Ülkemizde yolsuzluğun, rüşvetin ve irtikâbın kökünün kazınması

25 06 2009

23. Dönem 3. Yasama yılı 110. Birleşim 25/Haziran/2009 Perşembe

Türkiye’nin AB’ne üye olabilmesi için yerine getirmesi gereken yükümlülükler arasında, ülkemizde yolsuzluğun, rüşvetin ve irtikâbın kökünün kazınması önde gelen bir koşuldur. Onay için sizlere sunulmuş bulunan“Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” da görünürde bu amacı sağlamaya yöneliktir.

Nitekim, “Genel gerekçe” bölümünde, bu kanunun şu amaçlarla hazırlandığı belirtiliyor.

1) AB, yolsuzlukla mücadele alanında Türkiye’ye yapılmış tavsiyelerin ivedilikle yerine getirilmesini beklemektedir. Bu tavsiyeler; AB Komisyonu yıllık ilerleme raporlarında, Avrupa Konseyi bünyesindeki Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) raporlarında ve OECD bünyesinde çalışan Mali Eylem Görev Gücü (FATF) ile Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Çalışma Grubu rapor ve kararlarında yer almıştır.

2) Türkiye’nin AB ile müzakere sürecinde yolsuzlukla mücadele konusu özellikle üç fasılda ele alınmaktadır. Bunlar, “Özgürlük, Güvenlik ve Adalet”; “Sermayenin Serbest Dolaşımı” ve “Mali Kontrol” fasıllarıdır.

3) “Sermayenin Serbest Dolaşımı” faslında, “Türkiye’nin karapara aklanmasının önlenmesine ilişkin mevzuatının AB müktesebatıyla uyumlaştırılması” hususu, bu fasıl üzerinde müzakerelerin başlaması için açılış kriteri olarak öngörülmüştür.

Bu nedenle, yolsuzlukla mücadele alanında gerekli düzenlemelerin yapılması için, Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ve Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin değiştirilmesi öngörülmektedir. Gerekçenin, AB’nin Türkiye’den beklediklerini bu şekilde açık bir şekilde ortaya koymasına rağmen, önünüzdeki kanun tasarısının öngördüğü değişiklikler, yolsuzlukla mücadele alanında ciddi ve etkin hiçbir önlemi içermiyor. Oysa, AB’nin 2007 ve 2008 İlerleme Raporları, Türkiye’yi kasıp kavuran yolsuzluk afetiyle mücadele için Türkiye’ye şu dört önlemi almasını tavsiye ediyor:

• Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması.

• Hakimlerin bağımsızlığını koruyacak mevzuat değişikliği yapılması.

• Bağımsız denetim ve değerlendirme kurumunun kurulması.

• Yolsuzlukla mücadelede uzman polis ve savcılardan oluşacak bir birimin teşkil edilmesi.

Önümüzdeki yasa tasarısı, bu önlemleri kapsamıyor. Bu bakımdan, yolsuzlukla mücadeleye ciddi bir katkısı olacağını beklemek hayalden ileri gitmez..

Dünya Bankası Raporlarına göre yolsuzluğun etkileri Biraz önce belirtmiş olduğum dört önlem gerçekleştirilemediği için, Türkiye bugün dünyanın en kirli ülkeleri arasında yer almaktadır. Ülkemizde toplanan vergilerin önemli bir kısmı haramzadelerin, vurguncuların cebine gidiyor. Rüşvet, israf, kayırma ve kamu kaynaklarının yağması devleti kanser gibi kemiriyor. Bu durum, Dünya Bankası raporlarına da aksetmiş bulunuyor. Anılan raporlarda, siyasetçi, bürokrat ve hortumcu işadamından oluşan bir şer üçgeninin, Türkiye’yi talan ettiği ve soyduğu belirtilerek, yolsuzluğun ve vurgunun, ülkemizin ekonomik kalkınmasını engelleyen en zararlı unsurlardan biri olduğu belirtiliyor. Bu bağlamda Dünya Bankası, yolsuzluğun özellikle şu zararları üzerinde duruyor.

• Bir ülkede yolsuzluk, o ülkenin yatırım tercihlerini saptırır ve kaynakların etkin kullanımını engeller.

• Bu şekilde yanlış tercihler nedeniyle başlanan ekonomik sürdürülebilirlikten yoksun yatırım projelerinin uygulanması, ülkenin her alandaki standartlarının düşmesine yol açar. • Yolsuzluk, hem mal ve hizmetlerin fiyatlarında maliyet artışına yol açarak kamusal mal ve hizmetlerin maliyetlerini artırır, hem de sözkonusu mal ve hizmetlerin kalitesinin % 30‘dan % 50’ye kadar varan oranlarda azalması sonucunu doğurur.

• Yolsuzluktan elde edilen paralar yatırım olarak ülkede kalmaz, ya yabancı bankalara transfer edilir, ya da kişisel tüketim tercihleri olarak kullanılır.

• Yolsuzluk, ülkenin dışa bağımlılığını ve yoksulluğunu artırır.

• Yolsuzluk, halkın kurumsal otoriteye karşı saygısını yitirmesine yol açar. Ahlak çöküntüsü yaratır. Hükümetin meşruiyetine gölge düşürür. Bunlara ilaveten, yolsuzluğun yıkıcı bir etkisi de, bir ülkeye üretime gerçek katkısı olabilecek dış yatırımların gelmesine engel olmasıdır. Türkiye’nin yolsuzluk sicili: Utanç verici Yolsuzluk konusunda Türkiye’nin uluslararası sicili utanç vericidir.. Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün 2008 yılı Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde Türkiye’nin adının 58. sırada olması bunun kanıtıdır. Price Waterhouse Coopers firması, tarafından geliştirilen endekse göre, Türkiye, yolsuzluğun ülke ekonomisine verdiği zarar bakımından 35 ülke arasında Çin, Endonezya ve Rusya’dan sonra 4. geliyor. Price Waterhouse Coopers tarafından yapılan araştırmalar, Türkiye gibi yolsuzluğun yaygın olduğu ülkelerde, yolsuzluk, devletin gelir kaybına ve kaynak israfına yol açmak suretiyle, ülke ekonomisi üzerinde ağır bir mali bir yük oluşturuyor. Bu yük, gizli bir vergi gibi ülke ekonomisini boğuyor. Türkiye için hesaplanan bu yükün oranını açıklarsam dudaklarınız uçuklayacak. Yolsuzluğun Türk ekonomisine ödettiği gizli vergi % 36. Yani Türkiye, yolsuzluklar ve suiistimaller nedeniyle milli gelirinin üçte birini zayi ediyor. Yolsuzluğun artmasında önemli etken: Siyasetin desteği ve hoşgörüsü Yolsuzluk Türkiye’nin kaderi değildir ve Türk halkı yolsuzlukla yaşamaya da layık değildir. Yolsuzluğu ortadan kaldırmanın koşulları bellidir. Bunun için güçlü bir siyasi irade, yasal düzenleme ve etkili bir yargı zorunludur. Atılacak ilk ve en önemli adım, AB’nin önde gelen önerisi olan milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılmasıdır. Türkiye, esasen, Avrupa Konseyi’nin Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’ni onaylayarak yolsuzluk suçları nedeniyle milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını kabul etmişti. Avrupa Konseyi, bu Sözleşme’yi şu iki gerekçeyle hazırlamıştır:

• Birincisi, bir ülkede yolsuzluğun, siyasetin desteğinden ve hoşgörüsünden yararlanmadan toplumsal bir sorun haline dönüşemeyeceği olgusudur.

• İkincisi, temiz bir toplum gerçekleştirilmesinin önşartı siyasetin temizlenmesidir. Bu açıdan Avrupa Konseyi için, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve özellikle yolsuzluk suçlarında, milletvekillerinin dokunulmazlıktan koruyucu bir zırh olarak yararlanmalarının önlenmesi kritik bir önem taşımaktadır. Avrupa Konseyi’nin bu saptamaları, Türkiye için evleviyetle geçerlidir. Zira, bugüne kadar ortaya çıkarılan yolsuzluk ve vurgun olaylarının altından hep dokunulmazlık zırhındaki milletvekillerinin ve siyasilerin çıktığını görülmüştür. Son zamanlarda yine Türkiye’yi sarsan ve art arda ortaya çıkarılan yolsuzluk, sahtekârlık ve rüşvet olaylarının, ülkemizin en büyük sorununun kaynağında parlamenterler ile siyasi şahsiyetlerin bulunduğunu göstermiş bulunuyor. Milletvekili dokunulmazlığı ve bakanların yargılanması Türk kamuoyu televizyon ekranlarından bu sahtekarlık ve dolandırıcılık olaylarına ilişkin programları heyecanla izledi. Ne var ki, milletvekillerinin yararlandığı sınırsız dokunulmazlık nedeniyle, suçlular adalete sevk edilemedi. Sonuçta parlamenterlik, adaletten korunmanın bir aracı haline dönüşmüş oldu… Bu nedenle, temiz siyaset için, kürsü dokunulmazlığı baki kalmak üzere, dokunulmazlığın kaldırılması zorunludur. Ancak, iş bununla bitmiyor. Bakanların yargılanmasını parlamentonun iznine bağlayan düzenlemenin de muhakkak değiştirilmesi lazım. Bunun için de Anayasamızın 100. maddesinin ele alınıp yeniden düzenlenmesi zorunludur. Siyasetçinin siyasetçi tarafından yargılanmasını öngören bu madde, yolsuzluğa bulaşmış bakanların ve başbakanların hayasızca yargıdan kaçmalarına ve TBMM çatısı altında kirli pazarlıklar yapılmasına yol açmıştır. Nitekim, Türkiye’deki başbakan aklama skandalları dünya siyaset literatürüne geçmiştir. Bu bakımdan, yapılması gereken bir iş de Anayasa’nın 100. maddesinin değiştirilerek, siyasetçinin işlediği suçlardan dolayı yargılanması konusunu, siyasetçi arkadaşlarının takdirine değil, yüksek yargıçların kararına bırakmaktır. AB’nin 2007 ve 2008 İlerleme Raporları Konuşmamın başında temas ettiğim Avrupa Birliği’nin 2007 ve 2008 yıllarına ait İlerleme Raporları’nda , Türkiye’deki yolsuzluk hakkında oldukça kapsamlı değerlendirmeler yapılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Bu görüş ve öneriler şöyle özetlenebilir:

• Türkiye’de yolsuzluk kamu sektöründe, merkezi ve yerel yönetimlerde yaygındır. Hükümetin yolsuzlukla mücadelede kaydettiği ilerleme sınırlıdır.

• Hükümetin kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele stratejisi olmadığı gibi, yolsuzluğu önlemek için etkin uygulayıcı kurumlar kurulmasını içeren bir planı da yoktur. Bu alanda politika oluşturmak, etkinlikler düzenlemek ve bunların uygulanmasını değerlendirmek için bir merkezi organ kurulmalıdır. Ayrıca, yolsuzluk konusunda, istatistik ve veri toplamakla görevli bir kamu kuruluşuna ihtiyaç vardır. • Yolsuzlukla mücadelede başarı için milletvekilliği dokunulmazlığı sınırlandırılmalıdır.

• Seçim kampanyalarının finansmanına ilişkin yasal düzenleme bugüne kadar yapılmamıştır. Bu alanda gerekli önlemler alınmalıdır.

• Milletvekillerini, akademisyenleri, ordu ve yargı mensupları ile diğer kamu görevlilerini kapsayan etik ilkeler mevcut değildir. 2004 yılında kurulan Kamu Görevlileri Etik Kurulu hala Başbakanlığa bağlı olup, ayrı bütçesi yada kendi personeli bulunmamaktadır. Bu durum, Kurul’un, etik ilkelere saygının izlenmesi ve şikayetlerin soruşturulması görevlerini yapmasını engellemektedir. Bu eksiklikler giderilmelidir. • AB 2008 İlerleme Raporu’nda, Deniz Feneri adlı sözde hayır kurumuna karşı açılan dolandırıcılık davasına ilişkin olarak Frankfurt Main Bölge Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar da ele alınmaktadır. Almanya ve diğer AB ülkelerindeki medya, soygunun esas ayağının ve suçluların Türkiye’de olduğunu, ancak Türk Hükümeti’nin siyasi nedenlerle bu hususta adli takibat yapmayı savsakladığını ve suçu örtbas etmek istediğini vurgulayarak bu konuyu gündemde tutmaktadır.

• AB 2008 ilerleme raporunda vurgulanan bir husus da, Türkiye’nin, GRECO örgütünün Türkiye’deki yolsuzluğa ilişkin ilk ve ikinci ortak değerlendirme raporlarında yer alan tavsiyelerinin en önemlilerini yerine getirmediğidir.

GRECO’nun önemi Nedir bu GRECO? GRECO, Türkçe ismiyle “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu”, 1998de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı kararıyla kurulan bir yolsuzlukları izleme ve denetleme kuruluşudur. Türkiye gibi, “Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi”’ni kabul etmiş olan devletler, Sözleşme’nin 24. maddesi gereğince GRECO’nun denetim sistemini otomatik olarak kabul etmiş sayılırlar. GRECO’nun görevi, üye ülkelere teftiş ziyaretleri yaparak yolsuzlukları saptamaktır. Tıpkı İşkenceyi Önleme Komitesi’nin cezaevlerini ve karakolları denetlemesi ve devlet yetkililerinden bilgi istemesi gibi, GRECO da yolsuzluk konularında teftişte bulunma ve bilgi isteme yetkisine sahiptir. GRECO bu teftişler sonucunda hazırladığı raporları Avrupa Konseyi merkezinden yayınlamaktadır. Böylece ülkelerin gerçek anlamda yolsuzluk bilançosu ortaya çıkarılıyor ve dünyaya ilan ediliyor. Ancak, ilgili ülke izin vermezse rapor kamuoyuna açıklanamıyor. GRECO’nun yaptığı teftişler sonucunda Türkiye’deki yolsuzluklar konusunda hazırladığı iki rapordan ilkinin açıklanmasına Hükümet’in izin vermemesinin yarattığı skandalı hatırlayacaksınız. Sonradan, rapora sansür konulmasının nedeninin, 2005-2006 yıllarındaki yolsuzlukları açıklaması olduğu anlaşıldı… Şimdi benim burada, “yolsuzluklara damardan girdik” , “hortumları kestik” türünden iddialarla işbaşına gelenlerin karıştıkları yolsuzlukları, ihaleye fesat karıştırmaları, rüşvet ve görevi kötüye kullanma olayları üzerinde durmak gibi bir niyetim yok… Yolsuzluk literatürüne hediye edilen “Ali Dibo” kavramını ele almayacağım. Bunun nedeni de, dikkatleri esas odaklanmamız gereken konudan dağıtmak istemememden ileri geliyor… GRECO’’’nun önerileri Çünkü, 2008 GRECO raporu, Türkiye’nin yolsuzluğa karşı vermesi gereken savaşın yol haritasını çizmiştir. Bu rapordaki önemli saptama ve önerileri dikkatinize sunuyorum:

1. Türk Hükümeti, önemli bir sorun olarak ortaya çıkan yolsuzlukla mücadele konusunda yeni ulusal stratejiler önerecek ve bu stratejileri uygulayacak bir kurum oluşturmalıdır. Bünyesinde kamu yönetiminin ve sivil toplumun temsil edileceği bu kurum, Hükümet’ten bağımsız hareket edebilme imkânına sahip olabilmelidir.

2. Yolsuzlukla mücadelede kolluk kuvvetlerine tavsiyelerde bulunacak ve yolsuzluk suçlarında soruşturma ve adli tahkikat yapacak, ilgili tüm veri tabanlarına erişim imkânına sahip olacak ve kolluk kuvvetleri arasında gerekli bilgi paylaşımını sağlayacak, merkezi bir ihtisas birimi kurulmalı veya mevcut kurumlardan biri bu amaçla görevlendirilmelidir.

3. Yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Hakimlerin denetim ve atama ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı’na bağımsızlıkları sağlanmalıdır.

4. Milletvekili dokunulmazlığı sınırlandırılmalıdır.

5. Etik Kurul kurulmuştur. Ancak, Hükümete sıkı şekilde bağımlı olması nedeniyle görevlerini yapamaz durumdadır. Etik Kurul’un yeterli düzeyde bağımsızlığı sağlanmalıdır.

6. Yolsuzluk olaylarının soruşturmasında etkili olacak Teftiş Kurulları yeniden yapılandırılmalıdır.

7. Kamuoyundan gelen kötü yönetime ilişkin şikayetlerle ilgilenmek üzere geniş yetkilere sahip ve yürütmeden bağımsız, bir Ombudsmanlık kurumu ivedilikle kurulmalıdır. Görüleceği üzere, AB ve GRECO hazırlamış oldukları raporlarla,Türkiye’yi kanser gibi yiyip tüketen yolsuzluk hastalığıyla mücadele için, denenmiş ve etkin bir reçete yazmışlardır. Siyasetin yolsuzluk pisliğinden kurtarılması için bu reçetenin harfiyen uygulanması zorunludur. Ancak şu hususun da altı çizilmelidir. Raporda, Türkiye’nin alması beklenen iki öncelikli önlem saptanmıştır. Bunlar da, milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması ile yargı bağımsızlığının sağlanmasıdır. Avrupa Konseyi Sözleşmeleri ve dokunulmazlık Bu bağlamda, AB’nin üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için ülkemizce onaylanmasını şart olarak ileri sürmüş olduğu iki Avrupa Konseyi sözleşmesi’ne de değinmemiz gerekiyor. Bunlardan birincisi TBMM tarafından 17 Nisan 2003’te onaylanan Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, ikincisi de 14 Ocak 2004’te onaylanan Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’dir. Her iki sözleşme de, yolsuzluğa karşı mücadele için atılacak en önemli adım olarak milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılmasını öngörüyor. Türkiye bu sözleşmeleri beş ila altı yıl önce kabul etmiş, ancak bugüne kadar bu husustaki yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Eğer bölgesel lider konumunda, güçlü, saygın ve müreffeh Türkiye’yi ortaya çıkarmak istiyorsak, halkımızın siyasetçisine güven duymasını mutlaka sağlamamız zorunludur. Oysa, Türkiye’de yapılan bütün anketler, maalesef siyasetçilere güven duyulmadığını gösteriyor. Siyasetçi halkın güvenini kazanmalı Siyaset kurumuna bu negatif bakışın nedeni, halkımızın, siyasetin bir kamu hizmeti olmaktan çıktığına, çıkar kapısı haline dönüştüğüne, servet kazanımına ve devleti soymanın aracı haline geldiğine inanmasından kaynaklanıyor. Dokunulmazlığı da, bu kirli emellere ulaşmak için kullanılan bir zırh olarak görüyor.

Bu nedenledir ki Neyzen Tevfik’in hepimizi isyana sevk eden şu dörtlüsü dillere pelesenk olmuştur:

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;
Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus! dediler…
Künyeni almak için, partiye ettim telefon,
“Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!” dediler

Halkımızın milletvekili olarak bizlere ve siyasete güven duymasını istiyorsak, ona yitirdiği toplumsal adalet inancını kazandırmamız lazım. Unutmayalım, Batılı toplumlarda demokrasinin gücünü sağlayan ve adalet duygusunu yüksek tutan unsur, kimsenin dokunulmazlığı olmadığına ve kimsenin adaletten kaçamayacağına olan inançtır.

Bu bakımdan Hükümet, yolsuzlukla mücadelede samimi ise, AB’nin ve GRECO’nun Türkiye için öngördüğü reçeteyi muhakkak uygulamalıdır. Bu yolda atılacak ilk adım, milletvekili dokunulmazlığının – kürsü dokunulmazlığı muhafaza edilmek kaydıyla – kaldırılması olmalıdır.

Bunun kadar önemli ikinci adım da, gerçek anlamda bir yargı bağımsızlığının gerçekleştirilmesidir. Bunun için, ilk aşamada Adalet Bakanı ile müsteşarın Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan çıkarılması yeterlidir. Ancak, bunun kapsamlı bir adalet reformu ile tamamlanmasına Türkiye’nin ihtiyacı vardır.

Bu görüşlerle CHP Gurubu olarak, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın onaylanmasını desteklediğimizi belirtir, Yüce Meclis’e saygılarımı sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: