Türk-Ermeni ilişkileri ve bir çözüm önerisi

19 04 2006

22. Dönem 4. Yasama Yılı 90. Birleşim
————————————-
Gündem dışı konuşma

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, 24 Nisanın yaklaştığı ve Ermeni soykırımı iddialarını içeren karar tasarılarının Amerikan Kongresinden ve bazı Avrupa ülkeleri parlamentolarından geçirilmesi için yoğun çaba harcandığı şu günlerde, yapacağım konuşma, Türk-Ermeni ilişkileri ve bir çözüm önerisi üzerine odaklanacak. Değerli arkadaşlarım, 21 inci Asra adım attığımız şu dönemde modern uluslararası ilişkiler perspektifinden Türk-Ermeni ilişkilerine baktığımız zaman, bugün dünyada 90 yılı aşan bir süredir devam eden Türk-Ermeni sorununa benzer başka bir anomalinin mevcut olmadığını görüyoruz. Bu uzunca tarih diliminde, dünyamızın, akla durgunluk veren soykırımlara, korkunç vahşet ve katliamlara ve milyonlarca insanın telef olduğu savaşlara tanık olduğunu, ancak bu olaylardan etkilenen ulusların, bugün karşılıklı önyargı ve düşmanlıklarını yenerek, aralarında uygar ilişkiler kurmayı, hatta dostluk ve işbirliği içinde yaşamayı başardıklarını görüyoruz. Ermeni sorununun 90 yıldan fazla bir zamandır canlılığını kaybetmemesinin nedeni, sadece Ermenilerin, kimlik kriziyle iç içe geçmiş derin mağduriyet duygusuyla, soykırım kampanyasını sistemli ve örgütlenmiş bir şekilde yürütmelerinden ileri gelmiyor değerli arkadaşlarım. Bunun iki önemli nedeni daha vardır: Bunlardan birincisi, Ermeni iddialarının, Batılı ülkeler tarafından objektif ve tarihsel bir yaklaşımla değil, tamamen siyasal bir yaklaşımla ele alınmasıdır. Ermenileri boş bağımsızlık vaatleriyle isyana teşvik ederek Anadolu’yu kana boyayan ve Türk’le Ermeni’yi birbirine kırdıran devletler, bugün hâlâ günahlarını kabule yanaşmamakta ve gerçekleri göz ardı etmektedirler. Bu devletler, aynı zamanda, istedikleri zaman Türkiye’ye karşı bir siyasî baskı unsuru olarak kullandıkları bu kozu elden çıkarmayı da arzu etmiyorlar. Ayrıca, bu sorunun, hem Amerika’da hem de bazı Avrupa ülkelerinde bir iç politika ve oy avcılığı meselesi haline gelmiş olması, artık meselenin önyargısız ve yapıcı bir yaklaşımla ele alınmasını da engelliyor. Soykırımı iddiasının gerçek yüzünün 90 yıldır ortaya çıkmamış olmasının ikinci bir nedeni de, Batılı ülkelerin kamuoylarıyla siyasetçilerin bu sorunu daima bir Müslüman-Hıristiyan çatışması olarak tanımlamaları, böyle bir şablona oturtmaları ve esiri oldukları kör dinî taassubun etkisiyle Türkiye’ye karşı önyargılı hareket etmelerinden ileri geliyor. Kanımca, Ermeni soykırım kampanyasının Batıda başarılı bir uygulama alanı bulmasının temel nedeni budur değerli arkadaşlarım. Bu söylediklerimiz dikkate alınırsa, uluslararası koşulların, Türk-Ermeni sorununda bir uzlaşmayı kolaylaştırmak şöyle dursun, tam tersine husumet ortamının sürmesini teşvik edici bir niteliğe sahip olduğu görülüyor. Hal böyle olunca, Türk-Ermeni ilişkilerini doksanbir yıl önce takıldığı yerden kurtarmak için, inisiyatifin bizzat Türkiye ile Ermenistan’dan gelmesi zorunlu olmaktadır. Peki, bu yapılmazsa ne olur; bu yapılmadığı takdirde, Ermenilerin, sürekli mağduriyet ve hakları yenilmişlik, Türklerin ise, dünya çapında bir haksızlık ve iftiraya uğramışlık hislerinden kurtarılması mümkün olmaz. Bu koşullarda da iki ulus arasında uzlaşma ve barışın gerçekleşmesi bir hayal olur. Bu bakımdan, akıl ve sağduyuya dayalı bir yaklaşım, Türkiye ile Ermenistan’ın kendilerini hapsettikleri önyargı ve düşmanlığın tutsaklığından kurtararak, barış ve işbirliğine dayalı ortak bir geleceği inşa etmek için geç de olsa somut ve yapıcı girişimlerde bulunmasını emrediyor. Evet, sağduyu bunu emrediyor; ancak, bunun yolu, Türk ve Ermeni uluslarının yaşadıkları beşerî facianın tüm yönlerini günışığına çıkarmak suretiyle tarihleriyle yüzleşmelerinden ve bunun sonuçlarını kabullenmelerinden geçiyor. Barışın bu travmadan doğması kaçınılmaz. Türk Hükümeti, Anamuhalefet Partisi CHP’nin de ön alması ve desteğiyle, bu belirttiğimiz görüşlerden hareketle, cesur bir siyasî irade koymuş ve Türk ve Ermeni tarihçilerinden oluşacak bir komisyon vasıtasıyla gerçeklerin ortaklaşa bilimsel araştırma yoluyla aydınlığa kavuşturulmasını Ermenistan’a önermiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Öneri, tarafların arşivlerini araştırmaya açmalarını, yabancı ülkelerin arşivlerinden de yararlanmalarını ve çalışmaların bilimsel bir ciddiyet içinde sürdürülebilmesi için noterlik görevi yapacak tarafsız mekanizma oluşturmasını da öngörüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, 13 Nisan 2005 tarihinde oybirliğiyle kabul ettiği bir deklarasyonla bu öneriyi destekledi. Her ne kadar, ülkemizdeki bazı akademisyenler ve yazarlar dışarıdan ısmarlama görüşlerle Türkiye’nin önerisinin anlamsızlığını ve pratik değeri olmadığını hararetle savundular ve haklılıklarını kanıtlamak için “tarih belgelerle yazılmaz”, “arşivlere giren her tarihçi istediği belgeyi istediği şekilde yorumlayabilir” gibi anlamsız görüşler dahi ileri sürmekten çekinmedilerse de, Türkiye’nin önerisi uluslararası alanda olumlu bir izlenim yarattı. Bu olumlu değerlendirmeler meyanında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulunda 97 parlamenterin Türkiye’nin önerisine destek vererek bir açıklama yaptıklarını, buna ilaveten Başkan Bush ve Federal Almanya Başbakanı Schröder’in önerinin Türk ve Ermeni halkları arasında uzlaşıya olumlu katkılar yapacağı yolunda beyanlarda bulunduklarını sayabiliriz. Gerçekten de Türkiye’nin önerisi akıl ve sağduyuya dayalı bir yaklaşımdır. Bu bakımdan eğer Ermenistan Türkiye’yle iyi komşuluk ilişkileri kurmak ve işbirliği zemini geliştirmek istiyorsa Türkiye’nin bu önerisini kabul etmelidir. Esasında, değerli arkadaşlarım, 1915 olaylarına ilişkin sorun tarihsel, hukuksal ve siyasal boyutları olan bir uluslararası ilişkiler sorunudur. Türkiye’nin önerdiği ortak tarih değerlendirmesi çalışması da bir uzlaşma sürecinin, bu üç boyutlu uzlaşma sürecinin önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Bu süreçteki tüm adımların daha başlangıçta siyasî müzakere yoluyla saptanmış bir yol haritası çerçevesinde atılabileceği aşikârdır. Ayrıca, soykırım eylemi, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre tanımlanmış ve hangi durumlarda varlığından söz edilebileceğinin şartları saptanmış hukukî bir kavramdır. Soykırım suçunu hukuktan soyutlamak imkânı yoktur. Bu bakımdan iki ülke arasındaki uzlaşma sürecinin sadece tarihsel ve siyasal değil, aynı zamanda hukuksal boyutunun da olması doğaldır. Tarihçilerin sorunu çözme gibi bir yetkisi olmayacaktır; Ama, tarihten de, geçmişin olaylarına ışık tutacak çok önemli bir yardımcı olarak yararlanılması olmazsa olmaz önemdedir. Ancak, tarihsel bulguların ortaya çıkarılması aşamasından sonra, hukuksal boyut işlerlik kazanabilir. Sorunun özellikleri dikkate alındığında, hukuksal boyutun, hakem mahkemesi oluşturulması ve tahkimname hazırlanması yoluyla devreye sokulması büyük bir olasılıktır. Geçmişe dönük olarak geçerliliği olmayan 1948 Soykırım Sözleşmesinin 1915 olaylarına nasıl uygulanacağı da, tahkimnamenin hazırlanışında müzakere yoluyla hesaplanacaktır. Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesinin yolu, önerdiğimiz bu üç boyutlu (siyasal-tarihsel-hukuksal) yöntemin eşzamanlı olarak uygulanmasından geçmektedir. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin, soykırımına ilişkin tartışmayı hukukî plana çekmesinde yarar vardır. Bunun için de, Türkiye, 1915 olaylarının Birleşmiş Milletler Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi hükümleri uyarınca değerlendirmesini kabul edeceğini açıklamalı ve bu amaçla, sözünü ettiğim üç boyutlu yaklaşım çerçevesinde ve onun ayrılmaz bir parçası olarak uluslararası tahkim yöntemini önermelidir. Türk tezinin hukuksal, fiilî ve kanıtsal dayanakları, bu yolda bir öneriden olumlu bir sonuç alınması için yeterlidir. Türkiye’nin, bu üç boyutlu yaklaşım çerçevesinde tahkim önerisine, Türk-Ermeni ortak tarihçiler komisyonu kurulmasına ilişkin önerisinde olduğu gibi, Ermeni tarafı olumlu bir yaklaşım sergilemeyebilir; ancak, tahkim yöntemini kabul edeceğini açıklaması dahi, uluslararası alanda, Türkiye’nin moral ve hukuksal haklılığının bir göstergesi olacak ve bu sorunun Türkiye’ye karşı siyasî istismarını kısıtlayacaktır. Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başlatılmış; fakat, sonuçlandırılmamış olan bir girişim üzerinde duracağım. Anımsayacağınız üzere, geçen yıl 13 Nisanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ermeni iddiaları konusunda yayımladığı bir deklarasyonla birlikte, oybirliğiyle bir de karar aldı. Bu karar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, topluca imzalayarak İngiltere Avam Kamarası ile Lordlar Kamarasına gönderecekleri bir mektupla, bir savaş propaganda imalatı olduğu İngiliz arşiv belgeleriyle artık kesinlikle kanıtlanmış olan “Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilerin Uğradığı Muamele 1915-1916” adlı kitaptaki bilgilerin mesnetsiz ve asılsız olduğunun açıklanmasının talep edilmesini öngörüyordu. 1916 yılında İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından hazırlanan ve İngiltere Parlamentosunun onayıyla Mavi Kitaplar külliyatı çerçevesinde yayımlanması nedeniyle Mavi Kitap diye atıfta bulunulan bu kitap, Ermeni tarihçilerin iddialarını kanıtlamak için kullandıkları en önemli kaynaklardan birini oluşturuyor. BAŞKAN – Toparlayalım lütfen. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Genel Kurulda söz konusu mektubun gönderilmesi oybirliğiyle kabul edildi ve mektup önce Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ile Anamuhalefet Partisi Lideri Sayın Deniz Baykal, sonra da milletvekilleri tarafından imzalandı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç tarafından imzalanan kapak mektubuyla İngiliz muhataplarına gönderildi. Bundan sonra, Lordlar Kamarası ve Avam Kamarası Başkanlarından Sayın Meclis Başkanımıza cevabî mektuplar geldi. Lordlar Kamarası mektubunda, Mavi Kitabın İngiliz Parlamentosuna dikkate alınacak bir belge olarak sunulduğunu, yayımlanmış olmasının Parlamentonun bunun yazarı olduğu veya onayladığı anlamına gelmediği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubunun Lordlar Kamarası kütüphanesine konulduğunu belirtiyordu. Avam Kamarası Başkanı ise, gönderdiği mektupta, tarafsız konumu dolayısıyla bu konuda bir yorum yapamayacağını, ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubunun orijinal nüshasını Dışişleri Bakanına ilettiğini ve onun talebimize ilişkin olarak işlem yapabileceğini belirttikten sonra, o da, Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubunun bir kopyasının Avam Kamarası kütüphanesine konulduğunu kaydediyordu. Değerli arkadaşlarım, görüleceği üzere, Avam Kamarası Başkanı göndermiş olduğu mektupta Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başlatılan girişimin bundan sonra nasıl takip edilmesi gerektiğini belirtiyor ve bir adres veriyor, bu adres de, İngiliz Dışişleri Bakanlığıdır. Esasen Mavi Kitabın yayımlanması İngiliz Dışişleri Bakanlığının onayıyla gerçekleşmiştir. Kitabın giriş bölümünde, o dönemin Dışişleri Bakanı Viscount Grey of Fallodon’un resmî onay mektubu yer almaktadır. Bu itibarla, bu noktadan itibaren Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül’ün talimatıyla, Dışişleri Bakanlığımızın İngiliz Dışişleri nezdinde gerekli girişimlerde bulunması gerekiyor. Değerli arkadaşlarım, konuyla ilgili bir gelişmeye daha işaret edeceğim. İngiliz Lordlar ve Avam Kamarası üyelerinin küçük bir bölümü de, Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubuna yanıt olarak, Mavi Kitap’ın güvenilir bir tarihî kaynak olduğunu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubunun hatalar içerdiğini ileri süren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi mektubunun geri çekilmesini öneren bir açıklamada bulunmuşlardır. Ancak, bu açıklama Ermeni tezlerini öteden beri kuvvetle destekleyen 20 Lordlar Kamarası, 13 de Avam Kamarası üyesinden ibaret küçük bir grup tarafından yapıldığından, İngiltere Parlamentosunun ortak görüşünü hiçbir şekilde yansıtmıyor. Hemen belirtelim ki, söz konusu açıklamanın hazırlanmasında liderlik yapan Lord Avebury, açıklama metninin arkasına tüm İngiltere Parlamentosunun desteğini almak için büyük çaba göstermişse de, başarı sağlayamamıştır. Bu gelişme de, İngiliz Parlamentosunun ezici çoğunluğunun Mavi Kitap’a bir propaganda yayını olarak baktığının bir işaretidir. Bu bakımdan, söz konusu açıklama, 13 Nisan 2005 tarihinde en başta Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ile Anamuhalefet Başkanı Sayın Deniz Baykal olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin topluca imzalayarak, Lordlar Kamarası ile Avam Kamarasına gönderme kararını aldıkları mektuba kesinlikle bir yanıt oluşturmuyor. Bu nedenle de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu açıklamayı yanıtlamak hususunda en ufak bir yükümlülüğü yoktur. Tabiatıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin oybirliğiyle onayladığı ve gönderme kararını aldığı mektubu geri çekmesi gibi bir durum da söz konusu olamaz. Değerli arkadaşlarım, bu bağlamda önemli bir noktaya dikkatinizi çekeceğim: 15-17 Mart tarihlerinde İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen “Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar” konulu sempozyuma Mavi Kitap’ın 2000 yılındaki yeni baskısının editörlüğünü yapan tarihçi Ara Sarafyan da, sayıları zannediyorum ona varan yabancı tarihçiyle birlikte katıldı ve Ara Sarafyan, 16 Mart tarihinde İstanbul Üniversitesinde yapılan bu sempozyumda bir konuşma yaptı. Bu konuşma Mavi Kitabı da kapsadı. Sarafyan’ın konuşmasından hemen sonra ben söz aldım ve yaptığım konuşmada, Mavi Kitabın, İngiliz Savaş Propaganda Bürosunun Osmanlı Devletine karşı yürüttüğü kötüleme ve karalama kampanyasının bir ürünü olduğunu, tamamen düzmece olan bu kitapta, görgü tanığı diye tanıtılan tanıkların Osmanlı Türk’üne düşman ve Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasını destekleyen Amerikalı misyonerlerden, Taşnak Ermeni komitacı ve militanlardan, kimliği bilinmeyen hayali kişilerden oluştuğunu dile getirdim. BAŞKAN – Lütfen toparlayalım Sayın Elekdağ; sürenizi çok aştınız. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, bu, son derece önemli bir konu olduğu için, müsamahanıza güveniyorum. BAŞKAN – Ama, yine de, sizin bilgi birikiminiz, ustalığınız toparlamaya yeterli. Buyurun. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Taşnak komitacıların, hayali kişilerin, Ermeni militanların ve Türk düşmanı Amerikalı misyonerlerin görgü tanıklığına dayanılarak yazıldığı artık tartışmasız belli olan Mavi Kitabın, ciddî bir tarihî kaynak olduğunun iddia edilmesinin, akademik dürüstlük ve ahlaktan tamamen yoksun olduğunu ortaya koyduğunu belirttikten sonra şu açıklamaları yaptım; dedim ki: Bu kitabın orijinal nüshasında, Osmanlı misillemesinden koruma amacı ileri sürülerek kitabı oluşturan 150 raporu ve belgeyi hazırlayan görgü tanıklarının gerçek isimleri açıklanmamış ve onlara kod adlarıyla atıfta bulunulmuştu. Ancak, 1999 yılında İngiliz arşivlerinde bulunan bir belgeyle, bu kod odlarının kimlere ait olduğu ortaya çıktı ve görgü tanığı olarak atıfta bulunanların Osmanlı Devletinin can düşmanı olan Taşnak komitacılara, Ermeni militanlara ve biraz önce belirtmiş olduğum gibi, bağımsız bir Ermeni devletini destekleyen Ermeni misyonerlere ait olduğunun ortaya çıktığını belirttim. Bu bakımdan kitabın propaganda malzemesi olduğunun belgelendiğini ifade ettim. Buna rağmen, Mavi Kitabın 2000 yılında tekrar basıldığını, kitabın editörlüğünü yapan Ara Sarafyan’ın da aramızda bulunduğunu belirttim. Değerli arkadaşlarım, bütün bu konuşmalarımı Ara Sarafyan dinledi; fakat “gık” diyemedi, hiçbir ileri sürdüğüm hususa bir cevap veremedi. Hatırlayacaksınız, oysa, bu zatın, elinde Mavi Kitap’la çıkan fotoğrafını birçok basın organımız basmıştı. Mavi Kitap’tan… Mavi Kitap’ı hakikaten desteklemek son derece zor. Mavi Kitap’ın, esas itibariyle, şu anda yaptığı fonksiyon, milletlerin fikirlerini zehirlemek, onları birbirlerinin can düşmanı haline getirmek, kin ve nefret ve intikam saplantısının nesilden nesile yol açmasını sağlayan bir kitaptır. Değerli arkadaşlarım, Ara Sarafyan’ın 2000 yılı baskısında yazdığı giriş bölümünde “bu eser Ermeni Soykırım Tezi’nin ilk ciddî açıklamasıdır” diye övdüğü Mavi Kitap, bugün hâlâ uluslararası medyanın, dünya siyasî liderlerinin ve bilim adamlarının aldatılarak, Türkiye’ye karşı kin ve nefret duygularının yayılması için kullanıldığı ve binlerce yazı, makale ve kitaba kaynak oluşturan bir yayındır. Ermeni tezlerinin dayandırıldığı “Naim Beyin Hatıratı”, “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü” ve Alman ilahiyatçısı Lepsius’un “Almanya ve Ermenistan” adlı kitaplarının, gerçekleri yansıtmayan, propaganda amaçlı yayınlar olduğunun ispatlanmasından sonra, Mavi Kitap’ın Ermeni militanlar açısından önemi son derece artmıştır. Bu yayının da tam anlamıyla çürütülmesiyle, Ermeni soykırım iddiası çok ağır bir darbe yiyecektir. Bu bakımdan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin başlatmış olduğu bu girişimin bitirilmesi zorunludur. Bu nedenle, Türkiye Dışişleri Bakanlığının, bu konuda daha fazla gecikmeye meydan vermeden, İngiliz Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimde bulunarak, Mavi Kitap ile ilgili açıklamanın yapılmasını talep etmesi isabetli olacaktır. Bu amaçla yapılacak girişimlerde çok geç kalınmıştır. Sayın Dışişleri Bakanıma bu konuda derhal harekete geçilmesini öneriyor ve eğer, bu konuda bir sorun varsa, bunu bu kürsüden açıklamasını rica ediyoruz.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: