Soykırım İddiasının Çürütülmesi

9 01 2008

Cumhuriyet Gazetesi 09 Ocak 2008

Türkiye’nin Ermeni meselesini yeni bir perspektif , örgütlenme ve dinamizmle ele alması zorunludur. Bunun ilk adımını, Fransa’ya yönelik önerdiğimiz girişim oluşturmalıdır.

İsviçre Federal Mahkemesi, Lozan Bidayet Mahkemesi’nin, Türkiye İşçi Partisi Başkanı Sayın Perinçek’i, “Ermeni soykırımının uluslararası bir yalan” olduğunu belirten beyanları nedeniyle suçlu bulan mahkûmiyet kararını onamış bulunuyor. Bu durumda, İsviçre’deki iç hukuk yollarını tüketmiş olan Sayın Perinçek’in, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesine dayanarak şikayetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşımaya karar verdiği anlaşılıyor.

Giriştiği bu mücadele dolayısıyla Sayın Perinçek’in kutlanması ve desteklenmesi gerekiyor. Çünkü, başlattığı hukuki sürecin başarıyla sonuçlanması, Türkiye’ye ifade özgürlüğü dersi veren ülkelerin, bu özgürlüğün kendileri tarafından katledildiğinin yüzlerine vurulmasına yol açacaktır.

İsviçre Hükümeti yaptığı bir açıklama ile Federal Mahkeme kararının yarattığı hukuk skandalının etkisini hafifletmeye çalışmıştır. Hükümet, 1915 olayları konusundaki görüşlerinin Federal Mahkeme kararıyla uyum halinde olmadığını dolaylı bir şekilde ortaya koymuş ve Türkiye tarafından önerilmiş bulunan Türk ve Ermeni bilim adamlarından oluşacak Ortak Tarih Komisyonu’nun kurulmasını desteklediğini belirtmiştir.

Federal Mahkeme Kararının yarattığı tehlike

Buna rağmen, İsviçre mahkemesi kararının oluşturduğu emsal, Ermenistan’a ve Diyaspora Ermenilerine sorunu diğer Avrupa ülkelerinde de yargıya taşıyarak soykırım iddiasına hukuki bir kimlik kazandırma yolunu açmıştır. Kararın hukuki dayanaklarına bakıldığı zaman bu tehlike açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim, kararın hukuki dayanaklarından birincisini, İsviçre Parlamentosu’nun (Ulusal Konsey) 16 Aralık 2003 tarihinde almış olduğu Ermeni soykırımı hakkında almış olduğu karar oluşturuyor. Kararın ikinci dayanağını ise, İsviçre Ceza Yasası’nın mükerrer 261. maddesindeki soykırım veya insanlığa karşı bir suçu inkâr eden kişilerin üç yıla kadar hapis veya para cezasıyla cezalandırılacağını öngören hüküm teşkil ediyor.

Şimdi Türkiye için sorunun nereden kaynaklandığına gelelim. Avusturya, Fransa ve İtalya gibi birçok Avrupalı ülkenin parlamentoları Ermeni soykırımını tanıyan kararlar almıştır. Bu ülkelerin ceza yasaları da, İsviçre Ceza Yasası’nın mükerrer 261. maddesiyle aynı içeriktedir. Bu durumda, İsviçre’den sonra diğer Avrupa ülkelerindeki Ermeni Diyaspora temsilcilerinin de Ermeni soykırımının vuku bulduğuna ilişkin mahkeme kararları aldırmaları imkân dahiline girmiş olmaktadır.

Bu alanda çok daha ciddi bir tehlike, AB Adalet ve İçişleri Bakanları Konseyi tarafından 19 Nisan 2007’de kabul edilmiş olan “Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı ile Mücadele Konusunda Çerçeve Karar” dan doğmaktadır. Çerçeve Karar metni, AB ülkeleri mahkemelerini, hem herhangi bir fiilin soykırımı olduğu konusunda karar vermeye yetkili kılıyor, hem de bu fiilin soykırım olduğunu inkâr edenlerin söz konusu mahkemelerce bir yıldan üç yıla kadar hapse mahkûm edilebileceklerini öngörüyor. Yürürlüğe giriş tarihinden itibaren iki yıl içinde üye devletlerin Çerçeve karar metnini kendi iç mevzuatlarına aktarmaları zorunludur.

Bu aşamaya gelindiğinde AB ülkelerinden birinde herhangi bir kişi Ermeni soykırımının vuku bulmadığını söylediği takdirde inkârcılıkla suçlanacak ve mahkûm edilecektir. Görüleceği üzere, AB Çerçeve Kararı hiç mübalağasız, Türkiye’nin, AB’den, daha doğrusu Avrupa’dan tümüyle kopması sonlucunu doğuracak bir nitelik taşıyor.

Hukuk alanında Türkiye’nin eli kuvvetli

Bu durum, Ermeni soykırım iddiasını çürütmek için, Türkiye’nin elinin kuvvetli olduğu hukuk yollarına başvurmasının zamanının geldiğini göstermektedir.

Soykırım, keyfi olarak kullanılabilecek bir terim değildir. Uluslararası bir hukuk enstrümanı ile tanımlanması yapılmış bir suçtur. Bu enstrüman, Birleşmiş Milletler bünyesinde üye devletlerin katkılarıyla iki yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda oluşturulan ve 1948’de Genel Kurul’da oy birliği ile kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” dir (BMSS).

Bugün “Jus cojens” (uluslar arası hukukun buyruk kuralı) gücünü kazanan, yani tüm devletler için vacibül-ifa nitelikte olan bu Sözleşme, Soykırım suçunun gayet açık biçimde tarifini yapmakta, suçun oluşması için kanıtlanması gerekli maddi ve manevi unsurları tanımlamakta ve soykırım davalarına bakmakla yetkili mahkemeleri belirtmektedir.

BMSS 1915 olaylarına uygulanabilir mi? Yani Osmanlı Devleti bu Sözleşme bağlamında yargılanabilir mi? Hayır… yargılanamaz!.. Uluslararası ceza hukukunun temel bir ilkesi olan kanunilik ilkesi buna imkân vermiyor.Bilindiği üzere, hem ulusal hem de uluslararası ceza hukukunun temel bir kavramı olan kanunilik ilkesi “Kanunsuz suç olmaz, kanunsuz ceza olmaz” anlayışına dayanıyor ve ceza yasalarının makabline şamil olarak uygulanmasına imkan vermiyor. Kısacası, soykırım suçu dünyada ilk defa 1948’de BMSS ile tanımlandığı cihetle, bu Sözleşme geriye dönük bir şekilde 1915 Ermeni olaylarına uygulanamıyor.

Peki, bir an için BMSS’nin geriye dönük olarak uygulanabileceğini varsaysak, yetkili mahkeme nasıl bir karar verirdi? Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 26 Şubat 2007 tarihinde Bosna Hersek – Sırbistan davasında vermiş olduğu karar, devletlerin soykırımdan sorumluluğu alanında milat oluşturan bir niteliğe sahiptir. Bu karara göre, bir devlet, soykırımın vukuunun önlenmesi için sahip olduğu imkânları azami çaba göstererek ve iyi niyetle kullanmış, fakat buna rağmen başarılı olamamışsa, bu olaylar nedeniyle suçlu tutulamaz.

Diğer taraftan, soykırım iddiasında bulunan tarafın iddiasını ispat için, failin gerekli önlemleri “azami dikkat ve itina” (due diligence) ile uygulamadığını ve suçu özel kasıtla (dolus specialis) işlediğini, “mutlak ve tartışılmaz” delillerle kanıtlaması zorunludur. Bu hususlar, Osmanlı devletinin soykırımla suçlanamayacağını kesin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Türkiye yargısız infazla karşı karşıya

Ayrıca, ister bireylerin, ister devletlerin soykırımla suçlanmaları sadece yetkili bir mahkeme kararıyla olabilmektedir. BMSS’ne göre yetkili mahkemeler de, suçun işlendiği devletin yetkili mahkemesi, tarafların üzerinde mutabık kalacakları uluslar arası ceza mahkemesi veya UAD’dir. Yetkili mahkemeler, BMSS’nde öngörülen hükümler uyarınca soykırımın maddi ve manevi unsurlarının oluştuğuna kanaat getirdikten ve özel kastın hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek şekilde mevcudiyetini saptadıktan sonra soykırım kararını verebilmektedir.

Hal böyleyken Osmanlı devleti ve onun halefi Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir yetkili mahkeme kararı olmadan, tamamen keyfi şekilde soykırım ile suçlanmakta, ulusal parlamentolar ile AB Parlamentosu gibi uluslararası örgütler keyfi olarak ülkemizi suçlayıcı kararlar alabilmektedir. Yani Türkiye tam anlamıyla bir yargısız infazla karşı karşıyadır !..

Anımsanacağı üzere, Fransa parlamentosu, 29 Ocak 2001’de 1915 olaylarının soykırımı olduğuna ilişkin bir yasa kabul etmek suretiyle bu yargısız infazların en tipik bir örneğini vermiştir. Bu itibarla Türkiye tarafından yapılması gereken, Fransa’ya, sözkonusu yasadaki iddiaların Soykırım Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca UAD’ye götürülmesini önermek olmalıdır. Divan’dan, (1) BMSS uyarınca Fransız parlamentosunun Osmanlı Devleti hakkında soykırım kararı alma yetkisine sahip olup olmadığı ve (2) 1915 olaylarının BMSS’nin 2. maddesine göre soykırım olup olmadığı hakkında karar vermesi istenecektir.

Yukarıdaki, izahatımız ışığında, Divan’ın, Fransa Parlamentosunu yetkisiz bulması kesindir. Diğer taraftan, kanunilik ilkesi nedeniyle de, Divan, BMSS’’nin geriye dönük olarak işletilemeyeceğini açıklama durumundadır. Bunun anlamı da, 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmeyeceğidir.

Divan’ın bu yolda bir karar vermesi durumunda, Ermenistan’ın soykırım iddiası temelinden çökecektir. Fransa’nın Divan’a ortak başvurudan kaçınması halinde ise – ki bu büyük bir olasılıktır -, Ermeni tezinin uluslararası alanda Türk tezine karşı sahip olduğu siyasi ve moral üstünlüğe ağır bir darbe vurulmuş olacaktır. Bu gelişme, parlamentoların 1915 olayları hakkında soykırım kararı almalarını ve inkâr suçuyla vatandaşlarımızın mahkum edilmelerini zorlaştıracak ve önleyecek bir etken oluşturacaktır.

Türkiye’nin, Ermeni meselesini yeni bir perspektif, örgütlenme ve dinamizmle ele alması zorunludur. Bunun ilk adımını, Fransa’ya yönelik önerdiğimiz girişim oluşturmalıdır

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: