bölücü terör örgütünün Kuzey Irak’taki faaliyetleri ve Kerkük’ün durumu başta olmak üzere Irak’taki son gelişmeler hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/37)

18 01 2007

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, Irak’a Amerika tarafından yapılmış olan müdahale tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri tarafından Irak’taki durum hakkında hazırlanmış olan bir rapor üç gün önce yayınlandı. Burada, Irak’ta durumun vahameti tüm açıklığıyla belirtiliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri, her ay 5 bin Iraklının Irak’ta öldüğünü, her ay 100 bin –aynı zamanda- Iraklının zorunlu olarak yer değiştirmek, yani, göçe mecbur etmek durumunda bırakıldığını belirtiyor. Mezhepsel bir iç savaşın başladığı görülüyor ve aynı zamanda, etnik temizlik girişimleri gittikçe yayılıyor. Değerli arkadaşlarım, olaylar, Irak’ın üniter yapısını koruyamayacağını ve süratle bölünme noktasına doğru ilerlediğini gösteriyor. Tabii, bu gelişmeler ülkemiz açısından endişe vericidir. Irak ve Kuzey Irak’ın istikrarı Anadolu’nun güvenliği açısından yaşamsal önemdedir. Bu durumda, bu gelişmeler muvacehesinde Türkiye açısından iki sorun ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi PKK tehdididir, değerli arkadaşlarım. 2000 yılında can çekişen ve Kandil Dağı’na çekilerek çaresizlik içinde kaderini bekleyen durumda olan PKK, 2003’ten sonra derlenmiş, toparlanmış ve Türkiye’ye karşı saldırılara başlamıştır. Bunun nedeni, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Martta almış olduğu karardır. Bu karardan sonra, Amerikan askerî makamları PKK’yı hedef listesinden çıkarmışlardır ve bu durumda da Kuzey Iraklı Kürt liderler PKK’ya her türlü lojistik imkânı sağlamaya başlamışlardır. Esasen, bu husus, Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül tarafından da bir süre önce dile getirilmişti. Fakat, durumun tabiatıyla esas sorumlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir. Çünkü, Amerika Birleşik Devletleri fiilen işgal kuvvetidir ve işgal kuvveti asayişten sorumludur bütün bölgede. Amerika’nın PKK’ya karşı hiçbir önlem almaması ve Türkiye’nin operasyon yapmasını da önlemesi, Amerika’nın PKK’yı bir anlamda himayesine almış olması demektir. Amerika neden böyle bir tutum içindedir? Barzani ve Talabani neden PKK’ya ısrarla destek veriyorlar? Değerli arkadaşlarım, bu soruların cevabını vermeden önce, bir noktayı dikkatinize sunmak istiyorum: Irak Federal Kürdistan Bölgesi –ki, Barzani bunun başkanıdır- kendi anayasasına sahiptir. Irak’ın bir anayasası varken Irak Federal Kürdistan Bölgesi de kendi anayasasını kabul etmiştir. 2006 yılında bu Anayasa yürürlüğe girmiştir. Anayasa’nın 62, 63, 64’üncü maddeleri Sevr Antlaşması’na atıfta bulunmaktadır. Bildiğiniz gibi, bu maddeler Sevr Antlaşması’nda Kürdistan devletinin kurulması ve bunun sınırlarının ne olacağıyla ilgilidir. 19’uncu maddesinde de Anayasa’nın başka ilginç bir hüküm vardır. Burada da şu husus belirtilmektedir: “Sığınmacılar teslim edilmeyecektir.” Yani, PKK’ya devamlı olarak Kuzey Irak’ta melce sağlanacaktır demek bu. Değerli arkadaşlarım, Barzani, hedefinin bağımsız Kürdistan olduğunu söylemektedir. Bununla beraber, buna paralel olarak, hâlen Kürdistan’ın Irak içinde geleceğini gördüğünü, fakat, Şii-Sünni çatışması çıktığı takdirde bağımsızlıklarını ilan edeceklerini söylemektedir. İlginç olan şudur: Amerikan Büyükelçisi Zalmai Halil Zad, Barzani’yi teyit etmiştir. Zalmai Halil Zad da Barzani’ye tam anlamıyla hak verir şekilde “Evet, Barzani, Kürtler hâlen geleceklerini Irak toprakları içinde aramaktadırlar, fakat bir iç savaş durumunda onlar kendi yollarını saptayacaklardır” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Değerli arkadaşlarım, Hali Zad’ın bu ifadeleri, Amerika’nın PKK’ya kol kanat germesiyle birlikte ele alınınca ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır. PKK’nın, Türkiye’ye karşı bir pazarlık unsuru olarak yedekte tutulduğu tam anlamıyla anlaşılmaktadır. Nedir bu Türkiye’ye dayatılacak pazarlık? Pazarlık, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bağımsız Kürdistan olgusunu kabul etmesi ve bu devlete iyi komşu gözüyle bakması karşılığında PKK’nın etkisiz bir hâle getirilebileceği üzerinde odaklanmaktadır. Değerli arkadaşlarım, olayların seyri, çok önceden, Türkiye’ye böyle bir pazarlığın dayatılacağını ortaya koyuyordu. Ama, Hükümetin bu konuya gerekli bilinç ve ciddiyetle yaklaştığı hususunda bazı kuşkular vardır. Bunu söylemek durumundayım. Çünkü, Stratejik Vizyon Belgesi kabul edilmeden önce, Amerika’dan her hâlükârda PKK teröristlerinin tasfiye edilmesi istenmesi gerekli idi yahut da Vizyon Belgesinin kabulünden sonra bu husus yerine getirilmeliydi. Bunlar yapılamadı. Değerli arkadaşlarım, şu anda karşılaştığımız sorun Türkiye’nin bekasıyla doğrudan doğruya ilgilidir. Türkiye’nin üniter yapısının korunması, büyük ölçüde Kuzey Irak’ta Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarına ters oluşumların önlenmesine bağlıdır. Bu konuda bir zafiyetimiz var, Hükümetimizin bir zafiyeti var; bu da Türkiye’nin bir stratejiye sahip olmamasıdır. Kapalı oturumda, bu stratejinin köşe taşlarını saptamalıyız değerli arkadaşlarım. Önümüzde bir başka sorun daha var, bu da Kerkük sorunudur. Kerkük sorunu, patlamaya hazır bir sorundur. Bunu biz söylemiyoruz, bunu yabancı araştırma kuruluşları söylüyor. Sayın Başbakan Erdoğan, 17 Kasım 2006’da Irak Başbakanı El Maliki’yle basın toplantısında bu konuyu ele aldı ve bazı ikazlarda bulundu; fakat, bu konuda geç kaldık değerli arkadaşlarım, çok geç kaldık. Bu uyarılar, Kürt liderlerin Kerkük’ün demografik yapısını kitlesel biçimde değiştirdikleri zaman yapılacaktı. O zaman, Türkiye’nin bunu yüksek sesle yapması ve ikazları dikkate alınmadığı takdirde de bazı yaptırımlara yönelmesi gerekirdi. Amerika, Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilmesine seyirci kaldı. Irak’ın idari yasası, yeni anayasadan önce geçerli olan idari yasası, Kerkük için özerklik öngörüyordu; Kerkük özerk olacaktı ve merkezî hükümete bağlı olacaktı. Bu bölgenin zenginliği de petrol zenginliği de adalet çerçevesinde, Irak’ı oluşturan, Irak ulusunu oluşturan bütün unsurlar arasında paylaşılacaktı, fakat, maalesef, yeni anayasanın 140’ıncı maddesi bunu öngörmüyor. Bu husus belirtildi, tekrar etmeyeceğim, fakat, 140’ncı madde çerçevesinde, bildiğiniz gibi, bu yılın kasım ayının ortasında bir referandum öngörülüyor. Amerika, bunun bu şekilde değiştirilmesine de göz yumdu. Şimdi, bildiğiniz gibi, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, iki gün önce bir açıklama yaptı ve “referandum muhakkak ki yapılacaktır öngörülen zamanda“ dedi. Bu durumda, Kürt liderlerin, özerk, Kürt özerk bölgesi topraklarına Kerkük’ü katmaları için hiçbir engel kalmıyor değerli arkadaşlarım. Bu haksız düzenlemelere, sadece Türkmenler değil, Kerkük bölgesindeki Araplar da, Sünni Araplar ve Şii Arapların büyük bir bölümü de karşı çıkıyor. Geçen hafta Ankara’da bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya Kürt bölgesinin temsilcileri hariç Irak’taki tüm partileri ve eğilimleri temsil eden kişiler katıldılar. Ortak bir görüş çıktı burada. Bu da Kerkük’ün geleceğini tayin edecek olan referandum tüm Irak’ı kapsamalıdır denildi. Bunun da nedeni Irak Anayasası’nın 111’inci maddesinden kaynaklanıyor; çünkü, 111’inci madde, Irak’ın zenginliğinin tüm Iraklılara ait olduğunu belirtiyordu. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen toparlar mısınız. Buyurun. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan. Bu bakımdan, toplantıda, Kerkük için yapılacak referandumun tüm Irak halkını kapsaması öngörüldü. Bu son derece makul bir husus esas itibarıyla arkadaşlarım, mantığa uygun, akla uygun. Esas itibarıyla, Irak Çalışma Grubu da -bildiğiniz gibi, bir süre önce açıklandı, sekiz, dokuz ay üzerinde çalışma yapıldıktan sonra akil adamlar tarafından hazırlanmış olan bir rapor bu- bu raporda da, aynı şekilde, referandumun tehir edilmesi, tehir edilmediği takdirde bunun Irak için çok ilave yeni çatışma alanları ortaya çıkaracağı belirtiliyordu. McCain… Amerika’nın Cumhuriyetçi Partisinin önümüzdeki seçimlerde Cumhuriyetçi başkan adayı olarak gösterdiği Arizona Senatörüdür McCain. McCain de aynı yolda görüş beyan etti. Tabiatıyla Hükümetimizin ve Sayın Dışişleri Bakanımızın, Amerika’nın tutumundaki bu değişikliğin neden ileri geldiğini Amerikan tarafından sorması muhakkak ki gerekirdi. Belki soruyorlar, belki bu konuyu takip edecekler, fakat, burada, Amerika’nın almış olduğu bu tutum, hakikaten Amerika’daki düşünce kuruluşlarının, Amerika’daki akil adamların, bir Amerikan cumhurbaşkanı adayının da görüşlerine ters düşmektedir. Değerli arkadaşlarım, Kerkük’ün haksız şekilde Kürt grupların eline geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde kritik bir aşamayı oluşturacaktır. Bunu böyle bilelim. Bu aşamadan sonra Kürt bağımsız devletinin ilanı için hiçbir engel kalmayacaktır. Kerkük, Türkiye’nin dış güvenlik politikasının direnç ve kırılma noktasıdır. Bunun altını çizmek istiyorum. Türkiye’nin bu direnci gösterememesi, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını tehlikeye düşürecek, olayları tetikleyecektir değerli arkadaşlarım. Türk Hükümeti, Dışişleri Bakanlığının ve devletin tüm o imkânlarını ve kaynaklarını seferber ederek, Kerkük’te vahamet kazanan duruma uluslararası kuruluşlar tarafından el konulmasını sağlamalıdır. Bunun zamanı gelmiş geçmiştir. Bu amaçla, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar ve devletler nezdinde gerekli girişimlere başlamalıdır. Ayrıca Hükümet, Amerika’ya, Amerika’nın Kerkük’e yönelik politikasının Türkiye açısından hasmane niteliliğini tüm açıklığıyla anlatmalıdır. Amerika’nın bu tutumunu sürdürmesinin, Irak’ta ilave bir ayrışma ve çatışma alanı yaratmaktan da öteye, Türk kamuoyu tarafından kesinlikle… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen teşekkür için buyurun. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – …kabul edilemeyeceği izah edilmelidir. Türk kamuoyu tarafından kesinlikle kabul edilmeyeceği yine Amerikan makamlarına, sorumlularına izah edilmelidir. Ayrıca, Kuzey Iraklı Kürt liderlere de verilecek önemli mesajlar vardır. Onlara da gaflet içinde oldukları, tutumlarında ısrar etmelerinin sadece kendilerinin değil, tüm bölgeyi felakete sürükleyeceği anlatılmalıdır. Bu amaçla, Türkiye’nin kararlılığını ortaya koyan caydırıcı yaptırımlar açıklanmalıdır. Önümüzdeki salı günü yapacağımız kapalı oturum tarihsel bir niteliktedir değerli arkadaşlarım. Kapalı oturumda Türkiye’nin Irak’a, Kuzey Irak’a ve Kerkük’e ilişkin politikaları bütüncü bir yaklaşımla ele alınmalı ve Türkiye’nin bu alanlardaki stratejisinin ve kırmızı çizgilerinin tüm unsurları tanımlanmalıdır. Bu bağlamda, gerek Kuzey Iraklı Kürt partilerin gerek Amerika’nın, Türkiye’nin bu konudaki kararlılığını anlayabilmeleri için, Türkiye’nin ne gibi yaptırımlara başvurabileceği ayrıntılı biçimde ele alınmalı ve bir mutabakat oluşturulmalıdır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu çalışmaya tam katkı vermeye hazırız. Değerli arkadaşlarım, belirtmiş olduğum gibi, Kerkük, Türkiye’nin güvenlik politikasının, Anadolu’nun birlik ve bütünlüğünün direnç ve kırılma noktasıdır. Bu bakımdan, Kerkük’e Irak içinde özerklik verilmesiyle, referandumun tüm Irak’ı kapsayacak bir formül çerçevesinde gerçekleştirilmesi için Türkiye tüm imkânlarını ve kaynaklarını seferber etmelidir. Bu yapılabilir. Bunun yapılamamasının sorumluluğu taşınamayacak kadar ağırdır. Nedir bu sorumluluk? Bu sorumluluk, Kerkük’ün altın bir tepsi içinde Kürt otonom bölgesine ikram edilmesi demektir. Nedir bu sorumluluk? Bu sorumluluk, bağımsız Kürt devletinin kurulmasına katkıda bulunmaktır. Nedir bu sorumluluk? Bu sorumluluk, PKK’nın büyük Kürdistan projesi bağlamında Türkiye’nin bölünmesine yönelik olarak kullanılmasına zemin hazırlamaktır. Değerli arkadaşlarım, Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül bu konuda hamaset yarışının sakıncalarına işaret etti. Bu hususta kendisine tamamen katılıyoruz. Hamaset yarışı, Türkiye’nin kredibilitesini yitirmesine yol açar bu konuda. Onun için bundan sakınmalıyız. Ben bu görüşlerle, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesinin kabul edilmesini diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: