Trajedi yaşandı ama soykırım yok

24 04 2005

Milliyet Gazetesi 24 Nisan 2005

CHP İstanbul Milletvekili, emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ, Milliyet’e verdiği bir mülakatla Prof. Halil Berktay’ın 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendirdiği tezlerine yanıt verdi.

Şükrü Elekdağ’a göre, Ermenilere tehcir uygulamasını “soykırım” olarak niteleyen Prof. Berktay, Osmanlı tarihine nesnel bir gözle bakamıyor ve tarihsel gerçekleri çarpıtıyor Büyükelçi Elekdağ’a yönelttiğimiz sorular ve kendisinin yanıtları özetle şöyle:

FİKRET BİLA: Prof. Halil Berktay, Milliyet’te çıkan mülakatında, özetle, 1915’te Osmanlı hükümetinin Ermenilere karşı tehcir uygulamasını “soykırım” olarak tanımlıyor, hükümetin tüm Ermeni tebaasını sırf Ermeni oldukları için tehcire tabi tuttuğunu belirtiyor, tehcirin bir etnik temizlik olduğunu, etnik temizliğin de bugün soykırım sayıldığını vurguluyor. Berktay’ın bu ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ: Sayın Berktay konunun hukuki yönünü hiç bilmiyor ve kavramları karıştırıyor. Etnik temizlikle soykırım tamamen farklı kavramlardır. Etnik temizlik, egemenlik hakları açısından tartışmalı olan bir bölgeyi diğer etnik gruplardan şiddet yoluyla arındırarak etnik açıdan homojen hale getirmek suretiyle, o bölge üzerinde “de facto” hak iddiasında bulunulabilecek bir durum yaratmaktır.

Cesaret edemiyorlar

Siyasi kavram olan etnik temizliğin uluslararası alanda henüz üstünde tam bir mutabakata varılan tarifi yapılamamıştır. Buna mukabil, “soykırım” hukuki bir kavramdır ve Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nde çok net tanımlanmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Hükümeti’nin, tüm Ermenileri, sırf Ermeni olmaları nedeniyle tehcire tabi tuttuğunu iddia ederek fahiş bir hata yapıyor. Çünkü; tehcir kanununun esas amacı, Doğu Anadolu’da savaş sahasında Osmanlı ordusunun harekâtını engelleyen Ermenilerin, imparatorluğun başka bölgelerine naklidir.
Bu husus, 1 Haziran 1915’te, Meclis-i Vükela’nın karara bağlayıp Resmi Gazete’de yayımlattırdığı Kanun-ı Muvakkat’ta kayıtlıdır. Ermeniler, 90 yıldır, tehcirin kendilerine karşı yok etme niyetiyle uygulandığını ortaya koyan hiçbir somut kanıt veya arşiv belgesi ortaya çıkaramadılar. Tezlerini, hatıra ve propaganda amacıyla yazılmış uyduruk kitaplara dayandırıyorlar. Bu nedenle Ermeniler, Birleşmiş Milletler Soykırımı Sözleşmesi’nin 9. maddesinde öngörüldüğü şekilde iddialarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeye cesaret edemiyor.

Berktay, tehcir emrinin Osmanlı Devleti’nin tüm Ermeni tebaasını kapsadığını söylüyor.

Bu iddiası da kesinlikle doğru değil. Sözünü ettiğim Kanun-ı Muvakkat, bütün Ermenileri kapsamıyor. Tehcir, doğrudan cephelerin güvenini sarsacak bölgelere uygulanmıştır. İsyan çıkaran, düşmanla işbirliği yapan ve Ermeni komitacılara yataklık yapan diğer vilayet ve bölgeler de eklenmiştir.

Telgrafın yorumu

Berktay, Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın 12 Temmuz 1915’te Diyarbakır Valiliği’ne gönderdiği bir şifre telgrafı yorumlayarak, Talat Paşa’nın Ermenilerin katli talimatını verdiği sonucuna varıyor. Bu konuda görüşünüz nedir?

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, hem dünya savaşını hem de Ermenilerin çıkardığı bir iç savaşı aynı anda yaşamaktadır… Ermeni çetelerin katliamları, Müslüman ahalinin misillemelerine yol açmıştır. Bab-ı Ali’ye ulaşan bir raporda, Diyarbakır’dan “sevk olunan eşhas vasıtasıyla” Mardin’de Ermeni Piskoposu ile Ermenilerden ve diğer Hıristiyan halktan “700 kişinin geceleri koyun gibi boğazlandığı”, katledilenlerin 2 bin kişiye vardığının tahmin edildiği, civar vilayetlerdeki Müslüman ahalinin ayaklanarak tüm Hıristiyanları katletmesinden korkulduğu yolunda bilgiler verilmektedir.
Talat Paşa, Diyarbakır Valiliği’ne gönderdiği şifre telgrafta bu konuda araştırma ister. Ermeniler hakkındaki “inzibati ve siyasi” önlemlerin diğer Hıristiyanlara uygulanmamasını istemekte ve bölgedeki bütün (alel-itlak) Hıristiyanların hayatını tehdit edecek olaylara son verilmesi talimatı vermektedir. Hal böyleyken, Berktay telgrafı, sağlıksız bir mantıkla, Osmanlı devletinin tasarlanmış katliam yaptığını gösteren bir belge olarak yorumluyor.

Berktay, Ermenilerin tehcirde büyük can kaybına uğradığını, tahminlerin 400 bin ile 800 bin arasında olduğunu söylüyor. Bu insanlar nasıl telef oldu?

Ermenilerin can kaybına uğradıkları iddiasının inkâr edilecek bir yönü yoktur. 5 cephede çarpışan bir ülkede, vatandaşların bir bölümü cinayet şebekeleriyle kendi yurttaşlarını katlederse, zorunlu göçten başka yapacak şey var mıdır?

Özellikle Doğu Anadolu’daki halkın göçe mecbur edilmesi, koşulların yarattığı zorunluluktur. Kıtlık, hastalık büyük can kaybına meydan vermiş, toplumlararası düşmanlık, durumu mukateleye (karşılıklı katliama) dönüştürmüş, gerek Ermeni gerek Türk ve Müslüman halkın ağır kayıp vermesine yol açmıştır. Osmanlı arşivlerindeki çok sayıda belge, Osmanlı devletinin, savaş ortamındaki koşullar nedeniyle, iyi niyetine rağmen, tehciri gerekli sorumlulukla uygulayamadığını, tehcirin bazı durumlarda ağır bir insanlık trajedisine dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Soykırım iddialarına karşı 7 gösterge var

BM Soykırımı Sözleşmesi’nde sözü geçen yok etme niyetinin varlığı uygulamada nasıl saptanabilir? Yok etme niyeti gizli olduğu takdirde bu nasıl teşhis ediliyor?

ELEKDAĞ: Niyetin varlığı bir yargı sürecinde, örneğin Alman Nazi Partisi kararlarında Yahudilerin yok edilmesi hususundaki iradenin belgelerde mevcudiyeti nedeniyle açıkça belirlenebilir. Gizli veya kapalı bir niyet varsa, bunun saptanmasının yolu uygulamaların izlenmesidir. Osmanlı arşivlerinde mevcut değildir. Aksine belgelerde, göç ettirme işleminin mümkün olduğunca güvenlik içinde yapılmasını sağlamaya yönelik yüzlerce talimat ve hükümet kararı mevcuttur. Kapalı bir niyetin varlığını ise şu nedenlerle ileri sürmek mümkün değildir:

Almanya’da Yahudilere karşı hükümet propagandası ile de desteklenen anti-semitizme benzer bir anti-Ermeni akım Osmanlı İmparatorluğu’nda mevcut değildi. Savaş döneminde Ermenilerden oluşan sıhhiye bölükleri cephelerde ateş altında hizmet vermişlerdir.
Ermenilerden oluşan levazım birimleri sadakatle devlete hizmet etmişlerdir. Çanakkale ve Sarıkamış savaşlarında Ermeni askerler Türklerle birlikte düşmana karşı savaşmışlardır. Bu nedenle vatana hizmet faslından birçok Ermeni vatandaşımız uzun süre maaş almıştır.
İstanbul’da yaşayan Ermeniler tehcir uygulaması dışında bırakılmışlardır. Savaştan sonra Osmanlı hükümeti Aralık 1918’de tehcire tabi tutulan Ermenilerden geri dönmek isteyenler için bir dönüş kararnamesi çıkarmış ve uygulamaya koymuştur.

Asılanlar oldu

Tehcir edilen halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için önlem alınması hususundaki hükümet talimatlarını ihlal edenlerden 1300’den fazla sivil ve asker, kurulan Divan-ı Harp mahkemelerinde cezalandırılmış, birkaçı da asılmıştır. Bütün bunlar Osmanlı devletinin Ermeni uyruklarına karşı yok etme niyetinin bulunmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Berktay belgelere dayanmıyor

Ermeni propagandacılar savaş yıllarında Anadolu topraklarında ölen Ermenileri dünyaya Osmanlı zulmünün masum kurbanları olarak tanıtmaya çalışmışlardır. Ancak, bu propaganda sistematik olarak gerçeğin bir bölümünü gözden kaçırmaya çalışmıştır. Bu da Ermeni katliam ve zulmüyle ölen Türk ve Müslüman ahalidir.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nce son derece titiz bir çalışma sonucunda 1998’de 4 cilt halinde yayımlanan “Arşiv Belgelerine Göre Kafkasya ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi” adlı eser, bilimsel bir kaynak olarak bu tek sesliliği gidermiş ve boşluğu doldurmuştur. Eserin içerdiği belgelerdeki verilere dayanılarak yapılan hesap, 1914-1921 döneminde Ermeni katliam ve zulmü sonucunda 517.955 Türk’ün öldüğünü ortaya koymaktadır.
Sayın Berktay, “Yok böyle bir şey!..” diyecek yerde, orijinal belgelere dayanan bu bilimsel eseri iyice incelemeli ve “Şurada yanlış var” diyebilmelidir. Bunu yapmış değil.
Sayın Berktay, Osmanlı tarihine nesnel bir gözle bakamıyor, belgelere dayanmadan hayal gücüyle olayları kendi kişisel eğilimine göre tahrif ederek yorumluyor.

Salzburg toplantısı tek taraflıydı

Salzburg’da düzenlenen Ermeni iddialarının tartışıldığı uluslararası toplantıya siz de davet edildiniz mi? Bu toplantıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hayır, davet edilmedim. Bu toplantı “Tarihi Adalet ve Uzlaşı Enstitüsü”ne bağlı ‘Salzburg Semineri’nin düzenlediği bir faaliyet. Fakat gördüğüm kadarıyla katılımcıların kompozisyonunda tam bir çarpıklık var. Toplantıya davet edilen Türk konuşmacılar sadece Ermeni tezlerine arka çıkan Taner Akçam, Halil Berktay, Fatma Müge Göcek gibi kişiler. Diğer konuşmacılar da, hepsi Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan Ermeni veya diğer ülkelerden akademisyenler. Bu tür toplantılar bilimsel ciddiyeti olmayan, propaganda amaçlı faaliyetler. Enstitü eğer adındaki “adalet” ve “uzlaşı” sözcüklerine layık olmak istiyorsa, Türk tezlerini hakkıyla savunabilecek kişileri ve akademisyenleri toplantılarına davet etmesi gerek.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: