Perinçek Davasının Sonuçları

19 03 2007

Okuduklarım ve dinlediklerim,Türk kamuoyunun Doğu Perinçek’in “Ermeni soykırımının yalan olduğunu” İsviçrelilerin suratına haykırmasını beğendiğini ortaya koyuyor. Perinçek’in niyetinin, Lozan mahkemesi kararını temyiz etmek ve İsviçre’de iç hukuk yollarını tükettikten sonra, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesine dayanarak şikayetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşımak olduğu anlaşılıyor. Perinçek, AİHM’nden, Lozan mahkemesinin ifade özgürlüğünü kısıtlamış olduğu yolunda bir mahkumiyet kararı çıkarabilirse, Türkiye’ye ifade özgürlüğü dersi veren İsviçre’nin, bu özgürlüğün bizzat kendisi tarafından katledildiği yüzüne vurulmuş olacak. Böyle bir kararın diğer önemli bir sonucu da caydırıcı etki yapması…

Perinçek’in, AİHM’den umduğu şekilde bir karar çıkarma olasılığı nedir? Bu soruyu yanıtlamak için Strazburg mahkemesinin uygulamalarına bakmak gerekiyor. AİHM’ne daha önce götürülmüş bu tür davaların Holokost’un (Yahudi soykırımı) inkarına ilişkin olduğunu görüyoruz. AİHM, Holokost’u inkardan kaynaklanan başvuruları, AİHS’nin hakların kötüye kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin 17. maddesi nedeniyle “kabul edilebilir” bulmamıştır. Bunun nedeni de, Holokost’un bir gerçek olduğu ve insanlığa karşı suç oluşturduğu hakkında Nuremberg Savaş Suçları Mahkemesi’nde 1946’da alınmış bir kararın mevcudiyetidir. Oysa, Ermeni soykırımı iddiasının gerçekliğini saptayan hukuki bir karar mevcut değildir. Bu itibarla, AİHM’nin davaya bakmasına bir engel yoktur. Öteyandan, İsviçre’nin, davayı kazanabilmesi için AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ifade özgürlüğüne getirdiği kısıtlamanın ciddi gerekçelere dayandığını kanıtlaması gerekecektir. Bu da pek mümkün gözükmüyor. Söylediklerimiz, Perinçek’in, AİHM’nden beklediği şekilde bir karar çıkarma şansının hayli yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

Perinçek’in başlattığı sürecin olası bir sonucu da, İsviçre mahkemesi kararının diğer Avrupa ülkeleri için emsal oluşturmasıdır. Bu olasılığın değerlendirilebilmesi için Lozan mahkemesi kararının hukuki dayanaklarına bakmak gerekiyor.

Kararın hukuki dayanakları

Kararın hukuki dayanaklarından birincisini, İsviçre Parlamentosu’nun (Ulusal Konsey) 16 Aralık 2003 tarihinde Ermeni soykırımı hakkında almış olduğu karar oluşturuyor. Karar aynen şöyle:
“ Ulusal Konsey, 1915’te Ermenilere soykırım yapıldığını tanır. Federal Konsey’den bunu not etmesini ve tutumunu normal diplomatik yollarla bildirmesini talep eder”.

Kararın ikinci dayanağı, İsviçre Ceza Yasası’nın (ICY) 261bis maddesinin 4. fıkrasıdır. Esasında bu maddenin amacı, İsviçre’deki Yahudilerle yabancıları ve her türlü azınlığı, çoğunluktan gelebilecek aşağılamalara ve saldırılara karşı korumaktır. Perinçek’in mahkumiyetinin dayandığı 4.fıkranın son bölümü ise şöyledir: “her kim.. alenen … belirtilen sebeplerle, soykırım veya insanlığa karşı bir suçu inkar ederse, kaba şekilde tehlikesiz gösterirse ya da haklı çıkarmaya çalışırsa, üç yıla kadar hapis veya para cezasıyla cezalandırılır.”

Bu fıkra, 1995-2006 döneminde, hepsi Yahudi soykırımını inkar suçuna ilişkin mahkeme kararlarına dayanak teşkil etmiş ve oluşan içtihat gereğince, Yahudi soykırımını reddetmek cezayı gerektiren bir suç niteliği kazanmıştır. İçtihat, ayni zamanda davalının mahkemede sorunu tartışmaya açmasına ve elindeki belgeler uyarınca soykırımın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda kanaatini belirtmesini de kısıtlıyor.

Mahkeme kararının içeriği

Hakim, kararında, özetle, İCY’nın 261bis maddesinden haberdar olan Perinçek’in soykırımını inkar ederek suç işlediğini, 1915 olaylarının soykırım olup olmadığının tartışılmasına yer olmadığını, Ermeni soykırımının bilimsel açıdan dünyada defalarca kanıtlandığını ve İsviçre Parlamentosu’nun aldığı karara istinaden İsviçre’de resmen kabul edildiğini, Lozan Üniversitesi’nin ve İsviçre okullarının müfredatında yer aldığını, diğer 20 ülkenin de soykırımını tanıdığını, dolayısıyla soykırımının bir gerçek olduğunun yadsınamayacağını, söylemleri ırkçı bir nitelik taşıyan Perinçek’in duruşma boyunca sergilediği provokatif tutumun sadece kibri ile küstahlığını gösterdiğini belirtmiş, bunu takiben de cezayı açıklamıştır. Bilindiği üzere 90 günlük hapis cezası 9.000 İF’lık para cezasına çevrilmiş ve Perinçek’in aynı suçu İsviçre’de iki yıl içinde tekrar işlememesi halinde tahsil edilmeyeceği belirtilmiştir. Ancak, Perinçek yaklaşık 17 bin İF olan tazminatları ödeyecektir.

Kararın oluşturduğu tehlike

Bugünkü ortam ve koşullarda, Lozan mahkemesinin kararının oluşturduğu emsal, Ermenistan’a sorunu diğer Avrupa ülkelerinde de yargıya taşıyarak soykırım iddiasına hukuki bir kimlik kazandırma yolunu açıyor.

Türkiye için sorun, Avrupa’da birçok ülke parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıyan kararlar almış olmasından ve bu ülkelerin ceza yasalarının da İCY’nın 261 bis maddesine benzer standart yasal düzenlemelere yer vermesinden kaynaklanıyor. Örneğin, Alman, Avusturya, Fransız ve İtalyan ceza kanunlarında 261bis’e benzeyen hükümler mevcuttur. Bu durumda, İsviçre’den sonra diğer Avrupa ülkelerindeki Ermeni diyaspora temsilcilerinin, ya kendileri fırsat yaratarak, ya da ortaya çıkan fırsatları değerlendirerek, Ermeni soykırımının vukubulduğuna ilişkin mahkeme kararları aldırmaları imkan dahiline girmiş olmaktadır. Soykırıma ilişkin
Parlamento kararları sayısının artmasının yanında, buna bir de yargı kararlarının eklenmesi, Ermeni iddialarına büyük güç kazandıracaktır.

Ne yapmalı ?

Lozan mahkemesi kararına benzer kararların, diğer Avrupa ülkeleri mahkemeleri tarafından da alınmasını önlemek için ne yapılabilir?

1915 Ermeni olaylarına ilişkin gelişmelerin önlenmesinde diplomatik çabaların yeterli olmadığı bir gerçektir. Ancak, Türkiye’nin önünde bu alanda başvurabileceği hukuk yolları da mevcuttur. Bugüne kadar bunlardan yararlanılmasında aşırı bir ihtiyatla hareket edilmiştir. Ne var ki, Lozan mahkemesi kararının yaratacağı sonuçlar nedeniyle, artık hukuksal boyutun devreye sokulması kaçınılmaz olmuştur.

İsviçre’de hukuk katledilmiştir. Konuyu hukuk terminolojisinden soyutlayıp basite indirgersek şöyle bir durumla karşılaşıyoruz. İsviçre Ulusal Konseyi (İUK), 2003 yılında, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlayan hukuk dışı bir karar almış ve Lozan mahkemesi bu karara göre soykırım suçunun işlendiği gerçeğine dayanarak Perinçek’i mahkum etmiştir. Burada iki büyük hata vardır. Birincisi, Soykırım, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’yle tanımlanmış olan bir uluslararası ceza hukuku suçudur ve 1915 olaylarının soykırım diye tanımlanması ancak yetkili bir mahkeme kararıyla olur. Yetkili mahkeme kararı olmamasına rağmen, İUK 1915 olaylarının tarihi gerçek olduğunu karara bağlayarak uluslararası hukuku ihlal etmiştir. İkincisi, Lozan mahkemesi, hukuken saptanmamış bir olayın inkarı nedeniyle Perinçek hakkında mahkumiyet kararı vermiştir.

Diplomatlarımızla hukukçularımızın, belirttiğimiz bu hususları sağlam bir hukuki çerçeveye oturtmalarından sonra, yapılacak şey, İsviçre makamlarına verilecek bir notayla İsviçre Ulusal Konseyi’nin (İUK) soykırım kararı alma yetkisine sahip olmadığının ve anılan kararla uluslararası hukukun ihlal edilmiş olduğunun vurgulanması ve bu noktalar üzerinde izahat istenmesidir. İsviçre’nin, büyük bir olasılıkla, tutumunu savunan yanıtının alınması üzerine de Türkiye, sırf yetki konusundaki ihtilafın çözümlenmesi için sorunun ortaklaşa Soykırım Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) götürülmesini önermelidir . UAD’nin, İsviçre Ulusal Konseyi’nin yetkili merci olduğunu kabul etmesi mümkün değildir. Burada Türkiye’yi rahatsız edebilecek yegane husus, UAD kararının en kötü ihtimalle “obiter dictum” bazı değerlendirmeler içermesidir. Yani 1915 olaylarına atıfta bulunan fakat bağlayıcı niteliği olmayan ifadeler…

İsviçre’nin, Türkiye’nin önerisini kabul edip etmeyeceği hususunda kesin bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte, yetki konusunda lehinde bir karar çıkabileceği konusunda umutlu olmayacağı cihetle, çeşitli argümanlarla UAD’na gitmekten kaçınması kuvvetli bir olasılıktır.

İsviçre’nin adaletten ise, Türkiye açısından güçlü psikolojik ve siyasi etkiler yaratacaktır. Bu durum, parlamentoların 1915 olayları hakkında soykırım kararı almalarını ve inkar suçuyla vatandaşlarımızın mahkum edilmelerini önleyecek bir etken oluşturacaktır.

Türkiye’nin, Ermeni meselesini yeni bir perspektif, örgütlenme ve dinamizmle ele alması zorunludur. Bunun ilk adımını, İsviçre’ye yönelik önerdiğimiz girişim oluşturacaktır.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: