AB Mahkemelerine “Ermeni Soykırımı” İddiasını Karara Bağlama Yetkisi Veriliyor.

14 06 2007

AB’nin Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığıyla Mücadele Çerçeve Kararı Türkiye’nin AB’den Dışlanması Sonucunu Doğuracak Hükümler İçeriyor

Avrupa Birliği üyeleri, Türkiye’yi tam üyelik hedefinden caydırmak için ellerinden gelenin azamisini yapmak hususunda ortak bir karar almışçasına hareket ediyorlar. Bunun yeni bir örneğini AB Adalet ve içişleri Bakanları Konseyi’nin 19 Nisan’da kabul ettiği, Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığıyla Mücadele Konusunda Çerçeve Karar oluşturdu. 1915 olaylarına yönelik Ermeni iddialarının AB ülkeleri mahkemeleri tarafından soykırım olarak karara bağlanması ve “inkârcıların” cezalandırılması yolunu açan bu yasal düzenleme, hiç mübalağasız, Türkiye’nin, AB’den tümüyle kopması sonlucunu doğuracak bir nitelik taşıyor.

Esasında, AB içinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele konusunda ortak bir politika oluşturulması yeni bir girişim değildir. Konunun altı yıllık bir geçmişi var. Ancak, Almanya dönem başkanı olunca, bu alandaki çalışmaların nihai şekline kavuşması için yoğun çaba harcadı. Bunun da gerekçesi,Avrupa’da tırmanışta olan ve tehlikeli boyutlar kazanan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı olgusudur. Gerçekten de Avrupa’da, özellikle Müslümanlara yönelik, bir şiddet ve nefret patlaması olduğunu ortaya koyan olaylara çok sık rastlanıyor. Konunun uzmanları, Müslüman karşıtlığının, II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da Yahudilere yönelik ırkçı nefretle mukayese edilebilecek boyutlara ulaştığı yolunda değerlendirmeler yapıyorlar. Tabii Türkler de bu bağnaz düşmanlıktan bolca nasiplerini alıyorlar… Bu bakımdan, AB’nin ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadele alanında ortak bir politika formüle etmesi olumlu ve önemli bir misyon oluşturuyor.

Karar Türkiye’yi hedef alıyor

Ne var ki, bu çalışmalar sonucunda, ortaya çıkan Çerçeve Karar metni, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele amacını aşarak soykırımın “inkârını” da suç sayan hükümler içeriyor ve bu suretle Türkiye’yi hedef alan bir nitelik yansıtıyor. Gerçekte, bu metin, uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmek suretiyle AB ülkeleri mahkemelerini, hem herhangi bir fiilin soykırımı olduğu konusunda karar vermeye yetkili kılıyor, hem de bu fiilin soykırım olduğunu inkâr edenlerin sözkonusu mahkemelerce bir yıldan üç yıla kadar hapse mahkûm edilebileceklerini öngörüyor.

Konunun ayrıntılarına girmeden önce, Çerçeve Karar’ın AB hukukunda bağlayıcı bir niteliğe sahip olduğunun altını çizelim. Üye devletlerin, Çerçeve Karar’ın içeriğini aynen kendi mevzuatlarına aktarma ve uygulama yükümlülükleri var. I9 Nisan’da kabul edilen Çerçeve Karar bazı üye devletlerin parlamentolarınca bir incelemeye tabi tutulacak (İsveç, İngiltere, Hollanda, Litvanya, Letonya), bunun ardından herhangi bir görüşme yapılmadan Adalet ve İçişleri Bakanları Konseyi’nin onayına sunulacak, sonra da AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecektir. Yürürlüğe giriş tarihinden itibaren iki yıl içinde üye devletlerin resmi mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yapmaları zorunludur.

AB mahkemeleri ve soykırım suçu

Çerçeve Karar’ın 1. maddesinin (a)’dan (d)’ye kadar olan paragraflarında, kararın kapsamına giren suçların tarifi yapılmaktadır. Bunlar arasında (c) paragrafında Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 6, 7 ve 8. maddelerinde tanımlanan soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına, (d) paragrafında ise, Nürenberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Statüsü’nde tanımlanan suçlara atıf yapılarak, bunların açıkça hoş görülmesinin, inkârının ve kabaca küçümsenmesinin suç olacağı belirtilmektedir.

Çerçeve Karar’ın hayli muğlak olan 2. fıkrası ise şöyledir :

“Bu Çerçeve Karar’ın Konsey tarafından kabulü sırasında, her Üye Devlet yapabileceği bir
beyanla, 1(c) ve/veya (d) paragraflarında atıfta bulunulan suçların açıkça hoş görülmesinin, inkârının veya kabaca küçümsenmesinin, anılan bu fıkralardaki suçların işlenmiş olduğuna sadece bu Üye Devletin ulusal bir mahkemesinin ve/veya uluslararası bir mahkemenin, veya uluslararası bir mahkemenin nihai bir kararıyla hükmedilmiş olması halinde cezalandırılabilir olduğunu açıklayacaktır. “

Görüleceği üzere, Çerçeve Karar’ın nihai kabulü sırasında, üye devletler, şu iki seçenekten hangisini tercih ettiklerini belirtebileceklerdir:

(1) Soykırım suçunun işlendiği hususunda bir uluslararası mahkemenin verdiği kesin mahkûmiyet kararı mevcutsa, soykırımın inkârı üye devletin ulusal mahkemesi tarafından cezalandırılır.
(2) Soykırımın suçunun işlendiğine üye devletin ulusal mahkemesinin karar verdiği hallerde de, soykırımın inkârı yine ayni devletin mahkemelerince cezalandırılır.

Görüleceği üzere 2. seçenek, herhangi bir olayın soykırım suçu olarak saptanmasını ve bunun inkârını ulusal mahkemelerin takdirine bırakmaktadır. Yani, Fransa’nın “Ermeni soykırımı” konusunda izlediği yola meşruiyet kazandırılmaktadır. Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir husus da, Türkiye karşıtı lobilerin etkisiyle ve Ermeni sorununu icabında ülkemize karşı bir siyasal baskı aracı olarak kullanma hesabıyla, AB üyelerinin büyük bölümünün ikinci seçeneğe yönelebilecekleridir.

Kararın Türkiye açısından etkileri

AB’nin Çerçeve Karar’ı uygulamaya koyması halinde, başta Ermeni lobisi olmak üzere, ülkemize hasım diğer odakların konuyu siyasi maksatla istismar etmeleri kaçınılmazdır. Avrupa Ermeni Federasyonu yaptığı basın toplantılarıyla şimdiden bu niyetini açıklamaktadır. Bu da, AB mahkemelerinin, Lozan Mahkemesi’nin Doğu Perinçek hakkındaki kararına benzer, çok sayıda mahkumiyet kararı vermelerine yol açacaktır. Bunu, Pontüs, Rum ve Süryani soykırım iddialarının AB mahkemeleri tarafından ele alınıp karar bağlanmaları süreci izleyecektir.

Ayrıca, istedikleri hukuki zemini yaratmış olan Fransa gibi ülkeler, süratle 1915 olaylarının soykırım olduğunun inkârını cezalandıracak yasaları geçireceklerdir. Bu durum, artık bu konuya yönelik bir ortak AB kararının alınmasına ihtiyaç olmadan, “Ermeni soykırımının” kabulünü Türkiye’nin Birliğe katılımının bir ön şartı haline getirecektir. Nihayet, Çerçeve Karar’ın bir AB müktesebatı oluşturduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle de 23. fasıl olan “yargı ve Temel Haklar” bağlamında Türkiye’nin de bu kararı kabul etmesi zorunludur.

Bu izahatımız, Çerçeve Karar’ın kabulünün, Türkiye’nin AB’den dışlanması anlamına geleceğini açıkça ortaya koyuyor. Nitekim, 10 Nisan’da TBMM’de yapmış olduğumuz konuşmada bu tehlikeyi ayrıntılı biçimde dile getirerek, AB Dönem Başkanlığını yapan Alman Hükümeti’ne şöyle seslenmiştik: “Çerçeve Karar’ın Türkiye-AB ilişkilerine vereceği büyük zararı düşünmesiniz dahi, Türkiye ile Almanya arasındaki geleneksel dostluk ilişkilerini dikkate almanız gerekmez mi? Almanya’da 2,7 milyon Türk kökenli vatandaş ve soydaşımızın olması, AB’den geçirmek istediğiniz yasal düzenlemeye, hiç mübalağasız, Türk-Alman ilişkilerini mahvedecek bir nitelik kazandırmaktadır. Çerçeve Karar, bu ilişkilerin temeline konmuş bir saatli bombadır.”

Uluslararası hukukun ihlali

Bilindiği üzere, BM 1948’de kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması
Sözleşmesi” soykırım suçuna ilişkin uluslararası ahdi kuralları saptayan temel belgedir. Bu Sözleşme’nin 2. maddesinde soykırım suçu tanımlanmakta, 6. ve 9. maddelerinde de suçu kovuşturacak yetkili mahkemeler belirlenmektedir. Bilahare 2002 yılında yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Divanı Statüsü’nün (UCDS) 6. maddesindeki soykırım tarifi de BM Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinden aynen alınmıştır. Hal böyleyken, Çerçeve Karar, soykırım suçuna ilişkin olarak sadece UCDS’ne atıfta bulunmakta, BM Sözleşmesi’ne değinmemektedir. Bununla güdülen maksat, BM Sözleşmesi’nin yetkili mahkemelere ilişkin hükümlerinin atlanmak istenmesidir. Ancak, Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiş ve tüm uluslar tarafından kabul edilmiş kural ve normların (jus cogens), AB’nin siyasi nitelikte bir kararıyla değiştirilemeyeceği açıktır.

Ne yapmalı?

AB Adalet ve İçişleri Bakanları Konseyi’nin 19 Nisan toplantısı yaklaşırken, durumun ciddiyetini nihayet kavramaya başlayan Hükümet, hayli geç de olsa AB Dönem Başkanlığı ile üye ülkeler nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Bu bağlamda Adalet Bakanı Cemil Çiçek Türkiye’nin konuya ilişkin görüşlerini AB Adalet Bakanlarına mektupla iletmiş, Başbakan Erdoğan da Hannover Fuarı’nı ziyareti sırasında görüştüğü Şansölye A. Merkel’e kaygılarını ifade etmiştir. Buna rağmen, Türkiye’nin endişeleri dikkate alınmamış ve Çerçeve Karar hiçbir değişiklik yapılmadan Konsey tarafından kabul edilmiştir. Alman tarafının samimiyetten yoksun bir tutumla, “Çerçeve Karar’ın Türkiye’ye bir zararı olmayacağı” hususunda ısrar ederken, aynı zamanda Karar’ın uluslararası hukuku ihlal ettiğini kabule yanaşmaması, Ankara’da düş kırıklığına ve ciddi endişelere yol açmıştır. Bu koşullarda yapılabilecek olan, Çerçeve Karar’ın AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğü girmesinden sonra, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde bireysel bazda bir hukuk mücadelesi verme imkânlarını aramaktır.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: