “Soykırım konusunu ancak şu şartla tartışırız. Önce Türk tarafı Ermenilere karşı soykırım yaptığını kabul eder. Sonra da kurulacak ortak bir komisyonda, Türklerin bu suçu işlemiş olmalarının ne gibi sonuçları olacağını kendileriyle görüşürüz.”

İkincisi, Başbakan Erdoğan’ın Nükleer Güvenlik Konferansı’na katılmak için Washington’a gittiği zaman görüştüğü Başkan Obama, ABD’nin protokollerin TBMM tarafından onaylanmasında ısrarlı olduğunu vurguladı. Ayrıca, Başbakan’a, 24 Nisan’da “soykırım” kelimesinin Obama tarafından kullanılmaması için Türkiye’nin protokollerin onay sürecini aksatmaması mesajı verildi. Bu ortamda, daha ziyade zevahiri kurtarmak amacıyla, Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Sarkisyan 1.5 saatlik bir görüşme yaptılar. Hiçbir konuda anlaşmaya varılamayınca, ortak bir açıklama da yapılmadı.

Görüşme sonrasında, Sarkisyan diyasporaya yaptığı konuşmada Türkiye’ye saldırarak “dedelerimizin katillerinin hiçbir şartını kabul etmeyeceğiz” dedi ve Erivan’ın soykırım iddiasından kesinlikle vazgeçmeyeceği konusunda teminat verdi

Üçüncü gelişmeyi ise, geçen hafta 24 Nisan tarihinin arifesinde Ermenistan Ulusal Konseyi’nin, protokolleri tek taraflı olarak dondurma kararını alması oluşturdu. Ermenistan, ayrıca, protokollerin gündeme getirilmesi ve işlerlik kazandırılması için Türkiye’ye,
protokollerin onayının Karabağ sorununa bağlanamayacağı şartını ileri sürüyor.Fakat, bir de telaffuz edilmeyen şart var… Bu da Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin kararı…

Şimdi, alayu vala ile ilan edilen “Ermenistan açılımı” nın ne denli perişan bir noktaya geldiğine bakalım:

1) Ermenistan Anayasası’nın 102. maddesine göre anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir ve değişmez. Bu durumda sözkonusu mahkeme kararının yorum yoluyla protokollerin ruhuna ve lafzına uygun bir hale getirilmesi mümkün değildir.

Bir varsayım olarak getirilse dahi, protokoller temelden sakat ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan belgelerdir. Ben TBMM de, Ermeni soykırımının bir gerçek olarak tanınmasını kabul edecek ve Doğu Anadolu’nun Ermenistan toprağı olduğunu onaylayacak kadar milli ve vatani duyguları yozlaşmış kişilerin bulunduğunu kesinlikle zannetmiyorum. Bu nitelikleri nedeniyle de protokollerin TBMM tarafından kabul edilme şansı kocaman bir SIFIRDIR.

2) Başbakan Erdoğan 13 Mayıs 2009’da Azerbaycan Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada,

Karabağ sorunu çözümlenmeden, Ermenistan’la ortak sınırın açılmayacağını, yani protokollerin onaylanamayacağı hususunda şeref sözü vermişti.

Peki, Karabağ sorununun bir çözüme kavuşturulacağı hususunda bir umut ışığı var mı? maalesef yok!..

Esasen hem Başkan Obama, hem de, Minsk Grubu’nun eş-başkanlığını yapan Rusya Federasyonu Başbakan’ı Putin, Başbakan Erdoğan’a, “Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Karabağ sorunu iki ayrı konudur, ikisini bir pakete koymak doğru olmaz” diyerek, hem bu umut ışığını tamamen söndürdüler, hem de Türkiye’nin bu meseleden elini çekmesini istediler.

Protokolleri ön şartsız onaylayın baskısı altında panikleyen Ankara, şimdi Başbakan’ın Baku’de verdiği sözden nasıl çark edileceğinin çarelerini aramaktadır. Bu amaçla,Türk Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu Azerilere ait Fizuli ve Ağdam reyonlardan çıkması karşılığında Türk sınırının açılması pazarlığını yapma girişimlerinde bulunmuştur. Ermenilerle müzakere edildiği Baku’nun kulağına gidince fevkalade rahatsızlık yaratmış.
Bu gelişmeyi Başbakan Erdoğan’ın verdiği sözden döneceği şeklinde yorumluyorlar ve Türkiye’ye karşı duydukları kuşkular giderek artıyor.

Öteyandan, Sayın Davutoğlu, komşumuz ve dostumuz Rusya’nın niyet ve çıkarlarını teşhis konusunda son derece hayalperest davranıyor. Moskova’nın, hiçbir zaman Kafkasya’daki son kalesi olarak gördüğü Ermenistan’ın Rusya’nın yörüngesinden çıkmasına müsaade etmeyeceğini, bu nedenle de Karabağ sorununa çözüm bulunmasına istekli olmayacağının farkına bir türlü varamıyor.

Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileştirilmesine olumlu baktığı izlenimini veren ve bu hususta gayet teşvikkar görünen Moskova’nın gerçek muradını Sayın Davutoğlu bir türlü kavrayamamıştır. Karabağ sorunun anahtarını elinde tutan Moskova, Ankara ile Erivan birbirine ne kadar yaklaşırsa, Azerilerin Türkiye’den o kadar uzaklaşacağı ve kendine yaklaşacağının hesabı içindedir. Bu bakımdan, Ankara’nın, Baku’nün arkasından bir takım beyhude pazarlıklara girmesinin, Azerbaycan’ı küstürmekten başka bir yararı yoktur…

Sonuç olarak, protokollerin TBMM tarafından hiçbir ahval ve şartta onaylanması mümkün değildir.

Bu durumda bunların Meclis’te tutulması, onaylanacakları gibi bir izlenim yaratacak ve Türkiye üzerinde baskıların artması sonucunu doğuracaktır.

Nitekim, önümüzdeki aylarda ABD Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi ile Dışişleri Komitesi Başkanı Howard Berman’ın, protokoller onaylanmadığı takdirde soykırım karar tasarısını Temsilciler Meclisi’ne sevk edeceklerini açıklayarak Türkiye’ye baskı yapmaya yönelmeleri kuvvetle muhtemeldir.

Bu bakımdan, protokollerin derhal Meclis’ten çekilmesi zorunludur.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: