ABD, İRAN’I VURMAYA MI HAZIRLANIYOR?

17 06 2008

Cumhuriyet Gazetesi 17 Haziran 2008
————————————————————————————————————
ABD, İran’ı Vurmaya mı Hazırlanıyor? ABD’nin büyük stratejisine göre Washington, Körfez bölgesinde çıkarları nedeniyle tek başına hareket etme serbestisine her zaman sahip olmalı ve bu serbestiyi sınırlayıcı hiçbir gücün oluşmasına izin vermemelidir.
————————————————————————————————————–

Kendi iç keşmekeşinin girdabına yakalanan Türkiye pek farkında değil ama, ABD’nin gündeminde başkanlık seçiminin yanında en önemli yere “Bush İran’ı ne zaman vuracak?” tartışması oturmuş bulunuyor. Böyle bir saldırının gerçekleşmesinin ise Türkiye’yi Cumhuriyet tarihinin en çetin kararıyla karşı karşıya bırakacağı muhakkak… İlginç olan, Washington’un İran’ı artık uluslararası terörün odağı olarak göstermeye başlaması ve Irak’taki başarısızlığının temel nedeni olarak Tahran’ı suçlamasıdır. Nitekim, ABD’nin Irak Büyükelçisi Crocker ve halen Merkezi Kuvvetler Komutanlığı’na atanmış olan Orgeneral Petraeus, Kongre’de yaptıkları açıklamalarda, Iran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü’nün, Irak’taki anti-Amerikan grupları silahlandırdıkları ve eylemlere yönelttiklerini vurguladılar.

Arkadan Dışişleri Bakam Condoleezza Rice bu suçlamalara çok daha ciddi bir boyut kazandırarak İran’ı uluslararası terörizmin baş destekçisi olarak ilan etti: Rice’a göre, İran, Lübnan’da, Filistin’de, Afganistan’da ve Irak’ta terörist güçleri eğitiyor, finanse ediyor ve silahlandırıyor, bu şekilde dünya barış ve istikrarına karşı bir numaralı tehdidi oluşturuyor. Başkan Bush ile Başkan Yardımcısı Cheney ve Cumhuriyetçi başkan adayı McCain de tehdit yansıtan bir söylemle İran’ı baskı altında tutuyorlar. Bu koroya son olarak Demokrat başkan adayı Barack Obama da katıldı.

Bush yönetiminin, kamuoyunu İran’a karşı bir saldırıya hazırlarken, bu süreçte Kongre’ye de bilgi vermesi gayet normal. Nitekim dört önde gelen senatöre bu konuda bir brifing düzenleniyor. Ancak, bazı bilgiler basına sızınca ve bunlar çeşitli kaynaklardan teyit edilince, Bush’un planının ana unsurları belli oluyor. Buna göre, İran Devrim Muhafızları ile Kudüs Gücü’nün garnizonları ve üretim tesisleri füzelerle ve hava bombardımanıyla ağustosta vurulacak Plan, Irak’taki ABD karşıtı gruplara ve Şii milislere, Hizbullah’a, Hamas’a ve Taliban’a roket, silah ve çeşitli mayın ve bombalar üreten fabrikaların da imha edilmesini öngörüyor.

Yani bu operasyon, İran nükleer tesislerine yönelik bir harekât değil, sınırlı ve İran’ın bünyesindeki terörist güçlere yönelen bir müdahale niteliğinde olacak. Operasyonun sınırlı olması nedeniyle, ABD planlamacıları, İran’ın buna karşılık vermeyeceğini ve Körfez’deki Amerikan hedeflerine veya İsrail’e saldırmayacağını, zira saldırdığı takdirde, ABD’nin müdahalesinin çok daha sert olacağını bilmesinin Tahran’ı mukabele etmekten caydıracağını hesap ediyorlar.

Operasyonu bu şekilde sınırlamaktan Bush yönetiminin beklentileri şunlar olabilir. Birincisi, kamuoyunu fazla ürkütmemek ve büyük bir risk altına girildiği izlenimini vermemektir, ikincisi, öngörülen operasyonla İran’a kuvvetli bir şamar atarak ona bir ders vermek ve böylece, hem Cumhuriyetçi aday McCain’in seçilme şansını arttırmak hem de Tahran’ı nükleer silah programı konusunda uysal davranmaya zorlamaktır. Üçüncüsü, hedefin bu şekilde tarifiyle mevcut yasalar çerçevesinde Kongre’den savaş ilam için izin alınmasına ihtiyaç duyulmadan İran’daki söz konusu hedeflerin vurulmasıdır…
Bush yönetimi, her ne kadar İran’a askeri müdahaleyi kamuoyuna fazla riskli olmayan bir ambalajla sunmayı tasarlasa da, İran’ın ABD bombardımanına fiilen karşılık vermeyeceğinin ve savaşın tırmanmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Washington’un da bu konuda başka türlü düşünmesi mümkün değildir. Bu bakımdan, sınırlı operasyon yaklaşımını “bir göz boyama” veya kapsamlı bir savaşın ilk aşaması olarak görmek gerçekçi olur. Kanımızca, Bush yönetimi, İran’ın da mukabelesinden yararlanarak savaşı istediği gibi tırmandırmayı, nükleer tesislerle birlikte, İran’ın füzelerini, zırhlı birliklerini, hava ve deniz kuvvetlerini ve bazı anahtar sanayi tesisleriyle altyapısını imha etmek suretiyle, bu ülkeyi önümüzdeki 10-15 yıl için kötürüm bir hale getirmeyi ve Amerika’nın Körfez’deki hâkimiyetine meydan okuyan bir güç olmaktan çıkarmayı öngörmektedir.

ABD’nin büyük stratejisi

ABD’nin İran’a yönelik stratejisi, ‘büyük stratejisi’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, yukarıda belirttiğimiz olasılıkların büyük strateji perspektifinden değerlendirilmesi ne ölçüde gerçekçi olduklarına ışık tutacaktır. Büyük strateji, Amerika’nın bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolünde tekele sahip olmasını sağlamaya yönelik tüm politikaları ve önlemleri içerir.

Büyük stratejiye göre, ABD Körfez bölgesinde enerji alanına ilişkin çıkarları açısından tek başına hareket etme serbestisine her zaman sahip olabilmeli ve bu serbestiyi sınırlayıcı veya engelleyici başka hiçbir gücün oluşmasına izin vermemelidir. Diğer bir deyişle, bu bölgede ABD’den başka bir devlet, dengeleri değiştirecek güce erişememelidir.

Ne var ki, 2003 Mart’ında Bush yönetiminin Irak’a başarısız müdahalesi sonucunda, Körfez bölgesinde dengeler bozulmuş ve bunun sonucunda Iran Ortadoğu’da hegemonya kurmaya aday ve ABD’ye meydan okuyabilecek bir güç olma yolunda ciddi mesafe kaydetmiştir. Nitekim, Tahran’ın. Irak’ta devletin her kademesinde etkili olması ve bu ülkenin istikrarına gayet güçlü müdahale imkânlarına sahip bulunması, İsrail’e karşı savaşta kendini kanıtlayan Hizbullah üzerindeki tartışılmaz etkisi, bölge devletlerinde yaşayan bazı Şii toplumlar üzerindeki nüfuzu, Hamas ve Taliban ile ilişkileri, İran’ın bölgede ABD’nin çıkarlarına ciddi boyutlarda zarar verme potansiyeli kazandığını ortaya koyuyor. Bu durum Amerika açısından kabul edilemez bir tehdit yaratmıştır.

ABD’nin ciddi basın organları, Başkan Bush’un Tanı’nın kendisine İran’ı vurma misyonunu verdiğine inandığını yazdıkları zaman, Başkan’ın bazen mistik bir anlayışla ve inancından aldığı ilhamla siyasi kararlar verdiği bilindiğinden bu haber yadırganmamıştı. Ancak, İran’la ilişkilere her ne kadar inanç penceresinden baktığına inanılsa da, Beyaz Saray’ın İran’ı vurma konusunu şöyle bir mantığa da oturttuğu biliniyor: (1) Nükleer silaha sahip bir Iran her türlü çılgınlığı yapabilir. (2) Evet, İran’ı vurmanın riskleri yüksek ve bedeli ağırdır. (3) Fakat şimdi bu konuda bir şey yapmazsak, birkaç yıl sonra çok daha riskli bir durumla karşılaşacağız ve ödeyeceğimiz bedel çok daha ağır olacaktır.

Bu gerilim ortamında dikkati çeken bir gelişme, Demokrat başkan adayı Obama ‘nın da birden söylemini değiştirerek İran’a operasyon konusunda şahin kesimin temsilcisi Cumhuriyetçi aday McCain’le aynı paralelde konuşmaya başlamasıdır. Bu davranış üç noktaya işaret ediyor. Birincisi, Obama’nın operasyona gerçekleşmesi olası bir gelişme olarak baktığı ve Iran vurulursa bunun seçime etkisinin sadece Cumhuriyetçiler yararına olmasını önlemek istediğidir, ikincisi, İran’a saldırının seçim sürecinde bir hamaset yansına yol açacağıdır ki, bundan sağlıklı ve akılcı bir sonuç beklenemeyeceğidir. Üçüncüsü ise, ı operasyon seçim döneminde gerçekleşmez ve Obama başkan seçilirse, neoconlar ile İsrail’in aşın sağının yeni ABD yönetimim kendi gündemlerine mahkûm etmiş olacaklarıdır.

Vurulduğu takdirde İran’ın tepkisi ne olur? Iran, Amerika için Irak savaşının bir tekrarı mı olur? Türkiye bu konuda nasıl bir politika izlemeli? Bu soruların yanıtlarını başka bir yazımızda vermeye çalışacağız. ?

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: