Batı = Çifte Standart

15 07 2006

Yankı Dergisi, Temmuz 2006

Dışişleri mesleğinde uzun yıllarımı Kıbrıs konusuna verdim. Batılı diplomat dostlarıma zaman zaman şu soruyu sorardım:

“Eğer Kıbrıs adasında bir Türk çoğunluk ve Rum azınlık olsa idi. Türk çoğunluk Anayasayı çiğneyerek Devletin Kurucu Ortağı Rum’ların haklarını çiğneseydi. Bununla da yetinmeyip Ada Rum’larına katliamlar uygulasa idi. Rumlarda çaresizlikten Adanın bir bölümüne sığınıp örneğin Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni kursalar idi. Batı aleminin tutumu ne olurdu? Türk çoğunluğun uzlaşmazlığı yüzünden yıllarca çözüme varılamaması halinde batılı ülkeler Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni çok yıllar önce tanıyarak bu ülkeyi BM’ye üye yapmazlar mıydı?”

Batılı meslektaşlarım bu soruma ya kaçamak cevaplar verir ya da dürüst davranarak Kıbrıs Rum Devleti’ni yıllar önce tanıyacaklarını itiraf ederler idi.

Batının başka bir çifte standart örneğini Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yaşadık. Bu ülkenin bölünmesini adeta teşvik edenler Bosna Hersek’ de uygulanan katliama yıllarca seyirci kaldılar. Eğer Türkiye ve bazı Müslüman Ülkeler, ABD’nin önemli yardımları ile Bosnalı Müslümanları desteklemeselerdi bu gün ortada Bosna Hersek diye bir devlet olmayacaktı. Bu gün de eski Yugoslavya’nın Sırbistan ile birlikte kalan son parçası Karadağ’ın bağımsızlık ilanı, Batıda alkışlarla karşılanıyor.

Başka bir çifte standart örneğini en büyük Müslüman ülke Endonezya’nın Timor Adası’nda yaşadık. Bu adanın doğu kesiminde yaşayan 500.000 nüfuslu Hristiyan azınlık devlete karşı silahlı isyan başlattılar. Batılı ülkeler bu isyancıların derhal imdadına koştu. Avustralya Adaya BM kararıyla asker gönderdi. Bir – iki yıl içinde Doğu Timor bağımsız bir devlet olarak tanınarak Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Bu mini ülkenin bayrağını BM binası önündeki bayrak direğine bizzat Genel Sekreter Koffi Annan’nın çektiğini hatırlıyorum.

Çekoslavakya’nın Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılmasına batıdan hiçbir itiraz gelmedi. Her iki ülke kısa zamanda AB ve NATO’ya tam üye oldular.

Son günlerde Filistin’de yaşanan facia bana Batı’nın Çifte Standartlar uygulama geleneğini bütün acılığı ile hatırlattı. Kaçırılan bir askerini geri almak için Filistin’in Gazze Bölgesi’ni tanklarla destekli 3000 kişilik bir kuvvet ile yerle bir eden, seçimle iş başına gelmiş Filistin Hükümeti’nin 9 üyesini ve 20 parlamenterini tutuklayan İsrail’in bu dehşet verici eylemlerine kayda değer bir tepki gelmedi. Belki bir süre sonra İsrail usulen kınanacaktır ama Filistin halkının aylardır çektiği açlık ve büyük sıkıntılar artarak devam edecektir.

Bütün bu örnekler ülkemize ders niteliğindedir. AB yetkililerinin başta Kıbrıs konusu olmak üzere bir çok meseledeki tutulmayan sözleri ve haksız talepleri halkımızın gözleri önünde yıllardır devam etmektedir. Batı’nın uluslar arası terörizm konusundaki çifte standartlarına verilebilecek son güncel örnekler ABD’nin Kuzey Irak’taki malûm tutumu ve AB’nin başkenti Brüksel’de yaşanan Fehriye ERDAL hukuk skandalıdır.

Maalesef gözle görülür bir gelecekte Batı’nın bu alışkanlıklarının değişeceğine dair bir işaret mevcut değildir.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: