Karabağ’dan Vaz mı Geçtik?

9 10 2009

Orhan Birgit

Cumhuriyet Gazetesi 09 Ekim 2009

Türkiye ile Ermenistan arasında, iki ülkenin birbirlerinin hükümranlık haklarını tanımanın yanı sıra aradaki sınırın açılmasını sağlayacak protokoller yarın İsviçre’nin başkenti Bern’de imzalanacak.

Bu konu ile ilgili haberler, imza törenine ABD ve Rusya gibi ik büyük devletin temsilcilerinin yanı sıra elbette bir tür sağdıçlık görevini üstlenen İsviçre’nin de üst düzeyde gözlemci olarak katılacağı doğrultusunda yoğunlaşıyordu.

10 Ekim’de gerçekleşecek imza töreni öncesinde, tarafların birbirlerine ödün verip vermediği konusu da ebette tartışılıyordu.

Sarkisyan, içerdeki Taşnak Partisi yanlıları ve dışarıdaki diyasporadan gelen direnişleri en aza indirmeye çalışırken AKP iktidarı, imzalanacak protokollerde bizim için en duyarlı konu olan Nahçıvan-Karabağ’daki işgalin sona erdirilmesi için atılacak ilk olumlu adım olarak, 7 yerde garnizon oluşturan Ermeni askerlerinin bunlardan 5’ini terk edeceğini kulislere sızdırıyordu.

Erdoğan’dan WSJ aracılığı ile…

Halen topraklarının 20’de birini işgal altında tutan, Baku ile Karabağ arasında karadan gidiş gelişe engel olan Erivan’ın bu 7 de 5’lik jestinin, toprak olarak fazla önemli olmadığını Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na anlatan CHP, MHP, DSP ve DP temsilcilerinin tavırlarına aldırış etmeyen iktidarın, 10 Ekim için bir tür “kanun yolunda hile” yöntemine başvurmakta ısrarlı olduğu, dün Wall Street Journal gazetesinin Başbakan Erdoğan ile yaptığı mahut Al Capone’lu söyleşide su yüzüne çıktı.

Türkiye’nin, imzalamaya hazır olduğunun açıklandığı protokollerde Ermenilerin Karabag’dan çekilmesi için herhangi bir koşul koymaktan vazgeçtiği Erivan’a adeta müjdeleniyor, Başbakan’ın o söyleşisinde!

Türkiye-Ermenistan ulusal futbol maçı öncesinde “Azeri gardaşlar” üstünden verilen bu jesti WSJ muhabirine açıklarken Başbakan, anlaşmanın iki ülke parlamentolarına gelip görüşüldükten sonra yürürlüğe gireceğini de hatırlatarak topu TBMM’ye atmak istiyor.

Anayasamızın 93. maddesine göre, Erdoğan’ın söyledikleri ilk bakışta doğrudur.

Bern anlaşması ya da protokolleri, önce TBMM’nin Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecektir.

O görüşme sırasında hükümet adına Dışişleri Bakanı, Karabağ’daki işgal için neden garantör ülke Türkiye’nin protokollere bir şerh koymadığını nasıl açıklayacaktır?

“10 Ekim 2009’da Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesi öyleydi; ama şimdi…” diye başlayan sözlerin uluslararası ilişkiler için bir anlamı yoktur.

CHP İstanbul Milletvekili, deneyimli diplomat Büyükelçi Şükrü Elekdağ, 6 Ekim tarihli Milliyette Taha Akyol’un köşesinde yayımlanan bir yanıt mektupta, Türkiye’nin Moskova Anlaşması uyannca Nahçıvan ‘in hem statüsünün; hem de sınıriann değişmezliğinin koruma hakkına sahip olduğunu hatırlatma gereğini duymuş.

Sayın Elekdağ, Akyol’un, Nahçıvan’ın statüsünün korunması için Türkiye’ye tanınan garantörlük hakkının müdahale değil, siyaseten savunma hakkı olduğu yolundaki görüşünü de, yanlış ve mesnetsiz bularak bir de “uygulama”ya işaret ediyordu:

“Ermeni kuvvetlerinin Karabag’dan sonra Nahçıvan’a saldırmalan üzerine 18 Mayıs 1992’de Başbakan Demirel ‘in başkanlığında toplanan hükümet, garantörlük hakkı bazında Ermenistan’a uyanda bulunma karan almış ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Ermenistan Dışişleri Bakanı Raffi H ovan isyan’/ arayarak, Türkiye’nin Nahçıvan’ın işgaline izin vermeyeceğini ve böyle bir hareketin sonucunun Ermenistan için ağır olacağını belirtmiştir…”

O dönemdeki TBMM de direnmiş

Elekdağ, konunun TBMM’de de görüşüldüğünü ve krizin gösterilen bu direnç sayesinde aşıldığını anlatıyor.

Ne olmuştur da, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün işbaşında bulunan hükümeti, yıllar önce yine TC’nin o tarihteki hükümetinin imzaladığı Moskova Anlaşması’nda bulunan o hakları görmezden gelmek istemiştir?

Yine bugün Erdoğan’ın başkanlık ettiği hükümet adına Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yarın Bern’de imzalayacağı protokolde, Nahçıvan ve Karabağ ile ilgili koşullara gözler kapanırken, Demirel başkanlığında 18 Mayıs 1992’de Ermeni komşumuza yapılan uyarıya sırt çevrilmiştir?

O uyarı nedeni ile TBMM’de o tarihte yapılan görüşmeleri ve alınan kararları kim hangi hakla yok saymak için unutturmak istemektedir?

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin, ne dost ve kardeş Azerbaycan’ı, ne de elbette dostluk ilişkileri kurmamız gereken komşu Ermenistan’ı, diplomatik trapezler atarak oyalamak istemesi yakışıksızdır.

Hele birincisinin hesabını vermek, iktidar için hiç de kolay olmayacaktır

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: