Tarihsel Gerçekler Işığında Sözde Ermeni Soykırımı İddiası

3 06 2005

Mersin İTÜ Mezunları Derneği Konferans Salonu-03 Haziran 2005

Saygıdeğer dinleyiciler ve değerli basın mensupları;hepinizi saygı ile selamlıyorum.Ayrıca siz değerli basın aracılığyla Mersin halkına sevgi ve saygılarımı sunuyorun.Mersin İTÜ Mezunları derneğinin Kurucusu ve Başkanı sayın Mehmet Göre başta olmak üzere, yönetimine ve üyelerine;Türk Toplumunu doğrudan ilgilendiren, “Tarihsel Gerçekler Işığında Sözde Ermeni Soykırımı İddiası” konulu konferansa beni davet etmelerinden dolayı,teşekkür ve saygılarımı sunuyorum.

1-)Bazı Batılı Devletler Ermeni Sorununu T’nin Dış Politikasını Yönlendirmek,AB Yolunu Kesmek ve Onu Ödün Vermeye Zorlamak İçin Baskı Unsuru Olarak Kullanılıyor.Türkiye’nin dünya Ermenilerine soykırımı uygulayan bir Müslüman ülke olarak tanıtılması kampanyası: Türkiye’nin dünya’ya “Ermenilere soykırımı uygulamış bir Müslüman ülke olarak tanıtılması” amacını güden son derece etkili bir kampanya ile karşı karşıyayız.Özellikle,Ermenilerin 2005 Nisan’ında sözde soykırımının 90.yılını anmaları nedeniyle son derece yoğunlaşan bu kampanyanın kazanmış olduğu uluslararası boyutun ülkenizin çıkarlarını tehdit eden bir nitelik kazandığı artık hiçbir kuşkuya meydan bırakmıyor.Son yıllarda aralarında Arjantin, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Rusya, İtalya, İsviçre, Fransa, Kanada, Slovakya’nın da bulunduğu 14 ülke parlamentosu ile Avrupa Parlamentosu Ermeni soykırımını tanıdıkları yolunda kararlar almışlardı. Bunlara kısa süre önce, hiç umulmadık şekilde Polonya da katıldı. Ermeni iddiaları,Hıristiyan Demokrat partilerin verdikleri bir önerge ile halen Alman Parlamentosu’na da taşınmış bulunuyor.Bu gelişmeler Ermeni sorununun, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde ciddi bir engel oluşturacak bir boyut kazandığını ortaya koyuyor.Bu açıdan, özellikle AB Komisyon’nun, 17 Aralık AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanması tavsiyesinde bulunan 6 Ekim 2004 tarihli ilerleme raporunda, 1915’te ceryan eden olaylara atıfta bulunarak Türkiye’ye Ermenistan ile bu konuda bir uzlaşmaya varmasının önerilmiş olmasının altı çizilmelidir.Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu tarafından 15 Aralık 2004 tarihinde onaylanan “Eurlings” raporunda ise,ülkemiz açıktan soykırımıyla suçlanmak suretiyle,Türkiye’ye Ermenilere karşı 1915’te yapılan soykırımını kabul ederek tarihi gerçekleri tanıması ve Ermenistan’la arasındaki sınırı erken bir tarihte açması öneriliyor.Bugüne kadar Türk kamuoyunun ve medyasının gözünden kaçan bir husus,Avrupa Parlamentosu’nun yaklaşık son 20 yıldır Ermeni iddialarına destek veren pek çok karar alan ve bu sorunu ısrarla izleyen bir AB kurumu olduğudur. Bu kararların en kapsamlısı Türkiye’nin 17 Nisan 1987’de AB’ye tam üyelik başvurusunu yapmasından dört ay sonra 18 Temmuz’da kabul etmiş olduğu “Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü Üzerine Karar”dır.Aday ülkelerin üyeliğe kabulünde söz hakkına sahip olan Avrupa Parlamentosu kararlarının içinde bulunduğumuz dönemde bağlayıcılığı olmasa dahi,önümüzdeki yıllarda çok daha fazla ağırlık taşıyacağı ve belirleyici bir nitelik kazanacağı dikkate alınmalıdır.Ermeni sorunu,Türkiye’nin önüne AB’ye önşart olarak sürülecek.Ermeni soykırımı iddiasının Fransız iç politikasında tüm siyasi partiler tarafından sahiplenilen bir siyasi rekabet konusu haline gelmiş olduğu dikkate alınırsa, bu sorunun AB ile ilişkilerimizde gündemden düşmeyeceği anlaşılır.Daha da önemlisi,Fransa ve Avusturya gibi açıktan Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan ve bu konudaki kararlarını düzenliyecekleri bir halkoylamasının sonucu ışığında vereceklerini açıklamış olan devletlerin (Fransa bu hususu bir anayasa hükmü haline getirmiştir),Ermeni sorununu ülkemizin AB’ye üyeliğini engellemek amacıyla bir koz olarak kullanacakları açıktır.Hernekadar,Başkan Bush 25 Nisan 2005 açıklamasında “soykırımı” sözcüğünü kullanmamışsa da, kullandığı ifadeler Osmanlı Devleti’ni 1,5 milyon Ermeni’nin katlinden sorumlu tutmaktadır.Bir süre önce, ABD Kongresi’nden bu konuda Türkiye aleyhinde bir karar çıkıp çıkmayacağını kendisine soran Milliyet gazetesi Washington temsilcisine Savunma Bakan Yardımcısı Volfovitz’in verdiği yanıt ilginçtir.Volfovitz, “Türkiye ABD’yi memnun edecek bir davranış içine girsin ki, biz de Kongre’de Türkiye lehinde bir hava yaratabilelim” anlamında sözler sarfetmiştir.Ayrıca, bugüne kadar 29 ABD eyaleti yerel meclislerinde Türkiye’yi soykırımıyla suçlayan kararlar almışlardı.Bunlara, kısa süre önce Kalifornia’da katılmıştır. Tüm bu eyaletler de ” Ermeni soykırımı” liselerin müfredat proğramlarına girmiş ders olarak okutulmaktadır.Bu gelişmeler ve Türkiye’nin AB ile bugüne kadarki deneyimleri gerçekçi ve nesnel bir yaklaşımla değerlendirildiği takdirde, Türkiye’nin AB ile yürüteceği katılım müzakereleri sürecinde, Ermeni soykırımı iddiasının ülkemiz tarafından kabul edilmesinin AB’ye giriş için bir ön şart olarak önümüze sürüleceği hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkmaktadır.2-)Tarih tekerrür mü ediyor? Tarihsel perspektifte değerlendirildiği takdirde, bu gelişme,kaygı verici çağrışımlara yol açıyor.Çünkü,Ermeni sorununun çıkış sebepleri incelenirse, Çarlık Rusyası, İngiltere ve Fransa’nın kendi emperyalist çıkarlarının gerçekleştirilmesi için, Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir Ermeni devleti kurulacağı vaadiyle kandırıp isyan ettirdikleri Ermeni kavimini bir piyon olarak kullanmak suretiyle yarattıkları bu sorunu, mirasına göz diktikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecini hızlandırmak amacıyla kullandıkları görülür.Aradan bir asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra bugün karşılaştığımız olaylar, Türkiye’ye “tarih tekerrür mü ediyor?” dedirtecek bir nitelik kazanmış bulunuyor.Çünkü bazı Batı’lı devletlerin bu kozu kullanarak,Türkiye’nin dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve ödünler elde etmek,bazılarının da bu sorundan ülkemizin AB’ye tam üye olmasını engellemek ve onu ikinci sınıf bir statüde AB’ye bağlı tutmak amacıyla bir baskı unsuru olarak yararlanmak istediklerini gözlemliyoruz.Bu bakımdan,Türkiye’nin ulusal çıkarlarını bu gerçeklerin ışığında değerlendiren bir strateji oluşturarak, bu oyunu mutlaka bozması gerekiyor.3-)Ermeni Meselesinin Doğuşu ve Gelişimi:Selçuk Türkleri 1071’de Alpaslan komutasında Anadolu’ya girdiklerinde burada, Rumlar,Ermeniler,Süryaniler ve Araplar yaşıyorlardı. Ancak,Bizans Anadolu’nun tek hakimi konumundaydı.Bu bakımdan, Selçuklular zaptettikleri toprakları Ermenilerden değil Bizanslılardan aldılar.Ermeniler,gerek Büyük Selçuklu devleti idaresinde, gerekse Anadolu’da kurulan Türk beyliklerinde hiçbir zulume ve baskıya maruz kalmamışlardır.Osmanlı Devleti’nin kurulup yayılmasıyla birlikte bu beyliklerle birlikte himayelerinde yaşayan Ermeniler de Osmanlı idaresine geçtiler.Ermenilerin Osmanlı devleti içinde yaşamlarına gelince, Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra Bizans’ın zulmünden kurtarılan Ermeniler için tarihlerinin hiçbir döneminde yaşamadıkları bir güven,özgürlük ve refah çağı başlamıştır. Ermeniler millet adı altında örgütlenmiş, patrikleri onların ruhani ve cismani lideri konumunu kazanmıştır.19.yüzyıla kadar,yani yaklaşık sekiz asır,Osmanlı devleti ile Ermeniler arasında herhangi ciddi bir probleme rastlanmamış,Ermeni toplumu,millet sisteminin bahşettiği muhtariyet çerçevesinde yaşamını hoşgörülü bir ortamda rahat şekilde sürdürmüştür. Yunanistan’ın bağımsızlık ilan etmesinden sonra, Osmanlı devletinin Ermenilere karşı gösterdiği hoşgörü ve güven daha da güçlenmiştir.Osmanlı’nın itimadını kaybeden Rumların yerini bürokraside Osmanlı’nın kendilerine “millet-i sadıka” ünvanını verdiği Ermeniler doldurmuştu.19.yüzyılda,Osmanlı Ermenileri,zengin bankerler,tüccarlar ve sanayiciler olarak öne çıkmışlarsa da, bu topluluğun kendini gösterdiği esas alan devlet hizmeti olmuştur. Nitekim 19.yüzyıl Osmanlı devlet yıllıklarına bakılırsa(Salname-i Devlet-i Aliye-i Osmaniye) yüzlerce Ermeni’nin devlet hizmetinde yüksek mevkilere atandığı görülür.Bunlar arasında, 29 Ermeni’nin kamu hizmetinde en yüksek rütbe olan paşa rütbesiyle taltif edildiği, 27 Ermeni’nin çeşitli bakanlıklara atandığı,7 Ermeni büyükelçi ile 11 başkonsolosun Osmanlı diplomasisinde görev yaptığı,müsteşar,vali,yargıç,genel müdür,daire başkanı olarak bürokraside yüzden fazla Ermeni’nin görev aldığı,il yönetim örgütünde her düzeyde yüzlerce Ermeni’nin görevlendirilmiş olduğu,akademik toplulukta da 11 Ermeni öğretim görevlisi bulunduğu görülür. Bunlara ilaveten,1876 Meclis-i Mebusanı’nda (parlamento) 33 Ermeni milletvekili bulunmaktaydı.Nihayet,Osmanlı devleti’nin son döneminde Gabriel Noradungyan Efendi Dışişleri Bakanlığı, Agop Paşa da Hazine Bakanlığ yapıyorlardı.Belirttiğimiz bu hususlar,Ermeni propoğandıcıların Osmanlı Devleti’nin Ermenilere karşı ayrımcı davrandığı yolunda ileri sürdükleri iddiaların ne denli yalan olduğunu ortaya koymaktadır.Osmanlı üzerinde bir Ermeni devleti kurulması sorunu nasıl ortaya çıktı? 19. yüzyılda Avrupa’da milliyetçilik akımlarının yayılması, Yunanlılardan sonra Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan’ın bağımsızlıklarını kazanma sürecine girmeleri Osmanlı Ermenilerini de etkilemişti. İşte bu ortamda, Çarlık Rusyası Ermeniler arasında filizlenmeye başlayan milliyetçilik akımlarından yararlanarak Doğu Anadolu’da kendine bağlı bir Ermeni devleti kurmayı tasarlar. Bu amaçla Ruslar Ermeni liderlerle temas kurmaya başlar.Bu durumda 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı patlak verir. Osmanlı ordusu müthiş bir yenilğiye uğrar, Rus orduları Batı’da Yeşilköy’e,Doğu’da Erzurum’a kadar ilerlerler. Ruslar, Ermenilerle ilgili planlarını uygulayabilmek amacıyla savaşa son veren Ayestefanos Anlaşmasına 16. maddeyi koydururlar. Buna göre, Osmanlı devleti Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine ıslahat yapacaktır. Rusya, bu maddeyle Osmanlı’nın içişlerine müdahalede tekelci bir konum kazanmıştı.Ancak, İngiltere, Rus kazanımlarını onaylamadı. Nedeni de Anadolu’ya yerleşecek Çarlık Rusyası’nın gözünü Mezepotamya’ya ve Basra Körfezine dikmesi ihtimaliydi. Böyle bir gelişme halinde İngiltere’nin Hindistan yolu tehlikeye girecekti. Bu nedenle Ayestefanos, İngiltere’nin işine gelmiyordu. İngiltere’nin baskısıyla 1878 de Berlin Kongresi toplandı.Berlin Antlaşmasının 61.maddesiyle Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine yapılacak islahatın 5 büyük devletin denetiminde uygulanması kararlaştırıldı.(Kars,Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakıldı) Böylece Rusya, kendine bağlı bir Ermeni devleti kurma planını bir süre için rafa kaldırma durumunda kaldı.Bu dönemde İngiltere,Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı koruyuculuk rolünü üstlenmişti. Bu konumuyla kendisinden destek ve yardım bekleyen Osmanlı devletinden Kıbrıs’ı alma becerisini gösterdi.Haziran 1878 tarihinde imzalanan andlaşma uyarınca,Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’daki Rus tehdidi kalkana kadar,İngiltere’nin Kıbrıs Adası’na yerleşmesini kabul etti.Osmanlı Devleti, bu şekilde Rusyaya bağlı bir Ermeni devleti kurulmasının önlenmesini garanti altına aldığını hesaplıyordu.Ancak bu hesap doğru çıkmadı. Kıbrıs’ı alan ve Mısır’da yerleşen İngiltere, Hindistan’a en kısa bağlantı yolunu garanti altına alınca Osmanlı’ya stratejik açıdan ihtiyacı azaldı.Bu ortamda 1880’de iktidara gelen Gladestone, Ruya’ya karşı Osmanlı
Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk etti.Yeni politika,Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanıp, İngiltere’ye dost küçük devletler kurulmasıdır. Bunların arasında en önemlisi, Rusya’ya karşı tampon görevini üstlenecek Ermenistan olacaktır.Doğu Anadolu’da kurulacak, İngiltere’ye bağlı bir Ermeni devleti,Çarlık Rusya’sının güneye doğru yayılma emellerinin önüne set çekecek, böylece Basra ve Hindistan yolu güvence altına alınmış olacaktı.Yani Ruslar’dan sonra İngilizler de Ermeni liderlerinin aklını çeldiler. Böylece hırsları körüklenen ve Osmanlı’ya isyana teşvik edilen Ermeni militanları şöyle bir plan tasarladılar.
Ermeni çeteleri Türk köylerine ve kasabalarına saldıracak, kadın, çocuk ayrımı yapmadan katliam yapacak ve Türkleri misilleme yapmaya tahrik edecekti.Ayrıca,aynı amaçla isyanlar da düzenlenecekti. Türkler, karşılık verince de büyük devletler “Ermeni halkı Türk zulmünden kurtarmak için duruma müdahale edecekti.” Böylece,Rusya, İngiltere ve Fransa’nın tahrik ve müdahaleleriyle ardı arkası kesilmeyen Ermeni ayaklanmaları çıkarılarak, Anadolu kana boyanmıştır.1881’den 1.Dünya Savaşına kadar,Ermeni Taşnak,Hınçak ve Ramgavar partileri 40 civarında isyan çıkarmışlar,aralarında padişah 2.Abdülhamid’in saltanat arabasını da
bombalamaya varan sayısız terör eylemlerinde bulunmuşlardır. Ancak, bu arada büyük devletler aralarında anlaşmazlığa düştüler. Anadolu’da kurulacak Ermeni devletinin kimin nüfuzunda olacağına karar veremediler. Böylece Ermeni meselesi 20 yıl ertelendi.Meselenin yeniden alevlenmesi 1913’e rastlar.Rusya başroldedir.Almanya’nın Bağdat demiryolu projesini üstlenmesi Rusya’yı kuşkulandırmıştır. Ruya, Doğu Anadolu’da kendi nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeyi güvence altına almak ister. Bu arada ufukta savaş bulutları toplanmaktadır. Rus Dışişleri Bakanı Sazanof,1914’te savaşın patlamasından az önce Kafkasya’daki Çar Naibi’ne, Osmanlı Ermenileri arasında ayaklanma düzenlenmesini emreder. Taşnak ve Hınçak Ermeni komiteleri,
savaş başlar başlamaz isyan etmeye ve Rusların yardımına koşmaya hazırlanırlar.Savaş başlayınca, Rus kuvvetleri Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş gönüllü alaylar öncülüğünde doğudan Osmanlı topraklarına girerler.Aynı anda Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahlarıyla firar ederek Rus kuvvetlerine katılırlar.Yıllardır kiliselerde ve okullarda saklanmış olan silahlar çıkarılarak Ermeni ahali silahlanır. Erkekler cephelerde olduğu için savunmasız kalan Türk şehir, kasaba ve köylerine saldırarak katliama girişirler. Çeteler, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmuşlar, birliklerin harekatını engellemişler,ikmal yollarını kesmişler,yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişlerdir. Rus Kuvvetlerinin 1915 Mart ayında bu kez Van yönünde
harekete geçmeleri üzerine 11 Nisan’da Van’da geniş çapta bir Ermeni isyanı başlamış,bu isyan sonucu Van,Rusların eline düşmüştür.Rus Çar’ı 2.Nikola, 21 Nisan 1915’te Van’daki Ermeni Komitesine bir telgraf göndererek “Rusya’ya yaptıkları hizmetler nedeniyle teşekkür etmiştir”. Amerika’da yayınlanan Ermeni gazetesi Goçnak,24 Mayıs 1915 tarihli sayısında “Van’da sadece 1500 Türk’ün kaldığını “iftiharla bildirmiştir.Doğu Anadolu’da bütün bunlar olup biterken,Türk askeri beş cephede çarpışmaktadır.İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale boğazına dayanmıştır.Batı’da Galiçya cephesinde savaş sürmektedir.Güney’de Irak’da İngililer taaruza geçmiştir. Osmanlı hükümeti bu durumda, İstanbul’da Ermeni Patriği ve ileri gelenlerini
çağırarak, onları son defa uyarır. “Ya bunlardan vazgeçin, müslüman katliamını durdurun, yoksa gerekli önlemleri alacağız.” Bu uyarı da fayda etmeyince,hükümet 24 Nisan 1915’te bütün Ermeni komitelerini kapatır ve yöneticilerinden 2345 kişiyi devlet aleyhinde faaliyette bulundukları için tutuklar. İşte yurt dışındaki Ermenilerin her yıl “soykırım başlangıcı” diye andıkları 24 Nisan budur.Bunun arkasından da 27 Mayıs 1915’te tehcir kanunu gelmiştir. Prof..j.McCarthy : ” İlk kanı akıtan,iç savaşı başlatan Ermenilerdir” demektedir. Tehcir sırasında Ermeni kayıpları:Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu ve ekibi tarafından 2001 yılında
Osmanlı Arşivlerinde gerçekleştirilen bir araştırmanın verdiği sonuçlar şöyledir:Haziran 1915-Şubat 1916 tarihleri arasında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden tehcire tabi tutulan Ermenilerin toplamı 438758 dir. Halep’tekilerle birlikte, iskan sahasına ulaşan Ermeni nüfus 382148 dir. Tehcire tabi tutulanla, yeni iskan bölgesine ulaşan nüfus arasındaki fark 56610 dur. Bu farkın izahı ise şöyle yapılmaktadır.500 kişi Erzurum-Erzincan arasında,2000 kişi Mardin civarında eşkiya ve Arap aşiretleri tarafından katledilmiş;5000’in üzerinde kişi de Dersim
bölgesinde kafilelere yapılan saldırılar sonunda ölmüştür. Tifo, dizanteri gibi hastalıklardan yaklaşık 25-30 bin kişi ölmüştür.Tehcire uğrayanların önemli bir kısmı da firar ederek başta Rusya olmak üzere yabancı ülkelerin ordularına gönüllü olarak katılmış, bir kısmı da Osmanlı toprakları dışına göç etmiştir.Buna mukabil,tanınmış bir tarihçi ve demografi uzmanı olan Prof. Justin McCarthy’nin tehcirle birlikte çatışmaları da kapsayan tahminleri, savaş sırasında yaklaşık 600 bin Anadolulu Ermeni’nin öldüğünü,buna karşılık Türk ve Müslüman halkın verdiği
telefatın ise 2,5 milyon civarında olduğunu ortaya koymaktadır. Ermeni katliamları sonucu 500 bin Türk ve Müslüman ölmüştür.

Ermeni İddialarının Temel Dayanakları :Osmanlı arşivlerinde Ermeni iddialarını çürütecek nitelikte çok sayıda belge mevcuttur.Bu belgeler, şu iki noktayı açık seçik ortaya koyuyor.Birincisi, Osmanlı Hükümeti’nin hiçbir zaman Ermeni halkını kısmen veya tamamen imha etme gibi bir kastı veya niyeti olmamıştır.Hükümet,tehcir kararını,Rusya’nın tahrik ve kışkırtmalarına kanarak devletlerine ihanet eden Ermenilerin,kurdukları çetelerle müslüman halka karşı katliama girişmeleri ve cephede savaşan Osmanlı kuvvetlerinin gerisinde sabotaj eylemlerinde bulunmaları nedeniyle ve devlet güvenliğine karşı ağır bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle
almaya zorlanmıştır.İkincisi ise,tehcirin uygulamasında hükümetin, savaş ortamının olağanüstü zor koşullarına rağmen,Ermenilerin korunması ve güvenliklerinin sağlanması için mümkün olan önlemleri hiçbir art niyetsiz almış, ancak bunların uygulanmasında tam kontrole sahip olamamıştır.Türk tarafının tezini destekler nitelikte ve tarihin asıl kaynaklarına inen bu denli sağlam belgelere sahip olmasına karşın,soykırımı iddiasında bulunan Ermeniler,90 yıldır tüm çabalarına rağmen dünya kamuoyuna iddialarını kanıtlayabilecek açık ve geçerli bir belge sunamamışlardır.Bu durumda,iddialarını doğruluğu kanıtlanmamış hatırat türü sübjektif yayınlar
ile savaş yıllarında yayımlanmış propoğanda amaçlı kitap niteliğindeki kaynaklara dayandırmak zorunda kalmışlardır. Bu üç kaynak hakkında kısa bilgi vereyim.Talat Paşa’ya Atfedilen Telgraflar:Bunlardan birincisi,1920 yılında Aram Andonyan adlı bir Ermeni yazar tarafından kaleme alınan “Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri” adlı düzmece bir kitaptır.Bu kitaba göre,Naim bey adında Halep Valiliğinde çalışan ve tehcir uygulamasından sorumlu hayali bir Osmanlı memuru “Ermeni Katliamını” kanıtlayan şifre-telgraf talimatları ve şifre anahtarlarını Andonyan’a satmıştır.Bu telgraflarla,güya,Talat Paşa,Halep Valisine Ermenilerin
imhası talimatını vermektedir. Türk Tarih Kurumu’nun sağladığı imkanlarla çalışan iki araştırmacı, Andonya’nın kitabında yer alan ve resmi olduğu iddia edilen belgeleri ele alarak incelemiş ve herbirinin sahteliğini kanıtlamışlardır.Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü:Ermenilerin iddialarını dayandırdıkları ikinci kaynak,İstanbul’da 1914’ten 1916’ya kadar ABD Büyükelçisi olarak görev yapan Büyükelçi Henry Morgenthau’nun 1918 yılında yayımlanmış olan “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü” adlı hatıratıdır.Princeton üniversitesinde görevli Amerikalı tarihçi profesör Heath Lowry,çok dikkatli ve yoğun bir araştırma sonucunda yazmış olduğu “Büyükelçi Morgentau’nun Öyküsünün Perde Arkası” kitabıyla,Morgentau’nun anılarını içeren kitabını tümüyle yalan ve yarı gerçek verileri içerdiğini belgelerle ortaya koymuştur.Mavi Kitap ve Arnold Toynbee:Ermeni tarihçilerinin Türkiye’ye yönelttikleri soykırımı suçunu kanıtlamak için yararlandıkları en önemli belge,1916 yılında İngiltere hükümeti tarafından”Osmanlı İmparatorluğundan Ermenilerin Uğradığı Muamele,1915-1916″ adıyla yayımlanan ve genellikle Mavi Kitap diye atıfta bulunulan kitaptır.İngiliz Parlamentosunun onayıyla “Parlamento Mavi Kitaplar Külliyatı” çerçevesinde yayımlanan bu kitap, görünürde Osmanlı Hükümeti tarafından
tasarlanan bir etnik imha planı çerçevesinde,Ermenilere karşı uygulanan vahşet ve katliamları ortaya koyan 150 “görgü tanığı” tarafından hazırlanan belge ve raporları içeriyor.İngiliz hükümetinin bu kitabı hazırlatmakla amaçladığı ana hedef, Amerikan kamuoyunun Ermenilere acıma duygusunu sömürerek,Washington’un savaşa mümkün olduğu kadar erken girmesini sağlamaktı.Nitekim,bu kitabın, Başkan Wilson’un savaşa katılma kararını almasında başta gelen bir etken olduğunu zamanın İngiliz hükümeti üyeleri açıklamışlardır.Büyükelçi Viscount Bryce ve ünlü tarihçi Arnold Toynbee’nin imzasını taşıyan Mavi Kitap’ın orjinal nüshasında, “Osmanlı
misillemesinden korumak amacıyla”,”görgü tanıklarının” gerçek isimleri açıklanmadan onlara kod adlarıyla atıfta bulunuluyordu.Savaşın sona ermesinden sonra kitabın İngiliz Savaş Propoğanda Bürosu tarafından hazırlanmış olduğu ortaya çıktıysa da, Mavi Kitap, etkisinden bir şey kaybetmedi.Türkiye’ye karşı yıllar boyu son derece etkili bir propoğanda aracı olarak kullanıldı ve soykırımı iddiasının altyapısını oluşturdu.Savaş Propoğanda Bürosunun tüm evrakı yakılmıştı.Ancak,imha edilmekten kurtulan ve Mavi Kitap’taki kod adlarının kimlere ait olduğunu gösteren bir belge 1999 yılında İngiliz arşivlerinde bulunup açıklanınca, Mavi Kitap’ın gerçeklere
dayanmayan bir propoğanda malzemesi olduğu tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.SONUÇ:Soykırım iddiasına nesnel bir şekilde ve belgelere dayanılarak yaklaşılırsa şu gerçekler tartışılmaz şekilde ortaya çıkmaktadır.Dünya’ya soykırımı olarak kabul ettirilmeye çalışılan olayın, bu kavramla uzaktan yakından ilişkisi yoktur.Zira Osmanlı hükümetinin Ermeni milletine karşı sistematik bir kıyım uygulamak veya Ermenileri yok etmek gibi önceden veya sonradan alınmış bir kararı,planı veya niyeti hiçbir zaman olmamıştır.Ermeni ahalinin bir bölümünün zorunlu göçe tabi tutulmasının nedeni, etnik kökenleri veya dini inançları değildir.Bu kişiler sırf savaş sırasında
Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile işbirliği yaptıkları,gönüllü birlikler oluşturarak düşmana yardım ettikleri,Rus ordusu karşısında geri çekilme durumunda kalan Osmanlı ordusuna karşı sabotajlar düzenleyerek ardını ve ikmal yollarını tehdit ettikleri, yer yer ayaklandıkları,Türk ve Müslüman ahalinin köylerine silahlı saldırılar düzenledikleri ve ülke savunmasını yapan cephedeki askerlerin hayatlarına kastettiklerinden dolayı yer değişimine,yani “techire” mecbur edilmişlerdir Osmanlı Devleti’nin ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemde, Ermenilerin, düşmanla işbirliğinde bulunarak devlete ihanet etmelerinden,devletin güvenliğini ve ülke savunmasını büyük boyutlarda tehdit eden sabotaj ve silahlı eylemler yapmalarından dolayı,”techir” olayı,devletin varlığını koruma hakkı çerçevesinde meşru ve hukuken haklı bir önlemdir.Ermenilerin Doğu
Anadoludaki çarpışmalar ve “techir” sırasında kayıplar verdikleri doğrudur.Ancak,savaşın başlamasıyla birlikte Doğu Anadolu’da ayaklanan Ermeni çetelerin Türk ve Müslüman ahaliye karşı büyük katliamlar yaptıklarını unutmamak lazımdır.Bu durumda,toplumlar arasında olan kin ve intikam duyguları ve savaş koşullarında hükümetin asayişi sağlamaktan aciz kalmış olması, “techir” sürecinde kafilelerin sevkiyatında ciddi düzensizliklere yol açmış ve Ermeni kafilelerin uğradıkları saldırılardan zarar görmesi sonucunu doğurmuştur.Ayrıca,araç,yakıt,gıda ve ilaç yetersizliği,ağır iklim koşulları ve tifüs gibi salgın hastalıklar,Ermeniler üzerinde olduğu kadar, Türkler üzerinde de ağır tahribata yol açmıştır.Bu gerçekler ışığında Ermenilerin soykırımına uğradıkları yolundaki iddialarının geçersizliği tartışılmaz biçimde ortaya çıkmaktadır.Ancak,konuya
hukuki açıdan bakıldığında bu gerçek daha berrak bir nitelik kazanıyor.Soykırımı kavramı, Birleşmiş Milletlerin bu konuda 1951 de yürürlüğe giren Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinde şöyle tarif edilmiştir.”Soykırımı,ulusal,ırksal,etnik veya dinsel bir grubun mensuplarının,yok etme niyet ve kastı ile tamamen veya kısmen imha edilmesidir.”Oysa, buraya kadarki izahatımızdan Osmanlı hükümetinin, Ermeni milletine karşı kıyım uygulamak ve Ermenileri kısmen veya tamamen imha etmek gibi bir planı hiçbir zaman olmadığı anlaşılacaktır. Ermeniler de 90 yıldır tüm çabalarına rağmen,böyle bir niyet ve planı ortaya koyan tek bir geçerli belgeyi dünya kamuoyuna sunamamışlardır.Nitekim,ünlü bilim adamı ve tarihçi Bernard Lewis bu konuda 1993 te Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle diyordu: Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni Ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur.Türkler’in techire başvurmalarının meşru nedenleri vardır.Zira Ermeniler Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı.”Beni dinlediğiniz için hepinize sevgiler,saygılar ve teşekkürler.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: