Türkiye – Ermenistan Arasında Başlayan Diyalog Sürecinin Değerlendirilmesi

29 01 2009

TBMM Basın Toplantısı – 29, 01. 2009

Sn. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan Cumhubaşkanı Serj Serkisyan’ın daveti üzerine Türkiye-Ermenistan futbol takımları arasındaki milli maçı izlemek için Erivan’a gitmesinden sonra, Erivan ile Ankara arasında başlayan müzakere süreci büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor.

Ancak, bu konuda Türk ve Ermenistan Dışişleri Bakanları tarafından son günlerde yapılan açıklamaların birbirleriyle uyumlu olmak şöyle dursun, tam bir çelişki yansıttığı da dikkatlerden kaçmıyor.

Nitekim, Sn. Dışişleri Bakanı Babacan, iki gün önce bu konuda yaptığı açıklamayla, müzakerenin olumlu sonuçlar vereceği hususunda gayet umutlu olduğu yolunda bir hava yaratırken; Ermeni meslekdaşı Edvard Nalbantyan ise, 20 Ocak’ta Erivan’da verdiği bir demeçte, Türk tarafına dayatmak istedikleri şartların kabul edilmemesinden doğduğu anlaşılan bir tepki havası içinde görüşlerini açıkladı. Bu noktaya tekrar geleceğim.

Başbakan Erdoğan da bu konuda dün akşam Davos’ta bir açıklama yaptı, Kanımca, bu, Babacan’ınkinden daha realist bir değerlendirme oldu. Nitekim, Erdoğan, durumu, “Biz umutluyuz ama , Ermeni tarafı galiba o kadar umutlu değil” şeklinde özetledi.

Hemen belirtelim ki, Cumhurbaşkanı Gül’ün inisiyatifine AB Parlamentosu ve Komisyonu tarafından hazırlanan belgelerde yer verildi ve övüldü. Bazı AB Parlamentosu milletvekilleri de, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu girişimini “cesur”, ve “yapıcı” olarak değerlendirdiler.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns de, Gül’ün Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın davetini kabul etmesinin memnuniyet verici olduğunu belirttikten sonra, bu ziyaretin Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine ve ticaret ve ulaşım yollarının açılmasına yardımcı olabileceğini vurguladı.

ABD Bakan Yardımcısı Burns, bu şekilde, Erivan’ın sözcülüğünü üstlenerek, Ermenistan’ın Türkiye ile görüşmelerden beklediği en önemli hedefi dile getirmiş oldu. Esasen, uzun süredir, ABD ve AB, Ermenistan sınırını açması için Türkiye’ye hem ikili düzeyde , hem de uluslararası platformlarda ısrarlı ve bunaltıcı bir baskı uyguluyorlar.

Türkiye’nin sınır kapılarını açması Ermenistan’a önemli kazançlar sağlayacaktır.. Çünkü Ermenistan, ekonomik sıkıntı ve yoğun işsizlik nedeniyle sürekli göç veren ve nüfusu 1990’da 4 – 4,5 milyonken halen 2 milyona düşmüş olan, kişi başına geliri bin dolar civarında bulunan, gayet fakir bir ülkedir. Göç edenlerden 70 bini de Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışıyor.

Bu nedenle, Ermenistan Türkiye’yi bir nefes borusu, denizlere ve Batı’ya açılan bir kapı olarak görmektedir.

Bilindiği üzere, Türkiye’nin, 1993’te Ermenistan’la olan sınırını kapatmasının nedeni, bu ülkenin Karabağ’da Azerbaycan’a saldırarak Azeri topraklarının % 20’sini işgal etmesi ve bir milyon Azeri Türkünün sefalet içinde kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşmelerine yol açmasıydı.

BM Güvenlik Konseyi muhtelif tarihlerde almış olduğu beş kararla, Ermenistan’ı uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlamış ve işgal ettiği Azerbaycan topraklardan çıkmasını istemiştir. Ermenistan da, İsrail gibi, arkasına ABD’yi aldığı için, BM’in ikazlarına kulak asmamış, saldırgan politikasını ve işgali sürdürmüştür.

Bunun yanında, Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerinde de sırf kendi tutumundan kaynaklanan çok ciddi sorunlar mevcuttur.

Birincisi, Erivan, halihazır Türkiye-Ermenistan sınırını çizen Kars Anlaşması’nı tanıdığını açıkça ilan etmiyor. Muğlak ifadelerle, Türkiye ile sınır sorunu olmadığı izlenimini yaratacak ifadelere başvuruyor.

İkincisi, Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ nde ve Anayasa’sında Doğu Anadolu üzerinde hak iddia eden ifadeler yer almakta ve Ermeni soykırımı iddiasının uluslararası camiaya bir kabul ettirilmesi ulusal hedef olarak ilan edilmektedir.

Erivan, Türkiye’ye yönelik hasmane niyetlerini ortaya koyan bu ifadeleri değiştirmeye kesinlikle yanaşmamaktadır.

Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir husus da, Gül’ün Erivan’ı ziyaretinden hemen sonra, Serkisyan yaptığı bir açıklamada , “Elbette Türk malı alacağız. Türkiye ile ticaret yapacağız. Ama asla milli davamız olan soykırım tezinden vazgeçmeyeceğiz” demiş olmasıdır.

Bunun da ötesinde geçen hafta Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan Erivan’da düzenlediği basın toplantısında, 1915 olayları hakkındaki iddiaların uluslararası alanda tanınmasına yönelik çabalarını hiçbir biçimde durdurmayacaklarını vurgulayarak, tarihsel gerçek olduğunu ileri sürdüğü soykırım iddiasının doğruluğuna kuşku düşürecek girişimlerden kaçınacağını söyledi.

Nalbantyan ko0nuşmasında şu hususun da altını çizdi: “ Türkiye’nin önkoşulsuz olarak Ermenistan ile sınırlarını açması ve diplomatik ilişkileri kurmasından sonra Erivan, hükümetlerarası komisyon oluşturulmasını kabul edebilir.”

Bu söylediklerimden çıkan sonuç ibret vericidir.

Ermenistan, ile onun avukatlığına soyunan ABD ve AB; hem Türk toprakları üzerinde hak iddia eden ve Türkiye ile mevcut sınırlarını tanımamakta ısrar eden, hem de soykırım iddialarını uluslararası alanda var gücüyle sürdüreceğini ilan eden Ermenistan’a, Türkiye’nin sınır kapılarını açmasını önermektedirler.

Halen, İsviçre’de yapılan gizli görüşmelerde de, Ermenistan tarafının, Türkiye’yi tatmin edebilecek nitelikte ve somut hiçbir tavizde bulunmadan, sınırın açılması talebinde bulundukları anlaşılıyor.

Türkiye’ye yapılan önerinin, sınır açılıp, yakınlaşma ve yumuşama havası doğunca, genel müzakere için bir hükümetlerarası komisyon kurulacağı, bunun birçok alt komitesinin olacağı, bu komitelerden birinin de Türk tarafının Ortak Tarih Komisyonu önerisini değerlendireceğidir.

Türkiye, bu şartlarda sınır kapılarını açarsa, ülkemiz açısından son derece zararlı şu üç sonuç ortaya çıkar.

1) Ermenistan’ı Türkiye ile müzakereye iten yegane motif, sınırı açtırmaktır. Türkiye bu kozu bir kere elinden çıkarırsa, Erivan kesinlikle Ankara ile Türkiye’nin Ortak Tarih Komisyonu önerisini ciddi ve sonuç alıcı biçimde görüşmez.

2) Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bir daha onarılmayacak şekilde ağır bir darbe yer. Karabağ sorununun çözülmesi doğrultusunda somut adımlar atılmadan sınır kapılarının açılmasını, Azerbaycan, Türkiye’nin kendisini terk ettiği şeklinde algılayacak ve bu hissiyatıyla orantılı tepki gösterecektir. Türkiye’nin Cumhuriyet döneminde yaptığı ciddi dış politika hataları olmuştur, ancak Türkiye’nin sınır kapılarına ilişkin olarak bu yolda bir karar alması, bu hataların en ağırı olacaktır. Azerbaycan’ın Kafkasya’nın en büyük, stratejik konumu son derece önemli ve sahip olduğu enerji kaynakları açısından en zengin ülkesidir. Türkiye, Azerbaycan’ı kaybetmeyi göze alamaz. Bu bağlamda dikkate alınacak bir husus da, Türkiye’nin sınırını açması durumunda, Azerbaycan, Ermenistan’a karşı müzakere gücünden çok şey kaybedeceğidir.

3) Böyle bir durum, Ermenistan’daki ve diyasporadaki sertlik yanlıları için büyük bir başarı olacaktır. Çünkü, bunlar, yürüttükleri lobi faaliyetleri sonucu dış güçlerin Türkiye üzerinde baskı kurmalarını sağlayarak sonuca eriştikleri düşüncesiyle, bu gelişmeyi Türkiye’nin zafiyetine yorumlayacak ve başka tavizler elde etmek için baskı yöntemini sürdüreceklerdir.

Sonuç olarak, belirtmiş olduğum şartlar çerçevesinde sınır kapıların açılması, Türkiye karşıtı Ermeni faaliyetlerini azaltmayacak, bilakis artıracaktır.

Görüleceği üzere, Ermenistan son derece katı ve uzlaşmaz tutumunu değiştirmedikçe, futbol diplomasisiyle başlayan müzakere sürecinin, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunlara çözüm üreteceğini beklemek hatalı olur.

Ancak, bu gerçekleri dikkate almak ve işaret ettiğimiz tuzaklara düşmemek şartıyla, Türkiye’nin başlamış olan diyalog sürecini kopartmamasında yarar vardır.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: