2010 yılı Mili Savunma Bakanlığı Bütçesinin plan ve bütçe komisyonunda görüşülmesi

10 11 2009

TBMM Plan Bütçe Komisyonu, 10 Kasım 2009

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Başkan ve Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71’inci yıldönümü nedeniyle Ulu Önderin aziz hatırası önünde eğilerek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, soğuk savaş dönemine ve onu izleyen yıllara ilişkin tehdit değerlendirmeleri Türkiye’nin kuzeyden, batıdan ve doğudan ve güneyden değişik yoğunlukta tehditlere maruz kaldığını gösterirdi. Bunlara ilaveten bir de iç tehdit mevcuttu. Günümüzde ise sözünü ettiğim dış tehditlerin bazıları tamamen ortadan kalkmıştır, bazıları ise potansiyel bir nitelik arz etmektedir. Buna mukabil, iç tehdit tehlikeli bir boyut kazanmış olan dış unsuru ile birlikte muaccel bir nitelik yansıtmaktadır.

Değerli milletvekilleri, evet, Türkiye’yi içeriden ve dışarıdan kıskaç altına alan PKK terörü ülkemizin ulusal ve toprak bütünlüğünü hedef alan yegâne muaccel tehdittir. Bugün, Türk Silahlı Kuvvetlerinin esas mücadele alanı PKK terörünün iç ve dış boyutlarıdır. Yani, bugünün koşullarında Türk Silahlı Kuvvetleri her zamankinden daha fazla gücünü ve enerjisini PKK terörüne odaklamak imkânına sahiptir. Ne var ki, bugüne kadar terör belasıyla zor dünya koşullarında canını dişine katarak mücadele eden Türkiye, tam da uluslararası konjonktürün ve bölgesel dengelerin çarpıcı şekilde kendi lehine döndüğü ve bölgesel siyasi dinamiklerin PKK’nın tasfiyesi doğrultusunda oluştuğu bir zamanda terörle mücadeleden vazgeçip müzakere eğilimine girmektedir.

Önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım” ve nihayet “Millî Birlik Açılımı” ismi verilen ve bir türlü içi doldurulamayan ve kalın bir müphemiyet perdesi arkasına gizlenen girişim esas itibarıyla terör odağıyla önce dolaylı sonra da direkt bir müzakere sürecini öngörüyor. Bu süreç, Türk kamuoyunun kuvvetli tepkisine yol açan Dağlıca saldırısından sonra, 5 Kasım 2007 tarihinde Washington’da Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan arasında varılan mutabakat çerçevesinde başlamıştı. Hükûmet, mutabakatın temel amacının PKK’nın tasfiyesi olduğunu açıklayarak Türk kamuoyunu yanılttı. Bu mutabakat çerçevesinde, Amerika Türkiye’ye PKK hedeflerini gösteren istihbarat bilgileri verecek ve Türk Hava Kuvvetleri de bu hedefleri vuracaktı. Bu gelişmeyi değerlendiren zamanın Genelkurmay Başkanı “Artık PKK yerleşim yerlerini BBG evi gibi göreceğiz.” diyerek memnuniyetini belli etti. Ancak PKK’nın tasfiyesi, sinsi emelleri nedeniyle ne Bush yönetiminin ne de Barzani’nin işine gelmiyordu. Bu nedenle, Amerika’nın Türkiye’ye verdiği istihbarat, PKK’ya mümkün mertebe az zayiat verdirilmesini öngörüyordu. Bu bakımdan, vurdurulan hedefler ağacın dalları ve yaprakları değerindeydi. Budanan bu dallar kısa süre sonra daha gür çıktı. Amerika, verdiği istihbaratla ağacın, yani terörün gövdesine hiçbir zaman vurdurtmadı ve Türk kamuoyu maalesef, iki sene bu şekilde oyalandı. Bugün karşımıza arkasını hâlâ Barzani’ye dayamış ve müzakere için kendi şartlarını Türk devletine dayatmak cüretini gösteren bir terör örgütü varsa nedeni bundandır.

Değerli milletvekilleri, Bush yönetimi verdiği bu kısıtlı istihbarat karşılığında Türk Hükûmetine şu şartları dayattı:

1- Türk Hükûmeti Barzani’yi Irak bölgesel Kürt yönetiminin başkanı olarak resmî sıfatıyla muhatap alacak. Erbil’de başkonsolosluk açacak ve Kürt bölgesiyle Türkiye arasında ekonomik işbirliğini azami ölçüde geliştirecekti.

2- Buna mukabil, Barzani PKK’yı yasa dışı ilan edecek, siyasi bürolarını kapatacak, kamplarını tecrit edecek, elebaşlarını teslim edecek, lojistik desteğini kesecekti. 2007 Kasımında varılan mutabakatta bunlar öngörülüyor.

3- Türk Hükûmeti Kürt, PKK sorununun çözümü için terör örgütüyle önce dolaylı sonra direkt müzakerelerde bulunacak, genel bir af çıkaracak ve eğitim de dâhil olmak üzere Kürtlere siyasi ve kültürel hakları sağlanacaktı.

2007 Kasım ayından bu yana Erdoğan Hükûmeti PKK’yla mücadelede yerel yönetim lideri Barzani’nin iş birliğini sağlamak için Amerika’nın da baskısıyla çok ciddi çaba gösterdi. Bu dönemde, Dışişleri Bakanımız Ali Babacan defalarca demeç vermek suretiyle Barzani’ye ikaz mesajları iletti ve atması gereken adımların gerektiğini vurguladı. En sonunda, Sayın Babacan 2008 başında Bağdat’a giderek Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’ye Barzani’ye iletilmek üzere şu dört noktayı içeren bir talep listesi verdi:

1 – Barzani PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmelidir.
2- Örgütün elebaşları Türkiye’ye teslim edilmelidir.
3 – Örgütün siyasi büroları kapatılmalı ve kampları tecrit edilmelidir.
4 – Örgüte lojistik destek kesilmelidir.

Ama, Barzani bu ikazları kesinlikle umursamadı. Ne PKK’nın terörist olduğunu ilan etti ne de örgütün Türkiye’ye yönelik saldırılarını engellemek amacıyla en ufak bir harekette bulundu. Aktütün-Bayraktepe saldırısı ile de bu gerçekler saklanmayacak birşekilde ortaya çıktı. Ama, buna rağmen maalesef, Türk Hükûmeti Barzani’nin önünde yalvar yakar olmakta devam etti ve en sonunda, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, PKK’yı hâlâ terör örgütü olarak ilan etmemiş olan ve PKK’yla mücadelede Türkiye’nin yanında kesinlikle yer almayan Barzani’nin ayağına Erbil’e gitti. Bu ziyaret büyük bir başarı olarak ilan edildi.

Değerli arkadaşlarım, ben bunu Türkiye için bir zül olarak görüyorum. Buraya bir parantez açarak, Barzani ile Amerika’nın PKK’yı neden tasfiye etmediklerinin sebeplerini sizlere arz edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, Pankürdist politik çizgiyi temsil eden Barzani kendi rızasıyla asla elinde bulunan PKK gibi bir silahın yok olmasına izin vermez. Barzani, PKK’yı mümkün olduğunca ezdirtmeden elinin altında tutmak ister.

Türkiye’nin PKK’ya genel af çıkarması hususunda son derece ısrarlı olmasının nedeni budur. Barzani, PKK’yı Türkiye’ye karşı şu dört amaçla kullanıyor:

Birincisi, Kerkük’ün Kürt bölgesine ilhakına Türkiye’nin karşı çıkacağını biliyor. Türkiye’nin itirazlarını önlemek için PKK’yı bir pazarlık unsuru olarak elde tutmak istiyor.

İkincisi, bağımsız Kürt devletinin ilanı gündeme geldiğinde, Barzani bu hedefini gerçekleştirmek için de PKK’yı Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanma hesabı içindedir.

Üçüncü olarak, Barzani, PKK’dan bir araç olarak yararlanmak suretiyle, Erbil’in Bağdat’tan bağımsız olarak muhatap alınmasında Türkiye’yi kullanıyor. Sanki Irak’tan ayrı bir devletmiş gibi hava atıyor, Dışişleri Bakanımızı ayağına getirtiyor ve daha önemlisi, Bağdat’tan bağımsızlığını Türkiye’nin arzu ve desteğiyle gerçekleştiriyor.

Dördüncüsü, Barzani PKK’ya sahip çıktığı ve Türkiye’yi PKK’yla müzakereye zorladığı imajını yaratarak Irak dışında da Kürtlerin hamisi propagandasını yapıyor.

Amerika’ya gelince, Washington iki amaçla PKK’yı tasfiye etmek istemiyor:

Birincisi, İran’a karşı Türkiye’yi yanında görmek isteyen Amerika, Türkiye’yi ikna etmek için PKK kozundan yararlanmayı öngörüyor. Bu çok önemli değerli arkadaşlarım.

İkincisi, Irak’ın parçalanması hâlinde kuzeyde kurulacak Kürt devletine üstleriyle yerleşmeyi öngören Amerika, Barzani’ye karşı müsamahakâr davranıyor ve PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmasına izin veriyor.

Değerli arkadaşlarım, bu gerçekler ışığında Erdoğan Hükûmetinin sınır güvenliğini sağlamak ve PKK sorununu çözmek amacıyla Barzani’nin peşinden âdeta yalvarırcasına koşması son derece sakıncalıdır. Ancak ilişkilerin sağlam bir zemin üzerine oturmasının temel bir şartı vardır. Nedir bu şart? Bu şart, her şeyden önce Türkiye’nin caydırıcı bir strateji ile Barzani’nin PKK terörüne destek verme iradesini kırması ve yüreğine “Türkiye’ye zarar verirsem bundan ben de zarar görürüm.” endişesini salması zorunluluğudur. Yapılması gereken bu iken, Barzani karşısında pes edilerek, onun şartlarıyla soruna çözüm aramanın kabul edilmesi Kuzey Irak bölgesiyle ilişkileri büyük sorunlara gebe bir temel üzerine oturtmaktan öteye, Türk Hükûmetinin maalesef, zafiyetinin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, durumun ciddiyetini belirtmek amacıyla Paul Colie ve Nicholas Sanbaris adlı iki Amerikalı akademisyenin geliştirdiği “Çatışma Tuzağı” …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – İlave süre veriyorum.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bu iki akademisyen 1945’ten bu yana dünyada 125 adet çatışma cereyan ettiğini tespit etmişlerdir, 125 çatışma. Bu çatışmalar bir tarafın kesenkes bir mağlubiyetiyle sona ermişse gerçekleştirilen uzlaşma uzun ömürlü olmuştur. Buna mukabil, bir tarafın kesenkes mağlup edilmediği çatışmalarda uzlaşmalar kısa süreli olmakta ve çatışma süreci sendromuyla karşılaşılmaktadır. Yani, kaybeden taraf biraz dinlenip toparlandıktan sonra tekrar savaşa başlamaktadır ve durum sürüp gitmektedir.

Bu durum, Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik yeni bir caydırıcı politika geliştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Barzani’nin PKK’ya destek verme iradesini kırmaya yönelik bu caydırıcı politikada öncelik askerî güce değil ekonomik önlemlere verilmelidir.
Değerli arkadaşlarım, hepiniz çok iyi biliyorsunuz, Kuzey Irak Kürt bölgesinin tek solunum yolu ve şah damarı Türkiye’nin elindedir. Ayrıca, Kuzey Irak ekonomisi üzerinde Türkiye’nin etkisi çok güçlüdür. Elimizde Kuzey Irak ekonomisini mefluç hâle getirecek çeşitli ve çok sayıda levyeler vardır. Barzani 2008 yılı başında Sayın Ali Babacan tarafından kendisine iletilen şartları kabul edinceye kadar, Türkiye ekonomik önlemleri peş peşe yürürlüğe koymalıdır. Ekonomik önlemlerden sonuç alınmadığı takdirde, Türkiye askerî baskı yöntemlerine başvurmalıdır. Bugünün siyasi ortamı Türkiye’nin büyük kuvvetlerle müdahalede bulunmasına imkân vermiyor. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri sivil zayiata yol açmadan ve Kuzey Irak’ın huzur ve istikrarını bozmadan PKK’yı etkisizleştirebilecek bir askerî politik konsept ve askerî yapılanma gerçekleştirmelidir. Amaç uçar birliklerle tereyağından kıl çeker gibi yapılacak hava, kara operasyonlarıyla Irak’taki PKK hedeflerinin sürekli vurularak PKK’nın dokunulmazlık ve güven duygusunu ortadan kaldırmak ve teslime zorlamak olacaktır.

İlk operasyon, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uyuşturucu kaçakçısı olarak ilan edilen 3 terörist başının baskınla inlerinden kaçırılıp Türkiye’ye, adalete, yargıya teslim edilmesi olmalıdır. Son zamanlarda sürekli eleştirdiğimiz İsrail 4.200 kilometre uzaklıktaki Entebbe’ye baskın yapabiliyorsa, efsanevi kahramanlığına güvendiğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin de yanı başındaki Kuzey Irak’a böyle bir harekât yapamaması kabul edilebilir mi? İzah ettiğim tarzda bir stratejinin uygulanmasında çok geç kalındığı doğrudur. Buna 2007’de birinci sınır ötesi harekât tezkeresinin Meclis tarafından kabulü anında başlanması gerekirdi. Söz konusu stratejinin geç de olsa uygulanmasından vazgeçilirse…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – … Kuzey Irak PKK için bir cephe gerisi sığınma alanı olmaya devam edecek ve Türkiye kanlı terör örgütünün tehdit ve eylemlerinden daha uzun bir süre kurtulamayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, sözlerime son verirken şu hususlara dikkatinizi çekmek istiyorum: Türkiye devasa ve giderek ağırlaşan bir sorunla karşı karşıyadır. Kürtçülük fitnesi Türkiye’nin ayağında bir prangadır. Bundan kurtulmadan Türkiye ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapamaz, buna hepimiz müdrikiz. Bu sorun ancak üniter devlet yapısı içinde etnik temele dayanmayan, geniş bir demokratikleşme ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik, sosyal kalkınma atılımlarını içeren ulusal entegrasyon projesinin yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bunun için de ilk şart Kuzey Irak’taki PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Ancak, bugün bu amaca yönelik olarak Washington’un yanına Barzani’yi ve Irak Hükûmetini de alarak Ankara’ya dayatmaya çalıştığı ve bir noktada PKK ile Türkiye’yi müzakere masasına oturtmayı öngören çözüm yolu Türkiye’yi selamete değil sadece felakete götürür. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elekdağ

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: