”Türkiye’yi artık şamar oğlanı haline getiremezsiniz”

9 10 2006

”Fransa Millet Meclisi’ne Sunulmuş Bulunan Sözde Ermeni Soykırımını İnkar Etmenin Ceza Konusu Yapılmasını Öngören Yasa Teklifi”

TBMM Basın Açıklaması – 09. 10. 2006

Fransız Sosyalist Partisi tarafından Fransız Millet Meclisi’ne sözde Ermeni soykırımının inkarının ceza konusu yapılmasını öngören bir yasa teklifinin geçen Nisan ayında sunulmuş olduğu anımsanacaktır.

Bu yasa tasarısı 10 Mayıs’ta Parlamento Mevzuat Komisyonu’nda görüşülerek Meclis Genel Kurulu’na sevk edilmiş, ancak Meclisin 18 Mayıs 2006 tarihinde düzenlenen oturumunda, Meclis Başkanı Jean Louis Debre’nin yasa tasarısını oylamaya sunmadan oturumu kapatması sonucunda fiilen gündemden düşmüştü.

Fakat, Sosyalist Parti anılan yasa tasarısını yeniden Meclis’e sunarak, tasarının 12 Ekim 2006 tarihinde Fransız Millet Meclisi’nde görüşülmesinin karara bağlanmasını sağlamıştır.

Yasa tasarısı, Fransız Parlamentosu tarafından 29 Ocak 2001 yılında kabul edilen “Fransa Ermeni soykırımını açıkça tanır ” şeklindeki tek maddelik yasaya şu maddenin eklenmesini öngörmektedir:

“Madde 2: 1915 tarihli Ermeni soykırımının mevcudiyetini; 29 Temmuz 1881 tarihli Basın Hürriyeti Yasası’nın 23. maddesinde kayıtlı yöntemlerden biriyle inkar edenler, aynı yasanın 24. bis maddesinde bildirildiği şekilde cezalandırılacaklardır.”

Tasarı bu şekliyle kabul edildiği takdirde, 1915 olaylarının soykırım olmadığı yolunda Fransa’da yapılacak bir açıklama veya yayımlanacak bir makale suç sayılacak ve 5 yıla kadar hapis ve 45.000 Euro para cezasına çarptırılacaktır.

Sorun, muhalefetteki Sosyalist Parti tarafından sunulan bu yasa tasarısının, iktidar partisi olan UMP ( Cumhurbaşkanlığının Çoğunluğu için Birlik Partisi ) milletvekillerinin de önemli bir kısmı tarafından desteklenmesinden çıkmaktadır. Bu nedenle de, Paris Büyükelçiliğimiz, tasarının yasalaşması olasılığını yüksek görmektedir.

Esasen, sözde Ermeni soykırımının inkarının ceza konusu yapılması amacıyla ikisi UMP milletvekilleri tarafından olmak üzere Millet Meclisi ve Senato’ya sunulmuş olan 6 ayrı yasa teklifi daha mevcuttur.

Bu durum, Fransız siyasi partileri arasında Ermeni soykırım iddiasından yararlanmak suretiyle önümüzdeki seçimlerde Türkiye’nin sırtından Ermeni oylarını toplamak hususunda hararetli bir yarış olduğunu göstermektedir.

İktidar partisi UMP liderleri, görünürde, “ tarihin yazılması Meclis’in görevi değildir ” diyerek söz konusu yasa tasarısını açıktan desteklemiyor görünseler de, bu doğrultuda ciddi bir çaba içine girerek kendi milletvekillerini tasarıya karşı çıkmaları hususunda yönlendirmekten kaçınmaktadırlar.

Daha da kötüsü, Cumhurbaşkanı Chirac’ın Ermenistan ziyareti sırasında, bu konuda sürdürdüğü sağ duyulu tutumu birden terk ederek yapmış olduğu açıklamalar, UMP milletvekillerini Sosyalist Parti yasa tasarısını desteklemeye teşvik edici nitelikte olmuştur.

Chirac, 30 Eylül’de Erivan’da düzenlediği basın toplantısında, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1915-17 yılları arasında gerçekleştirilen Ermeni katliamlarının Türkiye tarafından soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğine dair bir soruya, “ dürüst olmak gerekirse, kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum, ülkeler dram ve hatalarını kabul ederek büyürler ” şeklinde yanıt vermiştir.

Paris’e giden TBMM heyetinin temasları

Bu ayın başında dört kişilik bir TBMM heyeti olarak sözkonusu yasa tasarısı hakkında Fransız milletvekilleriyle temaslarda bulunmak için Paris’e gittik. Bu heyete, benden başka, CHP’den Sayın Onur Öymen, AKP’den de Sayın Mehmet Dülger ve Musa Sıvacıoğlu da katıldılar. Heyetimiz Paris’te, bazı UMP’li milletvekilleri, benim başkanlığını yaptığım Türk-Fransız Dostluk Grubu’nun Fransız kanadının Başkanı Senatör Jacques Blanc ve dostluk grubu üyesi senatörler, Meclis Başkanı Jean Louis Debre, UMP Meclis Grubu Başkanı Bernard Accoyer ve Başbakan’ın Diplomatik Danışması Cristophe Farnaud ile görüşmelerde bullundu.

Yasa tasarısını sunan Sosyalist Partisi milletvekilleri, heyetimizle görüşmekten kaçındı. Bizimle birlikte katılacakları sabah kahvaltısına gelmekten son anda vazgeçtiler. Sonradan, Türk heyetiyle görüşmemek hususunda grup kararı almış olduklarını öğrendik. Sosyalist Parti milletvekillerinden sadece eski kültür Bakanı Jack Lang ile görüşebildik. Ülkemize karşı olumlu duygular besleyen Jack Lang, partisinin tutumunu doğru bulmadığını ve Fransa Millet Meclisi’nin yasayla tarih yazmak yolundaki girişiminin son derece yanlış olduğunu ifade etti. Bu hususu, Türk parlamento heyeti mensupları olarak bizler de yanındayken, bir TV kanalı ile yaptığı mülakatta beyan etti. Bu mülakat sırasında heyetimiz üyeleri de görüşlerini TV’ye açıklamak imkanını buldular.

Tasarının yasalaşmasının yaratacağı sakıncalar

Paris’te Fransız muhataplarımızla Türk Parlamento Heyeti olarak yaptığımız görüşmelerde tasarının yasalaşmasının yaratacağı sakıncaları ayrıntılı biçimde izah ettik. Özellikle şu hususlar üzerinde durduk:

• Bu kanun teklifi uluslararası hukukun ve özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme’nin açık bir ihlali olduğu gibi Fransız hukukuna ve Anayasasına da aykırıdır.

• Bu kanun teklifi, aynı zamanda insan hakları konusunda en temel belgelerden biri olan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmektedir. Bu içerikteki bir kanunun kabul edilmesi demokrasinin temel prensiplerinden biri olan ifade özgürlüğünün, asılsız Ermeni iddialarına farklı perspektiflerden bakan kişiler için tamamen kısıtlanmasına neden olacaktır.

• Bu bağlamda, anılan kanunun geçmesi, Fransa’da yaşayan 380.000 Türk vatandaşının atalarının soykırımı suçundan sorumlu olmadığını söylemelerini engelleyecektir.

• Böyle bir kanun teklifi bu konuda Fransa’da yapılan bilimsel araştırmayı yasaklayacak ve Fransız Üniversiteleri bu konuda araştırma yapma fırsatlarını kaybedeceklerdir.

• Türkiye ile Fransa arasında, siyasi, kültürel, ekonomik ve ticari ilişkiler alanlarında her iki tarafın da çıkarlarına önemli hizmette bulunan kapsamlı bir işbirliği mevcuttur. Böyle bir yasanın kabulü, Türk-Fransız ilişkilerine onarılmaz nitelikte ağır bir darbe vuracak ve bundan sözünü ettiğimiz alanlardaki işbirliğinin ve dolayısıyla her iki ülkenin çıkarlarının ağır zarar görmesi kaçınılmaz olacaktır.

• Fransız hükümetleri ve siyasetçileri, Fransa’nın tarihindeki tartışmalı olaylara yönelik eleştirilerle karşılaştıkları zaman, daima, tarihin yasalarla yazılamayacağını ve tarihin yazılmasının tarihçilere bırakılmasını bir ilke olarak ileri sürmüşlerdir. Hal böyleyken, 1915 olaylarının tartışılmasına tahammül edemeyerek Ermeni iddialarına karşı çıkılmasını suç haline getirmek istemeleri açık bir çelişkidir.

• Fransa Millet Meclisi’ne yakışan, geçen yıl Türkiye Başbakanı tarafından, Ana Muhalefet Liderinin de tam onayıyla, Ermenistan Başkanı’na gönderilmiş olan mektuptaki yaklaşıma destek vermektir. Bu mektupta, Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşacak bir ortak komisyonun kurulması ve bu komisyonun, Türkiye, Ermenistan ve ilgili diğer ülkelerin arşivlerini inceleyerek 1915’teki olayları gün ışığına çıkarmakla görevlendirilmesi önerilmektedir.

• Sonuç olarak, sözkonusu tasarının yasalaştırılması, ne Fransa’nın, ne Türkiye’nin, ne de Ermenistan’ın yararına olacaktır.

Muhataplarımızın tutumu

Yaptığımız görüşmelerde muhataplarımız, belirttiğimiz bu argümanlara karşı çıkmadı ve haklılığımızı teyit etti. Bir savunma havası içinde, istisnasız hepsi, Türkiye’ye karşı bu tutumun yaklaşan seçimlerde Ermeni oylarını kazanma çabasından kaynaklandığını belirttiler. Muhataplarımızın, ikna edici olmamakla birlikte, üstünde durdukları bir konu da, Fransa Ulusal Meclisi’ndeki Türkiye’ye karşı bu olumsuz eğilimin, ülkemizin AB’ye üyelik yolunu kesmek gibi bir kaygıdan kaynaklanmadığı idi. ( Bu konudaki değerlendirmemizi aşağıda sunacağız. )

Heyetimizin Meclis Başkanı Jean Louis Debre tarafından kabulü sırasında, UMP Meclis Grubu Başkanı Bernard Accoyer de görüşmelere katıldı. Meclis Başkanı Debre, Mayıs’ta Sosyalistlerin girişimini önlediğini, ancak bu sefer böyle bir imkana sahip olmadığını ve Meclis’in genel eğiliminin tasarının yasalaşması doğrultusunda olduğunu belirtti.

Erivan’da Cumhurbaşkanı Chirac’ın Ermeni tezleri lehindeki konuşmasının, bir tür
“ rüşveti kelam ” sayılarak, Ermenilere “işte istediğinizi söylettiniz, şimdi şu tasarının yasalaşmasından vazgeçin” diyerek Ermeni taraftarlarını etkilemenin mümkün olacağını sanmadığını da kaydetti. Accoyer, sosyalistlerin girişiminin çok yanlış olduğunu, bu hususu yaptığı açıklamalarla kamuoyuna da duyurduğunu belirti.

Gerek Debre, gerekse Accoyer, Heyetimiz tarafından yasanın geçmesinin yaratacağı sakıncalara ilişkin görüşleri itiraz etmeden dinlediler.

Fransız Ulusal Meclisi üyelerine gönderilen mektup

Ben, konunun hukuki yönü üzerinde durdum ve sözkonusu tasarının yasalaşması halinde uluslararası ceza hukukunun ve Fransız ulusal hukukunun ihlal edileceğini vurguladım ve bu hususta kısa izahatta bulunduktan sonra hazırlamış olduğum dört sayfalık bir notu Sayın Debre ile Accoyer’e verdim.

Her ikisi de konunun bu yönünün son derece önemli olduğunu, Fransa’nın bir hukuk devleti olduğunu, bu bakımdan bu hukuki değerlendirmenin dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, heyetimize, derhal milletvekillerine bir mektup yazarak hukuki değerlendirmemin gönderilmesi önerisinde bulundular.

Bu tavsiyeye uyarak hazırladığımız mektup, ekindeki hukuki değerlendirmeyle birlikte Büyükelçiliğimiz tarafından tüm milletvekillerine gönderildi. Mektupta, Paris’e gelişimizin nedeni ile tasarının yasalaşmasının sakıncaları da belirtildi ve milletvekillerinden tarihi bir hatayı engellemek için yasa teklifine ret oyu vermeleri rica edildi.

Basın toplantısı

Heyetimiz, Paris’ten ayrılmadan önce Büyükelçiliğimizde düzenlenen ve Fransız basınının da katıldığı bir basın toplantısında, yaptığı temaslarla ilgili olarak bilgi verdi ve tasarının yasalaşması halinde yol açacağı sakıncalı durumlar hakkında basın mensuplarını bilgilendirdi.

Ben özellikle şu iki nokta üzerinde durdum. Önce , tasarının yasalaşmasının, Ermenistan’ın ciddi kayıplara uğramasına yol açacağını belirttim. Türkiye’de 70.000 Ermenistan vatandaşının kaçak olarak çalıştığını, illegal olarak ülkemizde çalışan bu kişilere hoşgörü gösterildiğini, ancak tasarının yasalaşmasının Türk halkının haklı tepkilerine yol açacağını ve kaçak Ermeni işçilerin Ermenistan’a iade edilmesinin kaçınılmaz olacağını vurguladım.

Yine bu çerçevede, Erivan’dan İstanbul’a haftada yedi uçak seferi olduğunu ve Ermeni yolcuların İstanbul’da tedarik ettikleri ihtiyaçlarını ülkelerine götürdüklerini belirttim. Bu bavul ticaretinin iki tarafın da yararına olmakla birlikte, tasarının yasalaşmasının Türk kamuoyunda yaratacağı infial nedeniyle bu uçak seferlerine son verilmek zorunda kalınacağının kuvvetli bir olasılık olduğunu vurguladım.

Üstünde durduğum ikinci nokta da, Fransız siyaset adamlarının Türkiye’ye bakışlarına ilişkindi. Bu bağlamda, Fransa’da siyasetten sorumlu olanların, ülkemize karşı her türlü aşağılayıcı harekette bulunabilecekleri, Türkiye’nin tarihini istedikleri gibi çarpıtabilecekleri ve ülkemizi soykırım gibi insanlığı alçaltan bir suçla itham edebilecekleri, ancak bu yaptıklarının hiçbir bedeli, hiçbir karşılığı olmayacağı gibi bir zihniyet içinde olduklarını belirtmek oldu.

Böyle bir zihniyet içinde olmasa, Fransız Hükümeti’nin Türkiye’yi bu kadar hafife almayacağını ve Fransız Ulusal Meclisindeki UMP milletvekillerinin tarihi bir hata yapmalarını önlemek için ciddi çaba göstereceğini söyleyerek şunları vurguladım:

Bu yasa geçerse, Türk-Fransız ilişkileri nesiller boyunca onarılamayacak bir darbe yiyecektir. Çünkü, Fransa’nın Türkiye ile dostluğunu, ülkesindeki Ermeni çevrelerin etkisi ve kısır iç siyaset hesaplarıyla bu kadar ucuza harcamasını Türk halkının affetmesi asla mümkün değildir. Türk kamuoyundan kaynaklanacak böyle bir tepkinin, sadece siyasi değil, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkiler alanında da son derece olumsuz sonuçlar yaratması kaçınılmaz olacaktır.

Fransa’nın tutumu eski yaraları deşecek

Fransız muhataplarımızın bir hatası da, kabul edecekleri yasanın, Türkiye ile Fransa arasındaki eski yaraları deşeceğini ve iki ülke arasında tam bir husumet ortamı yaratacağını görememeleridir.

Bilindiği üzere, Birinci Dünya Savaşı sonunda Çukurova’ya işgalci kuvvet olarak giren Fransızlar, kendi himayelerinde bir “ Ermenistan Cumhuriyeti ” kurmak amacıyla bu bölgeye dünyanın dört bir tarafından on binlerce Ermeninin gelmesini sağlamışlar ve bu bölgeden kaçırmak istedikleri Türk ve Müslüman ahaliye karşı “ Légion d’Orient ” isimli Fransız üniformalı Ermeni kuvvetlerini kullanarak tarihte ender görülen vahşette bir etnik temizlik harekatı uygulamışlardır.

Ancak, Fransız kuvvetleri, Türk milli direniş hareketi karşısında dikiş tutturamamışlardır. Bu durumda Fransızlar “dostları” Ermenileri de kaderlerine terk ederek Anadolu’dan kaçıp gitmişlerdir. Fransa’nın arkasında bıraktığı büyük katliamın izleri tarihine bir kara leke olarak geçmiştir.

Fransa, Ermenistan Cumhuriyeti kurma hayaliyle, Fransız askeri üniforması giydirdiği Ermenilerle beraber Çukurova’da Türklere karşı katliamlar yapmış, diğer ağır insanlığa karşı suç fiilleri işlemiştir. Fransa bu korkunç vahşetin hem ortağı hem de sorumlusuyken, şimdi Fransız Parlamentosu’nun Türkiye’ye karşı geçirdiği soykırım yasasına bir de cezai hükümler ilave etmeyi öngörmesi, abes, sakat ve yakışıksız olmaktan da öteye, kapanmaya yüz tutan yaraları deşecek ve iki ülke arasında bir husumet ortamı yaratacaktır.

Tarih yasalarla yazılmaz

Unutulmaması gereken bir husus da, Fransız hükümetlerinin ve devlet adamlarının, Fransa’nın tarihi geçmişine yönelik eleştirilerle karşılaştıkları zaman, daima, “tarihin yasalarla yazılamayacağını ve tarihin yazılmasının tarihçilere bırakılmasını” bir ilke olarak ileri sürmüş olmalarıdır.

Nitekim, Başbakan Jospin’in Cezayir’deki Fransız katliamları hakkında soruşturma açılması yolunda parlamentoya sunulan bir öneriyi “bu konudaki hükmü tarihçilere bırakalım” diye reddetmiştir.

Aynı şekilde, geçen yıl, o zamanki Fransız Dışişleri Bakanı Michel Barnier, Fransa’yı Cezayir halkına karşı soykırım uygulamakla suçlayan ve 1945 Setif katliamının sorumluluğunu kabul etmesini isteyen Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’ya verdiği cevapta sorunun çözümü için iki tarafın tarihçilerinin beraberce ortak tarih araştırması yapmalarını önermişti.

Bu yaklaşımın en son örneği de, Fransa’da sömürge dönemini aklayan ve ders kitaplarında sömürgeciliğin olumlu yönlerinin vurgulanmasını öngören yasanın değiştirilmesi girişimleri sırasında görülmüştür.

“Utanç Yasası” diye tanımlanan bu yasanın değiştirilmesini öngören kanun tekliflerini parlamentoda reddeden Fransız Hükümeti’ne ağır eleştiriler yönelmiştir. Bunun üzerine, başta Cumhurbaşkanı Jacques Chirac olmak üzere, Başbakan Villepin ve Dışişleri Bakanı Douste-Blazy bu konuda açıklamalar yapmışlar ve “parlamentoların tarihi yeniden yazmak gibi bir görevlerinin olmadığını, tarihin yazılmasının tarihçilerin sorumluluğunda olduğunu” vurgulamışlardır.

Bu nedenle Fransız Hükümeti’nin, Fransa’yı soykırımıyla suçlayan Cezayir Devlet Başkanı Buteflika’ya karşı tarihsel araştırma yöntemini önerirken, Türkiye tarafından tarihin tartışmalı dönemlerinin araştırılması ve gerçeğin gün ışığına çıkarılması için en üst düzeyde bir çağrı yapılmış olmasını görmezden gelmesi çelişkili bir durum yaratmaktan da öteye ikiyüzlü bir politika örneği oluşturmaktadır.

Bu bakımdan biz, Fransız Hükümeti’ne ve Fransız parlamenterlere, Fransa’nın tarihiyle ve temsil ettiği yüksek değerlerle uyum halinde olan ve yine kendi içinden çıkan sağduyulu seslere kulak vermelerini öneriyoruz.

Nitekim, Fransa’nın üst düzey 19 kanaat önderi ve tarihçisi 12 Aralık 2005’te “Tarih için Özgürlük” başlıklı bir bildiri yayınlayarak, tarihçilerin hareket serbestisini kısıtlayan yasaların ilgili maddelerinin yürürlükten kaldırılmasını talep etmişlerdir. Bu bildiride, sömürgeciliğin övülmesine ilişkin yasaların yanı sıra Yahudi soykırımına ilişkin inkarcılığı cezalandıran yasa ile Ermeni soykırım iddiasını tanıyan yasanın da kaldırılması talep edilmektedir.

Fransa’nın tutumunun ardındaki gerçek neden

TBMM, 13 Nisan 2005 tarihinde oybirliğiyle onayladığı deklarasyonda, Türkiye’nin dış baskılarla soykırımı iftirasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Bu bakımdan Fransa, Türkiye’nin bu iddiayı kesinlikle kabul etmeyeceğini bilmektedir. İşte, Fransız Hükümeti Türkiye’nin bu tutumundan emin olduğu içindir ki, ülkemizin AB’ye üyelik yolunu engellemek amacıyla soykırım iddiasından yararlanmaktadır.

Nitekim Başkan Chirac Ermenistan ziyareti sırasında, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımasının AB’ye girmesi için bir ön şart oluşturmadığını, ancak yine de Birliğe üye olacak bir ülkenin soykırımını tanıması gerektiğini vurgulamıştır.

Fransızlar, ülkelerinde yaşayan beş milyonun üstündeki Kuzey Afrikalı Arap Müslüman’ın Fransa’ya entegre olamadığından ve ülkenin huzur, istikrar ve düzenini bozduklarından son derece şikayetçidirler. Arap Müslüman grupların tahrikiyle zaman zaman patlak veren anarşik olaylar nedeniyle, Fransızlarla ve Müslüman halk arasındaki ilişkiler karşılıklı nefret ve düşmanlığa dönüşmektedir.

Fransa’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmasına karşı çıkmasının temelinde Müslümanlığa bakıştaki aşırı olumsuz tutum yatmaktadır.

Bu bakımdan Fransa’nın amacı, ülkemizi AB’ye üye yapmak istemediğini açıktan söylemeden önümüze devamlı engeller çıkarmak suretiyle Türkiye’yi bezdirmek ve hedefe yürümekten caydırmaktır.

Fransa’ya verilecek yanıt

Fransa’yı sözkonusu tasarıyı yasalaştırmaktan caydıracak önlemlerin gecikmeden alınması son derece önemlidir. Zira, Millet Meclisi’nden geçtikten sonra tasarısının yasalaşması için Senato tarafından da kabulü gerekmekteyse de, bu aşamada Fransız Hükümeti’nin tasarının Senato’ya sevk edilmesini önleme yetkisi vardır.

Demek ki şimdi Türkiye için önemli olan, hem yasa tasarısının Millet Meclisi’nden geçmesinin önlenmesini sağlamak, hem de bunda başarılı olunamazsa Fransız Hükümeti’ni tasarıyı Senato’ya sevk etmemeye ikna etmektir…

Bunun için de Türk Hükümeti’nin alacağı önlemleri ve yaptırımları şimdiden saptaması ve bunları uygulamak hususunda tam bir siyasi iradeye sahip olduğunu ortaya koyması gereklidir.

Bu bağlamda, Türkiye’deki Fransız firmalarına, sözkonusu tasarının Fransız Millet Meclisi’nden geçmesinin, ülkemizde yaratacağı son derece olumsuz hava nedeniyle, ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin zarar görmesine yol açacağının belirtilmesi yararlı olmuştur.

Sayın Başbakan’ın bu doğrultudaki beyanları isabetlidir, ancak maalesef bir hayli gecikmiştir. Bu açıklamalar, bundan on-onbeş gün önce yapılmış olsalardı muhakkak ki çok daha etkili olacaklardı.

Bu tasarının geçmesinin önlenmesi için başvurulacak en etkili önlem, Ermenistan’a karşı yaptırım uygulanmasıdır. Türkiye’nin soykırımıyla suçlanmasına yönelik faaliyetlerin arkasında Ermenistan Hükümeti vardır. Ermenistan’ını büyükelçileri her bulundukları ülkede diyasporayı Türkiye aleyhindeki faaliyetlerde yönlendirmektedirler. Fransa’da da durum aynıdır.

Bu bakımdan, Türkiye’nin, Erivan’a somut sinyaller göndererek, Fransız Millet Meclisi’nin sözkonusu tasarıyı geçirmesinin Ermenistan için sakıncalı sonuçlar doğuracağını ortaya koyması zorunludur.

Türkiye tarafından başvurulacak önlemlerin başında, Türkiye’de çalışan 70.000 kaçak Ermeni işçisinin kademeli bir şekilde ülkelerine gönderilmesi gelmektedir. Bu yolda alınacak bir karar esasen yaptırım da sayılamaz. Çünkü yapılacak olan, hatalı olarak uygulanmasından sarfınazar edilen Türk yasalarının uygulanmasıdır.

Bir diğer yaptırım alanı da, Erivan-İstanbul arasındaki uçak seferlerine ilişkindir. Halen, Erivan’dan İstanbul’a haftada yedi uçak seferi vardır. Ermenistan vatandaşları bu seferlerden İstanbul’da, gıda maddelerini de kapsayan, bavul ticareti yapmak için yararlanmaktadırlar.

Bu önlemlerin alınması, Ermenistan’ın, Türkiye’ye karşı düşmanca hareketlerinin karşılıksız kalmayacağının anlamasına yardımcı olacaktır.
Sözlerime son vermeden önce, Fransa’ya karşı misilleme yapmak amacıyla TBMM’den
Fransa’nın Cezayir’de soykırımı yapmış olduğuna dair bir karar çıkartılmasına ilişkin girişim hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Böyle bir girişim, hem hatalı, hem de Türkiye’nin çıkarları açısından zararlıdır.

Birincisi, hatalıdır, çünkü, Fransa üzerinde beklenen olumsuz etkiyi icra etmez.

Cezayirli üst düzey yetkililer, zaman zaman Fransa’yı Cezayir’de katliam ve soykırımı yapmakla suçlarlar. Fransız hükümet yetkilileri de bu suçlamaları, “tartışmalı olan bu konuda gerçeklerin ortaya çıkarılmasının tarihçilere bırakılması gerektiğini” ileri sürerek geçiştirirler.

Ancak, Cezayir’de soykırımı suçu işlediği ve bunu tanıması gerektiği hususunda Fransa üzerinde uluslararası bir baskı yoktur. Ayrıca Türkiye tarafından bu yolda alınacak bir karar herhangi bir diğer ülkeye de örnek teşkil etmeyecektir. Bu nedenlerle, TBMM tarafından bu yolda alınacak bir karar Fransa üzerinde en ufak bir sıkıntı dahi yaratmayacaktır. Bu bakımdan TBMM’den Fransa’yı soykırımıyla suçlayan bir karar, Fransız Parlamentosu’nun Türkiye’ye yaptığına bir karşılık teşkil etmeyecektir.

İkincisi, böyle bir girişim, Türkiye açısından son derece sakıncalı sonuçlar yaratacak niteliktedir. Bunun nedeni de, Türkiye’nin soykırımı iddiasını çürütmede yararlandığı hukuki argümanlarına zarar verecek olmasıdır.

Soykırımı terimi, uluslararası bir suç olarak uluslararası ceza hukukunda tarif edilmiş ve nasıl kovuşturulacağı belirlenmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 1948’de kabul edilen “Soykırımının Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” tarihte ilk defa olarak soykırım suçunun tarifini yapmış ve suçun maddi ve manevi unsurlarını belirlemiştir.

Bu bakımdan, soykırım suçundan bahsedilebilmesi için suçun sözkonusu unsurlarının oluşmuş olduğunun yargı tarafından saptanması zorunludur. Sözleşme’nin VI. Maddesine göre, bir olayın soykırım olup olmadığına sadece yetkili mahkeme karar verebilir.

Ermeni soykırımının mevcudiyeti hakkında yetkili bir mahkeme kararı yoktur. Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı saptanmamıştır. Böyle olunca da bir soykırımının mevcudiyetinden söz etmek imkanı yoktur. Bu nedenle, Fransa Millet Meclisi’nin Türkiye’yi soykırımıyla suçlayan bir karar alması uluslararası hukukun ihlalidir.

Görüleceği üzere, Türkiye, Soykırım Sözleşmesi hükümleri ışığında, Ermeni soykırımı hakkındaki iddiaların mesnetsiz ve asılsız olduğunu ileri sürmektedir.

Cezayir’de vuku bulan olaylar Cezayir makamları tarafından uluslararası yargıya götürülmemiştir. Bir Cezayir mahkemesinin de bu konuda vermiş olduğu hüküm yoktur. Bu bakımdan, bu konuda hiç bir yargı kararı yoktur. Bu durumda, Türkiye, yetkili bir mahkeme kararı olmadan Fransa’yı soykırımı ile suçlarsa , aynen Fransa gibi uluslararası hukuku ihlal eder duruma düşecek ve elindeki kuvvetli bir hukuki argümanı da kaybedecektir.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: