Ermeni Savlarının Hukuksal ve Tarihsel Açıdan Mesnetsizliği ve Strateji Önerisi

30 04 2008

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir gündem dışı konuşmanın sağladığı çok kısa zaman süresi içinde Ermeni soykırım iddiasının Türkiye açısından kazandığı küresel tehdit niteliğini, bu iddianın arkasındaki esas amacı, Türkiye’nin bu iddiayla mücadelede etkisiz kalmasının nedenlerini ve kaybetmek üzere olduğumuz bu davayı kazanmak için neler yapılması gerektiğini izah etmeye çalışacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önce, soykırım iddiasının Türkiye’ye karşı küresel bir tehdit niteliği kazandığı yolundaki değerlendirmemi ele alıyorum. Ermenistan ve Ermeni diasporasının Türkiye’yi dünyaya Hristiyan Ermenilere karşı soykırım uygulamış Müslüman bir ülke olarak tanıtmak amacını güden kampanyası öylesine etkin uluslararası bir boyut kazanmıştır ki, bu durum, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve dış politikası üzerinde son derece olumsuz tesirler yapmaktadır. Avrupa Birliği Parlamentosuna ilaveten, on sekiz devlet parlamentosunun Ermeni soykırımını kabul eden kararlar almış olmaları ve Avrupa Birliği Komisyonu ile Parlamentosunun yıllık raporlarında Ermeni taleplerine artık rutin bir şekilde yer vermeleri, bu konuda Türkiye’ye yönelen baskı hakkında bir fikir verebilir. Bunun yanında, bazı Batılı devletler, değerli arkadaşlarım, soykırım iddialarını, Türkiye’nin dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla bir baskı unsuru olarak kullanmaktadırlar.

Endişe verici bir son gelişme de Avrupa Birliğinin yasal bir düzenlemesinden kaynaklanıyor. Bu yasal düzenleme, Avrupa Birliği ülkeleri mahkemelerine soykırım konusunda karar verme yetkisi veriyor ve Ermeni soykırımını reddedenlere bir yıl ile üç yıl arasında hapis cezası öngörüyor. Bu yasal düzenlemenin, Türkiye’nin tüm Avrupa ile ilişkilerinin temeline saatli bir bomba koymasından farkı yoktur değerli arkadaşlarım. Belirttiğim bu hususlar ışığında Ermeni iddiasının bugün Türkiye’ye yönelik küresel bir tehdit boyutunu kazanmadığı ileri sürülebilir mi?

İkinci olarak, soykırım iddiasının arkasında yatan esas amacı belirteceğim.

Değerli arkadaşlarım, soykırım iddiası, gerçekte bir amaç değil siyasi bir araçtır. Ermenistan ve diaspora, Haydat davasının gerçekleştirilmesi için soykırım iddiasından temel bir siyasi araç olarak yararlanmaktadır.

Peki, nedir bu Haydat davası? Haydat davası, büyük Ermenistan’ı kurma hedefidir. Bu dava iki hedefe odaklanmıştır. Bunlardan birincisi, Doğu Anadolu’yu da kapsayan tarihî Ermeni topraklarının geri alınması ve büyük Ermenistan’ın kurulmasıdır. Haydat’ın ikinci hedefi de, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan Ermenilerin büyük Ermenistan’a dönmelerinin sağlanmasıdır. Yunanlıların Megalo İdea’sından farklı olmayan bu ırkçı ve yayılmacı ideolojinin hedeflerine Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde ve bu bildiriye atıfta bulunan Ermenistan Anayasası’nda yer verilmiştir. Keza, Ermenistan Anayasası’nın 13’üncü maddesinde, Türkiye topraklarının bir parçası olan Ağrı Dağı Ermenistan’ın devlet arması olarak tanımlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Haydat’ı gerçekleştirmek amacıyla uygulamaya konulan ve “Dört T” şeklinde adlandırılabilecek olan plan şu dört aşamaya dayanıyor: Tanıtım, tanınma, tazminat ve toprak.

Birinci aşama olan tanıtım aşaması, Ermeni terörü yoluyla Ermeni soykırım iddiasını ve Ermeni davasını dünya kamuoyuna tanıtmayı öngörüyordu. 1975’te başlayan bu aşama 1984’e kadar sürmüştür. Ermeni terör örgütleri, bu on yıllık dönemde Türk büyükelçilerini, başkonsoloslarını, diplomatik personelini ve onların aileleri ile çocuklarını öldürmek suretiyle soykırım iddialarını dünyaya duyurmuşlar ve soykırım iddiasını dünya gündemine oturtmuşlardır.

İkinci aşama tanınma aşamasıdır. Bu süreçte, soykırım kampanyalarıyla dünya kamuoyu ve parlamentoları Türklerin soykırım işlediklerine ikna edilecek, soykırımın tartışmasız bir veri olduğu sağlandıktan sonra da uluslararası baskı yoluyla Türkiye’nin soykırımı tanıması sağlanacaktır. Bu hususta Ermeni tarafların aldığı büyük mesafeyi biraz önce belirttim.

Bundan sonra üçüncü aşama olarak başlatılacak tazminat elde etme sürecinde, soykırıma uğramış Ermeni ailelerin mirasçılarının hak ve tazminat talepleri gündeme getirilecek, bunu da toprak talepleri izleyecektir.

Görüleceği üzere soykırım iddiası, esasında, değerli arkadaşlarım, Türkiye’ye yönelik tazminat ve toprak taleplerine odaklanmış ırkçı ve yayılmacı bir stratejiye gerekçe oluşturmaktadır.

Son olarak da değerli arkadaşlarım, Ermeni ve Türk taraflarının tezlerini nasıl savunduklarını ele alacağım. Ermeni iddiaları, esas itibarıyla, belgesiz, kanıtsız, tutarsız ve abartılıdır. Buna rağmen, Ermeniler, dünya kamuoyuna mağduriyetlerini inandırmakta başarı göstermişlerdir. Bunu, fanatik bir dürtüye dayanan yoğun ve sistematik çalışmaları sayesinde gerçekleştirmişlerdir.

Türkiye ise değerli arkadaşlarım, Ermeni propagandasına karşı koymada etkili olamıyor ve her gün zemin kaybediyor. Türkiye’nin başarısızlığının nedeni, bu sorunla karşılaştığımız 1974 yılından bugüne kadar geçen otuz dört yılda bütün Türk hükûmetlerinin, Ermeni iddialarıyla mücadeleyi uzun vadeli bir perspektifle oluşturulmuş bir stratejiye uygun olarak yürütememelerinden kaynaklanıyor. Uzun vadeli bir strateji ve bunu uygulayacak bir yapılanmanın yokluğunun sakıncaları, sistemsizlik, koordinasyonsuzluk, başıboşluk ve verimsizlik oluyor.

Ermeni meselesi, değerli arkadaşlarım, günümüzde tarihsel, hukuksal, siyasal ve kamuoyu oluşturulması boyutları olan, devasa bir uluslararası ilişkiler sorunu niteliği kazanmıştır. Bu itibarla, bu dört boyutu dikkate alan uzun vadeli bir stratejik plan ile bunu uygulayacak iç ve dış kurumsal yapının ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bu stratejiyi ve yapıyı süratle ortaya çıkarmamız zorunludur. Yoksa Türkiye’nin haklı davasını kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, size bir dakika tekrar ek süre vereceğim. Tamamlayınız lütfen.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Böyle bir gelişmenin Türkiye’nin uluslararası konumu, dış politikası ve güvenliği açısından yaratacağı zararları bir düşünün değerli arkadaşlarım. Bütün bu hususları göz önünde tutarak, Türkiye tarafından Ermeni sorununu bütün boyutlarıyla ele alacak ve Ermeni iddialarını etkisiz hâle getirecek etkili, yaratıcı ve bilinçli bir mücadelenin nasıl ortaya konulacağının araştırılması önem kazanıyor.

Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi bir araştırma önergesi vermiştir. Değerli arkadaşlarım, iş işten geçmeden bu önergeyi görüşelim, uygulamaya koyalım ve ortak akılla mücadele stratejimizi ve bunun için gerekli yapılanmayı ortaya çıkaralım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: