Ermeni soykırım iddiaları

21 04 2005

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Nisan ve Ermeni iddiaları konusunda görüşlerimi sizlere arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 13 Nisan 2005 tarihinde yaptığı “Türk-Ermeni ilişkileri ve Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik iddiaları” konulu genel görüşmede kabul ettiği bildiriyle bir ilke imza atmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu bildiriyle, Türkiye’nin, tarihî gerçeklerin ortaya çıkarılması için gerekli adımları atmaya hazır olduğunu vurgulamış, bu amaçla, Hükümet ve muhalefetin Ermenistan’la ortak tarihçiler komisyonu kurulması ve arşivlerin karşılıklı olarak açılması önerisini desteklediğini belirtmiş ve Ermenistan’la ilişkilerde gözetilecek ilkeleri açıklayan bir bildiriyi oybirliğiyle kabul etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, kanımca, bu, çok önemli bir tarihî belgedir. Türkiye, bu belgeyle, ilk defa olarak, Ermenistan’a yönelik uzun vadeli stratejisini ve Ermeni iddiaları karşısında izleyeceği politikayı saptamış ve açıklamış olmaktadır. Bu, bugüne kadar yapılmamıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bildirisinde, Ermenistan yöneticilerinin Türkiye’nin bu önerisini değerlendirirken, esasta bunun bir barış girişimi olduğunu ciddiyetle dikkate almalarının ve eğer, Ermenistan Türkiye’yle iyi komşuluk ilişkileri kurmak ve işbirliği zeminini geliştirmek istiyorsa, Türkiye’nin ortak tarih değerlendirmesi önerisini kabul etmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda, önce, uluslararası topluma bir mesaj verilerek, iyiniyetli, sağduyulu ve dünya barış ve istikrarına katkıda bulunmak isteyen her ülkenin ve her devlet adamının Türkiye’nin bu önerisini desteklemesi gerektiği belirtilmektedir.

Bu noktadan hareketle, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesini içtenlikle isteyen ve Kafkaslar bölgesinde barış ve istikrarın filizlenmesini arzu eden devletlere de bir öneride bulunmaktadır. Onlara, içpolitika düşüncelerini bir tarafa bırakmaları, Türkiye’nin uzlaşıya ve sağduyuya dayalı bu girişimine arka çıkmaları ve bu girişimi zayıflatacak faaliyet ve kararlardan vazgeçmeleri tavsiye edilmektedir.

Bu hususlara ilaveten, deklarasyonda, bugüne kadar sözde soykırımı iddiasını kabul eden ülke parlamentolarının bu yoldaki hareketlerinin hukuk dışılık ve geçersizliğine işaret edilmekte ve dış baskı ve propaganda kampanyası yoluyla, Türkiye’ye, hiçbir koşulda, tarihini, propaganda belgelerine dayalı, yanıltıcı değerlendirmeler üzerine bina ettirmenin mümkün olmayacağı vurgulanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bildiriye tepki olarak, Ermenistan’dan ve Ermeni yanlısı çevrelerden gelen seslere baktığımızda, bunların, oldukça kuvvetli bir tepkiyi ortaya koyduklarını görüyoruz. Bu çatlak sesler, Türkiye’nin bu kararını, bir saldırı olarak niteliyorlar. Sadece bir yanlışları var; bu bildiri, Türkiye’nin bir barış  saldırısıdır; amacı, iki ulusu barıştırmak, onları tutsağı oldukları önyargılardan kurtarmak ve onlara, dostluk ve işbirliğine dayalı ortak bir geleceği paylaşmak imkânını verecek olumlu ortamı yaratmaktır.

Değerli arkadaşlarım, ancak, her iki tarafın da kendi tezleri lehindeki kemikleşmiş kanaatlerini değiştirip, tarihe ortak bir perspektiften bakmaları sağlanamazsa, olumlu bir ortam yaratılamaz. Böyle olunca da, iki ulusun ruhlarında açılan yara, hiçbir zaman kapanmaz. O zaman, akıl ve mantık, iki tarafın da, ortak bir girişimle, efsaneleri yıkmaktan ve tabuları deşmekten korkmamalarını, geçmişte yaşanmış olayların tüm yönlerini açığa çıkararak tarihleriyle yüzleşmelerini ve bu suretle, geçmişin, bugünümüzü ve geleceğimizi karartmasını önlemelerini emretmektedir. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bildirisiyle başlattığı tarihî proje, bu hedefin gerçekleşmesine yöneliktir.

Sayın Başbakanın ortak komisyon kurulması için Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçeryan’a mektup yazdığının açıklandığı gün, Ermenistan’dan çok ters bir tepki geldi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu, toparlayalım lütfen.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, hoşgörünüze, müsamahanıza sığınacağım, çok önemli bir konu. Eğer, müsaade ederseniz, bazı hususları ortaya koymam gerekiyor. Bilhassa, bugün, çok önemli birtakım gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Polonya Meclisi de, bu hususta, Türkiye’yi suçlayan bir karar aldı. Müsaade ederseniz, onları açıklamama imkân verin.

BAŞKAN – Devam edin; ama, mümkün olduğu kadar toparlayarak.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başbakanın ortak komisyon kurulması için Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçeryan’a mektup yazdığının açıklandığı gün Ermenistan’dan çok ters bir tepki geldi. Mediamaks Ajansının bildirdiğine göre, Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan yaptığı bir açıklamada: “Soykırımının 90 ıncı yıldönümü arifesinde Türkiye daha tutarlı bir tavır takınmadığı gibi, karşı atağa geçmek gibi fikirler lanse etmekte, Türkiye utanmaz bir şekilde, yalnız kendi tarihî yeniden yazmak istemiyor, bu düşünceye başka ülkeleri de sevk etmek istiyor…” yolunda ifadeler kullandı.

Arkadaşlarım, bunu ajanstan okuduktan sonra Dışişleri Bakanlığından metni istedim, metin aynen bu şekilde. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan, Türkiye’yi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı bu öneriye dayanan Başbakanın yazmış olduğu mektubu, Türkiye’nin utanmazlığı şeklinde değerlendiriyor.

Ermenistan, Türkiye’yi utanmaz olmakla itham ediyor, ilişkileri geriyor. Şimdi, tabiatıyla, böyle kafaların hâkim olduğu bir Ermeni yönetimiyle söz dalaşına girmeye Türkiye tenezzül etmez. Türkiye’nin yanıtı politikasında olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bunu da izah edeceğim; fakat, bir gerçeği de görelim. Ermenistan’dan gelen bu çatlak seslerden, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yekvücut olarak kabul ettiği ortak bildirinin, Ermenistan’ı son derece rahatsız ettiği anlaşılıyor. Çünkü, söz konusu bildiriyle Türkiye’nin ortaya koyduğu strateji, Ermenistan’ın ülkemize yönelik olan politikasını şu 4 nedenle temelden bozmaktadır.

Birincisi; iddialarında kesinlikle haklı olduğunu söyleyen Ermenistan, arşivlerini kapalı tutmakta ısrar etmesinin sebebini zamanla izah etmekte zorlanacaktır. Ermenistan, aynı zamanda, barış ve uzlaşı isteyen Türkiye’yle neden ortak tarih araştırma yapılmasına karşı çıktığını da savunmak için inandırıcı gerekçeler bulmakta da güçlük çekecektir.

İkincisi; bu tutumu nedeniyle konumu zayıflayacak olan Ermeni tarafı, hemen değilse bile bir süre sonra üçüncü devletlerden bugüne kadarki ölçülerde destek sağlayamayacak ve onlardan Türkiye’ye karşı siyasî baskı aracı olarak yararlanma imkânını zamanla kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Üçüncüsü; Batılı devlet adamları dillerine pelesenk ettikleri “tarihinizle yüzleşin, tarihinizle hesaplaşın” yolundaki ifadeleri artık Türkiye’ye karşı kullanmakta zorluk çekeceklerdir. Konuya etik ve nesnel bir görüşle bakabilenler ve vicdan sahibi olanlar arasından ise, bu ifadeleri Ermeni muhataplarına karşı kullananlar çıkabilecektir.

Dördüncüsü; Türkiye Büyük Millet Meclisi bu bildiriyle Türk Dışişleri Bakanlığının eline son derece kuvvetli bir diplomatik silah vermiştir. Türk büyükelçileri ve diplomatları, bundan böyle, Ermeni etnik lobilerinin etkisiyle soykırımı iddiasına destek verme eğilimindeki yabancı devlet adamlarını ve parlamento üyelerini bu tutumlarından vazgeçirmek için yapacakları girişimlerde muhataplarına adil, akılcı ve iyi niyetli bir tutumun, Türkiye’yi suçlamadan önce, Ermenistan’ı Türkiye’nin önerisine olumlu yanıt vermeye ikna etmeyi gerektirdiğini söyleyebilecek konumda olacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Devam edin.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Ancak, bu stratejinin zaman içerisinde etkisini gösterebilmesi ve Erivan’ın, Türkiye’nin “ortak tarih değerlendirmesi” önerisine olumlu bakabileceği bir noktaya getirilebilmesi için –tırnak içerisinde söylüyorum- “utanmazlık”la nitelenen Türkiye’nin dış baskılara karşı koyarak, Ermenistan’a hiçbir ilave taviz vermemesi gerekmektedir.

Esasen, Erivan, bugüne kadar Ankara’nın Ermenistan’a yönelik tüm iyi niyet jestlerinin, dış baskılar yoluyla sağlanmış olduğu yolunda kesin bir kanıya sahiptir. Yani, Ermeni uyruklulara Türkiye sınırında vize verilmesi, 30 000’in üzerinde Ermenistan vatandaşının Türkiye’de kaçak olarak çalışmasına göz yumulması, Erivan-İstanbul uçak seferlerinin başlatılması, hava koridorlarının açılması gibi Türkiye’nin dostluk hareketleri, dostluk jestleri, Ermenistan tarafından, Amerika’nın ve Avrupa Birliğinin baskılarıyla yapılmış olan, baskılar sonucunda Türkiye’nin verdiği tavizler olarak nitelenmektedir.

Bu bakımdan, şimdi, Ankara, Ermenistan’a sınır kapılarını açma yolunda bir karar alırsa, Erivan’ın “ben, hem Türkiye aleyhinde karalama ve iftira kampanyamı yürütürüm hem de ona, dış baskıyla istediğimi yaptırırım” şeklindeki politikasının ilelebet sürdürülebileceği inancını pekiştirmiş olurlar.

Bu durum da, Erivan’ın, Türk önerisine sürekli karşı çıkmasına yol açar. Bu bakımdan, Türkiye, bundan böyle “ortak tarih değerlendirilmesi” önerisini, Ermenistan’a yönelik politikasının temel unsurunu oluşturduğu ve iki ülke ilişkilerinin Erivan’ın bu konudaki tutumuna göre şekilleneceği anlayışına oturtmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Polonya Meclisi sürpriz bir karar aldı.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım…

Sayın Elekdağ, bir dakika…

Sayın bakanlar, biliyorum, milletvekili arkadaşlarımız sizi bulunca bazı sorunları aktarmak istiyorlar; ama, bunu Genel Kurul Salonu içerisinde yaparsak,

uğultu ortaya çıkıyor ve hatibi  duymak mümkün olmuyor. Rica etsem, bunu biraz azaltsanız yahut bir süreliğine başka yerde, kuliste arkadaşlarla konuşsanız daha iyi olur. Benim arkada kullandığım odayı da kullanabilirsiniz.

Buyurun Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Polonya Meclisi yaptığı toplantıda, 1915’te Anadolu’da meydana gelen olayları Ermenilere yönelik soykırımı olarak tanımıştır. Bu, son derece üzücü bir gelişmedir; bunu şiddetle kınıyorum ve suçluyorum. Suçluyorum; çünkü, aldıkları karar, bir insanlık suçudur. Yaptıkları, uluslar arasında kin ve nefret tohumları ekmek, husumet ve düşmanlığın nesilden nesile geçmesine yol açmaktır, insanlığın ruhunu kirletmektir. Bir parlamento, siyasî bir organ olarak, tarihî bir tartışma konusunda kimin haklı, kimin haksız olduğu yolunda karar verme yetkisine sahip değildir. Polonya Meclisi, hilal-haç şablonuna oturtarak aldığından kuşku duymadığım bu kararını sorumsuz, basiretsiz ve hasımâne bir davranış olarak nitelediğimizi bilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, Ermenistan ve Ermeni diasporasının, her yıl 24 Nisan tarihi yaklaşırken, geleneksel olarak en önemli çabalarından birini Amerikan Kongresinden, Türkleri 1915’te Ermenilere karşı soykırımını uygulamakla suçlayan bir karar çıkarmak veya Başkanın, soykırımı savlarını tanıyan bir açıklama yapmasını sağlamak oluşturur. Bu yıl da Başkan Bush’a yönelik oldukça yoğun talepleri  var. 32 senatör ile 175 Temsilciler Meclisi üyesi, Beyaz Saraya ilettikleri ortak mektuplarda soykırımı iddiasının tanınmasını istiyorlar. Benim görüşüme göre, bu durum, bu şekliyle yönetimin göğüslemekte güçlük çekeceği bir baskı oluşturmuyor.

Ermenistan ve diasporanın, Amerika’ya öncelik vermelerinin iki esas nedeni vardır değerli arkadaşlarım: Bunlardan birincisi, Amerika’daki propaganda kampanyasında Ermeni tarafının kendini diğer ülkelere nazaran daha güçlü hissetmesidir. Bu güç, Ermenilerin, Amerika’da, bu ülkenin kamuoyu, medyasını ve siyasal sistemini yönlendirmede yararlandıkları vasıtaların -yani, lobileri ile finansal kaynaklarının- etkin ve zengin olmasından ileri geliyor.

İkinci neden ise, dünyanın yegâne süper gücü olan Amerika’nın Kongresinden çıkarılacak Ermeni savlarına destek veren bir kararın veya Amerikan Başkanının bu yolda bir açıklamasının, diğer parlamentolara, diğer uluslararası örgütlere örnek olacağı ve bu şekilde, Ermeniler tarafından hedeflenen amaçlara daha kolay ulaşılabileceği görüşünden kaynaklanıyor.

Ben, Başkan Bush’un, halklar arasında kin ve nefret duygularını besleyen bir tutumdan kaçınacağı ve tarihî olaylar hakkında en sağlıklı kararın tarihçiler tarafından verileceği inancıyla, Türkiye’nin önerisini de dikkate alarak, Ermeni savlarına destek veren bir açıklama yapmayacağının beklentisi içindeyim.

Değerli arkadaşlarım, sizlere, Hıristiyan Demokrat partiler -yani, CDU ile CSU- tarafından, Almanya’da, 23 Şubat 2005 tarihinde, Alman Parlamentosuna, Ermeni iddiaları konusunda verilmiş olan önerge hakkında da bazı bilgeler sunmak istiyorum.

Hıristiyan Demokrat partiler, Parlamentoya sundukları bu önergede, Ermeni iddialarını aynen benimseyen Ermeni tezi lehinde bazı bilgiler verdikten sonra, Parlamentonun Alman Hükümetinden aşağıdaki taleplerde bulunmasını istiyorlar:

124 Nisan 1915 tarihinde Ermenilerin sürgüne gönderilmeleri ve katledilmelerinin 90 ıncı yıldönümü vesilesiyle, Alman Parlamentosunda, bu onay, bu olaylar resmen anılmalıdır.

2– Alman Hükümeti, Türkiye’de, başta Ermenilere karşı gerçekleştirilen katliamlar konusunda olmak üzere, düşünce özgürlüğünün sağlanması için gayret göstermelidir.

3– Geçmişiyle yüzleşmemiş olmasından dolayı sıkıntılı olan Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin bugün normalleşmesi tüm bölgenin geleceği için büyük bir önem arz etmektedir. Avrupa Birliğinin, iyi komşuluk girişimi çerçevesinde Türkiye ile Ermenistan arasındaki durumun normalleşmesi ve iyileşmesi yönünde çaba sarf etmesi için Almanya’nın yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu görüşle, Alman hükümeti, Avrupa Birliği katılım müzakereleri bağlamında, Türkiye’nin Ermenistan’la ikili ilişkilerini derhal normalleştirmesi için etkide bulunmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu önerge, halen genel kurulda tartışılmış değil; ondan önce dışişleri komisyonunda, içişleri komisyonunda, insanî yardım, ekonomik işbirliği ve kalkınma yardımı komisyonlarında görüşülecektir.

Değerli arkadaşlarım, ben, önce, Alman Hıristiyan Demokrat partilerinin parlamentoya bu önergeyi sunmalarının nedeni üzerinde kısaca duracağım.

Önergenin, insanî bir görüşle, hak ve adaletin sağlanması veya tarihî gerçeklerin saptanması gibi bir amaçla yapılmış olduğunu düşünmek abestir. Hıristiyan demokratların bu girişimi, sırf, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu kesmek için yaptıkları Alman basınında yoğun biçimde işlenmektedir.

Önergede, Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmekten sıkıntı duyduğu ve Almanya’nın Türkiye ile Ermenistan arasında durumun normalleşmesi için çaba sarf etmesi hususunda özel bir yükümlülüğü bulunmaktadır deniyor.

Eğer, önerge sahipleri, bu ifadelerinde ciddî ve samimî iseler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan bildirisine var güçleriyle destek vermeleri gerekir; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi bildirisinde, Türkiye’nin ve Ermenistan’ın ortak bir girişimle geçmişi deşmekten korkmamalarını ve geçmişte yaşanmış olayların tüm yönlerini ortaya çıkararak tarihleriyle yüzleşmelerini ve bu suretle, geçmişimizin bugünümüzü ve geleceğimizi karartmaması gerektiğini belirtmiştir.

Değerli arkadaşlarım, önerge, Ermeni savları lehindeki iddialarını, Protestan Papazı Lepsius’un, “Almanya ve Ermenistan 19141918” adlı kitabı ile İngiliz propaganda belgesi olan Mavi Kitap’a ve bu kitabın yazarı ve editörü tarihçi Arnold Toynbee’nin bazı ifadelerine dayandırıyor.

Şimdi, size tam bir sahtekarlık örneği olan Lepsius’un kitabının hangi koşullarda yazıldığını anlatacağım. Maalesef, bunları, bugüne kadar basınımızda görmedim; Alman basınında da yok bunlar, yabancı basında da görmedim.

Değerli arkadaşlarım, Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı’nın tehcir kararını Alman Genelkurmayının desteğiyle aldığı ve uyguladığı hususunda Batılı ülkelerde yerleşik bir kanı ortaya çıkmıştır. Nitekim, Almanya’nın Ermeni tehcir ve kırımının baş mimarı olduğu, 19141916 yıllarında İstanbul’da büyükelçilik yapan Büyükelçi Morgenthau anılarında ileri sürmektedir. Morgenthau “Ermenilerin tehcir edilmesini Türklere Almanlar önermiştir; bunu, bana Alman Amirali Usedom kendisi bizzat söyledi” diyor. Amerikalı tarihçi ve misyoner Gibbons da Ermeni’lerin yok edilmesinden Almanları sorumlu tutuyor. Bu nedenlerle, savaş sonrasında Almanya, 1915 olaylarından dolayı sorumlu tutulmuştur, suçlanmıştır.

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, nihayet önemli açıklamalarda bulunacağımı zannediyorum; bütün arkadaşlarımı ilgilendirmekte.

BAŞKAN – Buyurun devam edin.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Savaştan yenik çıkmış olmanın ezikliği altındaki Almanya, bu suçlamalara karşı durabilmek, tehcir uygulamasında hiçbir sorumluluğu bulunmadığını ortaya koyabilmek amacıyla, Alman Dışişleri Bakanlığındaki işine gelen bazı belgeleri yayımlatma yoluna gitmiştir. Bu görev de, eşi de Ermeni olması nedeniyle Ermeni dostu olarak tanınan Protestan Papazı Lepsius’a verilmiştir.

Türkiye’yi ve özellikle modern Türkiye’yi ve Türkleri iyi tanıyanlardan Alman Oryantalist Gotthard Jaschke, Johannes Lepsius’un 100 üncü yıldönümü münasebetiyle kaleme aldığı makalede olayı şöyle anlatıyor; bakın, bunlar Jaschke kitabında:

“Lepsius, ikibuçuk yıldan beri bulunduğu Hollanda’nın Lahey şehrinden 1918 Kasımından sonra geri döndü. Döner dönmez, Alman Dışişleri Bakanı Dr. Solf ile bir görüşme yaptı. Bu görüşme sonrası, Dr. Solf’un izniyle, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivindeki Ermeni sorunuyla ilgili belgeleri gözden geçirdi ve Mayıs 1919’da, seçtiği belgeleri yayınladı. Lepsius, bu çalışmasıyla, Alman hükümetinin, Osmanlı İmparatorluğundaki konsolosları aracılığıyla Ermenilerin durumunu iyileştirmek ve kolaylaştırmak için her şeyi yaptığını ve dolayısıyla, Almanya’nın bu konuda bir sorumluluğu olmadığını kanıtlama uğraşı içindeydi” diyor Jaschke.

Değerli arkadaşlarım, gerçek şu ki, Lepsius çalışmaları sırasında, belgeleri, sadece özenle seçmiş değil, aynı zamanda, bazı tahrifata da başvurmuştu. “Germany and the Ottoman Empire 19141918” adlı kitabın yazarı, İngiliz tarihçi Ulrich Trumpener, esas sahtekârlığın bundan öte olduğunu belirtiyor. Trumpener, Lepsius’un yayınladığı orijinal belgelerdeki bazı önemli pasajların “birisi” tarafından değiştirildiğini ya da silindiğini önemle kaydediyor. Frritz Epstein adlı Alman tarihçisi de, yine, yazdığı kitapta, Lepsius’un kitabındaki orijinal belgelerin tahrif edildiğini tekrar tekrar vurguluyor.

Gerçek şu ki değerli arkadaşlarım, çok adette Alman yayını, Alman Hıristiyan Demokrat Partilerinin temel kaynak olarak kabul ettikleri Lepsius’un “Almanya ve Ermenistan 19141918” adlı kitabının, olayları bir Müslüman-Hıristiyan çatışması olarak değerlendiren bir görüşle yazıldığını, eserde, sadece Türk düşmanlığı yapıldığını ve eserin tarihî bir değeri olmayıp, propaganda vasıtası olduğunu belirtiyorlar.

Bir örnek vereceğim, bir örnek; Alman araştırmacı yazar olan Barth “Türke, Wehre Dich” (Türk Kendini Savun) adlı kitabında, Türkenfresser (Türk yiyicisi) adıyla tanımladığı Lepsius için kullandığı sözler, Lepsius’un kitabının güvenilecek bir tarihî kaynak olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyor Barth, bakın okuyorum: “Lepsius, Almanya’da uzun bir mücadele ve çalışmadan sonra, Türkler aleyhine bir kamuoyu oluşturmakta başarılı olmuştur. Hatta bugün bile birçok araştırmacı, onun roman özelliği taşıyan yayınlarından faydalanmaktadır. Bir defa Lepsius, 1 inci Asırdan kalma kopkoyu haçlı düşüncelere sahip bir papazdır.“ Bunu, Alman yazar Barth söylüyor. “Bu haçlılık ruhu ve düşüncesini her fırsatta, hem de açıkça ortaya çıkarıp işlemektedir.”

Değerli arkadaşlarım, CDU/CSU (Alman Sosyaldemokrat Partilerinin) önergesinin dayandığı bir diğer kaynak da, birkaç gün önce tartıştığımız ve bir propaganda imalatı olduğu hususunda artık kimsenin kuşkusu kalmamış olan Mavi Kitap ile onun yazarı ve editörü Arnold Tyonbe’ye ilişkin ifadelerdir.

Değerli arkadaşlarım, bizim, Alman Hıristiyan Demokrat Partilerinin ortak girişimi konusunda söyleyeceğimiz şudur:

Bugün bazı Alman çevrelerinin, maalesef, Türkleri Ermenilere karşı soykırım yapmakla suçlamak amacıyla yoğun bir çaba içinde oldukları görülmektedir. Hatta, bu çevreler, Türklerin yaptığının 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olduğu yalanını ispatlamak için akla hayale gelmeyecek efsaneler uydurmaktadırlar. Bu çabanın arkasında ırkçı bir zihniyetin yattığı ve bunların altında ezildikleri suçluluk duygusu nedeniyle, bu suçluluk duygusuna ortaklar aradıkları besbellidir. Alman Hıristiyan Demokratlarının, esasında kendilerine yabancı olan bu çevrelerin oyununa gelmemeleri son derece önemlidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bildirisinde, ulusal parlamentoların, tarihin tartışmalı dönemleri hakkında hüküm verecek yerler olmadığı ve parlamentoların halklar arasında kin ve nefret duygularını körükleyen girişimlerden kaçınmaları gerektiği savunulmuştur.

Aklın ve basiretin yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önerdiği şekilde, taraflar arasında bilimsel nitelikte bir ortak tarih değerlendirmesinden geçmektedir. Tarihin yükünden ve önyargılarından kurtulmanın yolu budur. Alman Parlamentosundan ve siyasî partilerden beklediğimiz bu akılcı, adil ve uzlaşıcı yolu desteklemeleridir

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: