TC İle Gürcistan Hükümeti Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın Onaylanmasına Dair Kanun Tasarısı

23 07 2008

23. Dönem 2. Yasama yılı 134. Birleşim 23/Temmuz /2008 Çarşamba

CHP adına, TC ile Gürcistan Hükümeti Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın Onaylanmasına Dair Kanun Tasarısı Hakkında konuşmak amacıyla söz almış bulunuyorum. Türkiye ile Gürcistan arasında yakın dostluk ilişkileri ve siyasi, ticari, ekonomik ve güvenlik alanlarında giderek genişleyen ve derinleşen işbirliği mevcuttur. Biz CHP olarak, Gürcistan’la ülkemiz arasındaki bu dostluğu ve güçlenen işbirliğini kuvvetle destekliyoruz. Türkiye- Gürcistan işbirliğini, Kafkaslar bölgesinde barış ve istikrarın önemli bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Bu görüşlerle, Türkiye ile Gürcistan arasındaki Serbest Ticaret anlaşmasını onayladığımızı açıklamaktan da büyük bir memnuniyet duyuyoruz. *** **** *** Tabii ticaretini her geliştirmek isteyen her devlet gibi, Türkiye de, mümkün olduğu kadar fazla ülkeyle serbest ticaret anlaşmaları akdetmek suretiyle ticaret hacmini artırmayı amaçlıyor. Bu Türkiye’nin en doğal bir hakkıdır… Türkiye’nin , dünya ticaretine, uluslar arası rekabet şartları ve dünya ticaret kuralları çerçevesinde imkanlarının elverdiği ölçüde katılması, kendi kalkınması ve refahı açısından önemli olduğu kadar, dünya ticaretinin gelişmesi açısından da değer taşıyor. Ancak, Türkiye bu hususta ciddi bir engelle karşılaşıyor. Bu engel de, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması’ndan kaynaklanıyor. Gümrük Birliği’ni kuran 1/95 sayılı AB – Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) şu iki hususu öngörüyor: (1) AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA’ları Türkiye için otomatik olarak yürürlüğe girecektir. (2) AB herhangi bir devletle STA imzalamadan, Türkiye bu devletle bir ticaret anlaşması imzalayamaz. Bu koşullar Türkiye için çok ciddi bir sorun yaratıyor. Çünkü AB ile STA imzalayan üçüncü ülke bu durumda otomatik olarak Türkiye’ye karşı büyük ve tek taraflı bir avantaj kazanıyor. Anılan ülke Türkiye’ye karşı yüksek koruma oranları ile kendi pazarını korurken, AB’nin düşük seviyelerde olan ortak dış tarifesi nedeniyle Türkiye’nin pazarına kolayca ve tek taraflı olarak giriyor. Tabiatıyla söz konusu ülke, bu tek taraflı avantajı kaybetmemek için Türkiye ile AB ile yaptığına paralel bir STA akdetmiyor. Neden akdetsin ki? Türk pazarına otomatik olarak girme hakkını elde etmiş bir kere… Bundan sonra Türkiye ile bir STA imzalaması, ona hiçbir şeye kazandırmayacak, sadece kendi pazarını Türkiye’ye açması sonucunu doğuracaktır. Esasında AB’nin, bu alanda Türkiye’nin çıkarlarına sahip çıkması gerekiyor. Türkiye’nin çıkarlarının korunması AB için 1/95 sayılı OKK 16. maddesinden kaynaklanan bir yükümlülük … Ama AB bu yükümlülüğünü yerine getirmiyor ve duruma seyirci kalıyor. Bu durumda AB her imzaladığı STA ile kendine ve muhatabı üçüncü devlete yarar sağlarken Türkiye’ye şu iki şekilde zarar veriyor. (1) Üçüncü devlete Türkiye’nin pazarını tek taraflı olarak açıyor. (2) Ticaret trafiği sapmasına yol açıyor. Son zamanlarda, AB, Cezayir, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Meksika gibi ülkelerle STA’lar imzaladı. Bu gelişmelerin ardından Türkiye de bu ülkeler nezdinde ayni şekilde STA imzalamak için girişimde bulunduysa da, bu girişimleri olumlu bir sonuç vermedi. AB ile STA imzalamak suretiyle karşılıksız ve hiçbir taviz vermeden Türkiye pazarına girmiş olan, Cezayir , Güney Afrika Cumhuriyeti ve Meksika, kendi pazarlarının da Türkiye’ye açılması sonucunu verecek olan bir mukabil ticaret anlaşmasını ülkemizle akdetmekten kaçındılar. AB’nin üçüncü ülkelerle imzalamış olduğu STA’lara koymuş olduğu “Turkey Clause” da maalesef işlemiyor… Sözünü ettiğimiz bu “Turkey clause” bağlamında AB, güya STA imzaladığı ülkeleri Türkiye ile de benzer bir anlaşma imzalamaya teşvik ediyor. Fakat bu göstermelik olmaktan ileri gitmiyor. Karşılaştığımız bu durumun Türkiye açısından “sürdürülemez” niteliği, AB’nin “Küresel Avrupa Stratejisi” ’ni yürürlüğe koymasıyla tartışılmaz biçimde ortaya çıktı. AB bu strateji çerçevesinde, Güney Kore, ASEAN ülkeleri, Hindistan, Ukrayna, Orta Amerika Ortak Pazarı ve ANDEAN ülkeleriyle STA müzakerelerine başlamıştır. Bunun üzerine , Türkiye izah ettiğim sakıncaları önlemek amacıyla bu ülkelerle paralel STA müzakerelerine başlamak için girişimlerde bulunmuştur. Örneğin bu bağlamda ASEAN ülkeleri nezdinde yaptığı girişimden olumsuz sonuç almıştır. Türkiye’ye “şimdi meşgulüz, iki yıl sonra talebinizi değerlendirebiliriz” denmiştir. Güney Kore ve Hindistan da Türkiye ile STA müzakerelerine yanaşmıyorlar. Bu durumda Türkiye’nin kayıpları büyüyor. Oysa, 1/95 sayılı OKK’nın 56. maddesi bu tür güçlükler çıkması halinde ne yapılacağını öngörüyor. Anılan maddeye göre, AB’nin bu soruna bir çözüm bulmak için hertürlü çabayı göstermesi gerekiyor. AB’den resmen üslenmiş olduğu bu yükümlülüğünü yerine getirmesini bekliyor ve bu amaçla ilk aşamada şunları öneriyoruz: (1) AB başlayacağı yeni STA müzakerelerinde ilgili üçüncü ülkeye, Türkiye’nin ortak ticaret politikasına uyum yükümlülüğü ve bu bağlamda AB’nin tercihli rejimlerini üstlenme yükümlülüğü konusunda bilgi vermeli ve sözkonusu ülkeye Türkiye ile de eş zamanlı olarak STA müzakeresine belirli bir süre içinde başlaması gerektiğini bildirmelidir. Bu süre zarfında üçüncü ülke Türkiye ile bir STA akdi için müzakereye başlamadığı takdirde, Türkiye bu ülkeye karşı AB tarife oranlarını uygulama mecburiyetinden muaf tutulmalıdır. (2) AB’inde STA’lara ilişkin komite toplantılarına Türk uzmanların katılmasının sağlanması tek başına bir şey ifade etmez… Türk uzmanların bu toplantılarda izah edecekleri görüş ve hassasiyetleri dikkate alınıp özenle değerlendirilmeli ve uygulamaya konmalıdır. (3) Gümrük Birliği anlamasına göre, Türkiye bir üçüncü ülkeyle AB’den önce STA imzalama hakkına sahip değildir. Bu hüküm askıya alınmalı ve Türkiye’ye komşu çevre ülkeleri ile tercihli ticaret anlaşmaları imzalama fırsatı verilmelidir. Buraya kadar verdiğimiz izahat, Gümrük Birliği Anlaşması’nın halihazır çarpık ve sürdürülemez yapısının dengeli bir hale getirilmesi zorunluluğunu ortaya koyuyor. Mantıkla izahı kabil olmayan bir durumla karşı bir durumla karşı karşıyayız. Şöyle ki: • Türkiye, herhangi bir ülke ile STA yapma hakkına sahip değildir. • Anlaşma yapabilmesi için AB’nin sözkonusu ülke ile STA yapmasın beklemesi gerekiyor. • Ama, AB bu ülke ile STA yapınca, anılan ülke Türkiye ile STA yapma isteğini tamamen kaybediyor. İşin garabetini ve bu çarpıklığın muhakkak giderilmesi gerektiğini anladığınızdan tamamen eminim. Gümrük Birliği Anlaşması’nı Türkiye adına imzalayanların, ülkemizin 5-6 sene gibi kısa bir süre içinde, yani 2001’de, AB’ye tam üye olacağı yolunda aşırı iyimser bir düşünceyle, Anlaşma’nın Türkiye aleyhine işleyen bu çarpık mekanizması üzerinde gerekli hassasiyetle durmadıkları izlenimi oluşuyor. Ancak, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin gerçekleşme tarihinin tam anlamıyla karanlıkta olduğu bugünün şartlarında, Türkiye’nin Gümrük Birliği Analaşması’ndaki çarpıklığı muhakkak kısa sürede gidermesi zorunlu. Bu sorunu, AB Karma Parlamento Komitesi toplantılarında milletvekili sıfatımızla tüm açıklığıyla dile getirdik, Türkiye’nin zararlarına dikkati çektik ve ülkemizin maruz kaldığı haksız ve adaletsiz durumun düzeltilmesi için biraz önce belirtmiş olduğum önerilerde bulunduk. Ancak, AB Komisyon yetkililerinin, haklı önerilerimizi olumlu bir şekilde değerlendirmediklerini gözlemledik. Bu bakımdan Hükümetin bu konuyu en yüksek düzeyde ele alarak takip etmesi zorunlu oluyor. Sözlerime son vermeden önce bir sorunu daha dikkatinize getirmek istiyorum. Bu, Türk karayolu taşıtlarına AB üyesi ülkeler tarafından kota uygulamasından kaynaklanan sorundur. Türkiye ile AB arasında tesis edilen Gümrük Birliği çerçevesinde iki taraf arasında serbest dolaşım ilkesi hayata geçirilmiştir. Bu çerçevede Gümrük Birliği Anlaşması’nın 5. ve 6. maddeleri uyarınca taraflar arasındaki ticarette gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamaları kaldırılmıştır. AB ülkeleri ile ticaretimizin büyük kısmı karayolu ile yapılıyor. AB ülkelerinin bir kısmının karayolu taşımacılığı için Türk tarafına yetersiz geçiş belgeleri vermeleri, ticarete miktar kısıtlaması ile eş etkili bir önlem olmaktadır. Bu durumun düzeltilmesi için AB Karma Parlamento Komitesi’nde yaptığımız açıklama ve girişimler de maalesef bir sonuç vermiyor. Ayni şekilde, bu sorunun da en yüksek düzeyde Hükümet tarafından ele alınması zorunluluğu doğduğunu Yüce Meclis’in bilgisine sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: