Kürt Açılımı’nın ABD Kökenli Olduğu Kesindir

2 09 2009

Cumhuriyet Gazetesi 02 Eylül 2009

Kürt açılımı’nın ABD kökenli olduğu kesindir. Bu açılımın içinin nasıl doldurulacağına ilişkin unsurlar Washington’da oluşturulmuş ve Başbakan Erdoğan’ın 5 Kasım 2007’de Washington’da Başkan Bush’la yaptığı görüşme sırasında Türk tarafına “Siyasi Çözüm” başlığı altında dayatılmıştır.

Anımsanacağı üzere Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti Türk-ABD ilişkilerinin aşırı gergin olduğu bir döneme rastlamıştı. ABD’nin, hem işgali altındaki kuzey Irak bölgesinde üslenen PKK teröristlerine karşı bir önlem almaktan kaçınarak uluslararası sorumluluğunu yerine getirmemesi, hem de Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütüne karşı operasyon yapmasını engellemesi Türk kamuoyunda bir öfke seline yol açmıştı . Peş peşe şehit cenazelerinin kaldırıldığı bu gergin ortamda, TSK bir şey yapamamanın çaresizliğiyle kıvranıyor, AKP Hükümeti ise kamuoyunun ezici baskısı altında bunalıyordu. Bu şartlarda 21 Ekim 2007 gecesi Dağlıca baskınının vuku bulması Türk- ABD ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Türk halkının patlayan öfkesini teskin etmek için Bush yönetimi bir şeyler yapmak ihtiyacını duydu.

Bahse konu Bush-Erdoğan görüşmesinde, Başkan Bush PKK’yı ortak düşman ilan etti ve Türk Hava Kuvvetleri’ne (THK) “gerçek zamanlı” istihbarat sağlamak suretiyle Kuzey Irak’taki terör unsurlarıyla mücadelesinde Türkiye’ye destek verileceğini açıkladı. Ancak, bu destek son derece sınırlıydı. Hava operasyonları, ABD’nin ön izniyle ve sadece onun göstereceği hedeflere karşı düzenlenecek, kara harekatı yapılmayacaktı. Kuzey Irak’taki PKK unsurlarının tümüyle tasfiyesi hedeflenmiyordu.

PKK ile müzakerenin dayatılması

Bu izne karşılık Başbakan Erdoğan’a dayatılan Siyasi Çözüm’ün birinci ayağı, AKP Hükümeti’nin, Kürt/PKK sorununun siyasi yöntemlerle çözülmesi için gerekli önlemleri (genel af dahil) almasını ve PKK ile müzakereye oturmasını öngörüyordu. Bu bağlamda, ABD, PKK’yı müzakereye zorlayacak zemin ve şartları oluşturacaktı. Bunların başında, PKK’nın direncinin kırılarak müzakereye yatkın bir hale getirilmesi için THK’ne örgüt hedeflerini vurma imkânının sağlanması geliyordu. ABD ayrıca, Barzani’yi, PKK’yı bir terör örgütü olarak ilan etmeye, örgütün lojistik ikmal yollarını kesmeye, hareket serbestisini kısıtlamaya, siyasi büroları ile kamplarını kapatmaya ve teröre karşı mücadelede Türkiye ile işbirliğinde bulunmaya ikna edecekti. Projenin ikinci ayağı ise, Türkiye’nin, Bölgesel Kürt Yönetimini (BKY) kabullenmesini, Barzani’yi resmi muhatap olarak almasını, BKY’ne bir tehdit oluşturacak şekilde Iran ve Suriye ile bir ittifaka girmemesini ve BKY ile yakın bir iletişim ve ekonomik işbirliği içinde olmasını öngörüyordu.

ABD’li komutanlar Başbakan’ı yalanladı

ABD resmi makamlarınca yapılan resmi açıklamalarla ortaya çıkan bu hususlar 2008 yılı başlarında kısmen Türk medyasına da yansıyarak hararetli tartışmalara yol açtı. Nitekim, “hava operasyonları karşılığında ABD’ye ne verildi ?” sorusuna muhatap olan Başbakan Erdoğan’ın verdiği yanıt şöyleydi: “Bu değerlendirmeler hiç şık değil, çok çirkin çok alçakça. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı böyle bir işbirliğine gidecek kadar şerefsiz değildir. ABD’ye karşı Türkiye’nin bir borcu yok ki…”

Ancak, ABD’li komutanlar Başbakan Erdoğan’ı yalanladılar. TSK tarafından 21-29 Şubat 2008’de yapılan Güneş Harekâtı üzerine Korgeneral Odierno (halen Irak’taki ABD kuvvetlerine komutanlık yapıyor) 4 Mart’ta Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, TSK’ne kara harekâtının yasaklamış olmasına rağmen, Güneş harekâtı’na şu nedenle izin verildiğini açıkladı: “Kuzey Irak’ta PKK’nın yarattığı sorunun çözümünün askeri olmadığına inanıyorum. Ama, PKK’yı Türkiye ile müzakereye oturtmak için baskı altında tutmak zorundayız. Harekâta bunun için izin verdik.”
Ertesi gün de, Merkezi Kuvvetler Komutanı Oramiral William Fallon, ABD Temsilciler Meclis Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde şu açıklamayı yaptı: “PKK sorununa çözümün bir uzlaşmadan ve PKK’nın bazı taleplerinin karşılanmasından geçtiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye ve PKK’ya yardım ediyor ve iki tarafı da soruna siyasi bir çözüm bulmaya hararetle teşvik ediyoruz.”

Bu açıklamalar, Başbakan Erdoğan’ın, Bush’la yaptığı 5 Kasım 2007 görüşmesinde “Kürt/ PKK” sorununun çözümü için AKP Hükümeti’nin PKK ile müzakereye oturmayı kabul ettiğini ortaya koyan kesin bir kanıt oluşturuyor. Bu durumda, Kürt Açılımı’na “Bu Amerikan projesidir diyenler, bunu ispatlayamazlarsa alçaktırlar, namussuzdurlar” diyen Başbakan’ın aldattığı Türk kamuoyundan özür dilemesi gerekmiyor mu?

Bağımsız Kürt devleti

Bush yönetiminin Barzani ile sıkı bir dayanışma içine girmesinin nedeni, Irak’ın parçalanması durumunda kurulacak bağımsız Kürt devletine yerleşerek burayı bir askeri üsse dönüştürme ve Ortadoğu stratejisinin önemli bir dayanak noktası yapma hesabından kaynaklanıyordu. Irak’taki mezhepsel ve etnik fay hatlarının uçurumlaştığını ve ABD kuvvetlerinin geri çekilmesiyle parçalanmanın kaçınılmaz olacağının farkında olan Obama yönetimi de aynı planı benimsemiştir.
Ancak, ABD bu sinsi amacını gereçleştirirken, AKP Hükümeti’ni Kürt/PKK konusunda bir ölçüde rahatlatarak Türkiye’nin tepkilerini kontrol altında tutmak istemektedir.

İşte bu nedenle Siyasi Çözüm sürecine ivme kazandırmak isteyen ABD halen bu konuda Barzani’nin ayak sürümesiyle karşılaşıyor. Barzani, ABD’ye, “Türkiye PKK unsurlarını dağdan indirmek için gerekli önlemleri almadan, ben hiçbir şey yapmam” diyor. Oysa, Ankara, şimdiye kadar, önce Barzani’nin PKK ile mücadelede bazı önlemler almasının Türk kamuoyundan ve muhalefetten gelebilecek dirence karşı elini güçlendireceğini ve genel af ve anadilde eğitim alanlarında adımlar atmasını kolaylaştıracağını umut etmişti. Nitekim, 2008’de Bağdat’a giden zamanın Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’ye Barzani’ye iletilmek üzere şunları içeren bir talep listesi vermişti: (1) PKK’nın terör örgütü olarak ilan edilmesi. (2) PKK üslerinin ve kamplarının kapatılması. (3) PKK’nın hareket ve eylem kabiliyetinin önlenmesi, lojistik desteğinin kesilmesi. (4) PKK’nın lider kadrosunun yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesi. Ancak, AKP Hükümeti’nin yalvar yakar olarak peşinden koşmasına rağmen Barzani, aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu talepleri yerine getirmedi. Bu durumda, Barzani’ye söz geçiremeyen ABD, sürecin işletilmesi için Türkiye’ye baskı yapıyor. Bu bakımdan, hernekadar Orgeneral İlker Başbuğ’un Zafer Bayramı mesajı Kürt Açılımı’na kırmızı çizgiler çekmişse de, bu çizgilerin zorlanmayacağını garanti etmez.

Sonuç olarak, PKK ve “etnik bazda Kürt bölücülüğü” sorunları, Türkiye’nin ulusal ve toprak bütünlüğüne yönelen ağır bir tehdittir ve bunlardan kurtulmadan Türkiye’nin ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapması mümkün değildir… Ancak, AKP hükümeti, bu konuda bir ulusal stratejiyi mümkün olan en geniş siyasi tabanın desteğiyle oluşturma cesaretini ve yeteneğini gösteremediğinden, sorunun ABD kontrolündeki bir süreçte çözümlenmesini kabul etmiştir. Vebali çok ağır olan bu hatalı yoldan derhal dönülmelidir. Bize göre, sorunun halli, ancak, PKK örgütünün koşulsuz silah bırakması ve üniter devlet yapısı içinde, etnik temele dayanmayan geniş bir demokratikleşme ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik-sosyal kalkınma atılımlarını içeren bir ulusal entegrasyon projesinin yaşama geçirilmesi ile mümkündür.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: