Geçici Başkan Şükrü M. Elekdağ’ın TBMM’nin 23 . Döneminin Açılış konuşması

4 08 2007

Sayın Milletvekilleri,

Andiçme törenine başlamadan önce, Geçici Başkanınız olarak, Yüce Heyetinize dilek ve temennilerimi kısaca sunmak istiyorum.

Önce, hepinizi saygıyla selamlıyor ve başarınızdan dolayı kutluyorum.

Ancak, değerli arkadaşlarım, hepimizin de takdir edeceği gibi, esas başarı, Türkiye’mize ve bütün Türk milletine aittir.

Çünkü, ülkemizin çok partili hayata geçtiği 1946’dan bu yana yapılmış olan genel seçimlerden 16’ncısının, özgür, adil, düzgün bir şekilde gerçekleştirilmiş olması, demokrasimizin eriştiği olgunluk düzeyinin göstergesi olmuş ve uluslararası alanda Türkiye’ye fevkalade itibar sağlamıştır.

Bu seçimlerde temsil oranının yüzde 85’e erişmesi ve yeni Meclis’in seçmen tabanını kucaklamış olması, keza demokrasimiz için bir övünç kaynağıdır.

Belirtmem gereken bir husus da, son yarım asırda Türkiye’deki hiçbir seçimin uluslararası basının ve politik çevrelerin ilgisini 22 Temmuz seçimleri kadar çekmemiş olduğudur.

Bu ilginin temel sebeplerinden biri, bölgemiz şiddetli bir savaşın pençesinde kan ve ateş içinde kıvranırken bile, Türkiye’de demokratik sürecin kesintisiz sürmesinin bölge ülkeleri için bir örnek teşkil etmesi ve dünya barış ve istikrarına ciddi bir katkı oluşturmasıdır.

Sözünü ettiğim yoğun dikkat ve ilginin diğer bir nedeni de, uluslararası siyasi çevrelerle gözlemcilerin analizlerine göre, Türkiye’de karşıt siyasi zihniyetleri savunan iki büyük toplumsal cephe arasındaki barışın sağlanamamış olması nedeniyle bazı dönemlerde aksamış olan demokrasinin 22 Temmuz seçimlerinde de başarılı bir sınav verebileceği hususundaki kuşkulardan kaynaklanmıştır.

Seçimler öncesinde ülkemizde yaşanan yoğun siyasi gerginlik ve derin kutuplaşma nedeniyle bu kaygıların abartılı boyutlar kazandığı bir gerçektir.

Türk halkı vermiş olduğu başarılı demokrasi sınavıyla bu yorum ve kuşkuları boşa çıkarmış ve ülkemizin istikrar ve huzuru için gerekli meşru siyasi zemini oluşturmuştur.

Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir husus da, 22 Temmuz gecesi seçimlerin ilk sonuçlarının alınmasını takiben Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamalardır.

Bu açıklamaların içerdiği mesajlar, ülkemizde istikrar ve huzur ortamının devamının ön şartını oluşturmaları açısından fevkalade önemlidir.

Bu nedenle bunlardan yapacağım iki alıntıyı Yüce Meclis’le paylaşmak istiyorum

Birincisi aynen şöyle:

“ Hepimizi birleştiren ortak değer ve hedeflerimiz var. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetimizi daha yükseklere taşıyacağız, Milletimizin değerlerinden ve cumhuriyetimizin temel niteliklerinden asla taviz vermeyeceğiz.”

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin, uluslararası alanda modern, çağdaş, refah düzeyi yüksek ve etkin bir devlet olarak yer alması için, Sayın Erdoğan’ın belirtmiş olduğu bu ortak değer ve hedeflerden şaşmaması zorunludur.

Türkiye, temelleri Atatürk tarafından atılmış olan laik ve demokratik cumhuriyeti korumak ve yüceltmek hususunda tam bir anlayış içinde hareket eder ve ülkemizle vatandaşlarımızın tümünü kucaklayan politikalar izlerse, ulusal hedefimiz olan çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmamız kolaylaşır.

Başbakan Erdoğan’ın demokrasinin bir uzlaşma rejimi olduğunu vurgulayan ikinci mesajı ise şöyle:

” Kurulacak hükümeti hem içte, hem dışta devasa sorunlar bekliyor. Ülkemiz bu seçim dönemini büyük bir kutuplaşma ortamı içinde geçirdi. Türkiye’nin karşısındaki sorunların üstesinden gelebilmesi için öncelikle kutuplaşma ortamının geride bırakılması ve yerine bir normalleşme ve yumuşama ikliminin hakim kılınması gerekiyor”.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, son derece gerçekçi ve isabetli ifadeler.

Önümüzdeki dönemde yeni bir sayfa açarak, Meclis içinde ve dışında siyasi yaşamımıza, ılımlı, ölçülü, olgun, uzlaşıcı ve uzlaştırıcı bir nitelik kazandırmadan etkin ve verimli bir çalışma ortamı yaratamayız.

Tüm partilerin bu anlayışla hareket etmeleri gereklidir. Ancak, bu hususta iktidarın özel bir sorumluluğunun olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Bu sorumluluk da, muhalefetin görüş ve kaygılarının dikkate alınmasını, yeniden keskin kutuplamaların oluşmasını önleyecek yumuşak ve yatıştırıcı bir iklim yaratılmasını ve Türkiye’nin hassas siyasi ve kurumsal dengelerinin özenle gözetilmesini gerektirir.

Meclisimiz önümüzdeki kısa sürede, bu hususta ciddi bir sınavdan geçecektir…

Ülkemizin siyasi istikrarıyla da sıkı sıkıya bağlantılı olan bu kritik sınavda başarının, uzlaşma ve diyaloga yönelik bir anlayışın benimsenmesine ve duygularla değil devlet adamlığı basireti ve sağduyusu ile hareket edilmesine bağlı olduğunu vurgulamalıyım.

Değerli Milletvekilleri, yanı başımızda cereyan eden savaşın bölgemizde depremsel jeopolitik sonuçlar yaratması büyük bir olasılıktır.

Bu nedenle Meclisimizin yaşamsal kararlar alınmasını gerektirecek zorlu bir gündemle karşılaşması ve büyük sorumluluklar üstlenme durumunda kalması muhakkak gibidir.

Bu koşulların da, dile getirdiğim telkinlerin benimsenmesini zorunlu kılan bir unsur olduğunu takdir edersiniz.

Son olarak belirteceğim bir husus da, Meclisimizin, Türkiye’de toplumsal barışın egemen olduğu ve şiddetin yok edildiği bir ortam yaratmaktaki rolüne ilişkindir.

Meclisimizin bu alandaki temel fonksiyonu, Türkiye’nin sorunlarını, önyargısız ve tüm halk kesimlerini kucaklayan yapıcı bir yaklaşımla ele almak ve katılımcı demokrasinin bir gereği olarak, ortak akla dayalı çözümler üretmektir.

Bu bakımdan Meclis’in yeni oluşumunu, tarihin Türkiye’ye yüklediği önemli bir sorumluluk olarak değerlendirmeliyiz.

Bu sorumluluğu ülke yararına dönüştürmenin ön şartı, meşruiyet zemininde aranacak çözümlerin, üniter devlet yapısı, tek millet ve tek vatan olgusundan hareketle üretilmesidir.

Sayın milletvekili arkadaşlarım, konuşmamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu yasama döneminde yapacağı hizmetlerin milletimize refah ve mutluluk getirmesi temennisiyle ve siz aziz milletvekillerine yapacağınız hizmet ve çalışmalarda üstün başarılar dileyerek bitiriyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: