2009 Yılı Millî Savunma Bakanlığı bütçesi

19 12 2008

23. Dönem 3. Yasama yılı 31. Birleşim 19/Aralık /2008 Cuma

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye’nin üstesinden gelmesi gereken en önemli güvenlik sorunu ülkemizin millî varlık ve bütünlüğünü tehdit eden Kuzey Irak’ta konuşlanmış PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Bush yönetiminin PKK örgütünü himayesine alan Kuzey Irak’taki yerel yönetimi ve onun lideri Barzani’yi resmen ve fiilen koruması Türkiye’nin millî varlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit altında bırakmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığını üstlenecek olan Barack Obama seçim bildirgesinde, Bush yönetiminin Irak politikası nedeniyle bozulmuş olan Türk-Amerikan ilişkilerini onarma sözünü veriyor. Eğer bu ifade ciddi bir değerlendirmenin ürünüyse o zaman Türkiye açısından umut verici bir yaklaşımı ifade ediyor demektir. Obama yönetimine izah etmemiz gereken en önemli husus şudur: Bush yönetiminin son beş yıldır Türkiye’ye uyguladığı politikalar Türkiye’nin millî varlığını ve bütünlüğünü tehdit eden nitelikte ve boyutta olmuştur. Nitekim Bush yönetimi çok yakın zamanlara kadar Kuzey Irak’taki yerel Kürt yönetimine destek vermek suretiyle Türkiye’ye karşı PKK kartını oynamayı maalesef sürdürmüştür. Türk-Amerikan ilişkilerinin Bush döneminde dibe vurmasının nedeni budur.

5 Kasım 2007 tarihinde Washington’da Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan arasında üzerinde mutabakat hasıl olmuş olan yaklaşım, bazı kısıtlı önlemlerle bu ilişkileri kırılma noktasından kurtarmış görünse de seçilmiş Başkan Obama’nın da ifadesiyle ilişkiler geniş bir onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bu bakımdan Türk Hükûmeti Obama yönetimine Türk-Amerikan ilişkilerinin onarılmasının şu iki kilit unsura bağlı olduğunu ifade etmelidir, açıklamalıdır:

Bunlardan birincisi, Amerika’nın NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesinden doğan sorumluluğu gereğince Kuzey Irak’taki PKK teröristlerinin tasfiye edilmesi hususunda Türkiye’ye tam destek vermesidir.

İkincisi de, değerli arkadaşlarım, Amerika’nın bundan böyle Türkiye’yle ilişkilerini yerel yönetim lideri Barzani’nin çıkarlarına öncelik veren bir yaklaşımla değerlendirmekten vazgeçmesidir çünkü Bush yönetiminin bu şekildeki yaklaşımı hem Türkiye’yle ilişkilerine hem de Irak’ın birlik ve bütünlüğü politikasına zarar vermiştir. Irak Meclisi tarafından onaylanmış bulunan Amerika’nın Irak’tan 2011 yılı sonunda çekilmesini öngören Kuvvetler Statüsü Anlaşması, Irak hava sahasının kontrolünün 1 Ocak 2009’dan itibaren Irak Hükûmetine devrini ve Irak topraklarının komşulara saldırılarda kullanılmamasını öngörüyor.

Bu durumda, Türkiye’nin hava operasyonlarının sürmesinin ve Kuzey Irak’ta PKK’yı etkisiz hâle getirici önlemler alınmasının Irak Hükûmetinin onayına bağlı olacağı anlaşılıyor. Bu amaçla, Türk, Irak ve Amerikan yetkililerinden oluşacak ve Kuzey Irak yerel yönetiminin de temsil edileceği üçlü bir komitenin oluşturulduğu açıklanmış bulunuyor. Ancak bu üçlü görünen gerçekte dörtlü olan mekanizmanın işlevsel hâle getirilmesi ve PKK’yla mücadele edebilmesi Kuzey Irak yerel yönetiminin iş birliğine bağlı görünmektedir.

Türk Hükûmeti PKK’yla mücadelede yerel yönetim lideri Barzani’nin iş birliğini sağlamak için Amerika’nın da teşvikiyle uzunca bir süredir ciddi uğraş vermiştir. Ancak Barzani Türkiye’nin bu yakınlaşma çabalarını kesinlikle kale almadı bugüne kadar. Ne PKK’nın terörist olduğunu ilan etti ne de örgütün Türkiye’ye yönelik saldırılarını engellemek amacıyla en ufak bir harekette bulundu.

Aktütün-Bayraktepe saldırısı ile de bu sürece, bu yakınlaşma sürecine bel bağlamanın tam bir fiyasko olduğu ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. Ama buna rağmen hâlâ Barzani önünde yalvar yakar olan bir Türkiye var.

Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum: Pankürdist politik çizgiyi temsil eden Barzani, kendi rızasıyla asla ve kat’â elinde bulunan PKK gibi bir silahın yok olmasına izin vermez. Barzani PKK’yı Türkiye’ye karşı çok boyutlu bir yaklaşımla kullanıyor. Bunların başında Kerkük’ün ilhakında ve bağımsız Kürt devletinin ilanında PKK’yı Türkiye’ye karşı bir pazarlık unsuru olarak elde tutmak istemesi geliyor. Ancak henüz bu aşamaya ulaşılmış değil. Bu bakımdan Barzani hâlen Türkiye’ye, Erbil’i Bağdat’tan bağımsız olarak muhatap almayı dayatmak için PKK’yı araç olarak kullanıyor.

Bu gerçekler ışığında Hükûmetin, sınır güvenliğini sağlamak ve PKK sorununu çözmek amacıyla Barzani’nin peşinden âdeta yalvarırcasına koşması son derece sakıncalıdır.

Türkiye’nin Kuzey Irak’la her alanda iyi ilişkiler geliştirmesi muhakkak ki son derece önemlidir değerli arkadaşlarım. Halkımızın bir bölümünün bu bölge halkının akrabası olmasının yanında, sınırın iki yanı arasında ekonomik iş birliği muazzam bir potansiyel vaat ediyor. Bunları göz ardı etmemiz mümkün değildir. Ancak ilişkilerin sağlam bir zemin üstüne oturmasının temel bir şartı var. Nedir bu şart? Bu şart, her şeyden önce Türkiye’nin caydırıcı bir stratejiyle Barzani’nin PKK terörüne destek verme iradesini kırması ve yüreğine “Türkiye’ye zarar verirsem bundan ben de zarar görürüm.” korkusunu salması zorunluluğudur. Yapılması gereken bu iken Barzani karşısında pes edilerek onun şartlarıyla soruna çözüm aramanın kabul edilmesi Kuzey Irak bölgesiyle ilişkileri büyük sorunlara gebe bir temel üzerine oturtmaktan başka bir işe yaramaz. Bu bakımdan, Türkiye, Kuzey Irak’a yönelik yeni bir caydırıcı politika geliştirmelidir. Barzani’nin PKK’ya destek verme iradesini kırmaya yönelik bu caydırıcı politikada öncelik askerî güce değil ekonomik önlemlere verilmelidir. Kuzey Irak Kürt bölgesinin tek solunum yolu ve şah damarı Türkiye’nin elindedir. Ayrıca, Kuzey Irak ekonomisi üzerinde Türkiye’nin etkisi çok güçlüdür. Elimizde Kuzey Irak ekonomisini mefluç hâle getirecek çok çeşitli ve değişik levyeler vardır. Barzani aşağıda sayacağım şu şartları kabul edinceye kadar Türkiye bu ekonomik önlemleri peş peşe uygulamaya koymalıdır.

1) PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesi,

2) Örgütün elebaşılarını Türkiye’ye teslim etmesi,

3) PKK örgütünün siyasi bürolarının ve kamplarının kapatılması, lojistik desteğin kesilmesi PKK örgütüne, PKK’nın tüm unsurlarının silahsızlandırılması ve enterne edilmesi,

4) Türk Hava Kuvvetlerinin PKK terörüne karşı Kuzey Irak’ta operasyon yapmasına imkân verecek bir anlaşmanın Irak ile Türkiye arasında yapılmasının engellenmeyeceği hususunda Türkiye’ye teminat vermesi ve sonuncu olarak,

5) Barzani’nin Irak Merkezî Hükûmeti ile Türkiye arasında 2007’de imzalanan Terörle Mücadele Anlaşması’ndaki sıcak takip hakkına ilişkin 4’üncü maddesinin geçerliliği tanıyacağını Türkiye’ye taahhüt etmesi.

Değerli arkadaşlarım, bu hususlar harfiyen gerçekleştirilmeden Türkiye’nin Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakanının Barzani’yle görüşmeleri ve onun elini sıkmaları kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Ekonomik önlemlerden sonuç alınamadığı takdirde Türkiye askerî baskı yöntemlerine başvurmalıdır. Bugünün siyasi ortamında Türkiye’nin büyük kuvvetlerle müdahalede bulunması mümkün değildir. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri sivil zayiata yol açmadan, Kuzey Irak’ın huzur ve istikrarını bozmadan PKK’yı etkisiz hâle getirecek bir askerî politik konsept ve askerî yapılanma gerçekleştirmelidir.

Amaç ne olacaktır? Amaç, uçar birliklerle tereyağından kıl çeker gibi yapılacak hava ve kara operasyonlarıyla Irak’taki PKK hedeflerinin sürekli vurularak, PKK’nın dokunulmazlık ve güven duygusunu ortadan kaldırmak ve onu teslime zorlamak olacaktır.

Böyle bir stratejinin geç de olsa, değerli arkadaşlarım, uygulamasından vazgeçilirse Türkiye’yi bekleyen sonuç bellidir. Bu durumda, Kuzey Irak PKK için bir cephe gerisi sığınma alanı olmaya devam edecek ve Türkiye, kanlı terör örgütünün tehdit ve eylemlerinden kurtulamayacaktır.

Obama’nın başkanlığı, değerli arkadaşlarım, Türkiye’ye bir fırsat penceresi açmıştır. Yeni Amerikan yönetiminin Afganistan’a yönelik stratejisinin uygulanmasında Türkiye’ye çok büyük ihtiyacı vardır. Aynı şekilde, Türkiye, Washington’un Pakistan’la giderek bozulan ilişkilerinde bir istikrar unsuru olabilir. Türkiye, önündeki bu yeni dönemde Washington’un da desteğini arkasına almaya çalışarak, önerdiğimiz bu stratejiyi uygulamaya koymalıdır.

Türkiye devasa ve giderek ağırlaşan bir sorunla karşı karşıyadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN– Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kürtçülük fitnesi Türkiye’nin ayağında bir prangadır. Bundan kurtulmadan, Türkiye, ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapamaz, Avrupa Birliği kapıları da Türkiye’ye devamlı olarak kapalı kalır bu sorun halledilmeden.

Değerli arkadaşlarım, bu sorun ancak üniter devlet yapısı içinde, etnik temele dayanmayan geniş bir demokratikleşme hamlesi ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik, sosyal kalkınma stratejisini içeren ulusal entegrasyon projesinin yaşama geçirilmesiyle mümkündür; bunun için de ilk şart Kuzey Irak’taki PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Ancak bugün, bu amaca yönelik olarak uygulanan dış kaynaklı çözüm yolu Türkiye’yi selamete değil sadece felakete götürür.

Hepinize saygılarımı sunuyorum ve Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: