Ermeni iddialarını etkisiz hâle getirecek, etkili, yaratıcı ve bilinçli bir mücadele stratejisi

10 04 2007

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ermeni iddialarını etkisiz hâle getirecek, etkili, yaratıcı ve bilinçli bir mücadele stratejisinin ve buna uygun bir yapılanmanın ortaya çıkarılması için, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşmak için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, Ermeni iddialarının Türkiye’nin dış politika gündeminde yer alması, esas itibarıyla, 1974 yılında başlamıştır. O günden bugüne kadar geçen otuz üç yıl içinde, Türk hükûmetleri, bu iddiaları etkisiz hâle getirmek ve gerçekleri dünyaya duyurmak için muhakkak ki gayret sarf etmişlerdir. Ancak, bu çabalar, uzun vadeli bir stratejiye ve bu stratejiyi uygulayacak etkin bir yapılanmaya dayanmadığı için yetersiz ve etkisiz kalmışlardır. Bu bakımdan, geçmişteki eksikliklerimizin, hatalarımızın ışığında, Ermeni sorununu bütün boyutlarıyla ele alacak ve Ermeni iddialarını etkisiz hâle getirecek, etkili, yaratıcı ve bilinçli bir mücadelenin nasıl ortaya konacağının araştırılması önem kazanmaktadır. Verdiğimiz araştırma önergesinin amacı budur değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin Ermeni propagandasıyla mücadelede zayıf kalmasının başta gelen bir nedeni -değerli arkadaşlarım, sizleri tenzih ediyorum- Türk kamuoyu ve Türk siyasetçileri tarafından Ermeni soykırımı iddiasının arkasında yatan tehdidin gerçek niteliğinin tam anlamıyla anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, karşılaştığımız sorunun bu yönü üzerinde durmak istiyorum. Ermeni soykırım iddiası, genellikle, Ermenistan’ın ve Ermeni diasporasının gerçekleştirmek istediği bir amaç olarak değerlendirilir. Bu, yanlıştır. Soykırım iddiası, gerçekte siyasi bir araçtır. Ermenistan ve diaspora, Haydat davasının gerçekleştirilmesi için, soykırım iddiasından, temel bir siyasi araç olarak yararlanıyorlar. Peki, nedir bu Haydat iddiası, nedir bu Haydat davası? Haydat davası, büyük Ermenistan’ı kurma hedefidir. Bu dava iki hedefe odaklanmıştır: Bunlardan birincisi, Doğu Anadolu’yu da kapsayan -tırnak içinde söylüyorum- “tarihî Ermeni topraklarının geri alınması ve büyük Ermenistan’ın kurulması”dır. Haydat’ın ikinci hedefi de, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan Ermenilerin büyük Ermenistan’a dönmelerinin sağlanmasıdır. Yunanlıların “Megalo İdea”sından pek farklı olmayan bu ırkçı ve yayılmacı ideolojiyi benimseyen Ermenistan ve diaspora Ermenileri, kendilerini, Türklere karşı, bir asırdır, kesintisiz, topyekûn bir savaş içinde görmekte ve tüm varlık ve enerjilerini bu savaş için seferber etmektedirler. Esasında, Haydat hedeflerine, Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde ve bu bildiriye atıfta bulunan Ermenistan Anayasası’nda yer verilmiştir. Haydat’ı gerçekleştirmek amacıyla uygulamaya konulan ve 4T şeklinde adlandırılabilecek olan plan şu dört aşamaya dayanıyor: Tanıtım, tanınma, tazminat ve toprak. Birinci aşama olan tanıtım aşaması, Ermeni terörü yoluyla Ermeni soykırımı iddiasını ve Ermeni davasını dünyaya tanıtmayı öngörüyordu, 1975’te başlayan bu süreç, 1994’e kadar sürmüştür. Ermeni terör örgütleri, bu on yıllık dönemde, Türk büyükelçilerini, başkonsoloslarını, diplomatik personelini ve onların aileleri ile çocuklarını öldürmek suretiyle soykırım iddialarını dünyaya duyurmuşlardır ve bu şekilde Ermeni soykırımı iddiası dünya gündemine oturtulmuştur. İkinci aşama, tanınma aşamasıdır. Bu süreçte, soykırım kampanyalarıyla, dünya kamuoyu ve parlamentoları, Türklerin soykırım işlediklerine ikna edilecek, soykırımın tartışılmaz bir veri olduğu saptandıktan sonra da uluslararası baskı yoluyla Türkiye’nin soykırım iddiasını tanıması sağlanacaktır. Bu aşamada, Ermenistan ve diaspora, değerli arkadaşlarım, büyük mesafe kaydetmiştir. Biraz sonra belirteceğim üzere, çok sayıda devletin parlamentosu geçirdikleri yasalar ve kararlarla Türklerin Ermenilere soykırımı yaptıklarını kabul etmişlerdir. Bundan sonra, üçüncü aşama olarak başlatılacak tazminat elde etme sürecinde, soykırımına uğramış Ermeni ailelerin mirasçılarının hak ve tazminat talepleri gündeme getirilecek, bunu da toprak talepleri izleyecektir. Ermeni tarafı, şimdiden, planın üçüncü aşamasını da bir ölçüde gerçekleştirmiş bulunuyor. California’da açılan davalar nedeniyle New York Life Insurance ve Fransız AXA sigorta şirketleri Ermeni soykırımını tanıyarak Anadolu’da hayatlarını kaybeden Ermenilerin mirasçılarına sırasıyla 20 ve 17 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etmişlerdir. Değerli arkadaşlarım, görüleceği üzere, soykırım iddiası, esasında, Türkiye’ye yönelik tazminat ve toprak taleplerine odaklanmış ırkçı ve yayılmacı bir stratejiye gerekçe oluşturmaktadır. Ermenistan ve Ermeni diasporası, Haydat stratejileri bağlamında, Türkiye’yi dünyaya Hristiyan Ermenilere karşı soykırım uygulamış bir Müslüman ülke olarak tanıtmak amacını güden hasmane kampanyalarını çok etkili bir şekilde sürdürüyorlar. Bu kampanyanın hâlen kazandığı uluslararası boyut, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve dış politikası üzerinde olumsuz etkiler yapıyor. Avrupa Birliği Parlamentosuna ilaveten on sekiz ülke parlamentosunun Ermeni soykırımını kabul eden kararlar almış olması, bunlar arasında Belçika, Yunanistan, İtalya, Vatikan, Fransa, İsviçre, Hollanda, Polonya ve Almanya gibi Avrupa devletlerinin de bulunması, ayrıca, Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Birliği Parlamentosunun yıllık raporlarında Ermeni iddialarına artık rutin bir şekilde yer verilmesi, bu konuda Türkiye’ye yönelen baskı hakkında bir fikir verebilir. Amerika Temsilciler Meclisinde de bu yolda bir karar çıkması, Türkiye-Amerika ilişkileri üzerinde hasıl edeceği ağır zararın yanında, diğer ülkelerin parlamentolarına bir örnek teşkil edecek ve Ermeni iddialarını tanıyan ülke parlamentolarının sayısı çorap söküğü gibi artacaktır. Bu bağlamda, önemle altı çizilmesi gereken bir husus da, bazı Batılı devletlerin, soykırım iddialarını, Türkiye’nin dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla, bazılarının da, bu sorundan, ülkemizin Avrupa Birliğine tam üye olmasını engellemek veya onu ikinci sınıf ortaklık statüsüne mahkûm etmek için bir baskı unsuru olarak yararlanmak ve kullanmak istedikleridir. Değerli arkadaşlarım, belirttiğimiz bu hususlar ışığında, Batı âlemi tarafından da büyük ölçüde benimsenen ve âdeta bilimsel bir veri olarak kabul edilmeye başlanan sözde soykırım iddiasının, bugün, Türkiye’ye yönelik küresel bir tehdit boyutunu kazandığını söylemek hiç yanlış olmayacaktır. Yaptığım bu değerlendirmenin gerçeklik ve ciddiyetini teyit eden bir yeni gelişmeyi dikkatinize önemle sunmak istiyorum. Bu endişe verici gelişme, hâlen Avrupa Birliği dönem başkanı olan Almanya’nın, Ermeni soykırımını reddetmenin Avrupa Birliği üyesi ülkelerde mahkeme kararıyla cezalandırılmasına yol açacak bir yasal düzenlemeyi Avrupa Birliğine kabul ettirmeyi öngören girişiminden kaynaklanıyor. Bunu yapan Almanya. Bu tasarı, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçları inkâr edenlere, bir ile üç yıl arasında hapis öngörüyor. Avrupa Birliği, Almanya’nın girişimi sonucunda böyle bir yasal düzenlemeyi kabul ettiği takdirde, İsviçre’nin Perinçek davasında yaptığı gibi, Avrupa Birliği ülkeleri mahkemeleri Türkiye’yi soykırımıyla suçlayan yasalar çıkaracaklar, bu mümkün olacak. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Elekdağ lütfen toparlar mısınız. Buyurun efendim. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim. Alman Hükûmeti, bu yasal düzenlemeyi, temmuz ayından önce Avrupa Birliği Adalet ve İçişleri Bakanları Konseyine taşımak ve Birliğe mal etmek istiyor. Böylece, Almanya, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ambargo koyacak çok tehlikeli bir süreci başlatmış oluyor. Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, ben, bu kürsüden, Alman Hükûmetine şu soruyu yöneltiyorum: Türkiye ile Almanya arasında geleneksel dostluk ilişkileri vardır. Bu ilişkilerin göreceği zararı dikkate almasanız dahi, Almanya’da 2 milyon 700 bin Türk kökenli vatandaş ve soydaşımızın olması, Avrupa Birliğinden geçirmek istediğiniz yasal düzenlemeye, hiç mübalağasız, Türk-Alman ilişkilerini mahvedecek bir nitelik kazandırmaktadır. Bu bakımdan, başlattığınız bu girişimin sonucunu hiç düşündünüz mü? Bu söylediklerime, değerli arkadaşlarım, bir ilave yapmadan geçemeyeceğim. Almanya’da, sadece 37 bin Ermeni yaşamaktadır, sadece 37 bin. Ermeni lobisinin etkinliği, önemli ölçüde, Alman kiliseleri tarafından da desteklenen bu Ermeni varlığına dayanmaktadır. Bu bakımdan, 2 milyon 700 bin Türk kökenli vatandaş ve soydaşımızın Ermeni lobisinin faaliyetleri karşısında etkisiz kalmalarını anlamak mümkün değildir. Değerli arkadaşlarım, bu saptama, beni, Ermeni ve Türk taraflarının tezlerini nasıl savundukları konusuna getiriyor. Ermeni iddialarının belgesiz, kanıtsız, tutarsız ve abartılı olmasına rağmen, Ermenilerin dünya kamuoyuna mağduriyetlerini inandırmaktaki başarıları, fanatik bir dürtüyle örgütlü, planlı ve sistemli çalışmalarına dayanmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen… ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, müsamahanızı istirham edeceğim. BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim. Gerçek olan şu ki değerli arkadaşlarım, kendilerini Türkiye’ye karşı topyekûn bir savaş içinde gören ve tüm enerjileriyle varlıklarını bu savaş için seferber eden Ermeni tarafı, esasen güçlü olan konumunu, yoğun çalışmalar ile her geçen gün daha da takviye etmektedir. Türkiye’ye gelince: Son yıllarda Ermeni soykırımı iddialarını çürütmeye yönelik faaliyetlerde bir atılım görülmektedir. Ancak, Türkiye’nin bu faaliyetleriyle Ermeni tarafının etkinliklerini ve aldığı sonuçları mukayese ettiğimiz zaman çok acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Bu da, Türkiye’nin bu mücadelede son derece zayıf kaldığıdır. Türkiye, Ermeni cephesinin yürüttüğü bu muazzam faaliyetin, ancak, oransal açıdan çok küçük bir yüzdesini dahi gerçekleştiremiyor. Bu nedenle, Türkiye, Ermeni propagandasına karşı koymakta etkili olamıyor ve her gün zemin kaybediyor. Bu gidiş durdurulamadığı takdirde, Türkiye’nin davasını kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir gelişmenin, ülkemizin uluslararası konumu, dış politikası ve güvenliği açılarından yaratacağı büyük zararlar dikkate alınarak, Türkiye tarafından Ermeni iddialarının etkisiz hâle getirilmesi için bilinçli bir mücadelenin nasıl ortaya konacağının araştırılması büyük önem kazanmaktadır. Türkiye’nin, bugüne kadar, Ermeni iddialarıyla mücadelesi, uzun vadeli bir perspektifle oluşturulmuş bir stratejiye uygun olarak ve proaktif bir yaklaşımla yürütülmemiştir. Türkiye’nin bir yayın politikası ve Türk tezlerini savunacak, kitaplar yazacak doktora, master öğrencilerini yetiştirecek eğitim politikası olmamıştır. Konunun hukuksal yönünün dahi ele alınması, maalesef, büyük gecikmeyle gerçekleşmiştir. Bugüne kadarki gecikmeler, bugüne kadarki çalışmalar, soykırım kararları yabancı ülkeler parlamentolarına geldikçe, bunların önlenmesi için bir süre yoğun bir çalışmaya girişilmesi, sonra da işin arkasının bırakılması şeklinde tecelli etmiştir. Saman alevi gibi yanıp, parlayıp sönen bu çalışma tarzının Türkiye’ye çıkardığı fatura son derece ağır olmuştur değerli arkadaşlarım. Strateji ve bunu uygulayacak bir yapılanma yokluğunun bir diğer sakıncası, koordinasyonsuzluk ve başıboşluktur. Hâlen bu konuyla iştigal eden devlet daireleri ve kurumlar birbirleriyle çoğu zaman koordinasyonsuz bir şekilde çalışmakta ve her biri kendine göre bir program uygulamaktadır. Böyle olunca da, çalışmalar, Ermeni tarafının iddialarını çürütecek ve Türk tezinin savunulmasını güçlendirecek alanlara yönlendirilememektedir. Bu nedenle de, savunmamızı takviye edecek yeni argümanların yaratılması mümkün olmamaktadır. Değerli arkadaşlarım, Ermeni meselesi, günümüzde, tarihsel, hukuksal, siyasal ve kamuoyu oluşturulması, yani “public relations” boyutları olan devasa bir uluslararası ilişkiler sorunudur. Bu itibarla, bu dört boyutu dikkate alan uzun vadeli bir stratejik plan ile bunu uygulayacak iç ve dış kurumsal yapının ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Böyle bir stratejinin oluşturulması, yukarıda değindiğimiz yayın politikasını, eğitim politikasını, bu amaçla, üniversitelerle iş birliğini, uluslararası ceza hukuku alanında uzmanlaşmış akademisyenler yetiştirilmesini gerektirecektir. Türkiye’nin bu mücadelede elindeki en önemli silah, arşivleridir değerli arkadaşlarım. Fakat, maalesef, bu aracın etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak önlemlerin alınmasında geç kalınmıştır. Bu alanda da daha yapılması gereken çok şey vardır. Bunların en önemlisi de, bölünmüş durumdaki devlet arşivlerinin tek bir yönetim altında toplanması ve yeni yaklaşımla organize edilmesidir. Sonuç olarak, değerli arkadaşlarım, asılsız Ermeni soykırımı suçlaması, bugün, Türkiye’ye yönelik küresel bir tehdit boyutunu kazanmış olup, Türkiye’nin dış politikasını devamlı baskı altında tutmaktadır. Bazı Batılı devletler, bu iddiadan, ülkemizin dış politikasını yönlendirmek ve ödünler elde etmek, bazıları da, ülkemizin Avrupa Birliğine tam üye olmasını engellemek amacıyla yararlanmaktadırlar. Fakat, bunun ötesinde, bu iddia, Ermenistan ve Ermeni diasporasının Türkiye’ye yönelik tazminat ve toprak taleplerine odaklanmış ırkçı ve yayılmacı bir politikaya gerekçe oluşturmaktadır. Ermeni cephesi, Türkiye aleyhinde sürekli yeni mevziler elde etmekte ve esasen güçlü olan durumunu yeni kazanımlarla takviye etmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Elekdağ, teşekkür ediyorum. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür için açacağım Sayın Elekdağ, lütfen… Buyurun. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bir dakikanızı rica edeceğim. BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Ermenilerin iddialarının belgesiz, kanıtsız, tutarsız ve abartılı olmasına rağmen, dünya kamuoyuna mağduriyetlerini inandırmaktaki başarıları, sadece, fanatik bir dürtüyle ve planlı şekilde çalışmalarından ileri gelmiyor. Bunun bir nedeni de, Türk tarafının Ermeni saldırısını etkisizleştirecek, etkili ve bilinçli bir mücadele ortaya koyamamasından ileri geliyor. Değerli arkadaşlarım, bu gerçekler ışığında, Türkiye’nin, belirtmiş olduğum dört boyutlu, uzun vadeli bir strateji oluşturarak, buna uygun kurumsal yapıyı gerçekleştirmesi, yaşamsal bir önem kazanmaktadır. Bütün bu hususlar dikkate alınarak, Türkiye tarafından Ermeni sorununu bütün boyutlarıyla ele alacak ve Ermeni iddialarını etkisiz hâle getirecek, etkili, yaratıcı, bilinçli bir mücadelenin nasıl ortaya konacağının araştırılması önem kazanmaktadır. Bu hususların araştırılması ve yapılacak düzenlenmelerin ortaya çıkarılması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını öneriyoruz.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: