Obama’nın Açıklaması: Yargısız İnfaz

7 05 2009

Cumhuriyet Gazetesi 07 Mayıs 2009

Obama açıklamasıyla uluslararası hukukla birlikte ABD Anayasası’nı ve hukukun temel prensiplerini de çiğnemiştir. Seçim meydanında yalan yanlış bilgilere dayanılarak verilen sözler nedeniyle, Obama’nın, kendi anayasasına ve uluslararası hukuka bu denli ters düşmeyi kabul edebilmesi, Türkiye’deki kredibilitesine ciddi bir gölge düşürmüştür.

Başkan Obama’nın ülkemizi ziyareti sırasında TBMM’de yaptığı konuşma etkileyiciydi. Hem bu konuşması, hem de çeşitli temasları sırasındaki söylemi, Obama’nın Türkiye’ye iyi niyetle ve önyargılardan arınmış bir zihniyetle bakabilen bir lider olduğu izlenimini bıraktı. Ne yazık ki bu izlenimi lobilerin baskısına karşı koyamayarak kısa sürede sildi ve Türkiye’yi ciddi bir düş kırıklığına uğrattı. Nitekim Obama, 24 Nisan açıklamasında “soykırım” (genocide) kelimesini kullanmış olmasa da, “soykırımın” Ermenice lisanında tam karşılığı olan ve “büyük felaket” anlamına gelen “metz yeghern” kelimelerini kullandı ve bunu iki kere tekrarladı. Ayrıca, “her yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde katledilen ya da ölüme yürüyen 1.5 milyon Ermeniyi anıyoruz” ifadeleriyle Türkleri suçladıktan sonra, “O dönem hakkında düşüncelerim değişmedi. O dönemin gerçeklerinin dürüst ve tam olarak kabul edilmesini istiyorum” diyerek seçim kampanyası sırasında beş kez kullandığı “soykırım” sözcüğünü çağrıştırdı.

Yargısız infaz

Bu ifadeler, Ermeni tarafının “soykırım” iddialarını güçlendiren bir peşin hüküm oluşturuyor ve Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen müzakereler çerçevesinde kurulması öngörülen Ortak Tarih Komisyonu’nun etkin ve işlevini yapabilecek bir yapıda olmasını engelleyecek bir nitelik taşıyor. 1915 olaylarına ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacını güdecek olan Ortak Tarih Komisyonu’nun kurulması, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinde kilit unsurdur. Ve Türk tarafının, sınır kapılarını Ermenistan’a açmasının başta gelen bir nedeni bu komisyonun kurulmasıdır.

Çünkü, Türkiye ve Ermenistan arasında gerçek barış ve uzlaşı, Türk ve Ermeni uluslarının yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerinin nesnel bilimsel araştırma ile gün ışığına çıkarılmasından ve iki tarafın tarihleriyle yüzleşmelerinin yaratacağı travmadan doğacaktır. Bu bakımdan, Türkiye’ye Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirmesi önerisinde bulunan Başkan Obama’nın, Ortak Tarih Komisyonu’nun yapacağı göreve ve çalışmaları sonucunda ortaya çıkaracağı bulgulara saygı gösteren bir şekilde konuşması gerekirdi. Oysa, Obama tam bir yargısız infazla Ortak Tarih Komisyonu’nun bulgularını sıfıra indirgemeye çalışmıştır.

BM Soykırım Sözleşmesi

Sayın Obama, Harvard Hukuk Fakültesi mezunudur ve aynı zamanda Amerika’nın hukuk alanında en çok alıntı yapılan dergilerinden biri olan “Harvard Hukuk Dergisi”nin (Harvard Law Review) başkanlığını yapmış bir kişidir… Saygıdeğer bir hukukçudur. Ama, ne yazık ki evrensel hukuk prensiplerini pervasızca çiğnemiştir.

Çünkü uluslararası bir suç olan “soykırım” bir uluslararası hukuk enstrümanıyla kodifiye edilmiştir. Bu enstrüman, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından oybirliğiyle kabul edilen “Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”dir. Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi suçu tanımlamış ve suçun mevcut olması için kanıtlanması gerekli olan objektif ve sübjektif unsurları belirlemiştir. Bir zanlının ve devletin soykırım suçu ile suçlanabilmesi için, yetkili mahkeme tarafından suçun objektif ve sübjektif unsurlarının kanıtlanması ve bilhassa suçun özel kasıtla işlendiğinin saptanması gerekir.

Sözleşme, soykırım iddialarını kapsayan davalara bakmakla yetkili mahkemeleri de belirlemiştir. Sözleşmenin 6. maddesinde, yetkili mahkemelerin, ya olayın vuku bulduğu ülkenin yetkili mahkemesi, yahut da tarafların üzerinde anlaşacakları yetkili uluslararası ceza mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, sözleşmenin 9. maddesinde, devletlerin soykırım konusunda aralarında çıkabilecek ihtilafları Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilecekleri öngörülmüştür.

Bu bakımdan, bir zanlıya yöneltilen soykırım suçunun, eğer yetkili hukuk mercileri tarafından, objektif ve sübjektif unsurlarının mevcudiyetleri kanıtlanmamış ve suçun özel kasıtla işlendiği saptanmamış ve bu veriler ışığında suçun işlendiği hükme bağlanmamışsa, böyle bir isnat hiçbir hukuki değeri olmayan bir iftiradan ibaret kalır. Sayın Obama’nın bunları bilmemesi kabil mi?

Bugüne kadar, yetkili bir uluslararası ceza mahkemesi kararı olmadan hiçbir zanlı soykırımla veya onun kadar ağır bir suç olan insanlığa karşı suçla suçlanmamıştır. Nitekim, Nüremberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi, insanlığa karşı suçlarla suçlanan Alman Nazilerinin ileri gelenlerini uzun bir mahkeme sürecinden sonra suçlu bulmuş ve bunlardan 22 tanesini ölüme mahkûm etmiştir. Keza, Ruanda ve Yugoslavya çatışmaları sırasındaki soykırım zanlıları, Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırım suçuyla mahkûm edilmişlerdir. Her iki mahkeme de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla kurulmuş bulunan geçici nitelikte mahkemelerdir.

Masumiyet karinesi

Başkan Obama’nın, kökleri 1215 tarihli Magna Carta’ya giden ve hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesini bilmemesi mümkün mü? Masumiyet karinesi (presumption of innocence), 1948’de Mirleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından oybirliğiyle kabul edilen, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 11. maddesinde şöyle ifade edilmiştir: “1. Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır. 2. Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm edilemez.”

Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2. maddesinde şu ifadeler yer alır: “Bir suçla itham edilen herkes, suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır.”

ABD Anayasası’nın “5. Değişikliği” (Fifth Amendment) ve “14. Değişikliği” de (Fourtenth Amendment) “bir kişinin adil bir mahkeme sürecinden geçmeden suçlanamayacağını ve cezandırılamayacağını” öngörür.

Bu bakımdan, Başkan Obama, 24 Nisan açıklamasıyla, hem ABD Anayasası’nı, hem uluslararası hukuku, hem de hukukun temel prensiplerini çiğnemiştir.

Seçim meydanında yalan yanlış bilgilere dayanılarak verilen sözler nedeniyle, Obama’nın, kendi anayasasına ve uluslararası hukuka bu denli ters düşmeyi kabul edebilmesi, Türkiye’deki kredibilitesine ciddi bir gölge düşürmüştür. TBMM’de yaptığı konuşmada, Başkan Obama, Türkiye ile örnek bir ittifak ilişkisi geliştirmek istediğini belirtmişti. Ancak, Obama’nın bu ifadeleri ile tutumu arasındaki uçurum, Türk kamuoyunun bundan böyle ABD Başkanı’nın açıklamalarına kuşkuyla bakmalarına yol açmayacak mıdır?

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: