Taha Akyol’a cevap..( 1 )

25 09 2009

Milliyet 25 Eylül 2009

Sayın Akyol,
22 Eylül tarihli yazınızda, Erivan’la paraf edilen protokoller konusundaki Cumhuriyet’te yayımlanan makalemdeki (21 Eylül) eleştiriler nedeniyle beni eleştirdiniz. Ancak, görüşleriniz şu nedenlerle isabetsiz ve hatalıdır:

1) Kars Antlaşması’nın adı protokolde açıkça belirtilmemiş olsa da ‘uluslarararası antlaşma’ tanımıyla geçerliliğinin kabul edildiğini savunuyorsunuz. Halbuki açıkça belirtilmesi gerekirdi. Ermenistan bağımsızlığını kazandığı andan itibaren bu antlaşmayı tanımadığını ilan etmiştir. Bunun nedeni, Ermenistan Parlamentosu’nun 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği Bağımsızlık Bildirgesi’nde Doğu Anadolu’nun ‘Batı Ermenistan’ olarak adlandırılması suretiyle, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün tanınmadığının vurgulanmasından ileri geliyor. Ayrıca, anılan Bildirge’ye Ermenistan Anayasası’nın dibacesinde atıfta bulunulduğunun ve Ağrı Dağı’nın Ermenistan’ın resmi devlet arması olduğunun Anayasası’nın 13. maddesinde belirtildiğinin de bu bağlamda anımsanmasında yarar var.
Burada sorulması gereken soru şudur: Erivan’ın Türkiye topraklarına yönelik hiç de ‘halisane’ olmayan niyetleri hala devletin kurucu belgeleriyle canlı tutulurken, iki ülke ilişkilerinin uzlaşı ve karşılıklı güven zeminine oturtulmasını öngören protokollerde Kars Anlaşması’nın geçerliğinin belirtilmesi gerekmez mi? Bence bu zorunludur. Bu yapılmadığı takdirde, sadece Erivan’ın iddialarının kabul edildiği yolunda tereddütler yaratılmaz, aynı zamanda, kriz potansiyeli taşıyan bir duruma yol açılır.

2) Türkiye’nin Nahcivan üzerinde garantörlük hakkının olmadığını ima ediyorsunuz. Oysa, Kars Antlaşması’na taraf olan devletler için de geçerli olan ve 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması’nın 3. maddesi, Türkiye ile Rusya’ya Nahcivan üzerinde ortak garantörlük hakkı vermektedir. Bu madde şöyledir:
“Bağıtlı Taraflar, Antlaşma’nın 1(C) Ekinde belirtilen sınır içindeki Nahcivan kesiminin, koruyuculuk hakkını üçüncü bir devlete hiçbir zaman bırakmamak koşulu ile, Azerbaycan koruyuculuğunda özerk bir bölge oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.”
Bu maddenin, Türkiye’ye, Nahcivan’ın Antlaşma ile belirlenen sınırlarının değişmezliği konusunda söz hakkı verdiği açıktır. Keza, bu maddenin, Türkiye’ye, Nahcivan’ın statüsünü belirlemek amacıyla yapılacak her türlü anlaşmaya taraf olarak katılma ve kabul etmediği bir statünün Nahcivan’a uygulanmasını engelleme hakkını verdiği de tartışma götürmez.
Moskova Antlaşması’ndaki bu hüküm, Kars Antlaşması’nın 1. maddesi gereğince Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan için de geçerlidir. Sonuç olarak, Kars Antlaşması’nın geçerliliğinin paraf edilen protokollerde belirtilmemiş olması, Türkiye’nin, Nahcivan üzerindeki garantörlük hakkından feragat etmesi sonucunu doğurmaktadır. Hükümet’in Ermenistan’a verdiği bu taviz, ulusal çıkarlarımız açısından son derece sakıncalı olduğu kadar, bölge istikrarı üzerinde de olumsuz etkiler yapacak bir nitelik taşımaktadır.

3) Tarih Komisyonu konusu: Siz, Tarih Komisyonu’nun görev talimatında “1915 olaylarına ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması” ifadesi yer almasa da Komusyon’a “sorunların tanımlanması ve tavsiyelerde bulunulması” talimatının verilmemiş olmasınının aynı sonucu doğrucağını savunuyorsunuz.
Oysa, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serkisyan’ın hemen hemen her demecinde “soykırım kanıtlanmış tarihi bir olgudur, komisyonda tartışmamız sözkonusu değildir” diyerek Ermenistan kamuoyuna teminat verdiği ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde de soykırımın dünyaya tanıtılmasının ulusal bir hedef olduğunun vurgulandığı malûmunuzdur. Bu şartlarda, Ankara’nın, kurulacak tarih komisyonunun görev talimatının net ve açık olmasında ısrarlı olması gerekirdi. Bunun yapılamamış olması affedilmez bir hatadır. Çünkü, sınır bir kere açıldıktan sonra, Erivan’ın, komisyonun görev tanımındaki muğlak ifadeleri istismar etmek için elinden geleni yapacağı beklenmelidir. Ağır ekonomik sıkıntıları nedeniyle sınırın açılması Ermenistan’a can üfleyecektir. Ankara’nın, elindeki bu fevkalade güçlü siyasi kaldıracı maharetle kullanarak tarih komisyonunun kendinden beklenen görevi yerine getirmesini güvence altına alacak şartları oluşturması gerekirdi.
Yanıtıma son vermeden önce iki noktaya daha değineceğim.
Birincisi, Türkiye-Ermenistan müzakerelerinin gerçekte ABD denetiminde yapıldığına ilişkin iddiadır. Makalenizde, bunun benim görüşüm olduğunu belirterek gerçekleri çarpıtmış olmuyor musunuz? Zira, bu iddianın ABD Kongresi’nde konuşan Atlantik Konseyi temsilcisi David Phillips’e ait olduğunu makalemde belirtmiştim.
İkincisi, konuyu “partizan” bir bakışla ele aldığım yolundaki suçlamanız haksız ve mesnetsizdir. Haksızdır, çünkü, siyasi hayatımda inanmadığım hiçbir görüşe körü körüne angaje olmadım, daima ülke çıkarlarına, gerçeklere ve vicdanımın sesine göre hareket etmeye özen gösterdim. Mesnetsizdir, çünkü, yukarda üç başlık altında savunduğum görüşlerin, sırf Hükümetin icraatını eleştirmek ve kötülemek amacıyla ileri sürülen boş ve tutarsız kaygılar olduğunu kimse iddia edemez… Özellikle, yakın tarihte yaşanan bir krizle bölge istikrarı için hayati bir önem taşıdığı kanıtlanmış olan Türkiye’nin Nahcivan üzerindeki garantörlük hakkının, Erivan’la pazarlık konusu yapılarak geçersiz hale getirilmesinin, ulusal çıkarlar açısından yaratacağı sakıncalar hakkında söylediklerimin bir vehim veya vesvese ürünü olmadığını takdir edeceğinizden eminim.

Saygılarımla.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: