İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu’nun İstanbul’da Kurulması

19 11 2009

TBMM 23. Dönem 4. Yasama Yılı 21. Birleşim 19 Kasım 2009

NOT ve TAVSİYE : Aşağıda sadece Şükrü Elekdağ’ın konuşmalarına yer verilmiştir. Tasarının tümü üzerindeki görüşmelere yazının herhangi bir yerine tıklayarak ulaşmanız mümkündür.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, İslam Konferansı Örgütü ve İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu Arasında İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumunun İstanbulda Kurulması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/594) (S. Sayısı: 265)(*)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 265 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ Konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Elekdağ.

MUSATAFA ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu’nun İstanbul’da kurulması hakkındaki anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini izah etmek amacıyla söz almış buluyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, hemen belirteyim ki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak İslam Konferansı Örgütü’ne ülkemizin üyeliğini bu örgüte üye olunurken konulmuş bulunan genel rezervler çerçevesinde destekliyoruz. Bu örgütü Türkiye’nin, İslam dünyası ile ilişkilerini güçlendirmeye yarayan çok boyutlu ve yararlı bir enstrüman olarak değerlendiriyoruz. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğinin de bir Türk vatandaşının uhdesinde olmasını büyük bir gurur ve memnuniyetle karşılıyoruz. Ayrıca, İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu Merkezinin İstanbul’da kurulmasına da -faaliyetlerini yasalarımız çerçevesinde sürdürmesi şartıyla- olumlu bir girişim olarak bakıyoruz.

Ancak bu amaçla, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan anlaşma, yasalarımızı ihlal eden çok ciddi hata ve eksiklikler içermektedir. Bu hâliyle, sakat ve kabul edilemez bir nitelik arz ediyor. Amacımız, İslam Konferansı Gençlik Forumunun kurulmasının engellenmesi değil, bu kuruluşun yasalarımıza uygun sağlıklı bir hukuki zemin üzerine oturtulması ve görevlerini bu çerçevede verimli bir şekilde yürütmesidir.

Değerli arkadaşlarım, görüşlerimizin bu açıdan değerlendirilmesini önemle rica ediyorum. Anlaşma hakkındaki eleştiri ve önerilerimiz şu yedi noktada toplanıyor:

Birinci nokta, anlaşmanın amacı, işlevi ve öngördüğü etkinlikler ile ilgilidir. Dışişleri Bakanlığı tarafından sunulan gerekçede anlaşmanın amacı şöyle ifade edilmiştir: “Çeşitli ve farklı medeniyetlere mensup gençler ve kültürler arasında diyaloğun geliştirilmesi amacıyla sürdürülebilir bir uluslararası mekanizma tesis edilmesi ve İslam Konferansı Örgütünün Medeniyetler İttifakı faaliyetlerine vereceği katkıya zemin hazırlanması.” Oysa, anlaşma metninde, bu amaçlarla ilgili olarak hiçbir açıklama yer almıyor. Yani, Forum bir uluslararası kuruluş olarak kuruluyor fakat işlev ve görevleri bilinmeyen bir uluslararası kuruluş.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi! Bu konuda kaygı ve kuşkuya yol açan başka bir neden daha var. İslam Konferansı Örgütü Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumunun hâlen yerel bir dernek olarak, yerel bir dernek statüsünde İstanbul’da kurulduğu, başkanlığını da Ali Sarıkaya isimli bir kişinin yaptığı yasa gerekçesinden anlaşılıyor. Ancak Ali Sarıkaya’nın Forumun amaç ve görevleriyle ilgili beyanları Dışişleri Bakanlığı gerekçesinde belirtilenlerle uyuşmuyor. Hatta, bunlara ters düşmekle kalmıyor, ciddi endişelere yol açıyor. Nitekim, Anadolu Ajansı muhabiri Murat Muratoğlu Madrid’de yapılan Medeniyetler İttifakı Toplantısı sırasında 15 Ocak 2008 tarihinde verdiği bir haberde şu hususları bildirmiştir: “Merkezi İstanbul’da bulunan İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forumu Başkanı Ali Sarıkaya, medeniyetler ittifakı gençlik girişimi inisiyatifinin koordinasyonunu gerçekleştireceğini söyledi.”

Şimdi bakınız, dinleyin, ne diyor Ali Sarıkaya: “Sarıkaya, bundan sonra, gençlik inisiyatifi olarak politik kriz çıkan bölgelere krizin aşılması için gençlik timleri göndereceklerini ifade etti.”

Sarıkaya’nın politik kriz çıkan bölgelere krizin aşılması için gençlik timleri gönderileceği yolundaki açıklaması iki açıdan endişe vericidir değerli arkadaşlarım. Birincisi: Sarıkaya’nın sözünü ettiği şekilde bir etkinliği kültürlerarası diyalog ile bağdaştırmak mümkün değildir. Hâlen, örneğin Pakistan’da ve dünyanın birçok yerinde politik krizler mevcuttur, çatışmalar vardır. Forum buralara hangi amaçla gençlik timleri gönderecektir? Gönderdiği timler gittikleri ülkelerde ne gibi siyasi veya başka türlü faaliyetlerde bulunacaklardır? Bunlar Gençlik Diyalog Forumunun boyunu, gerçek amacını ve haddini fersah fersah aşan işlerdir.

İkincisi de: Ali Sarıkaya’nın söyledikleri, anlaşma için hazırlanmış olan gerekçede Foruma verilen görev ve yetkileri aşıyor. Bu bakımdan, keyfî ve yetki dışı etkinliklere yol açmamak ve Forumun kendisi için öngörülen sınırlar içinde kalmasını ve belli yetkiler çerçevesinde hareket etmesini sağlamak için, Forumun amaç ve işlevlerinin ve personelinin görevlerinin anlaşmada açık ve net bir şekilde tanımlanması zorunludur.

Bu tanımlama keyfiyeti Forum yöneticilerine tanınan yargı bağışıklığı açısından da zorunlu görülüyor. Nitekim, Forumda, Gençlik Forumunda görev yapan üst düzey yöneticilere, Anlaşma’nın 10’uncu ve 11’inci maddeleri uyarınca, kendi yetki sınırları içinde ve resmî görevleri çerçevesinde yaptıkları tüm eylemlerden, sözlü veya yazılı ifadelerden dolayı yargı muafiyeti tanınmıştır. Yani tam diplomatik bağışıklık ve muafiyetler bunlara tanınıyor. Fakat gelin görün ki Forumun amacı, işlevleri ve yetkileri Anlaşma’da tanımlanmamış bulunuyor. Bu durumda yöneticilerin yargılanmaları gerektiğinde bu kişilerin yargı konusundaki ayrıcalık ve dokunulmazlıklarını saptamak için resmî görevlerinin ve yetki sınırlarının ne olduğu nasıl tespit edilecektir değerli arkadaşlarım?

Amacı ve işlevi belli olmayan bir uluslararası anlaşmaya bu sıfat verilemez. Cumhuriyet tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir sakatlıkla malul hiçbir anlaşma onaylanmamıştır.

Şu hususun çok iyi anlaşılması lazım: Bir uluslararası anlaşmada bazı kişi ve görevlilere diplomatik bağışıklık ve dokunulmazlık tanınıyorsa bunların görev ve yetkilerinin anlaşmada açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi takdirde bu kişi ve görevlilere bulundukları ülkelerin yasalarını keyfî şekilde ihlal etmek imkânı tanınmış olur.

Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, Forumun amaç, işlev ve görevleri belirlenip anlaşma metnine derç edilmeden bu Anlaşma’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması akla ihanet olur değerli arkadaşlar.

Buraya kadar söylediklerim, tek başına bu Anlaşma’nın eksiklik ve hatalarının düzeltilmesi amacıyla geri çekilmesi için yeterlidir.

Önemli bir başka sakıncalı husus da Anlaşma’nın Gençlik Forumuna Türkiye’nin yasalarını hiçe sayan para operasyonları yapmak hususunda imtiyazlar verilmesidir. Burada bir parantez açarak belirteyim: “İmtiyaz” sözcüğü Anlaşma’nın 6’ncı maddesinde, ikinci fıkrada aynen yer almakta olup benim yorum amacıyla kullandığım bir ifade değildir. “İmtiyaz” kelimesi metinde aynen vardır, mevcuttur.

Şimdi bakın, lütfen dikkatle dinleyin. Anlaşmanın 6’ncı maddesinin birinci fıkrası aynen şöyledir:

“1. Forum herhangi bir sınırlamaya veya herhangi bir kontrol, düzenleme ve moratoryuma tabi tutulmaksızın,

a) Elinde her çeşit para bulundurabilir ve herhangi bir para birimi üzerinden hesap açabilir,

b) Fonları serbestçe Türkiye’ye getirip çıkarabilir ve bunları bir dövizden diğer bir para birimine çevirebilir,

c) Ayrıca elinde bulundurduğu herhangi bir dövizi yürürlükteki resmi kambiyo kuru üzerinden diğerine çevirebilir.”

Şimdi, bu madde, değerli arkadaşlarım, kurulacak olan Gençlik Forumunun, Türkiye’nin mali mevzuatına hiçbir şekilde riayet etmekle mükellef olmayacağını Türk devletine dayatma anlayışıyla yazılmıştır. Forum, Türkiye’ye dışarıdan istediği şekilde ve hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan fonlar aktaracak, sonra bu fonları Türkiye içinde istediği yerlere dağıtacak, isterse bu fonları tekrar yurt dışına çıkaracak, istediği kurum ve kuruluşlara ulaştıracaktır. Forum, istediği her mali spekülasyonu, her mali manipülasyonu yapmakla serbest olacaktır. Böyle şey olabilir mi değerli arkadaşlar?

Burada kritik nokta, Forumun amaç, işlev ve görevlerinin Anlaşma’da belirlenmemiş olmasıdır, sorun buradan çıkıyor. Böyle olunca bu para operasyonlarını, Forumun açıklanmış resmî ve meşru amaç ve işlevleriyle sınırlamak mümkün değildir. Hangi amaçla kullanılacağı Anlaşma’da belirtilmeden, Forumun belirttiğim nitelikte para operasyonları yapabileceğinin Anlaşma’da öngörülmesi, üstelik Foruma yargı bağışıklığı da tanındığı dikkate alınırsa kuşku ve suistimallere yol açması kaçınılmazdır değerli arkadaşlarım. Sizler hepiniz muhterem insanlarsınız ama sizin iradesi hilafına yeni Deniz Feneri örnekleriyle karşılaşılması kaçınılmaz olabilir.

Öte yandan, Foruma sağlanan imkânların “imtiyaz” kelimesiyle tanımlanması da “kapitülasyon” kavramını çağrıştırmaktadır. Tüm bu nedenlerle bu madde anlaşmadan çıkarılmalıdır.

Şimdi, üçüncü sakıncalı nokta 6’ncı maddenin ikinci fıkrasından kaynaklanıyor. Bu fıkrada Forumun kendine sağlanan imtiyazları kullanırken, yani para operasyonlarını Türkiye mali mevzuatını dikkate almadan yaparken şöyle bir ifade var, bakın: Türkiye hükûmetinin tavsiyelerine uyacağı ve bu tavsiyeleri kendi amaçlarının gerçekleşmesine uygun olduğu ölçüde dikkate alacağı belirtilmektedir.

Şimdi değerli arkadaşlarım, Forum, para operasyonları yapar ve bunları Türkiye’de veya Türkiye dışında bir takım yerlere ulaştırır, bu şekilde ne olduğunu bilmediğimiz bazı faaliyetleri desteklerken, uygun görürse Türk hükûmetine danışacak ama Türk hükûmetinin tavsiyelerini işine geldiği ölçüde uygulayacaktır. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım? Bu ifadeler Türkiye’yi ve Hükûmeti küçümseyici ve aşağılayıcı nitelikte bir anlam taşımaları açısından son derece rahatsız edici değil mi?

Şimdi, bu maddeden Forumun iradesinin sanki Türkiye’deki siyasi iradenin üstüne konduğu gibi bir mana çıkıyor. Bu ifadeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylaması gereken bir anlaşmaya derç etmek Meclise saygıda kusur etmektir. Bu fıkranın anlaşmadan çıkarılması isabetli olacaktır.

Forumun resmî haberleşme ve yazışmalarına sansür uygulanmayacağı ile gümrük ve gümrük harçları ile tüketim ve intikal vergilerinden muafiyetine ilişkin dördüncü, beşinci ve altıncı sakıncalı noktalar, yasa tasarı ile birlikte sunulan muhalefet şerhinde ayrıntılı biçimde yer aldığı için bu hususları tekrar etmeyeceğim ancak son olarak anlaşmayı imzalayan tarafların statülerinden kaynaklanan bir hataya işaret edeceğim.

Anlaşma 3 kişi tarafından imzalanmıştır. Bunlardan ilk 2’si Sayın Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile Sayın İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’dur. Şimdi bu 2 imzacı birbirlerinin muhataplarıdır; birisi bir devleti, diğeri de uluslararası bir örgütü temsil eden şahsiyetlerdir. Buna mukabil hâlen İstanbul’da yerel bir derneğin başkanı olan ve üstelik ipe sapa gelmez açıklamalar yapacak kadar sorumsuz olan –biraz önce izah ettim- Ali Sarıkaya, bu kişilerle muhatap olacak bir statüye sahip değildir. Bu bakımdan makul ve uygun olan yöntem, anlaşmanın Türk Dışişleri Bakanı ile Forum adına İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri arasında imzalanmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, buraya kadar yaptığım konuşmayla İslam Konferansı Örgütü Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumunun İstanbul’da kurulmasına ilişkin anlaşmadaki hataları izah etmiş bulunuyorum.

Şimdi, biz bu hataları anlaşmanın görüşüldüğü Dışişleri Komisyonunda ayrıntılı biçimde izah ettik ancak anlaşma, Komisyonda iktidar milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi ve Genel Kurula sevk edildi.

Şimdi, anlaşmayı destekleyenler bizim görüşlerimize karşı üç emsal olabilecek anlaşma ileri sürdüler ve bu anlaşmalarda da bizim “hata” diye nitelediğimiz hükümlerin ve ayrıcalıkların aynen yer aldığı iddia ettiler. İleri sürdükleri mantık şuydu, sizin “sakıncalı ve hatalı” dediğiniz hususlar bu anlaşmalarda da mevcuttur. Bu durumda İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forumu Anlaşması’ndaki hükümler geçerlidir ve meşrudur.

Emsal olarak ileri sürülen birinci anlaşma Karadeniz Ekonomik İşbirliği sekretaryasına tanınan ayrıcalıklara ilişkin ek protokoldür. 2001 yılında onaylanan bu ek protokol, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine bağlı birçok uluslararası kuruluş için de geçerlidir ve bu konulardaki anlaşmaları onaylayan yasa tasarılarının altında benim de imzam vardır. Ancak değerli arkadaşlarım, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ek Protokolü ile İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forumu Anlaşması’nın ayrıcalıklar konusunda birbirine benzer hükümler içerdiği iddiası temelinden yanlıştır. Nedenini açıklayayım: Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Şartı’nın 28’inci maddesinde örgütün yetkililerinin ve üye ülkeler temsilcilerinin üye ülkelerin topraklarında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Sözleşmesi’nde tanımlanan ayrıcalıklar ve bağışıklıklardan faydalanacakları ve söz konusu ayrıcalık ve bağışıklıklardan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ilkeleri ve amaçları uyarınca görevlerini yerine getirebilmeleri için ancak yararlanabilecekleri belirtilmektedir. Anlaşılacağı üzere de burada vurgulanan, (KEİ) Karadeniz Ekonomik İşbirliği Sekretaryası yetkililerine ve temsilcilerine tanınmış bulunan ayrıcalık ve bağışıklıkların, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin ilkeleri ve amaçları uyarınca yürütülecek görevlilerle sınırlı olduğudur. Oysa daha önce de vurguladığım üzere Gençlik Forumunun amaç ve ilkeleri ile yöneticileri tarafından ifa edilecek görevler meçhuldür. Gençlik Forumunu kuran Anlaşma’da Forumun amaç, işlev ve görevleri hakkında bir kelime bile yoktur. Bu bakımdan, Foruma sağlanan ayrıcalık ve bağışıklıkların nerede başlayıp, nerede bittiği belli değildir. Bu nedenle, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Ek Protokolü ile İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forum Anlaşması arasında bir benzerlik olduğu iddiası temelden yanlıştır. Ek Protokol ile Anlaşma arasında bazı kısmi cümle benzerlikleri vardır ama anlam benzerliği kesinlikle yoktur. Nitekim Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü sadece kendi amaç ve işlevlerine yönelik fonlara sahip olabilir ve yapabileceği para operasyonları da örgütün amaç ve işlevleriyle sınırlı olacaktır. Oysa İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forumu herhangi bir sınırlamaya, herhangi bir kontrol veya düzenlemeye tabi tutulmadan her türlü para operasyonunu her türlü amaçla yapabilecek ve girişebileceği illegal nitelikteki eylemler nedeniyle de yargı dokunulmazlığına sahip olacaktır. Böyle bir şeyi kabul edebilir misiniz değerli arkadaşlarım? Bu ülkenin çıkarlarını korumaya ant içmiş kişiler olarak böyle bir şeye nasıl izin verebiliriz? Görüleceği üzere İslam Konferansı Örgütü ile (KEİ) Karadeniz Ekonomik İşbirliği anlaşmaları aynı değildir, aralarında uçurum gibi fark vardır. Şimdi, anlaşmayı savunanların gösterdikleri diğer iki emsal İslam Konferansı Örgütü İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezinin Ankara’da ve İslam Konferansı Örgütü İslam Tarihî, Sanatı ve Kültürü Araştırma Merkezinin İstanbul’da kurulması hakkındaki anlaşmalardır.

Değerli arkadaşlarım, bu anlaşmalar, Türkiye’de demokrasinin askıya alındığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapatıldığı olağanüstü bir dönemin hükûmeti tarafından 1982’de imzalanmıştır. Utanç verici bir kapitülasyon belgesi ve aymazlık örneği olan bu anlaşmaların, Türkiye’nin haysiyet ve çıkarlarına duyarlı hiçbir kimse tarafından emsal olarak gösterilmesi mümkün değildir.

Bütün bu nedenlerle, önerimiz, değerli arkadaşlarım, yeni yolsuzluklara davetiye çıkaran İslam Konferansı Örgütü Gençlik Forumu Anlaşması’nın geri çekilmesi ve yasalarımız ile duyarlılıklarımız ışığında yeniden kaleme alındıktan sonra Meclise sunulmasıdır. Yolsuzluklara davetiye çıkaran hâliyle bu anlaşmanın yüksek yargı tarafından da kabul edilmeyeceğini dikkate alınız lütfen. Boşu boşuna zaman kaybetmek yerine geri çekip gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine sununuz, aklın yolu budur.

Bu görüşlerle, onaylanması istenen kanun tasarısına olumsuz oy vereceğimizi belirtir, yüce Meclise saygılarımı sunarım. Teşekkür ediyorum.

-o-

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz

Sayın Elekdağ…

MUSTAFA ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biz, Türkiye’nin dünyadaki ağırlığını, prestijini, etkinliğini güçlendiren her inisiyatifin arkasındayız. Soğuk savaş sırasında Türkiye’nin önemi stratejik konumundan ve ordusunun NATO çerçevesinde önemli savunma görevleri almasından kaynaklanıyordu. Bugün ise Türkiye’nin önemi dünyada, kimliğinden kaynaklanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan; Türkiye 1,5 milyarlık ve 57 ülkeden oluşan bir İslam aleminde çoğulcu demokrasiyi İslami değerlerle bağdaştıran ve laik bir devlet sistemi ortamında bunu uygulayan yegâne devlettir. Bu bakımdan, Türkiye dünyada ulema olarak geçinen Max Weber gibi, Samuel Huntington gibi yazarların tezlerini tam anlamıyla çürütmüştür. Onlara göre, çoğunluğu İslam olan bir ülkede hiçbir şekilde modernleşme olmaz, hiçbir şekilde demokrasi olmaz, hiçbir şekilde ilerleme olmaz. Türkiye bütün bunları çürütmüştür.

Bu bakımdan, bunları yaymasının, ortaya koymasının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Devam edebilir miyim bir dakika daha.

BAŞKAN – Çok kısa bir şekilde, buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Bu bakımdan, İslam Konferansı Örgütü Merkezinin İstanbul’da kurulması olumlu bir adımdır, biz buna karşı değiliz. Yeter ki yasalarımıza uygun bir şekilde, sağlam bir hukuki zemin üzerine kurulsun, ileride de böyle sorunlar çıkmasın. Yani, bir İslam Konferansı Gençlik Merkezinin kurulmasına karşı değiliz, bunu destekliyoruz. Yeter ki bu, yasalarımıza uygun bir şekilde kurulsun, hukuki, sağlam bir zemin üzerinde kurulsun.

Uluslararası bir anlaşmada bazı kişi ve görevlilere dokunulmazlık verdiğiniz andan itibaren onların görev ve yetkilerinin tam anlamıyla açıkça belirtilmesi gerekir. Belirtilmezse ortaya istenmedik durumlar çıkabilir. Yani, bizim amacımız budur. Şimdi o bakımdan, ben, iktidar partisinin böyle körü körüne bu anlaşmayı desteklemesini “Biz bunu getirdik.” diye ısrar etmesini doğru bulmuyorum, isabetli bulmuyorum. Çünkü, bizim niyetlerimiz halistir, doğru yolu gösteriyoruz. Bir kere de uzlaşalım doğru üzerinde. Bunu rica ediyorum ben değerli arkadaşlarımdan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

-o-

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Elekdağ sözlerini anlamadığınız için sisteme girmiş.

Söz veriyorum Sayın Elekdağ, buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum efendim.

Benim söylediğim şudur: Biz Türkiye’nin dünyadaki ağırlığını, prestijini, etkinliğini güçlendirecek her inisiyatifin arkasındayız. Soğuk savaş sırasında Türkiye’nin önemi stratejik konumundan ve orada sorun, NATO çerçevesinde NATO’ya, Batı dünyasına önemli savunma alanında katkılar sağlamasından geliyordu. Bugün Türkiye’nin önemi kimliğinden ileri geliyor. Bu son derece önemli bir kimlik. Bu kimliği dış politikamızda mümkün olan etkinlikle kullanmamız lazım. Bu etkinlik için de bu İslam Konferansı Örgütü iyi bir ortam sağlıyor bize. “Nedir bu etkinlik?” derseniz onu iki satırda izah edeyim, bu da şudur: Türkiye’nin 1,5 milyarlık İslam âlemi içinde, elli sekiz İslam devleti içinde bir özelliği var, bu da İslami değerlerle çoğulcu demokratik bir sistemin işleyebilmesi ve bunu laik bir devlet uygulaması, devlet sistemi içinde yapabilmesi. Bu son derece önemli bir şey. Bunu Türkiye’den başka yapabilen bir devlet yok, bu son derece önemli.

Şimdi, burada şu husus var: Dünyada çok ulema diye geçinen önemli isimler var, Max Weber, Samuel Huntington gibi. Bunların iddiaları şu: Çoğunluğu İslam olan bir ülkede, Müslüman olan bir ülkede modernleşme olmaz, demokrasi olmaz, laiklik olmaz. Türkiye bunların hepsinin tersini ispat etmiştir, bu bakımdan önemi vardır ve Türkiye aynı zamanda bugünkü dünyada radikal İslam’ın antidotu yani panzehirine sahiptir. Bunlar bizim dış politikamızda son derece önemli elimizdeki kozlardır. Bu bakımdan biz bunun İslam Konferansı Örgütü çerçevesinde değerlendirilmesine önem veriyoruz.

Bizim istediğimiz bir husus var burada. Bu kurulacak olan gençlik örgütü Türk kanunlarına göre kurulsun, doğru dürüst kurulsun, doğru dürüst işlesin.

Şimdi, dünyada hiçbir uluslararası anlaşma yoktur ki bu uluslararası anlaşmada amaçlar ne kuruluşun amaçları ve aynı zamanda işlevleri belirtilmeden o kuruluşu yönetecek olan kişilere dokunulmazlık verilsin. Böyle bir şey yoktur dünyada. Bu anlaşmada bu var. Anlaşmayı geri çekmek lazım. Orada, efendim, yapılacak önemli iş, amaç, yetkileri açıkça belirtmektir.

Bunun dışında, başka, bazı ufak tefek bazı hususlar da var. Yani onun dışında aynı zamanda mali mevzuatı, Türk mali mevzuatı çerçevesine getirmek lazım, mali konulardaki imkânları. Söylediğimiz budur. Şunu istiyoruz: Yani bunu iktidar grubu getirdi diye, ileri sürdü diye …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

-o-

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bakınız, bu anlaşmayla uluslararası bir kuruluş kuruluyor İstanbul’da, uluslararası bir kuruluş. Yani bir büyükelçilik gibi, diplomatik kuruluş gibi her türlü ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanıyor bu. Bu ne demek? Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu diplomatik kuruluş için bazı haklarından feragat ediyor, bunlara bağışıklık tanıyor.

Şimdi, böyle bir kuruluşun muhakkak ki amaç ve yetkilerinin belirtilmesi lazım. Sayın Bakan, böyle bir kuruluşta amaç ve yetkiler belirtilmediği takdirde istismar edilir dokunulmazlık ve bağışıklıklar. Diyeceksiniz ki: “Bizim bu kuruluşa itimadımız var.” Bizim de var, bizim de var ama Türkiye Cumhuriyeti bazı haklarından feragat ettiği andan itibaren bunu muhakkak ki bir sınırlamaya alması lazım. Burada bir eksiklik var.

O bakımdan, yani burada bir sağırlar diyalogu yapıyoruz Sayın Bakan. Biz burada, bu kuruluşun işlemesini istiyoruz, sağlam hukuki temeller üzerine kurulmasını istiyoruz. Yani amacımız budur, herhangi bir şekilde bunu kösteklemek değildir. Yani bu açıdan neden bakmıyorsunuz bu konuya, bu açıdan neden değerlendirmiyorsunuz? Burada muhalefetten gelen bütün öneriler muhakkak ki ters yüz mü edilmelidir? Efendim, bunların arkasında birtakım politik amaçlar var ve bunlar halisane amaçlar var diye bunlara “hayır” mı demek lazım muhakkak ki? Burada söylediğimiz her söz doğrudur. Bakınız, bunun içinde, bakın, 1’inci, 2’nci, 3’üncü, 4’üncü, sona kadar bakın bütün maddelere amaçlar yoktur bir kere en azından. Yani hadi bırakalım, efendim, bu kuruluşun mali bakımdan yapacağı, bütün hareketler, bütün muameleler gene çıksın, bizim, efendim mali mevzuatımızı haleldar etsin, bunu da bıraktık bir tarafa. Fakat, yani, amaçları olmayan bir uluslararası anlaşmayı zatıaliniz gördünüz mü hiç hayatınızda? Böyle bir durumu nasıl yakıştırıyoruz biz buraya? Bunu alalım geriye, biraz üzerinde çalışalım, doğru dürüst yapalım, getirelim, geçirelim buradan Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

-o-

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Konuşabilir miyim efendim.

BAŞKAN – Neye göre acaba?

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Bakana bir hususu soracağım.

BAŞKAN – Soru-cevap bitti efendim, demin sorunuzu sordunuz. Sistem bitti, onun için…

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Bir açıklamada bulunacağım.

BAŞKAN – Yeterince açıklık oldu herhâlde.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Bir beyanda bulunacağım efendim müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

Bir dakika süre veriyorum.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Bakanım, bakınız, siz bir devlet adamısınız, ben sizin ifadelerinizde birazcık hikmet aradım, yani sağduyu aradım. Beni mazur görün ama bunun kırıntısını göremedim, af buyurun.

Şimdi bakınız efendim, deminden beri konuşuyorsunuz, size sormuş olduğumuz soru şudur: Bu anlaşmada, bu anlaşmanın amaçları, yetkileri var mıdır, yok mudur? Siz bize bir tüzük okudunuz fakat bu tüzüğe burada hiçbir şekilde atıfta bulunulmuyor Sayın Bakanımız, yok.

Şimdi, bakınız, Viyana Anlaşmalar Hukukuna göre bir anlaşma yorumlanırken ilk önce o anlaşmanın içindeki metindeki ifadelere bakılır, doğrudan doğruya o alınır yorumlanmandan evvel. Burada herhangi bir şekilde bir amaç yok. Amacı olmayan bir anlaşma olur mu Sayın Bakan, bunu size soruyorum lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

-o-

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Elekdağ.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, yasanın gerekçesinde Dışişleri Bakanlığı tarafından şu husus belirtiliyor, deniyor ki: “Bu gençlik örgütü, esas itibarıyla, farklı medeniyetlere mensup gençler ve kültürler arasındaki diyaloga katkıda bulunacaktır.” Bu gayet saygın, tabiatıyla, gayet güzel bir hedef. Fakat bu hedef anlaşmada belirtilmiyor. Sorun burada çıkıyor, yani burada bir eksiklik var.

Sayın Bakanımız tüzüğü okudu uzun uzun, fakat bu tüzüğe hiçbir şekilde bir atıf yok değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir uluslararası kuruluşu kuran bir anlaşmada, muhakkak ki bu kuruluşun hedefleri, işlevi, görevi belirtilir, bu olmadan olmaz değerli arkadaşlarım. Burada ben enimin çok hukukçu arkadaşımız var, uluslararası hukuku iyi bilen arkadaşlarımız var. Söyleyebilirler mi böyle bir anlaşma olsun ki içinde amaç, işlev ve görev belirtilmesin, yoktur değerli arkadaşlarım böyle bir şey.

Yani, burada biz görüşlerimizi ileri sürerken bunlar partizan görüşler değil veyahut da bu, efendim, kuruluşun kuruluşunu geciktirmek istemiyoruz, doğru dürüst kurulsun istiyoruz, amaç budur.

Şimdi, bakınız, amaç ve işlevler belirtilmediği takdirde ne oluyor? Amaç ve işlevler belirtilmediği takdirde şöyle durumlarla karşı karşıya kalıyorsunuz: İstanbul’da kurulan derneğin başkanı olan Sarıkaya, Madrid’de bu kültürler arasında konferans sırasında bir açıklama yapıyor ve bu Anadolu Ajansı tarafından belirtiliyor, bu devletin resmî ajansı. Orada diyor ki Sayın Sarıkaya: “Biz kimler göndereceğiz? Gençlik timleri göndereceğiz dışarıda böyle münazaalı, efendim, tartışmalı olan konular ortaya çıktığı zaman.” diyor. Yani dünyada çok çatışma var İslam devletleri içinde ve arasında. Mesela bir tanesi şimdi, bildiğiniz gibi, Afganistan ile Pakistan arasında var. Türkiye de bu konularda etkisini göstermek istiyor. Oraya gençlik timleri götürüp de, gönderip de ne yapacaksınız? Onlar arasında, oradaki gruplar arasında bir anlaşma, uzlaşma mı sağlayacaksınız? Yoksa herhangi bir şekilde oradaki çatışmaya taraf tutarak mı katılacaksınız? Belli değil bunlar. Yani bu işi her hâlükârda bu şekilde görevleri, yetkileri bir anlaşmada belirtmediğiniz takdirde çok büyük yanlışlar yaparsınız, çok büyük suiistimallere yol açarsınız, kontrolsüz güç yaratırsınız değerli arkadaşlarım.

Bakınız, biraz önce izah etmeye çalıştım sizlere. Bizim bu ülkenin dünyada çok ilginç bir konumu var. Tabiatıyla dünya değişti, değişen şartlar bizim bu konumumuzu son derece önemli bir duruma getirdi. Söylediğim gibi –yerimden söyledim, belki tam anlamıyla anlaşılamamıştır, tekrar ediyorum burada- soğuk savaş döneminde ve onu takip eden dönemde Türkiye’nin önemi stratejik konumundan ileri geliyordu. Silahlı kuvvetlerinin NATO içinde almış olduğu görevlerden ileri geliyordu. Şimdi bizim stratejik önemimiz var, elimizde bizim stratejik kozlarımız var ama bu neden ileri geliyor değerli arkadaşlarım biliyor musunuz? Bu, bizim kimliğimizden ileri geliyor çünkü biz çok değişik bir şeyi temsil ediyoruz dünyada. Biz bir yol haritası gösteriyoruz koskoca bir âleme. Biz ilham kaynağıyız, koskoca bir âlemin ilham kaynağıyız, biz pusulasıyız. Nedir bu? Dünyada büyük bir İslam âlemi var. 1,5 milyar diyorduk, şimdi 2 milyar olmuş bu en son okuduğum istatistiklere göre. Elli sekiz tane de aynı zamanda nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülke var. Bunlar arasında tek bir tanesi var ki o İslami değerlerle çoğulcu demokrasiyi bir arada yürütüyor ve bunları laik, demokratik bir sisteme oturtmuş. Böyle başka bir ülke yok dünyada. Onun için biz bir yol haritasıyız. Bunun önemini bilmemiz lazım, bunu takdir etmemiz lazım. İslam Konferansı da bu bahsetmiş olduğum hususları belirtmek için, bunun önemini ortaya koymak için, bizim için fevkalade bir platform. Biz bunları takdirle karşılıyoruz.

Şimdi, bu itibarla, biz Orta Doğu bölgesinde lider ülke olmak istiyoruz, eksen olmak istiyoruz, biz efendim merkez ülkeyiz diyen… Ondan sonra efendim, bir Türkiye diyecekse bunları, diyebilecekse, ilk önce efendim hukuka riayet etmelidir, uluslararası hukuka riayet etmelidir. Yapılan bu anlaşma maalesef kendi hukukumuza da ters düşüyor, uluslararası hukuka da ters düşüyor.

Şimdi, bu bakımdan… Şimdi, arkadaşlarımız biraz önce üç tekrar okudular, Bakanımız da ondan sonra bu konuda konuştu. Dediler ki: “Üç tane ayrı ayrı emsal var. Bunlarda bu hususlar söyleniyor, bu anlaşmadaki hususların hepsi tekrar belirtiliyor. O bakımdan bir yanlış yok.” diyorlar. Bakınız, biraz önce belirttim tekrar; Karadeniz Ekonomik İşbirliği Sekreteryasının kurulmasına ait olan anlaşmada, evet, o Sekreteryaya ve görevlilere bağışıklıklar tanınmaktadır. Diplomatik bağışıklıklar, ayrıcalıklar tanınmaktadır. O Sekreteryanın binasına, içindeki evraka vesaire filan bütün bu imkânlar tanınmaktadır fakat Karadeniz Ekonomik İşbirliği Sekreteryasının görevleri, amaçları, anlaşmada açıkça tasrih edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yani o bakımdan, bundan ilham alarak “Yok, orada var, binaenaleyh biz bunu buraya da koyarız.” demek yanlıştır.

Bir ikinci husus var, tekrar dikkatinizi çekiyorum. Denildi ki: “İslam Konferansı Örgütü İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi kuruldu Türkiye’de 1982’de alınmış olan bir kararla. O kuruluşun da kuruluş sözleşmesinde, anlaşmasında, onlara da aynı imkânlar sağlanıyor.” Tekrar denildi ki… İslam Konferansı İslam Tarihi Araştırma Merkezinin de aynı imkânlardan yararlandığı belirtildi.

Değerli arkadaşlarım, bu iki bahsetmiş olduğum anlaşma 1982 yılında

kararlaştırılmıştır. Şimdi, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalıydı ve o bakımdan bu maalesef kapitülasyon anlamında utanç verici bu anlaşmalar yapılmıştır o zaman. Bunları herhangi bir şekilde örnek almamalıyız. Yani değerli arkadaşlarım, tekrar edeyim burada, burada muhalefetten gelen her türlü kararı muhakkak reddetmek gibi maalesef bir usul var, bir yaklaşım var, bir refleks var daha doğrusu. Bu çok yanlış değerli arkadaşlarım. İki taraf daima bu konularda birbirleriyle iş birliği etmeleri lazım. Bu iş birliği de bazen sizden geliyor, bizlere öneriyorsunuz ama bunun örneğini vermiyorsunuz hiçbir zaman. Şimdi burada söylediğimiz her söze burada inanan birçok arkadaşımın olduğuna ben inanıyorum. İnanıyorum çünkü gördünüz, burada bir tartışma oldu ve efendim bu tartışmada ileri sürmüş olduğumuz görüşlerin hiçbir tanesi reddedilemedi. Doğru yani retorik olarak lafzen reddedildi fakat esas itibarıyla kanıtlar gösterilip reddedilemedi. Söylediğimiz her şey haklı. Buna rağmen “Hayır haksızsınız” deyip ille getirdiğiniz buradaki bir tasarıyı, bir anlaşmayı geçirmek isterseniz bu yanlış olur. Onun için bu konuda kararı ben sizin insafınıza, izanınıza, aklınıza bırakıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: