Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyasına ilişkin gündem dışı konuşma

13 01 2009

23. Dönem 3. Yasama yılı 43. Birleşim 13/Ocak /2009 Salı

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapacağım konuşmanın amacı “özür diliyorum kampanyası” ile güdülen gerçek hedefi ortaya koymaktır. Kampanyanın öncüleri, Türkiye’yi soykırımla suçlamak gibi bir hedef ve niyetleri olmadığını, imzaya açılan bildiri metninde de böyle bir ifadenin yer almadığını belirtiyorlar ve amaçlarının Ermenilerin 1915’te Anadolu’da uğradıkları “büyük felaket” nedeniyle yıllardır duyarsız kalınan acılarını bireysel bazda, bireysel temelde paylaşmak olduğunu söylüyorlar.

Değerli arkadaşlarım, oysa bildirinin içerdiği deyimler ve bunların yüklü bulunduğu tanım ve kavramlar, özür dileme kampanyasının siyasi amaçlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu deyimlerin en önemlisi, değerli arkadaşlarım, “büyük felaket” deyimidir. Bu deyim Ermenice’de, 1915 olayları için “soykırım” anlamında kullanılan “medz yeghern”in Türkçe çevirisidir. Yani, “medz yeghern” ile “soykırım” kavramı eş anlamlıdır. Nitekim, Papa Jean Paul II’nin Erivan’da 2001’de soykırım anıtını ziyaret ettiği zaman duasında “medz yeghern” kurbanlarından söz etmesi, Ermeni yöneticilerle kamuoyunu tatmin etmiştir.

Bu bakımdan, özür dileme kampanyası, aslında soykırımı kabul ettirme kampanyasıdır. Bu nedenledir ki, Amerika’daki Ermeni lobi kuruluşları kampanyayı sevinçle karşılamış ve bunların en önde gelenlerinden biri olan Ermeni Asamblesi “Bu özür süreci Türkiye’nin kaçınılmaz olarak soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu doğuracaktır.” açıklamasını yapmıştır.

Bilindiği üzere, Türkiye’ye karşı uluslararası alanda siyasi amaçlarla düşmanca bir soykırım kampanyası yürütülmekte ve bu bağlamda birçok devlet parlamentosu nezdinde ülkemizi soykırımla suçlayan kararlar alınması için girişimler yapılmaktadır. Ermeni Asamblesi’nin açıklaması, özür dileme kampanyasının bu girişimlere güçlü bir destek oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, bildiri metnindeki ikinci anahtar deyim, “inkâr”dır. Yahudi soykırımının, yani “holocaust”un vuku bulmadığı yolundaki iddialar, soykırım literatürüne “inkâr” ve “inkârcılık” kavramlarının yerleşmesine ve Fransızların Gaysot yasasında öngörüldüğü üzere “inkâr suçu”nun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu kavrama göre “inkâr” soykırım suçunun bir parçasıdır, çünkü izleri silme ve suçu örtbas etme hedefini güder.

Ermeni aktivistler, sırf Yahudi soykırımı –yani holocaust- ile ilişkisi olan bu kavramı kendi mağduriyetlerine de uyarlayarak Türkiye’nin kendilerine karşı inkârcılık suçunu işlediğini ileri sürerler. Ne var ki bunu yaparken “holocaust”un tartışılmaz delillerle kanıtlandığını ve bir uluslararası askerî mahkeme tarafından hükme bağlandığını, bu nedenle 1915 olaylarına yönelik tartışmalı iddialarını Yahudi soykırımı ile eş değerde tutmalarının fahiş bir hata olduğunu görmezden gelirler.

Değerli arkadaşlarım, özür dileme bildirisi, büyük felaket, yani soykırım suçu nedeniyle mağdurlardan özür dilenmesini öngörmektedir. Oysa 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmesi tartışmalıdır ve gerek tarihsel gerekse hukuksal açılardan kanıtlanmamış bir husustur. Nitekim, dünyanın önde gelen tarihçileri arasında bulunan Bernard Lewis, Stanford Shaw, Guenter Lewy, Michael Gunter, Andrew Mango ve Norman Stone söz konusu olayların soykırım oluşturduğu iddiasını arşiv belgelerine dayanarak çürütmüşlerdir. Yazdıkları kitaplar ve makaleler incelendiğinde genellikle şu noktalarda fikir birliği içinde oldukları görülür:

Dünyaya soykırım olarak kabul ettirilmeye çalışılan tehcir, yani yer değiştirtme olayının bu kavramla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Ermeni ahalinin bir bölümünün göçe tabi tutulmasının nedeni etnik kökenleri veya dini inançları değildir, tehcire zorunlu ve acil askerî savunma nedenleriyle başvurulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemde Ermenilerin düşmanla iş birliğinde bulunarak devlete ihanet etmelerinden, devletin güvenliğini ve ülke savunmasını büyük boyutlarda tehdit eden sabotaj ve silahlı eylemler yapmalarından dolayı tehcir olayı devletin varlığını koruma hakkı çerçevesinde meşru ve hukuken haklı bir önlemdir.

Değerli arkadaşlarım, özür dileme kampanyasına ilişkin olarak vurgulanması gereken bir husus da Ermeni mağdurların acılarına yönelik duyarlılığın telef olan yüz binlerce Türk ve Müslüman ahali ile daha bundan kısa süre önce alçakça öldürülen, şehit edilen Türk diplomatları ile ailelerinden esirgenmek suretiyle onların anılarına gösterilmiş olan saygısızlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Kampanya bağlamında ele almamız gereken bir girişim de Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan 2005 tarihinde oy birliğiyle kabul etmiş olduğu ortak deklarasyondur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu deklarasyonla, Türk ve Ermeni ulusları arasında barış ve uzlaşı ortamının yaratılması amacıyla, 1915 olaylarına ilişkin gerçeklerin Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşacak bir ortak tarih komisyonu tarafından araştırılıp gün ışığına çıkarılmasını önermişti. Hükûmet de bu içerikte bir öneriyi resmen Ermenistan’a yapmıştı.

Değerli arkadaşlarım, bu söylediklerimden anlaşılacağı üzere, gerçeklerden kaçmayan, gerçeklerin ortaya çıkarılmasına talip olan taraf Türkiye’dir. Türkiye bu maksatla tarihçiler tarafından bilimsel araştırma önerisini yapmıştır.

Fransa’daki aydınların baskısıyla Fransa Parlamentosunun oluşturduğu bir komisyon da kısa süre önce hazırladığı bir raporda tarihî gerçeklerin araştırma yoluyla tarihçiler tarafından ortaya çıkarılmasını önermiştir.

Ülkemizdeki özür dileme kampanyasının öncüleri aydın sayılan kimseler ise, tam bir gaflet içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – …gerekli tarihsel araştırma yapılmadan Türkiye’yi mahkûm ettirme sonucunu doğuracak bir girişime önayak olmuşlardır.

Fakat bunun da ötesinde, başlattıkları kampanya, Türkiye’yi haksız yere dünyanın en ağır ve aşağılayıcı suçuyla suçlayan hasım çevrelerin amaçlarına hizmet etme ve onların iddialarını destekleme sonucunu doğurmaktadır.

Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, ben bu kürsüden, tamamen tek yanlı, ön yargılı ve Türk halkının yoğun kayıp ve acılarını dışladığı kadar, şehitlerimizin anılarına saygısızlık gösteren, ülkemiz çıkarlarıyla bağdaşmayan ve en önemlisi de Türk tarihini karalama ve ülkemizi soykırımla suçlama amaçlarına destek veren bu kampanyayı kuvvetle kınıyor ve halkımıza sesleniyorum: Bu kampanyaya destek vermeyin ve barışçı yöntemlerle etkisiz hâle getirmek için güç birliği yapın.

Değerli AK PARTİ milletvekilleri, bildiğiniz gibi “Sükût ikrardan gelir.” diye bir deyim vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum.

Partiniz, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ortak kınama açıklaması yapmasını engellediği gibi kendi adına da bir açıklama yapmadı. Bu durumu nasıl yorumlamak gerekiyor? Vicdanen rahat mısınız? Kampanyanın öncüleri safında yer alma vebalini taşıyabilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: