Türkiye’nin Üst Kimliği Türk’tür, Türk Milletidir

25 08 2009

Cumhuriyet, 25 Ağustos 2009

Sayın Başbakan, Türkiye’nin kimliği Türk’tür ve Türk milletidir. Bizim size naçizane tavsiyemiz, Türkiye’nin üst kimliği olarak “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını” telaffuz etmekten vazgeçmenizdir. Çünkü bu ifadeyi her kullanışınızda, Türkiye’nin milli kimliği olarak Türklüğü reddettiğiniz gibi bir anlam çıkmaktadır.

Bu memleket tarihte Türk ‘tü; bugün Türk ‘tür ve Türk kalacaktır. Atatürk, 1923

Türkiye’nin halen tartıştığı sözde “Kürt açılımı”nın temelindeki bölücü terör sorunu, etnik aidiyet duygusunun kışkırtılmasından kaynaklanıyor. Bu kışkırtmanın amacı, ülkemizdeki farklı etnik grupları, ortak üst kimlik olan Türklük ve Türk milleti kavramları etrafında kaynaştıran jeo-kültürel sistemin ve dayanışma değerlerinin çürütülerek, alt kimliklerin baskın hale getirilmesi suretiyle Türkiye’nin milli birlik ve bütünlüğünün çökertilmesini sağlamaktır. Söz konusu tartışma sırasında, sıkça geçen Türk milleti, Türklük, üst kimlik ve alt kimlik kavramlarının, çoğu zaman, bazen bilgisizlikten bazen de kasten hatalı olarak kullanıldığını gördüğümüzden, bu yazıda anılan kavramların gerçek anlamlarını belirtmeye çalışacağız.

Türk milleti

Atatürk Türk milletini şöyle tarif etmiştir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Atatürk’ün bu tarifi, Türk milleti kimliğini, etnik kimliklerin ötesinde, tüm Türk vatandaşlarını kucaklayan ve bütünleştiren temsili nitelikte bir üst kimlik olarak tanımlamaktadır. Bu tanımın içerdiği çağdaş milliyetçilik anlayışı, Atatürk’ün bu konudaki diğer açıklamalarının da ortaya koyduğu üzere, ayrımcı ve ırkçı olmayıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Türk milletini oluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliğini, birlikte yaşama arzusunu, Türkiye’nin üniter yapısına ve toprak bütünlüğüne sahip çıkma bilincini içeren çağdaş bir olgudur. Aşağıda daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağımız üzere, anayasamızda da Türk milleti ve Türklük kavramları etnik bazda değil, kucaklayıcı, temsili anlamda yer almıştır.
Oysa, DTP-PKK ile onların sinsi uzantıları, Türk milleti ve Türklük kavramlarının etnik kimlik niteliğinde oldukları gerekçesiyle anayasada tek başlarına yer almalarının, diğer etnik kimlikler açısından dışlayıcı, ayrımcı ve antidemokratik olduğunu iddia ediyor ve bu nedenle de söz konusu kavramların anayasadan çıkarılmasını istiyorlar.
DTP-PKK çizgisinde olanlar, Türk milleti ve Türklük kavramlarının üst kimlik olduğunu da reddediyor ve “Eğer Türk milleti ve Türklük bir üst kimlik veya milli kimlikse, Kürt milleri ve Kürtlük de aynı şekilde bir üst kimlik veya milli kimliktir. Kürt milleti ve Kürtlük bir üst kimlik olarak kabul edilmeyecekse, Türk milleti ve Türklük de bir üst kimlik olarak kabul edilemez” demektedirler. DTP-PKK’nin, anayasadan etnisite ile ilgili ifadelerin çıkmasını istemelerinin bir nedeni de budur. DTP-PKK ile onların aydın geçinen uzantıları, bu iddia ve taleplerinin haklılık ve meşruiyetini, eşitlik ve demokrasi kıstaslarına dayandırıyorlar. Oysa, etnolojik ve siyasi açılardan değişik anlamlara sahip olan üst ve alt kimlik kavramlarını incelediğimizde bu iddia ve taleplerin geçersizliği ortaya çıkıyor.
Etnolojik açıdan üst kimlik kavramı, ana kimlik anlamına gelir ve aynı etnik kökene sahip olan gruplar için şemsiye işlevini yapar. Bu bakımdan, örneğin Türklük; Azeriler, Türkmenler, Özbekler, Yakutlar, Kazaklar ve Gagavuzlar için üst kimlik oluşturur. Hemen belirtelim ki, üst kimlik kavramının, farklı etnik kökene ve dile sahip olsalar da, aynı coğrafyada yaşayan, benzer kültürlere sahip ve tarihi olayların aralarında manevi bağlar kurduğu grupları tanımlamak için de kullanıldığına rastlanır.
Nitekim, Çerkezlik, Kuzey Kafkasya’daki Adigelerin, Abhazların, Çeçenlerin, Osetlerin, Ubıhlann ve Dağıstanlıların temsili üst kimliği kabul edilir.

Anayasanın 66. maddesi

Üst kimlik kavramının siyasi anlamda kullanılışına gelince, burada söz konusu olan üst kimlik, farklı etnik gruplara mensup kişilerin vatandaşlık bilinciyle benimsedikleri bütünleştirici ve kucaklayıcı milli kimliktir. Nitekim, anayasamızın dibacesindeki “Türk milleti” ve 66.
maddesindeki “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ifadesindeki “Türk” sıfatlan, etnik bir vasıflandırmayı öngönnez ve temsili üst milli kimliği tanımlar. 66. madde aynı zamanda vatandaşlık tanımını yapan hukuki bir formül içerir ve bu ifadeden, Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğu veya Türkiye’de Türk’ten başka bir etnik grup olmadığı anlamı çıkmaz. Bu itibarla, anayasadaki Türklük/Türk milleti kavramlarının etnik açıdan bölücü, dışlayıcı ve antidemokratik bir niteliği yoktur. Bu sıfatlar, Türk vatandaşlarının üst kimliği olup, bunun, vatandaşlarımızın her birinin kendi etnik kimliklerini de (örneğin Kürt kimliğini) benimsemelerini ve onu özgürce yaşamalarını engelleyen bir yönü yoktur. Bugün Avrupa’da ve dünyada birçok ülkede, milli kimliğin, devletin kumcusu olan egemen unsunın kimliği olduğu unutulmamalıdır.
Örneğin, Fransa’da yaşayan halkın milli kimliği olan Fransızlık, Fransız devletinin kurucusu olan ve kuruluş sürecinde yüzde 40 çoğunlukla hâkim unsur konumundaki Frankların kimliğidir… Bizim milli kimliğimiz de, Türk devletini kuran Türk unsurundan kaynaklanıyor. Bu noktada vurgulanması gereken husus, Türk milletinin yüzde 90’ının kendini Türk olarak tanımlamasıdır. Devletin “Türk devleti” olarak tanımlanmasının nedeni de budur.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı

Başbakan Erdoğan, Didim Yat Limanı ‘nın açılışında yaptığı konuşmada Türkiye’nin milli kimliğini, bundan önce çok kereler yaptığı gibi, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” olarak tanımladı. Kullandığı ifadeler aynen şöyle: “Biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız, etnik milliyetçilik yapmayacağız, dinsel milliyetçilik yapmayacağız ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında bütünleşeceğiz. (Milliyet, 20. 08. 2009).” Sayın Başbakan’ın Türkiye’nin üst kimliğine, Türk milleti diyememek gibi kötü bir alışkanlığı var. Üst kimliğimizi ısrarla “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” olarak tanımlıyor. Oysa bu tanımlamanın, “Türk” ve “Türk milleti” kelimelerinin etnik ayrımcılık ifade ettiği gerekçesiyle, Türkiye’yi bölmek isteyenlerin benimsedikleri bir kavram olduğunu Sayın Başbakan’ın bilmesi gerekir.
Anayasal vatandaşlık kavramı çerçevesinde bu terminolojiyi kullananların amacı, Türk milli şuurunu zayıflatmak, ülkeyi etnik köken bazında ayrıştırmak, milli kimlik ve kültürden yoksun bir insan kitlesi, bir mozaik haline getirmektir. Başbakan Erdoğan’ın da bir ara Türkiye’nin etnik açıdan 32 parçalı bir mozaik olduğunu ileri sürdüğü anımsanacaktır.
Oysa bu, bazı Batılı mihrakların maksatlı olarak Türkiye’ye dayatmaya çalıştıkları bir kavramdır. Gerçekte, bilimsel açıdan bir ülkenin etnik mozaik olarak tanımlanabilmesi için, o ülkedeki etnik çeşitliliğin genel nüfusun yüzde 35’ini oluşturması zorunludur. Halbuki bu oran Türkiye’de yüzde 10’u geçmez.
Sayın Başbakan, Türkiye’nin kimliği Türk’tür ve Türk milletidir. Bizim size naçizane tavsiyemiz, Türkiye’nin üst kimliği olarak “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını” telaffuz etmekten vazgeçmenizdir. Çünkü bu ifadeyi her kullanışınızda, Türkiye’nin milli kimliği olarak Türklüğü reddettiğiniz gibi bir anlam çıkmaktadır.
Bu konuda son söz Atatürk’ündür: “Memleket mütesait [gelişen, yükselen] bir birliğe muhtaçtır. Alelade politikacılıkla milleti parçalamak hıyanettir.”

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: