Fransız Ulusal Meclisi Ermeni Soykırımının İnkârının Cezalandırılmasını öngören yasa teklifi

17 10 2006

22. Dönem 5. Yasama Yılı 8. Birleşim

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Fransız Millet Meclisi tarafından 12 Ekimde kabul edilen sözde Ermeni soykırımı inkâr etmeyi hapis ve para cezasıyla cezalandıran Yasa Tasarısı, her yönüyle saçma, mantık dışı olduğu kadar, demokratik değerleri de ihlal eden bir nitelik taşıyor. İnkâr Yasa Tasarısı, sadece Türk tarihini sorumsuzca ka­ralamaya yeltenen bir girişim olmaktan da öteye, Türkiye’yle Fransa arasındaki ilişkilere ağır bir darbe vuruyor; bununla da kalmıyor, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri­nin geleceği üzerine de ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Bu nedenle, konunun ayrıntılı bir şekilde ele alınıp görüşülmesinde büyük yarar olduğu kanısındayım. Ancak, bu gereksinimin anlaşılmadığını görmekten son de­rece üzgünüm. Maalesef, tartışma için konuşmacılara ayrılan on dakika, bu önemli sorunun anlamlı bir şekilde değerlendirilmesine imkân vermiyor değerli arkadaşla­rım.

İnkâr Yasa Tasarısı’nın Fransız Millet Meclisi tarafından kabul edilmesinin arkasındaki nedenlerin gerçekçi bir şekilde teşhisi son derece önemli, çünkü, ancak bu şekilde Fransa’ya karşı politikamızı isabetli bir şekilde oluşturabiliriz.

İlk bakışta Fransa’daki Ermeni lobisinin İnkâr Yasası’nın geçmesinde en önemli etken olduğu gibi bir izlenim ediniliyor. Mayıs 2007’de yapılacak Cumhurbaş­kanlığı ve Parlamento seçimleri yaklaşırken, İktidar Partisi de dahil, Fransa’daki tüm siyasi partilerin Ermeni seçmenlerin oyları peşinde oldukları bir gerçek. Bu ne­denle de, Ermeni soykırımı iddiasına sahip çıkmak hususunda, İktidar Partisi de dahil, bütün partiler birbirleriyle yarışıyorlar. Tabii, bu koşullarda Ermeni lobisi de uy­gun bir çalışma ortamı buluyor ve bundan yararlanıyor.

Ancak, değerli arkadaşlarım, Yasa Tasarısı’nın Mecliste kabul edilmesinin sebebini sadece Ermeni lobisine dayandırmak şeklindeki bir yaklaşım, bir değerlendir­me yanlış olur. Zira, Türkiye açısından son derece önemli başka nedenler de var.

Fransız Hükûmeti, Yasa Teklifi’ne, filhakika, karşı çıktığını açıklamıştı. Nitekim, Devlet Bakanı Kolona da, Mecliste Teklif aleyhine konuştu. Buna rağmen, Hükûmetin ve İktidar Partisi UMP’nin, Yasa’nın önlenmesi için bir çaba gösterdiği söylenemez. Yaptıkları göstermelik olmaktan ileri gitmedi. Nitekim, Yasa’nın kabu­lünde İktidar Partisi tarafından kullanılan oylar, sosyalistlerin kullandığından daha fazlaydı. Fransız Hükûmet yetkilileri, bir taraftan “Türkiye’nin dostluğuna önem ve­riyoruz” derken, diğer taraftan Meclisteki oylamada Yasa Teklifi’nin reddini sağlayacak çoğunluğu temin etmek için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Bu durumda, değerli arkadaşlarım, şu soruların yanıtlarını bulmak çok önemli: Fransız Hükûmeti, uzun bir geleneğe dayanan ve özenle geliştirilen Türk-Fransız dostluğunu, nasıl oluyor da bu kadar kolay harcayabiliyor? Fransız siyasetçilerinin, nesiller boyu Türk-Fransız ilişkilerini zehirleyecek bir yasayı kabul ederek ağır bir sorumluluk altına girmeleri nasıl kabil oluyor, hangi nedenlerden kaynaklanıyor?

Değerli arkadaşlarım, bu soruların yanıtları şu iki temel etkende yatıyor: Birincisi, Fransa’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üye olarak girmesini engellemek hususunda kesin bir kararlılığı var. Fransa, on beş yıl sonra nüfusu Avrupa Birliğinin toplam nüfusunun yüzde 17’si civarında olacak ve oy hakkı buna göre belirlene­cek bir Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde siyasi bir güç olarak yer almasını kesinlikle istemiyor. Fransa, soykırımı iddiasının Türkiye tarafından kesinlikle kabul edilme­yeceğini bildiği içindir ki, ülkemizin, Avrupa Birliğine tam üyeliğini engellemek amacıyla bu iddiaları ileri sürüyor.

Nitekim, bir aralar, Türkiye’ye dostluğunu öve öve bitirmediğimiz Cumhurbaşkanı Sayın Chirac, bu ayın başında ziyaret ettiği Erivan’da, Ermenistan Cumhur­başkanı Koçaryan’la düzenlediği basın toplantısında Ermeni soykırımını Yahudi soykırımıyla eş değer tutmuştur ve “Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmak için Ermeni soykırımını tanımalı mı” şeklindeki bir soruya karşılık, “dürüstçe konuşulacaksa, öyle olması gerektiğine inanıyorum” demiştir ve şöyle devam etmiştir: “Türkiye’nin, soykırımını kabul etmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü, ülkeler hatalarını ve dramlarını kabul ederek büyürler; Almanya, Yahudi soykırımını kabul ederek büyüdü. Bir ülke, eğer, bir topluma ait olmak, inandıklarını, değerlerini paylaşmak istiyorsa, Türkiye de tarihine, geleneklerine ve kültürüne bakarak kendine ders çıkarmalı­dır.” Evet, hemen belirteyim ki, Başkan Chirac’ın yaptığı bu açıklama, İnkâr Yasası’nın Fransız Millet Meclisinden geçmesine çok büyük destek vermiştir.

Sonuç olarak, Fransa’nın, Ermeni soykırımı iddiasına bu kadar ısrarlı şekilde sahip çıkmasının nedeni, Türkiye’nin Avrupa Birliğini engellemek içindir. Fakat, Fransa’nın Türkiye’ye karşı tutumunu şekillendiren ikinci bir etken daha vardır, bu etken de dindir. Fransızlar, ülkelerinde yaşayan 6 milyon civarındaki, çoğunluğu Kuzey Afrikalı Arap Müslüman’ın, Fransa’ya entegre olamadığından ve ülkenin, huzur, istikrar ve düzenini bozduklarından son derece şikâyetçidirler; onları, ülkele­rinde bir çıbanbaşı olarak görüyorlar. Fransız makamları, bu iddialarına kanıt olarak, tüm Fransız hapishanelerinde yatanların yüzde 70’inin Müslüman dininden oldu­ğunu ileri sürüyorlar. Zaman zaman patlak veren anarşik olaylar nedeniyle Fransızlar ile Müslüman halk arasında ilişkiler, tehlikeli biçimde, karşılıklı kine ve nefrete dönüşüyor. Müslüman halkın Fransa’ya entegre olması için yeterli bir gayret göstermemiş olan Fransız yetkililer -medya da bunları söylüyor- kusuru İslam’da bulu­yorlar ve İslam dininin, kişilerin çağdaş topluma uyumunu engellediğini, zorlaştırdığını ileri sürüyorlar.

İşte, Fransa’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üye olmasına karşı çıkmasının temelinde Müslümanlığa bakıştaki bu aşırı olumsuz tutum da yatmaktadır.

Bu bakımdan Fransa’nın stratejisi, ülkemizin Avrupa Birliği üyeliğine karşıtlığını açıktan söylemeden, önümüze devamlı engeller çıkarmak suretiyle, Türkiye’yi Avrupa Birliği yolunda yürümekte bezdirmek, pes ettirmektir.

Şimdi, Fransa’yı etkilemek için neler yapılması gerektiği üzerinde duralım. Şimdi, değerli arkadaşlarım, daha yasa tekemmül etmemiştir ve önümüzde bir yasalaş­ma süreci vardır, o bakımdan bunu dikkatten kaçırmamamız lazım. Ancak, Türkiye’nin sıfır bedelli politika uygulanabilecek ve kendisine yapılana mukabele etmekte âciz kalacak bir ülke olmadığı yolundaki irademizin de hiç kuşku bırakmayacak şekilde ortaya konulmasında, şu aşamada, çok büyük yarar vardır.

Benim kanımca bu Yasa Tasarısı’nın yasalaşmasının önlenmesi için başvurulacak en etkili önlemlerden biri de Ermenistan’a karşı yaptırım uygulanmasıdır. Türki­ye’nin soykırımıyla suçlanmasına yönelik faaliyetlerin arkasında Ermenistan Hükûmeti vardır. Ermeni diasporası, eskiden olduğu gibi, Ermenistan’dan bağımsız faali­yet sürdürmüyor. O dönem geride kaldı. Şimdi Ermenistan’ın büyükelçileri her bulundukları ülkede diasporayı Türkiye aleyhindeki faaliyetlerde örgütlemekte ve yön­lendirmektedirler. Fransa’da da bu durum geçerlidir. Bu bakımdan, Türkiye’nin Erivan’a somut sinyaller göndererek, Fransız Senatosunun söz konusu Tasarı’yı ge­çirmesinin Ermenistan için sakıncalı sonuçlar doğuracağını ortaya koyması zorunludur.

Türkiye tarafından başvurulacak önlemlerin başında Türkiye’de çalışan 70 bin kaçak Ermenistan vatandaşı işçinin kademeli bir şekilde ülkelerine gönderilmesi gelmektedir. Bu yolda alınacak bir karar esasen yaptırım da sayılamaz, çünkü yapılacak olan, hatalı olarak uygulanmasından sarfınazar edilen Türk yasalarının uygu­lanmasıdır.

Bir diğer yaptırım alanı da Erivan-İstanbul arasındaki uçak seferlerine ilişkindir. Halen Erivan’dan İstanbul’a haftada yedi uçak seferi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen toparlar mısınız.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Ermenistan vatandaşları bu seferlerden, İstanbul’da, gıda maddelerini de kapsayan, bavul ticareti yapmak için ya­rarlanmaktadırlar.

Bu önlemlerin alınması Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı düşmanca hareketlerinin karşılıksız kalmayacağı anlamını taşıyacaktır. Bazı köşe yazarları bu önerinin gay­riinsani olduğunu yazdılar, ancak gayriinsanilik bunun neresinde?! Biz, Yunanistan gibi, kaçak göçmenlerin denizin ortasına dökülmesini değil, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının uygulanmasını öneriyoruz. Bu önerimizi de tüm Avrupa devletlerinin kaçak göçmenleri önleme konusunda en radikal ve acımasız önlemleri aldığı bir za­manda yapıyoruz.

Komşumuz Ermenistan’ın yönetimi Türkiye’ye karşı her türlü melaneti yapabileceğini, Fransa gibi önemli bir devletle aramızı açabileceğini, dış baskılarla Türki­ye’ye her istediğini dayatacağını ve Türkiye’nin buna acz içinde razı olacağını, hiçbir karşılık veremeyeceğini düşünüyor. Yani, Türkiye’ye karşı sıfır bedelli politika uygulanabileceği inancını taşıyor Erivan. Erivan’ın bu inancını kırmak lazım değerli arkadaşlarım. Erivan, Türkiye’ye verdiği zararın kendisine yarar değil zarar getir­diğini anlamadan, Fransa’daki, Amerika’daki lobisinin Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini durdurmaz, Ankara’yı ciddiye almaz. Bu, böyle biline.

Washington’daki dostlarımdan aldığım haberler, Fransa’daki başarısından cesaret alan Ermenistan’ın, bu yıl, Amerika’da medyayı, yönetimi ve Kongreyi hedef alan yoğun bir etkileme çalışmasına girerek Temsilciler Meclisinden bir soykırım kararı geçirmeye kararlı olduğunun işaretlerini veriyor. Bu nedenle, önerdiğim önlem­lerle, gereken somut mesajların şimdiden Ermenistan’a gönderilmesi gerektiğine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: