“Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları Konulu Uluslararası Sempozyum” a İlişkin Sonuç Bildirgesi

25 11 2005

Gazi Üniversitesi 23-25 Kasım 2005

Sempozyum Düzenleme Komitesi, Sempozyum’a katılan Türk ve yabancı akademisyenler ile siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri tarafından sunulan tebliğler ve bunlar üzerinde yapılan tartışmalar ışığında, aşağıdaki hususları dünya ve Türk kamuoyunun dikkatine sunmayı uygun görmüştür.

Sempozyumun tam bir bilimsel ve akademik özgürlük ortamında yapılması için gerekli önlemler alınmış,1915 olayları tam bir nesnellik içinde özgürce tartışılmıştır. Bu konuda her türlü farklı ve eleştirel görüşün açıklanmasına imkan vermek üzere kendilerini “resmi görüş karşıtları” olarak tanımlayan kişi ve akademisyenler de sempozyuma katılıma ve görüş açıklamaya davet edilmiş, bunlardan katılanların açıklamaları sükunet ortamında dinlenmiş ve tartışılmıştır.
Bu münasebetle övünçle belirtmek isteriz ki, başka bir çok ülkede yapılamaz ama, ülkemizde “soykırımı iddiası” ve benzeri her sorun, özgürce hiçbir kısıtlama olmadan tartışılır. Bu konularda, yazılı ve elektronik basında farklı görüşler hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan yayımlanır. Güya özgürlükler ülkesi diye geçinen Fransa ile İsviçre’nin ise, bu alandaki utanç verici tutumları malumdur. Ünlü Ortadoğu uzmanı Profesör Bernard Lewis’in Ermeni tezleri aleyhinde fikir beyan ettiği için Fransa’da mahkeme ve mahkum edildiği anımsanacaktır. ABD’nin birçok eyaletinde de eğitim alanında Ermeni tezlerine karşıt görüşler sansüre tabidir. Ermenistan da ise, Ermeni tezleri aleyhinde hiçbir söz edilemez.

Sempozyum’da açıklanan görüşler, günümüz perspektifinden bakıldığında, modern uluslar arasındaki ilişkilerde, doksan yıldır süregelen Türk-Ermeni anlaşmazlığına benzeyen başka bir anomalinin mevcut olmadığını bir kere daha ortaya koymuştur. Gerçekte, dünyamız, son bir asır zarfında akla durgunluk veren soykırımlara, korkunç vahşet ve katliamlara ve milyonlarca insanın telef olduğu savaşlara tanık olmuştur. Ancak, bu olaylardan etkilenen ulusların bugün karşılıklı önyargı ve düşmanlıklarını yenerek aralarında uygar ilişkiler kurmayı, hatta dostluk ve işbirliği içinde yaşamayı başardıklarını görmekteyiz.

Bu bakımdan, Sempozyum Düzenleme Komitesi olarak, akıl ve sağduyuya dayalı çağdaş bir yaklaşımın, Türk ve Ermeni uluslarının da kendilerini hapsettikleri önyargıların tutsaklığından kurtararak, barış ve işbirliğine dayalı ortak bir geleceği inşa etmek için geç de olsa somut ve yapıcı girişimlerde bulunmalarını emrettiği kanısındayız.

Ancak, soruna bilimsel etik ve dürüstlükle yaklaşıldığı zaman, Türk ve Ermeni ulusları arasında barışa dayalı bir geleceğin yolunun, iki tarafın yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini gün ışığına çıkarmak suretiyle tarihleriyle yüzleşmelerinden ve bunun sonuçlarını kabullenmelerinden geçtiğini görüyoruz. Barışın bu travmadan doğması kaçınılmazdır.

Bu yaklaşımın benimsenmesi, özellikle Türk-Ermeni ilişkilerinin normale dönüştürülmesinde son derece önemlidir. Çünkü, bu yapılmadığı takdirde, Ermenilerin sürekli mağduriyet ve hakları yenilmişlik, Türklerin ise dünya çapında bir haksızlık ve iftiraya uğramışlık hislerinden ilelebet kurtarılması mümkün olmayacaktır.

Bu düşüncelerle, Sempozyum Düzenleme Komitesi, 13 Nisan 2004 tarihinde TBMM tarafından oybirliğiyle kabul edilen deklarasyonda yer alan aşağıdaki görüşleri kuvvetle desteklediğini açıklar:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), gerek Türkiye’nin gerek Ermenistan’ın çıkarlarının, asırlar boyunca aynı topraklar üzerinde birbirlerine karşı hoşgörü ve barış içinde yaşamış olan Türk ve Ermeni uluslarını barıştırmak, onları savaş yıllarından kaynaklanan derin önyargılara tutsak olmaktan kurtarmak ve hoşgörü, dostluk ve işbirliğine dayalı bir ortak geleceği paylaşmalarına imkan verecek bir ortamı yaratmak olduğuna inanmaktadır.

İktidar ve Ana Muhalefet Partileri, bu amaca yönelik olarak, tarihi gerçeklerin bilimsel araştırmayla gün ışığına çıkarılmasını ve tarihin iki ulus için de yük olmaktan çıkarılmasını amaçlayan bir öneri yapmışlardır.

Bu öneri Türkiye ile Ermenistan’ın kendi tarihçilerinden oluşacak ortak bir komisyon ülkelerdeki arşivlerde de sürdürülecek bu araştırmaların sonuçlarının dünya kamuoyuna açıklanmasını ve bahis konusu komisyonun kuruluş ve çalışma yöntemlerinin iki ülke arasında saptanmasını öngörmektedir.

TBMM, bu tarihsel nitelikteki öneriyi tümüyle benimsemekte ve desteklemektedir.Bu girişimin uygulanabilmesi için Ermenistan Hükümeti’nin işbirliği şarttır. Bu bağlamda, Türkiye ile Ermenistan’ın tarihe ortak bir perspektiften bakmaları sağlanamadığı takdirde, iki tarafın da çocuklarına ve gelecek nesillere bırakacağı miras, önyargı, düşmanlık ve intikam duygularından başka bir şey olmayacaktır.

Akıl ve mantık, Türkiye ile Ermenistan’ın ortak bir girişimle tabuları yıkmaktan korkmamalarını ve ortaklaşa yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini açığa çıkararak tarihleriyle hesaplaşmaya hazır olmalarını emretmektedir.

Geçmişin, bugünümüzü ve geleceğimizi karartmasını önlemenin yolu budur.”

Gerçekten de Türkiye’nin cesur bir siyasi iradeyi yansıtan önerisi, akıl ve sağduyuya dayalı çağdaş ve barışçı bir yaklaşımdır. Nitekim bu niteliği nedeniyledir ki uluslar arası alanda olumlu bir izlenim yaratmış ve önde gelen dünya siyasi liderleri bu önerinin Türk ve Ermeni halkları arasında siyasi uzlaşıya olumlu katkılarda bulunacağı yolunda açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bu bakımdan eğer Ermenistan, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmak ve işbirliği zemini geliştirmek istiyorsa Türkiye’nin bu önerisini kabul etmelidir… Ayrıca, iyi niyetli ve dünya barış ve istikrarına katkıda bulunmak bulunmak isteyen her ülke ve her devlet adamı da Türkiye’nin barışa ve sağduyuya dayalı bu önerisini desteklemeli ve haklı olduğu iddiasında bulunan Ermenistan’ın Türkiye’nin ortak tarih araştırması önerisini kabul etmeyerek tarihiyle yüzlemekten çekinmesinin nedenlerini sorgulamalıdır.

Esasında, 1915 olaylarına ilişkin sorun, tarihi, hukuki ve siyasi boyutları olan bir uluslararası ilişkiler sorunudur. TBMM’nin önerdiği ortak tarih değerlendirmesi çalışması da, bir uzlaşma sürecinin önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Bu süreçteki tüm adımların, daha başlangıçta siyasi müzakere yoluyla saptanmış bir yol haritası çerçevesinde atılabileceği aşikardır. Ayrıca, soykırımı eylemi, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırımı Sözleşmesi’ne göre tanımlanmış ve hangi durumlarda varlığından söz edilebileceğinin şartları saptanmış hukuki bir kavramdır. Bu bakımdan, iki ülke arasındaki uzlaşma sürecinin sadece tarihi ve siyasi değil, aynı zamanda, hukuki boyutunun da olması doğaldır. Tarihçilerin sorunu çözme gibi nihai bir yetkisi olmayacaktır, ama ortak tarih araştırmasından geçmişin olaylarına ışık tutacak çok önemli bir yardımcı olarak yararlanılması zorunludur. Zira, ancak tarihi bulguların ortaya çıkarılması aşamasından sonra hukuki boyuta işlerlik kazandırılması mümkün olabilecektir. Sorunun özellikleri dikkate alındığında, hukuki boyutun, hakem mahkemesi oluşturulması ve tahkimname hazırlanması yoluyla devreye sokulması büyük bir olasılıktır. Geçmişe dönük olarak geçerliliği olmayan 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin 1915 olaylarına nasıl uygulanacağı da tahkimnamenin hazırlanışında müzakere yolu ile saptanacaktır.

Türk-Ermeni ilişkilerini normalleştirmenin yolu budur.

Sempozyum Düzenleme Komitesi, yukarda sözü edilen bu üç boyutlu süreçte Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle duracağı iki temel unsur olduğu kanısındadır.

Bunlardan birincisi, Ermenistan’la diyaspora’nın, bir taraftan Türkiye aleyhindeki soykırım kampanyasını sürdürürken, diğer taraftan da ABD ve AB’nin baskısıyla Türkiye’ye sınır kapısını açtırabileceklerini tasarlamalarıdır. Oysa, Türk kamuoyu iyi niyetle bağdaşmayan böyle bir tutumu kesinlikle kabul etmez. Bu bakımdan, oluşturulacak yol haritasında, siyasi boyutun, ortak tarih çalışması ile tahkim prosedüründen soyutlanması kabul edilemez.

İkincisi de, Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisi ile anayasasında yer alan, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve Doğu Anadolu üzerinde hak iddiasında bulunan ifadelerdir. Bu bağlamda, Düzenleme Komitesi’nin önemle altını çizmek istediği husus, Ermenistan’ın, uluslar arası ilişkilerinde uluslararası hukuk kurallarının temel ilkelerine uymadığı ve Türk toprakları üzerinde hak iddia ettiği sürece, Türkiye ile işbirliği ortamını yok ettiğini bilmesidir.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: