2006 Yılı Milli Savunma Bakanlığı Bütçesi

20 12 2005

22. Dönem 4. Yasama Yılı 37. Birleşim 20 Aralık 2005 Salı

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçe kanunu tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında global terörle mücadelede bir başarı kazanıldığı iddia edilemez. Amerika’nın küresel terörle savaş stratejisi, terörü bastırmak şöyle dursun, azdırmaktadır. Amerikan yönetimi, radikal İslamı komünizme benzeterek ideolojik düşman ilan etmekte; ama, bunu yaparken, beceriksizce, tüm İslamı karşısına almakta ve medeniyetler çatışmasını körükleyerek, terörü daha da yaygınlaştırmaktadır. Öte yandan, Amerika’nın Irak’ı işgali ve burada yürüttüğü savaş, maalesef, hem bu ülkeyi hem de Ortadoğu’nun diğer bölgelerini, Amerika’ya karşı öfke ve düşmanlığın yoğunlaştığı, yeni terör odaklarının türediği ve terör ajanlarının yetiştiği mümbit tarlalar haline getirilmiştir. Böylece, dünya barışının karşılaştığı tehditler tırmanırken, Türkiye’nin bulunduğu coğrafî alandaki istikrar ve güvenlik koşulları da daha kötüleşmiştir. Bu ortamda, ülkemiz de olumsuz yönde etkilenmektedir. Nitekim, ülkemizin karşılaştığı iç tehdit, 2005 yılında, birden, endişe verici bir artış göstermiştir. Bu bağlamda, ilk üzerinde duracağım husus, Türkiye ile Amerika arasında yılan hikâyesine dönen PKK/KONGRAGEL konusudur.

İki yıldan fazla bir süredir, Ankara’yı ziyaret eden her üst düzey Amerikalı yetkilinin ve yüksek rütbeli askerin başta gelen bir görevinin, Türkiye’yi, PKK konusunda oyalamak ve aldatmaktan başka bir şey olmadığına tanık olduk değerli arkadaşlarım. Türkiye’ye yeni tayin olunan Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson’un da, bu konuda ümit vermeyen ifadeleri dikkate alındığı takdirde, kısa süre önce Ankara’ya gelen FBI ve CIA Başkanlarının da, PKK’nın kökünü kazımak hususunda ciddî bir planla geldiklerine inanmak için hiçbir neden yoktur.

Amerikalı yetkililerin, şimdiye kadar, Türkiye’ye, PKK’ya karşı pasif tutumlarının gerekçesi olarak, Irak’ta tırmanan savaşın, Amerika’nın, PKK’ya karşı kullanmak amacıyla kuvvet tahsis etmesine imkân vermediğini söyledikleri anlaşılıyor; ancak, bu hikâyeye, artık, ne Türk medyası ne de Türk kamuoyu inanıyor. Amerika, PKK’yı dağdan indirmek için öyle büyük bir askerî kuvvete ihtiyacı olmadığını pekala biliyor. PKK’nın suyunun, yiyeceğinin, yakıtının ve tüm lojistik ihtiyaçlarının ikmal yolu, Amerika’nın kontrolündeki topraklardan geçiyor. Bu ikmal yolu, PKK’nın şahdamarı niteliğindedir, kesildiği takdirde, terör örgütünün ve elebaşılarının yaşaması mümkün değildir; fakat, en şaşırtıcı olan nokta, Amerika’nın, PKK’nın uyuşturucu ticaretiyle 600 000 000 dolar kazanmasına da göz yummasıdır. Amerika, ne bu ticarete mâni oluyor ne de PKK’nın lojistik ikmal yolunu kesiyor ve bu tutumuyla, bilerek, PKK’ya can üflüyor.

Genelkurmay Başkanlığının, 19 Ekimde yabancı büyükelçiliklerin askerî ataşelere vermiş olduğu terör brifingi, bu söylediklerimizi harfiyen teyit ediyor. Brifingde, Genelkurmay yetkilileri şu hususları belirtmişlerdir:

1- Şu anda, Türkiye içinde 1 850, sınır dışında da, çoğunluğu Kuzey Irak’ta olmak üzere 3 500 PKK/KONGRAGEL teröristi bulunmaktadır.

2 – PKK’nın sözde ateşkesi sona erdirerek 1 Haziran 2004’ten bu yana sürdürdüğü silahlı saldırılar 1 007 vatandaşımızın ölümüne ya da yaralanmasına neden olmuştur.

3 – Halen aktif biçimde uyuşturucu ticaretinde yer alan PKK, bu yolla 600 000 000 dolarlık gelir elde etmektedir. Ayrıca, yurt dışındaki Türklerden zorla para toplamaktadır.

4 – PKK’nın Kuzey Irak’tan çıkarılması yönünde Ocak 2003’ten beri ilgili Amerikan sivil ve askerî makamlarıyla yapılan görüşmelere rağmen, hiçbir gelişme kaydedilmemiştir.

Ve sonuncu olarak, Amerika’nın Kuzey Irak’tan Türkiye’ye sızmaları engelleme sorumluluğunu yerine getirerek terörle mücadelede samimiyetini göstermesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, Genelkurmay Başkanlığının açıklaması, Amerika’nın, terörle mücadele konusunda Türkiye’ye karşı izlediği bir müttefike yakışmayan ayırımcı ve iyiniyetle bağdaşmayan siyasetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Amerika’nın bu davranışı PKK’ya Türkiye’ye karşı terörist saldırılarda bulunma cesaretini veriyor, ülkemizde fanatik Kürtçülüğü azdırıyor, PKK’nın içbarışı tehlikeye düşüren eylemlerde bulunmasına ve son bir yılda yüzlerce vatandaşımızı ve güvenlik görevlimizi öldürmesine imkân veriyor.

PKK, yollara, demiryollarına mayın döşeyerek ve silahla saldırarak cinayetler işliyor. Turizm bölgelerinde panik yaratacak eylemler yapıyor. Halkı kışkırtıcı, Türk ile Kürdü birbirine çatıştırmayı öngören ve ülkemizin ortak sosyal dokusunu tahribe yönelik bir strateji izliyor ve eylemler planlıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu patlayıcı atmosferde PKK’yla mücadelede verdiğimiz her şehidin cenazesi kaldırılırken Türk insanının çileden çıktığına tanık oluyoruz. Toplumda oluşan öfkenin Kürt vatandaşlarımıza yönelmesi de kaçınılmaz oluyor ve sosyolojik kırılma hatları derinleşiyor. Bu öfke, aynı zamanda, PKK’ya kol kanat gerdiğine inanılan Amerika’ya düşmanlığa dönüşüyor.

Washington’un, bu aşırı tehlikeli tabloyu ve bunun yol açacağı vahim sonuçları açık ve net biçimde algılamadığını düşünmek makul değil. O zaman, Amerika’nın Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarına karşı sergilediği bu duyarsızlığın, Ankara’nın nasıl olsa bir tepki göstermeyeceği yolundaki bir değerlendirmeden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz değerli arkadaşlarım.

Olaylar da, esasen, bunu teyit ediyor. Nitekim, Amerika, Türkiye’ye sızarak, polisimizi, askerimizi ve vatandaşlarımızı öldüren PKK teröristlerine Irak’ta kol kanat gererken, Türkiye, Amerika’yla birlikte, global terörle mücadele çerçevesinde, ISAF’ın komutanlığını ikinci defa üstlenerek, Afganistan’a 1 600 kişilik bir muharip kuvvet göndermedi mi? Şimdi de, bu kuvveti artırmak hususunda birtakım duyumlar alıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Afganistan’ın önemini müdrikiz; ancak, evlatlarımızı ateşe atarken, Amerika’nın PKK’yı tasfiye konusundaki sözünü tutmasını şart olarak ileri sürmemiz, meşru, adil ve isabetli bir tutum olmaz mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, dış güvenliğimizle ilgili önemli bir konu da, Irak’ın birlik ve bütünlüğünü muhafaza etmesidir. Bir içsavaşa yol açma riski son derece yüksek olduğundan, bunun kadar önemli diğer bir konu da, Kerkük’ün geleceğidir. Bu konuya muhakkak bu kürsüden parmak basmak lâzım ve gerçekleri açıklamak ve görüşlerimizi, muhakkak ki, kayda geçirmek gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ben eminim, bu konuda, karşımdaki iki cenah da, iki kanat da aynı şekilde düşünüyor. O bakımdan, bu konunun burada dile getirilmesi son derece önemli.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl, Kerkük’e, yasal olmayan şekilde kitlevî Kürt nüfus kaydırmalarının yaratacağı sorunlara Washington’un dikkatini çeken Ankara, girişimlerine, her zaman olduğu gibi “merak etmeyin, biz icabına bakarız” yolunda yanıtlar almıştı. Ancak, Türk Hükümetini bir sürpriz bekliyordu. 2004 Ocak ayının ortalarında, Barzani ve Talabani, Amerika’ya rest çektiler: “Eğer, Kerkük’e gelen Kürtler seçmen listesine yazılmazsa, Irak’taki tüm Kürtler seçimlere katılmayacaktır; bunun böyle olacağını bilesiniz, kararımız kesindir” dediler ve Amerika’yı, bu şantajlarını kabule zorladılar, Amerika dize geldi, kabul etti. Böylece, bölge dışından gelen yüzbinlerce Kürt, seçimlere katılma hakkını kazandı.

Şimdi, bu konuda, Türk kamuoyu, durumun ciddiyetini, vahametini, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ’un şu açıklamasından öğrendi; 26 Ocak 2005 tarihindeki basın toplantısında, Başbuğ, şu hususları Türk kamuoyunun dikkatine getirdi:

1- Kerkük’e göç ettirilen yüzbinlerce Kürt göçmeni seçim listelerine kaydettirilmiştir. Bu durum, Kerkük için adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını olanaksız hale getirecektir. Daha kötüsü, bu durumun, tüm Irak’ın toprak ve siyasî bütünlüğünü dahi tehdit ederek, bölgede büyük riskler yaratacağından endişe duymaktayız. Böyle bir gelişme, Türkiye için de önemli bir güvenlik sorunu oluşturur.

2- Kerkük’te yapılan nüfus sayımları oran olarak Türkmenleri birinci gösteriyor. Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilmesinin ciddî boyutlarda çatışmaya yol açabileceği hususu NATO raporlarında bile yer alıyor. Türkiye için iki önemli konu vardır: Birincisi, Kerkük’ün özel statüsü korunmalıdır; bu, Türkiye için hayatî önemdedir. İkincisi, soydaşlarımız Türkmenlerin siyasî haklarının korunmasında Türkiye’nin sessiz kalması beklenemez.

Üçüncü olarak şu hususu belirtti Orgeneral Başbuğ: Ancak, bu yoldan bir sonuç alınmazsa, mesele, bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Seçimlerde Kerkük halkının kabul etmeyeceği bir sonuç çıkarsa, bu, iç çatışmalara yol açabilir, Irak’ta içsavaşı tetikleyen ilk gelişme olabilir. Bunu NATO raporları da söylüyor. Kerkük’te kan bağımız olan gruplar var, bu durumda, olan bitenleri kabul etmek mümkün değildir.

Sonuncu olarak şu hususun altını çizdi Orgeneral Başbuğ: Seçimlerden sonra, Kerkük’ün Kürt grupların yönetimine geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı oluşturur; bu durum, iç savaşı körükleyebilir ve Kerkük, Türkiye’nin güvenlik sorunu haline gelir. Kerkük’ün özel statüsünü koruması Türkiye için hayatî önemdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, 2 dakikalık eksürenizi başlatıyorum; lütfen, 2 dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, maalesef, bu gidişata karşı, Türkiye, tepkisini gösteremedi.

Şimdi, Uluslararası Kriz Grubu -ki, Uluslararası Kriz Grubu uluslararası alanda tanınmış bir araştırma ve düşünce kurumudur- şöyle bir öneride bulundu: Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde durumun izlenmesi ve istikrarı tehdit eden gelişmelerin rapor edilmesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, özel bir raportör atamalıdır Kerkük’e. Buna ilaveten, Kerkük’e, çok etkili yerel kamu kuruluşlarına ilişkin düzenlemeler yapma yetkisini haiz bir Birleşmiş Milletler müfettişinin tayin edilmesi yararlı olacaktır; fakat, maalesef, hükümetimiz, anlaşılmaz nedenlerle bu öneriye sahip çıkmadı. Bu da, son derece vahim bir hata oldu değerli arkadaşlarım. Eğer, bu yapılmış olsaydı, Kerkük’te bugüne kadar devam eden oldubittiler devam etmeyecek ve 30 Ocakta yapılan Kerkük Vilayet Meclisi seçimleri demokratik ve adil olabilecekti.

Yeterli uluslararası denetim yokluğunda, Kürt partiler, her türlü hile ve manipülasyona başvurarak, bu seçimlerde, 41 üyeli Vilayet Meclisinde 25 sandalye kazanarak mutlak hâkimiyet kurarken, Türkmenler 8, Araplar da 6 üyelik elde edebildiler.

Şimdi, Kürk partiler, Kerkük’te, 15 Aralık 2005 seçimlerine bu kazanımlarla girdiler; fakat, bununla yetinmediler, daha önce yaptıkları gibi, yine dışarıdan taşıdıkları ve kentin seçmeni olmayan Kürtlere oy kullandırdılar. Bunun üzerine, Türkmenler, Kerkük seçimlerinin iptali için başvuruda bulundu, Arap halk da aynı itiraza katıldı.

Sayın Başkanım, bana bir hoşgörüde bulunmanızı ve birkaç dakika vermenizi istirham edeceğim; çünkü, bu, son derece önemli bir konu ve bunu, muhakkak kayıtlara geçirmemiz lâzım.

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, şimdi, bütün konuşmacıların konuşmaları kendi açısından önemlidir. Eğer, bu sistemi başlatırsam diğer arkadaşlarıma da aynı hakkı vermem gerekir; ama, grup içerisinde böyle bir talep varsa, gruptaki diğer arkadaşların sürelerinden kullandırmam gerekiyor.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Hayret bir şey; bu, savunmayla ilgili!..

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) – Ulusal bir dava bu Sayın Başkan!..

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Bizden 5 dakika ilave edebilirsin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çünkü, aynı şey bütün arkadaşlar açısından geçerlidir. Ben, bu konunun hassasiyetini anlıyorum; gündemdışı bir konuşma olsa süre verirdim; ama, başlatıyorum sürenizi.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.

Verdiğim bu izahat, 15 Aralık 2005 seçimleriyle, Kürt partilerin, Kerkük’te, esasen, bariz şekilde lehlerine olan siyasî konumlarını daha da güçlendireceklerini gösteriyor. Anılan partilerin bundan sonraki hedefleri bellidir. Kerkük’te yeni anayasaya göre 2007 sonuna kadar bir referandum yapılacak ve bununla, Kerkük, Kürt bölgesi idaresine bağlanacak ve başkent ilan edilecektir.

Orgeneral Başbuğ’un, biraz önce atıfta bulunan şu cümlesini tekrar ediyorum: “Seçimlerden sonra Kerkük’ün Kürt grupların yönetimine geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı oluşturur. Bu durum içsavaşı körükleyebilir ve Kerkük Türkiye’nin sorunu haline gelir. Kerkük’ün özel statüsünün korunması Türkiye için hayatî önemdedir.”

Değerli arkadaşlarım, bu, son derece basiretli ve yerinde bir değerlendirmedir. Geçici idarî yasada öngörüldüğü şekilde Kerkük’ün Irak’ta başka bir bölgeyle birleşmesine set çeken bir hükümle, kendi başına, özel statülü bir vilayet gibi olarak anayasada yer alması, iç ihtilafları ve içsavaşı önleyeceği gibi, bölgedeki hassas stratejik dengelerin de korunmasına imkân verecektir.

Ayrıca, Kerkük bölgesinin petrol kaynakları da tüm Irak Halkına aittir. Bu bakımdan, bu kaynakların işletiminin de merkezî hükümete verilmesi doğru olacaktır.

Bu bakımdan değerli arkadaşlarım, Kerkük seçimlerindeki son usulsüzlükler ve hileler, gecikmeden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülmeli, seçim listelerinin incelenmesi istenmeli, bunu takiben de, Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde, Birleşmiş Milletler nezaretinde nüfus sayımı yapılması talep edilmelidir. Bu çalışmaların sonuçları alındıktan sonra, Birleşmiş Milletler denetiminde yapılacak seçimler güvenli ve adil olabilecektir.

Konu, Türkiye’nin güvenliği açısından yaşamsal önemdedir. Bu bakımdan, Türk diplomasisi tüm imkânlarını seferber ederek, yukarıda belirttiğimiz hedefleri sağlamak amacıyla gerekli girişimlere başlamalıdır.

Bu görüş ve temennilerle, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım.

Teşekkür ederim.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: