7 Aralık Zirvesi Fiyasko

23 12 2009

7 Aralık Zirvesi Fiyasko

Cumhuriyet Gazetesi 23 Aralık 2009

Bahadır Selim Dilek Söyleşisi

CHP ‘li Elekdağ, PKK yi tasfiye planı için ABD ‘ye giden Erdoğan ‘in eli boş döndüğünü belirtti:

Şükrü Elekdağ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ‘mı gökte yıldız ararken önündeki kuyuya düşen müneccime benzetti. Elekdağ “hükümet, Türkiye’ye büyük önem verdiğini ve ‘Model Ortaklık’ kurmak istediğini söylediği Obama yönetiminin, PKK’yı tasfiye planına destek vermesini sağlayamıyor… Bu nedenle, malum basın tarafından ‘büyük başarı’, Washington ‘da tam mutabakat’ diye nitelenmiş ve manşetler atılmış olan 7 Aralık zirvesinin sonuçları Türkiye açısından tam bir fiyaskodur” değerlendirmesinde bulundu.

CHP İstanbul Milletvekili, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, hükümetin dış politikasını ağır bir dille eleştirirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, PKK’yı tasfiye planına destek sağlamak için gittiği Washington’dan eli boş döndüğünü söyledi. “Eğer, hükümet bu hususu Barack Obama yönetimine kabul ettiremeyecek kadar yeteneksiz ve dirayetsiz ise Başbakan’ın ‘Türkiye’yi, bölgesel ve küresel roller üstlenen yıldız gibi parlayan bir bölgesel güç’ yaptık açıklamaları gülünç, boş ve kof böbürlenmeler olmaktan ileri gitmez” diyen Elekdağ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu gökte yıldız ararken önündeki kuyuya düşen müneccime benzetti. Elekdağ, Ermenistan ile imzalanan protokoller konusunda ise, “Ermeni tarafı, onay işlemlerinin yerine getirilmesinden itibaren iki ay içinde sınırın açılacağını, İlişkilerin Geliştirilmesi Hakkındaki Protokole kayıt ettirmek suretiyle güvence altına almış. Türk tarafı ise, bu son derece tartışmalı konuda oyuna gelmiş ve onay işlemlerinin Karabağ sorununun halline bağlı olduğunu protokole kaydettirememiş. Bu kadar saftiriklik, bu kadar akıl fukaralığı olabilir mi?” eleştirisini yöneltti.

Elekdağ’ın Cumhuriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

BSD- Başbakan Washington’dan ne istedi. İstediğini alabildi mi?

ŞE- Washington ziyaretinin, Türkiye açısından yaşamsal önemde olan yönü, kuşkusuz, Irak’ın kuzeyinde konuşlanmış bulunan PKK unsurlarının tasfiyesiydi… Esasen Erdoğan da Washington yolunda uçaktaki gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında bu hususu açıklamış ve Obama ile yapacağı görüşmenin ana gündemini PKK’yı tasfiye planının teşkil ettiğini vurgulamış. Ayrıca, PKK’ya karşı Kandil ve Mahmur’u da kapsayacak bir ortak strateji oluşturulacağı üzerinde durmuş. Bu hususlar, basın haberlerinde yer aldı. Ne var ki, görüşmelerden sonra Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında, Obama yaptığı açıklamayla, PKK’nın tasfiyesi ve Kandil’in temizlenmesi hususunda Türkiye’ye hiçbir destek vermeyeceğini kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Yani, Erdoğan “PKK’yı tasfiye planı” üzerinde anlaşmak için Washington’a gitmiş ve eli boş dönmüştür. Önerileri reddedilmiştir. Bu bakımdan, Başbakan’ın ABD ziyaretinin bilançosu, sıfıra sıfır, elde var sıfırdır.

Afganistan’da Türkiye gerçeği

Bir NATO üyesi olarak Türkiye, Afganistan savaşına, kapsamlı ve boyutları herkesçe takdir edilen katkıda bulunuyor. Bu bağlamda, Kabil’in komutasını bir kere daha üstlenmiş ve buranın korunması için 1700 askerini göndererek ABD ile omuz omuza teröre karşı mücadele veren bir Türkiye gerçeği var. Buna rağmen hükümet, Türkiye’ye büyük önem verdiğini ve “Model Ortaklık” kurmak istediğini söylediği Obama yönetiminin, PKK’yı tasfiye planına destek vermesini sağlayamıyor…

BSD – Bu nedenle mi bütçe görüşmelerinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na yönelttiğiniz sorulara yanıt alamadınız?

ŞE – TBMM’de milletvekillerinin konuşmalarından sonra ilgili bakan kürsüye gelir ve kendisine yöneltilen sorulan yanıtlar. Kural ve gelenek budur. Davutoğlu gibi dış politikada iddialı bir kişinin sorularımı yanıtlamaktan kaçmasını garip buluyorum.

BSD – Ama, anlaşılan, Obama Türkiye’ye “anlık istihbarat” verilmesini ve Irak hava sahasının Türkiye’ye açık tutulmasını sağlayacak…

ŞE – Türkiye’ye anlık istihbarat verilmesi ve Irak hava sahasının açılması üzerinde Erdoğan’ın Bush’la yaptığı 5 Kasım 2007 görüşmelerinde mutabık kalınmıştı. Başbakan’nın Obama ile yaptığı 7 Aralık görüşmesinde buna ilaveten kıymet-i harbiyesi olan hiçbir yeni imkân sağlanamamıştır. Ayrıca, ABD’den alınan kısıtlı istihbarat karşılığında hükümet, ABD’nin izni olmadan Kuzey Irak’a harekât yapmayacağı yükümlülüğü altına girmiştir. Yani, Türkiye kutsal bir hak olan, meşru savunma hakkından ve uluslararası hukuktan doğan müdahale hakkından feragat etmiştir. Bu Türkiye’nin siyasi tarihine bir kara leke olarak geçmiştir. Zamanın Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt’ın, “anlık istihbarat” sayesinde TSK’nin Kuzey Irak’ı BBG evi gibi göreceği ve teröristleri imha edebileceği yolundaki değerlendirmesi tamamen yanlış çıkmıştır. ABD verdiği istihbaratla, Türkiye’ye terör ağacının gövdesini vurdurtmamış, dallarını budatmıştır. ABD’nin iki yıldır Türkiye’ye verdiği istihbarat bir şeye yarasaydı, Türkiye bugün hâlâ karşısında, arkasını Barzani’ye dayayarak Türk hükümetine meydan okuyan bir PKK bulmazdı. Türkiye’nin bu konuda beklediği yardım, ABD’nin fiilen PKK ile mücadeleye girişmesi değildir. Türkiye’nin beklediği, ABD’nin, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kendi özgür iradesiyle kara ve hava operasyonları yapmasına getirdiği kısıtlamaları kaldırması ve Türkiye’nin Kuzey Irak’taki terör yuvalarını imha için gerekli operasyonları kendi iradesiyle yapabilmesidir. Eğer hükümet, bu hususu Obama yönetimine kabul ettirmeyecek kadar yeteneksiz ve dirayetsiz ise Başbakanın söylediği “Türkiye’yi, bölgesel ve küresel roller üstlenen yıldız gibi parlayan bir bölgesel güç” yaptık yolundaki açıklamalar gülünç, boş ve kof böbürlenmeler olmaktan ileri gitmez.

ERMENI AÇILIMI
Erdoğan ABD’de farklı konuştu

BSD- Erdoğan’ın Türkiye-Ermenistan sınırının açılması şartları konusunda Obama’ya söyledikleri ile Azerbaycan
Parlamentosu’ndaki açıklaması birbiriyle çelişiyor… Bu durum devlet adamlığı niteliğine gölge düşürmez mi?

ŞE- Tamamen öyle. Bilindiği üzere, Ermenistan’la imzalanan protokollerin akıbeti 7 Aralık Washington zirvesinde ele alındı ve Obama bu konuda tüm ağırlığını Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’dan yana koyarak, Erdoğan’a şu uyarıda bulundu: Protokolleri gecikmeden TBMM’den geçirerek onaylayın, Ermenistan’la diplomatik ilişkileri kurun ve sınırı açın. ABD Kongresi’nde soykırım tasarısını durdurmamız çok zor olur. Erdoğan’ın bu uyarıya karşı yanıtı, protokoller hakkındaki son kararın TBMM tarafından verileceği yolunda oldu. Oysa Başbakan, 13 Mayıs’ta Azerbaycan Parlamentosunda Azeri halkına şeref sözü vermiş ve “Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali sona ermeden sınır kapısı açılmaz” demişti. Başbakan’ın Washington’da vc Bakû’de yaptığı açıklamalar birbiriyle çelişkilidir. Bu hususta TBMM’de Davutoğlu’ndan dürüst ve açık bir yanıt istedim. Bakan sorumu yanıtlamaktan kaçtı…

BSD- Ermeni tarafı, Davutoğlu’nun protokolleri önşart koymadan imzaladığını, bu nedenle protokollerin TBMM tarafından onayının Karabağ sorununa bağlanamayacağını vurguluyor. Hatta protokolleri feshetme tehdidinde bulunuyor…

ŞE- Obama yönetimi. Kafkasya’ya yönelik stratejik hedeflerinin ve Ermenistan’ı Rusya’nın yörüngesinden çıkaracak bir süreci başlatma arzusunun yanı sıra, Ankara-Erivan ilişkilerinin normalleşmesi yoluyla Kongre’ye sunulan Ermeni soykırım tasarılarıyla uğraşmaktan kurtulmak istiyor. Oysa. Moskova. Kafkaslardaki son kalesi olan Ermenistan’ı kesinlikle kaybetmek istemez ve bunun için de Karabağ sorununa çözüm bulunmasını engeller. Onart konusuna gelince, Davutoğlu, Karabağ sorununun çözümü ile onay işleminin yapılması arasında Ermeni tarafıyla bir mutabakata varıldığını ileri sürse de bunu kanıtlayamıyor. Ermeni tarafının ise eli hukuken kuvvetli. Türk tarafı ise, bu son derece tartışmalı konuda oyuna gelmiş ve onay işlemlerinin Karabağ sorununun hallinc bağlı olduğunu protokole kaydettirememiş. Bu kadar saftiriklik, bu kadar akıl fukaralığı olabilir mi? Türkiye’yi yıldız gibi parlayan ve küresel roller üslenen bir bölgesel güç yapma hayali peşindeki Dışişleri Bakanımızın hali Ziya Paşanın beytindeki gökte yıldız arayan müneccimin önündeki kuyuya düşmesini anımsatıyor.

Öneriler reddedildi

ŞE- Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında, Obama yaptığı açıklamayla, PKK’nın tasfiyesi ve Kandil’in temizlenmesi hususunda Türkiye’ye hiçbir destek vermeyeceğini kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Yani, Erdoğan “PKK’yı tasfiye Planı” üzerinde anlaşmak içiıı Washington’a gitmiş ve eli boş dönmüştür. Önerileri reddedilmiştir. Bu bakımdan, Başbakan’ın ABD ziyaretinin bilançosu, sıfıra sıfır, elde var sıfırdır.

Pro-komik dış politika

BSD- Erdoğan, Obama’yı ikna ederek Türkiye’ye İran ile ABD arasında arabuluculuk yapma rolünü kopardı. Fakat ertesi gün, daha Erdoğan Washington’dan ayrılmamışken, İran hükümeti bir açıklama
yaparak “Bizim Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyacımız yok” dedi…

ŞE- Obama’nın. Başbakanın arabuluculuk önerisine “kerhen” de olsa sıcak baktığı anlaşılıyor. Basın toplantısında bu hususu açıkladı da… Ancak bunun hemen arkasından, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest’in Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyaçları olmadığı yolunda bir açıklama yapması ınuhakkak ki Başbakan’ı ABD yönetimi karşısında müşkül bir duruma sokmuş ve Türkiye’nin İtibar ve inandırıcıhğına gölge düşürmüştür. Fakat bu skandalın bence bir yönü daha var. Bu da Sayın Davutoğlu’nun ağzından düşürmediği “Pro-aktif dış politika”nın, “Pro-komiğe” dönüşmesidir. Zira. gcrckli önlemlere önccdcn başvurarak böyle talihsiz bir olayın vukuu önlenebilirdi. Ankara’nın girişimi sonunda olacak, bu skandaldan birkaç gün sonra Tahran ağız değiştirdi. Ama Washington’da olan oldu. Badelharabül Basra…

BSD- Askerlerini çektikten sonra, ABD’nin Irak’ta Türkiye’ye ihtiyacı var. Ama neden PKK’nın tasfiyesi konusunda Etarzani üzerinde baskı kurmuyor?

ŞE- Obaına yönetiminin. 2011 ‘de kuvvetlerini Iraktan çektiği zaman arkamda nispeten istikrarı, “ABD yörüngesinden çıkmayan” ve bütünlüğünü koruyan bir Irak bırakmayı ve Irak Bölgesel Kürt yönetimini Sünni ve Şii Arapların hışmından korumak için Türkiye’ye emanet etmeyi öngören bir tasarımı varsa, Türkiye’nin. Kuzey Irak’taki PKK .unsurlarını tamamen tasfiye etmesi içiıı gcrckli sartların Obama
yönetimi tarafından yaratılması gerekir. Nitekim, Türkiye tarafında 2008 yılı başımda Barzani’ye gönderilen talep listesiııde şu hususlar yer alıyordu: PKK’nın terör örgütü olarak ilan cdilmcsi Örgütün elebaşlarının Türkiye’ye teslim edilmesi PKK’nın siyasi bürolarının kapatılması ve kamplarının tecrit cdilmcsi kapatılması. PKK’ya lojistik desteğin kesilmesi… Barzani, Ankara’nın bu meşru taleplerinin hiçbirini ycrinc gctirmeyerek PKK’nın Türkiye’ye yönelik kanlı terör eylemlerine destek vermeyi sürdürdü. Eğer ABD, Barzani üzerinde gcrckli baskıyı yaparak Ankara’nın bu taleplerini gerçekleştirseydi PKK’nın dağ kadrosunun morali çoklun tarumar olıırdu. Arkadan da, Afganistan ve Pakistan dağlarını Drene denilen insansız uçaklarla gece gündüz bombardıman ettirmcktc beis görmcycıı Obama yönetimi, bu Drone’Iardan sadece birkaçını Kandil’e gönderseydi, PKK’ya silah bıraktırılması çoktan sağlanırdı

Türkiye’ye Karşı PKK Kartı ve Açılım Süreci

BSD- ABD’nin övdüğü ve önem verdiğini söylediği müttefiki Türkiye’ye destek vermekten neden kaçınıyor?

ŞE- Bunun sebebi Bush döneminden bu yana aynen devam ediyor. Bush yönetiminin Barzani ile sıkı bir dayanışma içine girmesinin nedeni, Irak’ım parçalanması durumunda kurulacak bağımsız Kürt devletine yerleşerek burayı bir “protektora” ve askeri üsse dönüştürme ve Ortadoğu stratejisinin önemli bir dayanak noktası yapma planımdan kaynaklanıyordu. Obama yönetimi de “protektora” ve bağımsız Kürt devletine yerleşme planından vazgeçmemiştir. Bu nedenle Barzani’yi kollamakta ve onu el üstünde tutmaktadır. Tabii, bu arada, AKP’yi de Kürt/PKK konusunda bir ölçüde rahatlatarak kontrol alımda tutmak istemektedir. İşte bu nedenle siyasi çözüm sürecine ivme kazandırmak isteyen ABD, halen bu konuda Barzani’nin ayak sürümesiyle karşılaşıyor. PKK kartını özellikle Kerkük meselesinde Türkiye’ye karşı kullanmak isteyen Barzani, ABD’ye, “Türkiye, PKK unsurlarını dağdan indirmek için «erekli önlemleri almadan ben hiçbir şey yapmam” diyor. Oysa, Ankara, şimdiye kadar Barzani’nin PKK ile mücadelede Türkiye’nin talebi doğrultusunda bazı önlemler almasının, Türk kamuoyundan ve muhalefetten gelebilecek dirence karşı elini güçlendireceğini ve genel af ve anadilde eğitim alanlarımda adımlar atmasını kolaylaştıracağını umut etmişti.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: