“Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması”

24 04 2010

TBMM 23. Dönem, 4. Yasama Yılı, 93. Birleşim, 24 Nisan 2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 22.04.2010 tarihli ve 91 inci birleşiminde okunan, (8/13) esas numaralı “Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması” amacıyla verilmiş olan Genel Görüşme Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 24.04.2010 Cumartesi günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ermenistan ile Türkiye arasında imzalanan protokollerin akıbeti ve asılsız Ermeni iddiaları ile mücadele stratejisinin tartışılması amacıyla genel görüşme açılmasını öngören Cumhuriyet Halk Partisi önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu daha protokolleri 10 Ekim 2009’da Zürih’te imzalamadan önce Cumhuriyet Halk Partisinin bu iki protokoldeki birçok maddenin sakıncalı ve ulusal çıkarlarımıza çok büyük zararlar verecek nitelikte olduğunu ısrarla dile getirmiş olduğu anımsanacaktır. Değerli arkadaşlarım, bendeniz de bu hususları Dışişleri bütçesinin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan Bütçe Komisyonunda ve Genel Kurul oturumunda açıklamış olduğum gibi, peş peşe yazdığım gazete makalelerinde de dile getirdim.

Değerli arkadaşlarım, ısrarla ve kaygıyla vurguladığımız sakıncalı hususların, Türkiye’nin çıkarları açısından son derece önemli olan üç noktanın protokol metinlerinde Türkiye’nin aleyhine yorumlanabilecek, muğlak ve sakız gibi her tarafa çekilebilecek bir ifade tarzıyla formüle edilmiş olduğu; bir dördüncü noktanın ise, protokol metninde teminat altına alınmamış olmasıydı.

Sayın Davutoğlu, hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda yapmış olduğu konuşmalarda bizim endişelerimizin geçerli olmadığını ve protokollerin Türkiye’nin çıkarlarını koruyan sağlam metinler olduğunu ileri sürdü. Oysa, malumunuz olduğu üzere, Ermenistan Anayasa Mahkemesi, protokolleri yorumlamak suretiyle şu dört ön şartı Türkiye’ye dayattı:

1) Kars ve Moskova Anlaşmaları, Ermenistan hukuk sisteminin bir parçası olma niteliğini kazanmamıştır. Bu nedenle her ikisi de geçersizdir.

2) Protokoller, Ermenistan Anayasası’nın başlangıcında ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan amaç ve ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. Bu bakımdan, Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki hakları meşru ve geçerlidir.

3) Keza Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi gereğince 1915 soykırım olayı tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçeğin uluslararası alanda tanınması için Erivan her türlü çabayı gösterecektir, göstermeye devam edecektir. Bu nedenle ilişkilerin tarihî boyutunu incelemekle görevli Ortak Komisyon, soykırım iddiasını hiçbir şekilde ele alamaz.

4) Protokoller, uluslararası hukuk ilkeleri gereğince sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri kapsar. Karabağ sorununa teşmil edilemez. Esasen, Karabağ ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında bağ kuran hiçbir ifade de protokollerde yer almamaktadır.

Şimdi, şu noktaya mim koyunuz değerli arkadaşlarım: Ermenistan Anayasa Mahkemesinin Türkiye aleyhine yorumladığı bu dört nokta bizim aylarca ısrarla belirttiğimiz hatalı, muğlak ve yoruma açık nitelikteki protokol hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Yani, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararı, ikazlarımızda ne denli haklı olduğumuzun bir kanıtıdır. Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararından şoke olan Dışişleri Bakanlığı 18 Ocakta gerekli tepkiyi göstererek, şöyle bir açıklama yaptı: “Protokollerin müzakere gerekçesini ve protokollerde hedeflenen temel hedefi sakatlaması nedeniyle mahkemenin kararı kabul edilemez.” Buna rağmen, Erdoğan Hükûmeti, bu safhada işlerin düzeltilebileceği hususundaki umudunu kaybetmedi. Hükûmet, müzakere sürecini yakından izlemiş olan İsviçre, Amerika ve Rusya’nın hakemliğine başvurdu ve Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının protokolleri tahrif ettiğini belirterek Ermenistan’ın tutumunun kabul edilmez olduğunu belirtti. Şimdi sıkın durun değerli arkadaşlarım. Zürih’teki imza törenine dışişleri bakanlarının katılımıyla destek vermiş olan bu devletler Ankara’ya nasıl bir yanıt verdiler biliyor musunuz? Şunu söylediler: “Biz protokol metinlerini ve mahkemenin yorumunu inceledik. Mahkemenin yorumu, protokollerin içeriğiyle uyum hâlindedir. Türkiye itirazında haksızdır.” Değerli arkadaşlarım, bu açıklama da protokollerin malul olduğu, zafiyetler hakkındaki ikazlarımızın ne denli isabetli olduğunu bir kere daha teyit ettiği gibi, Türk tarafının -bunu üzülerek söylüyorum- müzakere yeteneğinin sorgulanmasını da gündeme getirmektedir.

Dışişleri Bakanlığımızın bu sonuç vermeyen girişiminden sonra üç önemli gelişme oldu, bunlardan birincisi: Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın, Ermeni soykırımının tarihî bir gerçek olduğunu ve bu gerçeğin, protokollerle kurulması öngörülen Tarih Komisyonunda tartışılmasının kesinlikle söz konusu olmayacağını tekrar tekrar ve çok hırçın bir lisanla açıklamasıdır. Sarkisyan, ünlü Der Spiegel dergisiyle yaptığı bir röportajda bu konudaki biri soruya şöyle cevap verdi, aynen naklediyorum: “Soykırım konusunu ancak şu şartla tartışırız. Önce, Türk tarafı Ermenilere karşı soykırım yaptığını kabul eder, sonra da kurulacak bir ortak komisyonda, Türklerin bu suçu işlemiş olmalarının ne gibi sonuçları olacağını kendileriyle görüşürüz.”

İkincisi, Sayın Başbakanın, Nükleer Güvenlik Konferansı’na katılmak için Washington’a gittiği zaman görüştüğü Başkan Obama, Amerika’nın, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasında ısrarlı olduğunu vurguladı. Ayrıca, Sayın Başbakana, 24 Nisanda “soykırım” kelimesinin Obama tarafından kullanılmaması için Türkiye’nin protokollerin onay sürecini aksatmaması mesajı verildi. Bu ortamda daha ziyade zevahiri kurtarmak amacı ile Sayın Başbakanla Cumhurbaşkanı Sarkisyan bir buçuk saatlik bir görüşme yaptılar. Hiçbir konuda anlaşmaya varılamayınca açıklama yapılamadı. Sarkisyan, görüşme sonrasında diasporaya yaptığı konuşmada “Türkiye’ye saldırarak dedelerimizin katillerinin hiçbir şartını kabul etmeyeceğiz.” dedi ve Erivan’ın soykırım iddiasından kesinlikle vazgeçmeyeceği hususunda da teminat verdi.

Üçüncü gelişmeyi, değerli arkadaşlarım, evvelsi gün, yani 24 Nisan tarihinin arifesinde, Ermenistan Ulusal Konseyinin protokolleri tek taraflı olarak dondurma kararını alması oluşturdu. Bu karar, esas itibarıyla, Başkan Obama’nın 24 Nisanda yapacağı açıklamayı etkilemek amacı ile alındı. Başkan Obama’nın, bu yıl da açıklamasında geçen yılda olduğu gibi “soykırım” kelimesini kullanmayacağı ve bunun yerine Ermenicede büyük felaket anlamına gelen meds yeghern (mes yegen) ibaresini kullanması bekleniyor. Ancak bu şekilde, hareketinin gerekçesi olarak da, Obama’nın, Türkiye ile Ermenistan arasındaki uzlaşma sürecinin canlılığını muhafaza ettiğini ve bu sürecin somut yansıması olan protokollerin onay aşamasında olduğunu belirtebilecek durumda olması gerekiyor. Ermenistan Ulusal Konseyi ise Türkiye’nin süreci tıkadığını, uzlaşma niyetinde olmadığını belirtmek ve protokolleri askıya almak suretiyle Obama’nın elinden bu gerekçeyi almaya yelteniyor; bu suretle, Obama’nın, Türkiye’ye karşı sert bir açıklama yapmasını hedefliyor. Ermenistan, ayrıca protokollerin gündeme getirilmesi ve işlerlik kazandırılması için Türkiye’ye iki şart ileri sürüyor: Birincisi, protokollerin onayının Karabağ sorununa bağlanamayacağı. İkincisi de, tartışılmaz bir gerçek olan –onlara göre- Ermeni soykırımının sorgulanamayacağı ve bir komisyon bağlamında kesinlikle tartışmaya açılamayacağı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, âlây-ı vâlâ ile ilan edilen Ermenistan açılımının hangi noktaya geldiğine bir bakalım:

1- Ermenistan Anayasası’nın 102’nci maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir ve değiştirilemez. Bu durumda, söz konusu mahkeme kararının yorum yoluyla protokollerin ruhuna ve lafzına uygun bir hâle getirilmesi mümkün değildir. Bir varsayım olarak getirilse dahi, protokoller temelden sakat ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan belgelerdir. Ben, bu yüce Meclisin Ermeni soykırımının bir gerçek olarak tanınmasını kabul edeceğini ve Doğu Anadolu’nun Ermenistan toprağı olduğunu onaylayacağını kesinlikle zannetmiyorum. Bu nitelikleri nedeniyle, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilme şansı sıfırdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Şimdi soruyorum size değerli arkadaşlarım: Buraya kadar söylediklerim dahi, Ermenistan açılımının fiyaskoyla sonuçlandığını ortaya koymuyor mu? Bunu söylemekten mutlu değilim ama gerçek bu.

2- Başbakan Erdoğan, 13 Mayıs 2009’da, Azerbaycan Parlamentosunda yaptığı konuşmada, Karabağ sorunu çözümlenmeden Ermenistan’la ortak sınırın açılmayacağı yani protokollerin onaylanmayacağı hususunda şeref sözü vermiştir. Peki, Karabağ sorununun bir çözüme ulaştırılacağı hususunda bir ümit var mı? Yok, değerli arkadaşlarım. Bu konuda bazen asparagas haberler uçuruluyor fakat bunların hiçbir şekilde gerçekle alakaları yok. Esasen, hem Başkan Obama hem de Minsk Grubunun Eş Başkanlığını yapan Rusya Federasyonu Başbakanı Putin, Başbakan Erdoğan’a “Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Karabağ sorunu iki ayrı konudur, ikisini bir pakete koymak doğru olmaz.” diyerek hem bu umut ışığını tamamen söndürdüler hem de Türkiye’nin bu meseleden elini çekmesini arzu ettiklerini belirttiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ, tamamlayınız.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu durum da protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmayacağının bir ilave göstergesidir.

Şimdi, bağlıyorum değerli arkadaşlarım. Türk Dışişleri Bakanlığı, içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için, Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu, Azerilere ait bazı reyonlardan çıkması karşılığında Türk sınırının açılması pazarlığını yapma girişimlerinde bulunuyor. Bu sefer de Washington’da Türkiye’nin inisiyatifiyle Füzuli ve Agdam reyonlarının Ermenilerle müzakere edildiği Bakü’nün kulağına gitmiş değerli arkadaşlarım, son derece rahatsız olmuşlar. Bunu, Başbakan Erdoğan’ın verdiği sözden döneceği şeklinde yorumluyorlar ve Türkiye’ye karşı duydukları kuşkular giderek artıyor.

Sonuç olarak değerli arkadaşlarım, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hiçbir ahval ve şartta onaylanması mümkün gözükmüyor. Bu durumda, protokollerin Mecliste tutulması, onaylanacakları gibi bir izlenim yaratacak ve Türkiye üzerinde baskıların artması sonucunu doğuracaktır. Nitekim, Temsilciler Meclisi seçimleri yaklaşıyor Amerika’da. Amerika Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi ile Dışişleri Komitesi Başkanı Howard Berman, protokoller onaylanmadığı takdirde soykırım karar tasarısını Temsilciler Meclisine sevk edeceklerini açıklayarak Türkiye’ye baskı yapmaya yönelebilirler.

Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, protokollerin derhâl Meclisten çekilmesi, sonra da çöp sepetine atılması zorunludur. Konuya geniş bir perspektifle bakıldığı takdirde, bugüne kadar uluslararası alanda, Ermenistan’a ilaveten birçok devlet tarafından Türkiye’nin dış politikasını yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla kullanılan Ermeni soykırım iddialarının, giderek Türkiye’yi baskı altına alıcı ve kuşatıcı küresel bir tehdit niteliğini kazandığını görüyoruz değerli arkadaşlarım. Biraz önce gelen haberlerde de 24 Nisan nedeniyle Ermenistan’da olaylar çıktığı, Türk bayraklarının yakıldığı belirtildi. Bu bakımdan, meseleleri örtbas etmek iyi bir taktik, iyi bir yaklaşım değildir değerli arkadaşlarım.

Bütün bu gelişmeler ışığında, hem Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması hem de Ermenistan’la imzalanan protokollerin nihai akıbetinin değerlendirilmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 102’nci ve 103’üncü maddeleri uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına genel görüşme açılmasını yüce Meclisin takdirlerine derin saygılarımla sunarım.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

SORULAR:

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, iktidar partisinin 2 milletvekili konuştular. Her 2 milletvekili de Dışişleri Komisyonunun üyesi. Ben kendilerinden bu konuştuğumuz konunun özüne taalluk edecek bir iki söz söylemelerini beklerdim fakat söylemediler, işi karıştırdılar.

Sayın Mercan’ın söylediği şey şu: Burada konuştuğumuz her şey dünyaya ülkeleri tarafından, devletleri tarafından değerlendiriliyor, dikkatli olalım diyor. Peki, nerede konuşacağız işin doğru olup olmadığını? Başka nerede konuşacağız, tartışacağız, karar vereceğiz? Bunu söyledi kendisi fakat hiçbir şekilde işin özüne girmedi.

Sayın Kınıklıoğlu’na gelince, ben doğrusu kendisinden bu konuya daha böyle bir ağırlıklı, ciddiyetli bir şekilde girmesini beklerdim, o da olmadı.

Efendim, mesele ne? Mesele şu: Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokollerin içini boşaltmış, yeni baştan yazmıştır. Bunu ben söylemiyorum, Dışişleri Bakanlığı da söylüyor. Ne demiştir? Kars ve Moskova anlaşmaları geçerli değildir demiştir. Doğu Anadolu Ermenistan topraklarıdır demiştir. Soykırım bir gerçektir ve biz bunun savunmasından hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz demiştir. Dördüncü olarak da Türk-Ermeni…

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kınıklıoğlu “Benim, Sayın Başbakanın Başkan Obama’yla ve Başbakan Putin’le yapmış olduğu görüşmelerde bulunmadığımı, buna rağmen, içeride bulunmuş gibi konuşma yaptığımı ve benim de uydurduğumu” ima etti. Müsaade ederseniz buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Efendim, biraz önce konuşmasında Sayın Kınıklıoğlu, benim Sayın Başbakanımızın Sayın Obama ve aynı zamanda Başbakan Putin ile yaptığı görüşmelerde bulunmadığımı, bu itibarla Karabağ hakkında söylemiş olduğum değerlendirmelerin doğru olmadığını söyledi.

Şimdi, birincisi şu efendim: Sayın Kınıklıoğlu’nun yapmış olduğu bu açıklamalar maalesef gerçekleri aksettirmiyor. Birincisi: Sayın Başbakan 7 Aralıkta Amerika’ya gittiği zaman Başbakan Putin’le görüşmelerinin akabinde Beyaz Saray’da bir basın toplantısı yapıldı ve o basın toplantısından sonra Başkan Obama bütün basının önünde Sayın Başbakana şu ifadelerle bulundu; dedi ki: “Biz, Amerika olarak Türkiye’nin Ermenistan’la yapmış olduğu protokollerin onaylanmasını bekliyoruz. Aynı zamanda bunu mümkün olduğu kadar çabuk yapmanızı size öneririm.” dedi. Bundan sonra da şöyle bir ifade de bulundu; dedi ki: “Esas itibarıyla Karabağ sorunu ile Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin bir alakası yoktur, onun için bu iki işi birbirine bağlamayın.” dedi. Birincisi bu. Bu, basın önünde söylenmiş olan bir husustur. Bu itibarla bu konuda söylemiş olduğum husus tamamen gerçektir, gerçek dışı değildir.

İkincisi: Sayın Başbakanın Putin’le yaptığı görüşmelerin sonrasında da bütün büyük gazeteler, önemli gazeteler belirtmiş olduğum hususu belirttiler. Yani Başbakan Putin demiş ki Sayın Başbakana: “Bu iki olay, bu iki konu birbiriyle bağlantılı değildir; Türkiye-Ermenistan ilişkileri ayrı bir konudur, Karabağ sorunu ise ayrı bir konudur; bu ikisi aynı pakete konulmamıştır.” diye bütün gazeteler bunu ifade ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: