Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar

15 03 2005

TBMM Üyeleri Tarafından Büyük Britanya Avam Kamarası İle Lortlar Kamarası’na Gönderilen Mektup Ve Bununla İlgili Gelişmeler

İstanbul Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar
15 – 17 Mart, 2006

Ermeni tarihçilerin Türkiye’ye yönelttikleri soykırımı iddiasını kanıtlamak için yararlandıkları en önemli belge, 1916 yılında İngiltere Hükümeti tarafından “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Uygulanan Muamele, 1915-1916” adıyla yayımlanan ve genellikle Mavi Kitap diye atıfta bulunulan kitaptır. İngiliz Parlamentosu’nun onayıyla “Parlamento Mavi Kitaplar Külliyatı” çerçevesinde yayımlanan bu kitap, görünürde Osmanlı Hükümeti tarafından tasarlanan bir etnik imha planı çerçevesinde, Ermenilere karşı uygulanan vahşet ve katliamların “görgü tanıkları” tarafından hazırlanan 150 belge ve raporu içeriyor.

İngiliz hükümetinin bu kitabı hazırlatmakla amaçladığı hedeflerin başında, Amerikan kamuoyunun Ermenilere acıma duygusunu sömürerek Washington’un savaşa mümkün olduğu kadar erken girmesini sağlamak geliyordu. Yayının bu açıdan başarılı olduğu bir gerçek. Nitekim, bu kitabın, Başkan Wilson’un savaşa katılma kararını almasında başta gelen bir etken olduğunu zamanın İngiliz hükümeti üyeleri açıklamışlardır.

Büyükelçi Viscount Bryce ve ünlü tarihçi Arnold Toynbee’nin imzasını taşıyan Mavi Kitap’ın orijinal nüshasında, “Osmanlı misillemesinden korumak amacıyla”, “görgü tanıklarının” gerçek isimleri açıklanmadan onlara kod adlarıyla atıfta bulunuluyordu. Örneğin, kitapta raporları yazan veya bilgi veren kaynaklar, “İstanbul’dan yetkili bir kaynağın raporu”, “Tarsus’ta yaşayan bir yabancının ifadeleri” veya “Asya Türkiye’sinde bir yabancı gezginin gözlemleri”, şeklinde isim belirtilmeden tanımlanıyordu. Bu tanımlamalarda, rapor ve belgelerdeki gözlemlerin, olaylara objektif bir gözle bakan yansız, güvenilir ve muteber kişilere ait olduğu izleniminin yaratılmasına özen gösterilmişti.

Savaşın sona ermesinden bir süre sonra kitabın hernekadar İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından hazırlanmış olduğundan bir ölçüde söz edildiyse de, Mavi Kitap etkisinden bir şey kaybetmedi, Türkiye’ye karşı yıllar boyu son derece etkili bir propaganda aracı olarak kullanıldı ve soykırımı iddiasının altyapısını oluşturdu.

Mavi Kitap’ın maskesinin düşürülmesi

Mavi Kitap’ın maskesini düşüren ve düzmece niteliğini tartışılmaz biçimde ortaya koyan kişi Amerikalı tarihçi Profesör Justin McCarthy oldu. Savaş Propaganda Bürosu’nun tüm evrakı savaş sonunda imha edilmişti. Ancak, imha edilmekten kurtulan ve Mavi Kitap’taki kod adlarının kimlere ait olduğunu gösteren bir belge (kod adlarına ilişkin anahtar liste)1999 yılında İngiliz Dişişleri Bakanlığı arşivlerinde Profesör McCarthy tarafından bulunup açıklanınca, Mavi Kitap’ın gerçeklere dayanmayan bir propaganda malzemesi olduğu tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı .

Nitekim, Mavi Kitap’ta yer alan 150 belge ve raporun 59’u, Amerikalı misyonerler tarafından yazılmıştı. 52’si, Ermeni aktivistlerin raporları ile Ermeni gazetelerinden yapılan alıntılardan oluşuyordu. Sözde belgelerden yedisi ise, Osmanlı hükümetine baş kaldıran ve Rus ordularıyla birlikte Osmanlı ordusuna karşı çarpışan Taşnak Partisi yetkilileri tarafından
düzenlenmişti.

Geriye kalan 32 belgedeki kod adlarına gelince, bunlar ya tamamen uydurma kişilere aitti, yahut da aynı kişinin başka bir kod adıyla tekrardan gösterilmesi sonucu Mavi Kitap’ta yer almıştı.

Sözünü ettiğimiz bu son belgeler, Arnold Toynbee ile Viscount Bryce arasında yazışmaya dahi konu teşkil etmişti. Toynbee, Bryce’a yazdığı mektupta “Bu belgelerin otuz dört tanesinin, yani yüzde yirmi üçünün gerçek yazarının kim olduğunu bilmiyorum” demişti. Böyle olmasına rağmen, Arnold Toynbee kaynağı belli olmayan bu belgeleri de Mavi Kitap’a dahil etmiştir. Buna da hayret etmemek lazım. Çünkü hedef propaganda ve yanıltma olunca “amacın aracı meşru kılması” doğaldı.

Kitabın düzmece olduğunun kanıtları

Mavi Kitap’ın orijinal baskısını okuyanların, buradaki bilgi ve gözlemlerin kaynaklarının, Ermeni davasının savunucuları ile Osmanlı devletine ihanet ederek düşmanla işbirliği yapan Ermeni ihtilalci partileri olduklarını bilmeleri mümkün değildi. Bu konuda sırf bir fikir vermek için birkaç örnek üzerinde duralım.

Kitap’ta, “Bükreş’te Güvenilir Bilgi Sahibi bir Kaynaktan Gelen Ermenilerin İmhasıyla İlgili Bildiri” başlığıyla yer alan 11 sayılı belgenin, “kod adlarına ilişkin anahtar liste” bulunduktan sonra, gerçekte Taşnak Partisi Balkan Bölümü yetkilisi tarafından kaleme alındığı anlaşıldı.

Aynı şekilde, Kitap’ta, “Yetkili bir Kaynak Tarafından Yazılan ve 28 Ağustos 1915’te New York Gotchnag Gazetesinde Yayınlanan Mektup” başlığıyla yer alan 4 sayılı belgenin, gerçekte Ermeni Patriği tarafından yazıldığı ortaya çıktı. Ayrıca, Paris Barış Konferansı’nda Ermenileri temsil eden Boghos Nubar Paşa’nın sağladığı birçok belgeye de (!) kaynağın kimliği belirtilmeden Mavi Kitap’ta yer verilmişti.

Belirttiğimiz bu hususlar, Mavi Kitap’ın, Savaş Propaganda Bürosu’nun başarılı bir propaganda faaliyeti olduğu kadar, başarılı bir sahtecilik örneği ve kandırmaca olduğunu da ortaya koymaktadır.

Arnold Toynbee’de esasen Mavi Kitap’ın propaganda malzemesi olduğunu belirtmiştir

Mavi Kitabı okuyanların, önyargılı olmamaları halinde, kitabın olayları nesnel bir bakışla ele almadığını fark etmemeleri mümkün değildir. Nitekim, kitapta,Osmanlı Devleti’nin ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemde, Ermenilerin kendilerine hiçbir saldırıda bulunulmadığı ve hiçbir tahrikle karşılaşmadıkları halde isyan ettikleri ve Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile işbirliğine girdikleri, Ermeni ihtilalci çetelerinin Osmanlı ordusunun ardında sabotaj eylemlerinde bulunarak güvenliğini tehlikeye düşürdükleri, savunmasız Türk ve Müslüman köylerine saldırarak katliamlar yaptıkları ve cephenin ikmal ve iletişim hatların kestiklerinden hiçbir şekilde söz edilmemektedir.Ayni şekilde, Ermeni çetelerinin, Türkleri Van’da topluca katlettikleri ve kentin anahtarını Rus ordusuna verdiklerine, bir milyondan fazla Müslüman’ın Rus ve Ermeniler tarafından topraklarından zorla sürüldüklerine kitapta en ufak bir atıf yoktur.

Tabiatıyla bir iç savaşta sadece öldürülen bir taraftan söz eder ve onları masum kurbanlar diye takdim ederseniz, ortaya bir soykırım hikayesinin çıkması kaçınılmaz olur.

Savaş propagandacılığı işine bulaştıktan bir süre sonra tarihçi olarak üne kavuşmaya başlayan Toynbee’nin, olaylara önceki tek taraflı yaklaşımında ve tarihi gerçekleri çarpıttığı hissiyatından rahatsız olduğu anlaşılıyor. Nitekim, 1922 ‘de yayımlanan “The Western Question in Greece and Turkey” adlı eserininin 50. sayfasında Toynbee Mavi Kitap’ın “savaş propagandası” olduğunu kesin bir şekilde itiraf etmiştir. Kitaptaki ifadeler aynen şöyledir: “…gerektiği şekilde savaş propagandası olarak yayımlanan ve dağıtılan Mavi Kitap”. (…’Blue Book’ which was duly published and and distributed as a war propaganda).

Bilahare, “Acquaintances” adlı eserinde Toynbee, İngiliz Hükümeti’nin, Mavi Kitap’ı yayına hazırlarken bilmediği fakat sonradan öğrendiği özel bir nedenle yayımlattığını açıklamıştır. Toynbee bu özel nedeni şöyle izah etmektedir: Rus ordusu, 1915 ilkbaharında Alman ordusu karşısında geri çekilirken Polonya-Litvanya sınır bölgesindeki Yahudi toplumuna karşı korkunç katliamlar ve zulüm yapmıştır. İlerleyen Alman ordusu da bu durumu propaganda konusu yaparak Ruslara karşı kullanmıştır. Alman makamları, davet ettikleri Amerikalı gazeteciler yoluyla Rusların Yahudilere yaptıkları kötülükleri dünyaya ve özellikle Amerikan kamuoyuna duyurmak istemişlerdir. Almanların bu çabası sonuç vermiş ve Rus vahşeti Şubat 1916’da “The Newyork American” gazetesinde yayınlanmış ve gazete okuyucularına, “Hıristiyan İngiltere ile Hıristiyan Fransa’dan, müttefikleri Rusya’nın barbarlık yapmasını önlemelerini istemeleri” için çağrıda bulunmuştur. Toynbee’ye göre, bu gelişme İngiltere’yi telaşlandırmıştır. İngiliz Hükümeti, Amerikalı Yahudilerin bu olaya tepki göstererek, Birleşik Devletler’in Almanya’ya karşı savaşa girmesini engelleyecekleri endişesine kapılmıştır. Bu durumda, Anadolu’da cereyan eden Türk-Ermeni olayları, İngiltere’nin eline aradığı “karşı-propaganda” (counter-propaganda) ve dikkatleri başka bir yöne çevirme fırsatını vermiştir. Diğer bir deyişle Mavi Kitap’la İngiltere, Amerika’ya, “Müttefikimiz Rusya insanlık dışı hareketlerde bulunuyor ama, Almanların müttefiki Türkler çok daha korkuncunu yapıyor” mesajını vermek ve Almanya’yı kendi silahıyla vurmak istemiştir.

Profesör Salahattin Sonyel, “Falsification and Disinformation” adlı kitabında, Mavi Kitap’ın propaganda malzemesi olduğunu açıklayan bir başka belgeye dikkati çekiyor:

“Henry Herbert Asquith ve Stanley Baldwin , zamanın Başbakanı Ramsey MacDonald’a 1924’te verdikleri ortak muhtırada kesin ifadelerle ‘Mavi Kitap’ın 1916-1917’de İttifak propaganda faaliyetleri çerçevesinde yoğun biçimde kullanıldığını ve bu kitabın Amerikan kamuoyunun şekillenmesi ile Başkan Wilson’un savaşa girme kararını almasında önemli bir etken olduğunu’ vurgulamışlardır” .

Görüleceği üzere, Almanya’nın propaganda atağına, İngiltere’nin mukabelesi Mavi Kitap’la olmuştur. İngiltere propaganda savaşında Almanya’yı Türkiye’nin sırtından vurmaya yönelmiştir. Ancak, sonuçları dikkate alındığında, bu olaydan en büyük zararı Türkiye görmüş ve görmektedir.

Burada üzücü bir noktaya değinmek istiyorum. Açıkladığımız tüm bu gerçeklere rağmen, Türkiye’de bazı yazarlar Mavi Kitap’ın 1915 Ermeni olayları hakkında güvenilir tarihi bir kaynak olduğunu ısrarla savunarak Ermeni iddialarına destek veriyorlar. Bu kişilerin bilmeleri gerekir ki, Başbakan Lloyd George’un “Türkler Anadolu’dan atılmalıdır” (The Turks must go) programı uyarınca bizzat vermiş olduğu bir emir uyarınca Savaş Propaganda Bürosu Türklere karşı son derece yoğun bir iftira, kötüleme ve aşağılama kampanyasını yürütmekle görevlendirilmiştir. İngiliz arşivleri bu hususu kesin biçimde teyit etmekteidr. . Bu Büronun uzmanı Toynbee tarafından yayına hazırlanan Mavi Kitap da esas itibarıyla bu projenin bir parçasıdır. Böyle bir kötüleme ve aşağılama kampanyasının ürünü olmasına, içerdiği belge ve raporların uyduruk ve düzmece niteliklerinin kanıtlanmış bulunmasına ve editörü tarafından da savaş propagandası olduğunun kabul edilmesine rağmen, ülkemizde aydın geçinen bu kişilerin hala Mavi Kitap’ın tarihi gerçekleri yansıttığını iddia etmelerini , akıl, mantık ve sağduyu ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Mavi Kitap’ın yeniden yayımlanması

Belirttiğimiz bu hususlar, Mavi Kitap’ın Savaş Propaganda Bürosu tarafından bir propaganda silahı olarak yayımlandığını hiçbir kuşkuya meydan bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Bu niteliğine rağmen, Mavi Kitap’ın 90 yıldır araştırmacıların, akademisyenlerin ve siyasetçilerin yararlandıkları güvenilir bir tarihi kaynak olarak algılanmış olmasının, Türkiye’nin tezine ve imajına verdiği zarar son derece ağır olduğunu kabul etmek gerekir.

Bu bakımdan, kitabın düzmece niteliğinin hiç kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkması Türkiye açısından fevkalade olumlu bir gelişmeydi. Bu durumda, Ermeni tarihçilerle yazarlardan ve onların yandaşlarından, artık Mavi Kitap’a bir kaynak olarak atıfta bulunmaktan vazgeçerek bu tarihi sahtekarlığın unutulmasına yardımcı olmalarını beklemek doğaldı.

Ne var ki, Ermeni tarafı, yıllarca soykırım iddiasını dayandırdığı başyapıt olan Mavi Kitap’tan vazgeçemedi. Ve kitap 2000 yılında Ermeni Gomidas Enstitüsü tarafından tekrar yayımlandı. Kitabın editörlüğünü yapan Ara Sarafyan, çaresiz, yeni baskıda kaynakların ve sözde görgü tanıklarının kod adlarının yerine gerçek isimleri koymak mecburiyetinde kalmıştı. Kitap, Londra’da Lortlar Kamarası binasında düzenlenen ve Ara Sarafyan’ın da katıldığı geniş bir davette Lortlar Kamarası üyesi Baroness Cox tarafından İngiliz basınına önemli ve ciddi bir tarihi kaynakmış gibi tanıtıldı. İngiliz basını da bu görüşü tartışmasız kabul etti.

Malta Sürgünleri olayı

Bu büyük sahtekarlığa bir tepki göstermek gerekiyordu. Bu imkanı bana, Londra’da Türk-İngiliz İş Konseyi Başkanı olan Remzi Gür adındaki vatandaşımız sağladı. Ve ben, 13 Şubat 2001’de Lortlar Kamarası’nda Türk dostu Lord Ahmed’in ev sahipliği yaptığı ve iş adamı Remzi Gür’ün organize ettiği yemekli bir toplantıda, aralarında Avrupa ilişkilerinden sorumlu Bakan Keith Vaz ile Avam ve Lordlar Kamarası üyelerinin, Türk Büyükelçisi Korkmaz Haktanır’ın ve basın mensuplarının da bulunduğu çok sayıda davetliye Mavi Kitap’la ilgili bir konuşma yaptım.

Konuşmamda, dinleyicilere, İngiltere Hükümeti’nin, İstanbul’un işgali sırasında aralarında Ermenilere karşı vahşet ve katliam suçundan Sevres Antlaşması’nın 230’uncu maddesi gereğince yargılanmaları öngörülen Osmanlı devlet adamları, generaller ve yüksek kamu görevlilerinin de bulunduğu 144 kişiyi tutuklattığını ve bunları kanıtlar toplanıncaya kadar Malta adasına sürdüğünü belirttim. Sonra da,Osmanlı, İngiliz ve Amerikan arşivlerinde yapılan son derece titiz araştırmalara rağmen sanıkları suçlayacak hiçbir belge kanıt ve “görgü tanığı” bulunamayınca, İngiltere Kraliyet Başsavcısı’nın 29 Temmuz 1921 tarihli kararıyla , kanıtların yetersizliği nedeniyle davanın görülemeyeceğine ve tanıkların serbest bırakılmalarına karar verildiğini dinleyicilere anımsattım ve şu soruları sordum:

“Malta sürgünlerini mahkum etmek için neden Mavi Kitap’ın içerdiği kanıtlar kullanılmadı?

Mavi Kitap 1916’da güya güvenilir görgü tanıklarının ifadelerine dayanılarak hazırlanmıştı. Bu bakımdan Malta sürgünlerinin yargılanacakları 1920-1921 yıllarında kullanılmaya hazırdı. Kitabın yazan ve belgeleri toplayan Arnold Toynbee ile Viscount Bryce o tarihlerde sağdılar, yararlandıkları tüm belgeler ve kaynaklar ellerinin altındaydı. Kitapta olayların “görgü tanığı” diye tanıtılan misyonerlerle diğer şahısların büyük bir kısmı da herhalde hayattaydı. Buna rağmen neden, İngiltere Hükümeti için bir onur meselesi haline gelen bu davada Mavi Kitap’ın dayandığı belgeler kullanılmadı?

Neden, tarafsızların raporları ve ABD arşivlerindeki Amerikan konsolosları raporlarına başvurulmadı?

Neden, katliam ve vahşet olaylarını gördüklerini özene bezene yazan ve ifade eden misyonerler ile diğer şahısların tanıklıklarından yararlanılamadı?”

Sorularımın yanıtlarını da kendim şöyle verdim:

“Mavi Kitap’tan yararlanılamadı, çünkü içerdiği belgeler düzmece ve asılsızdı. Çünkü Arnold Toynbee Mavi Kitap’ı Amerikalı misyonerler ve Ermeni aktivistlerin hikayelerinden esinlenerek yazmıştı. Çünkü, Toynbee’nin yararlandığı kaynaklar mahkemede tanıklık yapsalardı Mavi Kitap’taki yarı-gerçek ve uydurma olaylardan başka bir şey anlatamayacaklardı. Bu nitelikteki ifadeler de İngiliz mahkemesi tarafından dikkate alınacak bir değer ve gerçeklikte değildi. ”

.Sözlerimi şöyle bitirdim:

“Milletlerin fikirlerini zehirlemek, onları birbirlerinin can düşmanı haline getirmek, kin nefret ve intikam saplantısının nesilden nesile geçmesine yol açmak, bir insanlık suçudur. Bu nedenle, İngiliz parlamentosundan Mavi Kitap’ın asılsızlığını ilan etmelerini bekliyoruz. Türkiye’ye bir de özür borçlular.”

Konuşmamdan sonra beş-altı İngiliz milletvekili yanıma gelerek açıklamalarım nedeniyle beni tebrik ettiler. Sonradan bu kişilerin İrlanda asıllı olduklarını öğrendim. Buna mukabil, konuşmamı izleyen Lortlar Kamarası mensupları ve diğer milletvekilleri,açıklamalarım hakkında bir yorum yapmamayı yeğlediler.

Londra’daki Türk basını da Lortlar Kamarası lokalindeki bu toplantıya katıldı. Fakat, konuşmamı haber yapan sadece Hürriyet muhabiri Ayşeğül Ekinci oldu. Bu konudaki makalesi, “İngilizler Özür Dilesin” başlığıyla 14 Şubat 2001 tarihli Hürriyet gazetesinde yer aldı.

TBMM’nin İngiliz parlamentosuna mektubu

Görüleceği üzere, İngiltere hükümeti, bugüne kadar Mavi Kitap’ın geçersizliğini resmen açıklamamış olsa da, bu kitaptaki belge ve iddiaların, mesnetsizliği, hükümsüzlüğü ve hukuken hiçbir değer taşımadığı, 1921 yılında İngiltere Kraliyet Başsavcısı tarafından alınan kararla dolaylı olarak ilan edilmiş bulunmaktadır. Ancak, bu ikrarın resmiyete dökülmesi için İngiliz makamları nezdinde gerekli girişimlerin yapılması gerekiyordu.

Ne yazık ki, kişisel nitelikteki bu girişimimiz resmi makamlarımızın konuya o zaman yeterince ilgi göstermemeleri nedeniyle bir sonuç vermedi. Bu nedenle de, Mavi Kitap, uluslararası alanda medyanın, siyaset adamlarının, fikir önderlerinin ve bilim adamlarının aldatılarak Türkiye’ye karşı kin ve nefret duygularının yayılmasında bir etken olmaya devam etti. Ancak, aradan beş yıl geçtikten ve benim milletvekili olmamdan sonra bu girişimin canlandırılması mümkün oldu.

TBMM, 13 Nisan 2005’te “Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri – Ermeni Soykırımı İddialarında Gerçeklerin Ortaya Çıkarılması” konusunda yaptığı genel görüşmede çok önemli iki ilke imza attı. Bunlardan birincisi, Türkiye’nin, Ermenistan’a yönelik uzun vadeli stratejisini ve Ermeni soykırımı iddiaları karşısında izleyeceği politikayı saptayan deklarasyondur.

Meclis, oybirliğiyle kabul ettiği bu belgeyle, akıl ve sağduyuya dayalı çağdaş bir yaklaşımın Türkiye ile Ermenistan’ın kendilerini hapsettikleri önyargı ve düşmanlığın tutsaklığından kurtararak, barış ve işbirliğine dayalı ortak bir geleceği inşa etmek için geç de olsa somut ve yapıcı girişimlerde bulunmalarını emrettiğini, bunun yolunun da Türk ve Ermeni uluslarının yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini gün ışığına çıkarmak suretiyle tarihleriyle yüzleşmelerinden geçtiğini vurguladıktan sonra, bu amaçla bir ortak tarihçiler komisyonu kurulmasını, her iki tarafın da arşivlerini araştırmaya açmalarını ve çalışmaların bilimsel ciddiyet içinde sürdürülebilmesi için karşılıklı mutabakatla tarafsız bir mekanizma oluşturulmasını önerdi.

TBMM’nin oybirliğiyle aldığı ikinci karar da, Mavi Kitap konusunda Büyük Britanya parlamentosu nezdinde girişimde bulunulmasına ilişkindi. Bu bağlamda, TBMM üyeleri, İngiltere Avam Kamarası ile Lortlar Kamarası’na topluca imzalayarak gönderdikleri bir mektupla, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin uğradığı Muamele, 1915-1916” adlı kitabın bir propaganda malzemesi olduğunun ve kitapta yer alan Osmanlı Ermenilerinin isyanı ile buna karşı Osmanlı Devleti’nin almış olduğu önlemlere ilişkin bilgilerin mesnetsiz ve güvenilir olmadığının açıklanmasını talep ettiler. Hemen belirtelim ki, hayli ayrıntılı olan söz konusu mektupta TBMM’nin talebine gerekçe olarak ileri sürülen her yorum, olay ve argüman, İngiliz arşivlerindeki somut belgelere dayandırılmış ve bu belgelerin arşiv rumuzları gösterilmiştir .

“Kadavra Fabrikası” olayı ve İngiliz Hükümeti’nin Almanya’yı temize çıkarması

Türkiye’nin Mavi Kitap yalanının üstüne, büyük bir gecikmeyle de olsa, gitmesinin nedenlerinden biri, İngiliz hükümetinin I.Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya propaganda kampanyası çerçevesinde yönelttiği iftiraların “herhangi bir temelden yoksun” ve “sahte” (false) olduğunu Lortlar Kamarası’nda açıklaması olmuştur.

Savaş Propaganda Bürosu’nun Osmanlı Devleti’ne karşı yürüttüğü kötüleme ve karalama faaliyetleri, esasında Almanya aleyhine yürütülen dezenformasyon kampanyasının bir uzantısıydı. Nitekim, Propaganda Bürosu, Ermenilere yapılan katliam ve zulüm hakkındaki Mavi Kitap’tan önce, yine Viscount Bryce’ın imzası ve Arnold Toybee’nin editörlüğüyle Belçika’da Alman vahşetini konu alan bir kitabı 1915 yılında yayımlatmış ve savaş boyunca da bu tür propaganda faaliyetlerini sürdürmüştü.

Savaş sonrasında, kitapta ileri sürülen insanların kalplerinin ve karınlarının deşilmesinin, kadınların göğüslerinin kesilmesinin ve hamile kadınların süngülenerek çocuklarının ve kendilerinin öldürülmesinin tamamen uydurma olduğu ortaya çıktı. Bu kitap ta, aynen Ermeni Mavi kitabı tekniğiyle yazılmıştı. Sözde “görgü tanıklarının” isimleri kişileri ve ailelerini korumak amacıyla gizli tutulmuştu. Almanlara yöneltilmiş bu iftiraları H.C. Peterson şöyle değerlendirir.” (Bu rapor) yargısız infazın en uç örneğidir. Esasen raporun kendisi savaşta gerçekleştirilmiş en kötü vahşettir.”

Almanya’ya karşı ileri sürülen iftiralardan biri de, savaş sırasında cesetleri veya kadavraları toplayarak bunları kurdukları bir “ceset işleme fabrikası” veya “kadavra fabrikası”nda sabuna dönüştürmeleri idi. Bu suçlamanın tamamen düzmece ve asılsız olduğunun ortaya çıkması üzerine, bu husus Avam Kamarası ve Lortlar Kamarası üyeleri tarafından parlamentoda birkaç kez gündeme getirilmişse de, hükümet bu konuda kendinden beklenen tekzibi hemen yapma yoluna gitmemiştir.

Sonuçta, 2 Aralık 1925’te Lortlar Kamarası’nda bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Sir Austin Chamberlain, bu suçlamaların “hiçbir temeli olmadığını” (there was never any foundation for it) ve bu “sahte raporun bir daha gündeme gelmeyeceğini umut ettiğini” (I trust that this false report will not again be revived) ifade ederek Almanya’yı temize çıkarmıştır.

Ancak, aynı şekilde temelsiz ve sahte olan Mavi Kitap hakkında böyle bir açıklama yapılmadığından, TBMM’nin girişimine kadar da Türkiye’de kimse bu konuda gerekli duyarlılığı göstermediğinden, Ermeni soykırım iddiasının dayandığı başyapıt olan Mavi Kitap tekrar basılmış ve araştırmacılar tarafından temel bir tarihi kaynak olarak algılanması devam etmiştir.

Amerikan misyonerlerinin Mavi Kitap’ın hazırlanmasındaki katkısı

Kendilerini adamış oldukları kutsal ve insani değerler nedeniyle Amerikalı misyonerlerin Mavi Kitap bağlamındaki ifadelerinin dürüstlüğüne ve nesnelliğine güven duyulması doğal olabilir. Örneğin, Ermeni tezlerini destekleyen Taner Akçam, “misyonerler yalan söylemez” demiştir. Amerikan Protestan misyonerleri hakkında derin bilgisi olan Profesör McCarthy’nin bu beyana tepkisi ise, “ O hangi misyonerlerden bahsediyor bilemem ama benim tanıdıklarım sık sık söyler. Tabii doğru söyleyenler de var içlerinde” şeklinde olmuştur. Mavi Kitap’ın hazırlanmasında oynadıkları önemli rol dikkate alınırsa Amerikalı misyonerlerin Ermeni sorununa yaklaşımları üzerinde durmakta yarar vardır.

Hemen belirtelim ki, Mavi Kitap’ın hazırlanmasındaki en önemli bilgi kaynağını, Amerikan Yabancı Misyonları İdare Heyeti ile bu örgütün Başkanlığını yapan Protestan rahibi James Barton oluşturmuştur. Başkan Wilson ve Washington’daki etkili devlet yöneticileriyle yakın ilişkileri bulunan bu şahsın, Birleşik Devletlerin Ortadoğu politikasının oluşturulup yürütülmesinde hiç de küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Burada bir parantez açarak, Amerikalı misyonerlerin Ermeni bağımsızlık hareketinin oluşturulmasında ve 1915 Ermeni isyanındaki rollerine bir göz atalım.

Birleşik Devletler Başkanı James Monroe, 1823’te Kongre’ye gönderdiği bir mesajla Avrupalı devletlerin Güney Amerika’ya müdahalelerine son vermelerini istemiş, buna karşılık Birleşik Devletlerin de Avrupa’nın sorunlarına karışmayacağını ilan etmiştir. Bu deklarasyon tarihe Monroe doktrini adıyla geçmiştir. Bu doktrin nedeniyle Birleşik Devletler, Ortadoğu’ya yönelik politikasının yürütülmesinde büyük ölçüde Protestan misyonerlerinden yararlanmayı yeğlemiştir.

Birleşik Devletler’de son derece nüfuzlu ve prestij sahibi olan Amerikan Yabancı Misyonları İdare Heyeti (American Board of Commissioners for Foreign Mission — ABCFM) adlı misyoner örgütü, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik çalışmalarını Amerika’nın imtiyazlı bir devlet kurumu gibi yürütmüştür. Bu örgüt, Protestan Presbiteryen, Metodist ve Kongressionel kiliseler tarafından kurulmuş, Hıristiyanlığı yayma amacını güden bir kuruluştur. 1908 yılında Osmanlı Devleti topraklarında yerleşik 20 misyoner merkezinin kontrolünde 269 misyoner şubesinin mevcut olduğunu ve bunlara bağlı olarak yüzün üstünde kilise, çok sayıda İngilizce eğitim veren lise, okul, hastane ve dispanserin faaliyet gösterdiğini belirtirsek, sözünü ettiğimiz Amerikan misyoner örgütünün çalışmalarının kapsam ve boyutu hakkında bir fikir vermiş oluruz. . Osmanlı uyrukları arasında en fazla Ermenilerin din değiştirerek Protestanlığı seçmeleri, Evanjelist Amerikalı misyonerlerin bunu büyük bir ilahi başarı olarak görmelerine, bu nedenle de Ermenilere özel bir ilgi göstermelerine ve onların hamiliğine soyunmalarına yol açmıştır. Bu bağlamda misyonerler, Ermenilerin bağımsızlık istemlerini desteklemişler, örgütlenmelerine yardım etmişler ve onları isyana yönlendirmişlerdir.

Protestan misyonerler Osmanlı topraklarında gerçekleştirmiş oldukları kapsamlı ve etkin örgüt yapısının idamesi amacıyla Amerika’da sürdürdükleri bağış kampanyalarının başarısı için Müslüman Türklerin zulmüne uğramış mağdur Ermeni Hıristiyan halkının koruyucusu rolünü üstlenerek Osmanlı Devleti’ne ve Türklere karşı yalan ve iftiralara dayalı yoğun bir karalama kampanyasına girişmişlerdir. Bu sayede, Ermenilerin siyasi mücadelesinin desteklenmesi de, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik Birleşik Devletler dış politikasının ana unsurlarında biri haline getirilmiştir.

Amerikan misyonerleri: Ermeni davasının önce gelen destekçileri

Amerikan kolejleri, sadece Ermenileri değil, Bulgarları, Arnavutları ve Rumları da devlete karşı isyana ve Türk toplumuna karşı derin düşmanlık hisleri beslemeye teşvik eden son derece etkili bir tahrik kaynağı oluşturmuştur. Bu bağlamda Ermeni sorununun 1894’te Birleşik Devletler Kongresi’ne taşınmasında ve Birleşik Devletler savaş gemilerini göz dağı vermek ve baskı yapmak amacıyla Osmanlı karasularına gönderilmesinde önayak olduklarını da belirtirsek, Amerikalı Protestan misyonerlerin Osmanlı Devleti’ne ve Türklere düşmanlığı daha iyi anlaşılır.

Tarihçi Justin McCarthy incelediği misyoner raporları ışığında şunları belirtiyor:

“Misyonerlerin tüm raporlarında, Türkler hiçbir zaman kurban olarak gösterilmezken Ermeniler her zaman kurbandır; Ermeniler hiçbir zaman öldürmez, ama Türkler her zaman öldürür. Hiç abartmadan söylüyorum. Misyoner raporlarında, Türkler yetimlere zulüm yapan, Ermeni kadınları açık artırmayla satan kan içici canavarlardır. Doğu Anadolu’da Ermeniler çoğunlukta idiler, ancak Türkler bütün genç Ermeni erkeklerini öldürmüş, istisnasız bütün kadınların da ırzına geçmişlerdir. Türkler eğitimden nefret eder ve eğitimli insanlara zulmeder. Hiçbir Hıristiyan’a, hiçbir zaman Osmanlı Hükümetinde görev verilmemiştir. Türklerin Hristiyanlara ihtiyacı vardır, çünkü Türkler ırksal olarak, doktor, dişçi, terzi, marangoz olamaz, maharet isteyen hiçbir mesleği ve ticareti yapamazlar. Misyoner raporlarında varılan sonuç şöyledir., Türkler Ermenileri öldürerek beyni olan insanları kaybettiklerinden artık ülkeyi yönetmezler. Bu durumda yabancıların yardımına ihtiyaç duyacaklardır.”

Osmanlı topraklarında görev yapan bir misyonerin oğlu olan Edwin Bliss’in (Independence Gazetesi editörü) yazdığı “Turkey and the Armenian Atrocities” adlı kitabın önsözünde, Frances E. Willard Ermenileri şöyle öğüyor:

“Ermeniler fiziki açıdan diğer bütün ırklardan daha fazla Peygamberimiz İsa’ya benzer: Ermeniler, cesur, temiz ruhlu, ciddi, silahsız, masum ve barışçıdırlar. Türkler ise, zalim, kindar, çılgın, fanatik, iğrenç, vahşi, gaddar ve işkenceden zevk alan yaratıklardır.”

Misyoner örgütün lideri durumunda olan James Barton da “ Günahkar İslam İmparatorluğunun çökmesi gerektiği” görüşüne sahipti. Belirttiğimiz tüm bu nedenlerle, Amerikalı misyonerlerin Mavi Kitap’a yapmış oldukları katkıların tarafsızlığına güvenmek kesinlikle mümkün değildir.

TBMM girişiminin sonucu

Şimdi, TBMM tarafından İngiliz Parlamentosuna gönderilen mektupla başlatılan girişimin nasıl sonuçlandığına bakalım. Sözkonusu mektup, Lortlar Kamarası ile Avam Kamarası başkanlarına Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç tarafından birer takdim mektubuyla gönderilmiştir. Bunu takiben, Amerika’daki Ermeni örgütleri, “web sitelerinde” İngiliz parlamentosunun TBMM tarafından gönderilen mektuptaki talebi reddetmiş olduğu hususundaki haberleri müteaddit kereler yayımlamışlardır. Bazı Türk gazeteleri, hiçbir araştırmaya gerek görmeden bunu haber yapmışlardır. Oysa, Ermeni kaynaklarının ve onların Türkiye’deki yandaşlarının açıklamaları doğru değildir. Gerçekler şu merkezdedir.

Sayın Arınç’ın muhatapları olan Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası başkanları, TBMM mektubunu sırasıyla 16 Mayıs ve 21 Mayıs 2005 tarihlerinde resmen yanıtlamışlardır. Her iki mektupta da TBMM mektubunda ileri sürülen görüş ve tezlere karşı çıkılmamış ve Mavi Kitap’ın içerdiği rapor ve iddiaların gerçekliğini savunma veya kitabın uydurma ve düzmece olduğunu ret anlamında bir tek söz dahi söylenmemiştir. Diğer bir deyişle, İngiltere Parlamentosu, Mavi Kitap’ın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından hazırlanmış bir propaganda malzemesi olduğunu ve tarihi gerçekleri yansıtmadığını sükût yoluyla ikrar etmiştir. Böylece, Mavi Kitap’ın tarihçiler için güvenilir bir kaynak olmadığı ve düzmece niteliği ortaya konmak suretiyle güvenilirliğine ağır bir darbe indirilmiştir.

Bunlara ilaveten, Türkiye’deki İngiliz Büyükelçisi Sir Peter Westmacott da bu konuda bir mektubu Sayın Arınç’a sunmuştur. Mektupta Büyükelçi aynen şunları yazıyor:

“Majesteleri Hükümeti’nin bir üyesi olarak Dışişleri Bakanı, Parlamento’nun malı olan bir belgenin geçerliliği üzerinde yorum yapamaz. Bununla birlikte, Dışişleri Bakanlığı, Mavi Kitabın yayımlanmasının, o dönem için savaş faaliyetleri bağlamında yapılması istenilen bir durum olduğunu kabul etmekle birlikte, raporların hiçbiri tekzip edilmemiştir, ve yazarlar Lord Bryce ve Arnold J. Tonynbee ile ilgili olarak ahlaki veya entellektüel sahtecilik yaptıklarını iddia edenler çok azdır.”

Görüleceği üzere, Büyükelçi, kapalı ifadelerle de olsa, Mavi Kitap’ın savaş propagandası olduğunu kabul ediyor, fakat kitap gerçekleri yansıtıyor diyemediğinden, kitabın içindeki raporların tekzip edilmediğinden söz ediyor. Oysa, tarihçi Justin McCarty’nin açıkladığı İngiliz arşiv belgesi Mavi Kitap’taki raporların düzmece ve sahte niteliğini ortaya koymuştur. Büyükelçi, ayrıca, Mavi Kitap’ın editörleri hakkında göğsünü gere gere “Bryce ve Toynbee ahlaka ve entellektüel dürüstlüğe sahip insanlardır” demekten çekiniyor ve ezile büzüle, bu kişilerin ahlaki ve entelektüel dürüstlükten yoksun olduklarını iddia edenlerin az olduğunu söylemekle yetiniyor. Bu suretle, Büyükelçi, Bryce ile Tonbee’nin bu konudaki ahlaki ve entelektüel dürüstlüklerinin tartışma konusu olduğunu resmen kabul etmiş oluyor.

Sonuç olarak, TBMM mektubunun içeriğine İngiltere Parlamentosu tarafından karşı çıkılamamış ve Mavi Kitap’ın içerdiği rapor ve iddiaların gerçekliğini savunacak nitelikte veya kitabın uydurma ve düzmece olduğunu ret anlamında bir tek söz dahi söylenememiştir.
İngiliz Büyükelçisi Westmacott ise Mavi Kitap’ın propaganda amacıyla yazıldığını ve bu kitabın editörleri olan Bryce ve Toynbee’nin bu konudaki ahlaki ve entellektüel dürüstlüklerinin tartışmalı olduğunu kabul etmiştir. Bu şekilde, Mavi Kitap’ın düzmece niteliği ve bir propaganda ve aldatmaca aracı olduğu ortaya konmuştur. Maksat hasıl olmuştur.

Lord Avebury Mektubu

Bu gelişme, İngiliz Parlamentosu’nda Ermeni lobisinin başını çeken Lord Avebury ve destekçilerini son derece rahatsız etmiştir. 12 Ekim 2005’te Lord Avebury başkanlığında düzenlenen ve Ermeni propagandasıyla görevli bir kuruluş olan Gomidas Enstitüsü direktörü Ara Sarafyan – kendisi bu salonda konferansı izliyor – ile birçok parlamenter ve akademisyenin katıldığı bir toplantıda, TBMM mektubundaki görüşleri tekzip eden bir cevabî mektubun hazırlanması amacıyla kapsamlı bir kampanyaya girişilmesi planlanmıştır

Bu plan gereğince, “Mavi Kitap’ın tarihi gerçekleri yansıttığı ve uyduruk bir propaganda malzemesi olmadığı” yolunda hazırlanan mektubun çok sayıda Lord ve Avam Kamarası üyesi tarafından imzalanması için yoğun çaba harcanmıştır. Ancak, sonuç tam bir hezimet olmuş ve mektup metni sadece 20 Lortlar Kamarası ve 13 Avam Kamarası üyesi tarafından imzalanmıştır. “Gomidas İnstitute UK” adlı Ermeni propaganda kuruluşundan alınan bir rapora istinaden TBMM mektubundaki görüşlerin yanlışlığını ileri süren ve TBMM mektubunun geri çekilmesini öneren bu metin 27 Şubat 2006’da Lord Avebury’nin ofisinden bir basın açıklaması olarak yayımlanmıştır. Ayrıca, mektuba dönüştürülerek Türkiye’de bazı kuruluşlara ve basın mektuplarına gönderilmiştir.

Mavi Kitap: Uyduruk bir propaganda malzemesi

Müzmin Türkiye karşıtı 33 İngiliz parlamenteri tarafından imzalanan bu açıklamanın hiçbir resmi niteliği olmadığı cihetle, TBMM’nin İngiliz parlamentosuna gönderdiği mektuba hiçbir şekilde yanıt oluşturmadığı, bu nedenle de Meclis’in bunu yanıtlamak hususunda hiçbir yükümlülüğü bulunmadığı açıktır.

Hemen belirteyim ki, Lord Avebury’nin ortak basın açıklamasını 750 kişiden oluşan Lordlar Kamarası’nın yalnızca 20, 646 kişilik Avam Kamarası’nın da sadece13 üyesinin imzalamış olması, İngiltere Parlamentosu’nun yüzde yüzüne yakın bölümünün Mavi Kitap’ın yanıltıcı bir propaganda malzemesi olduğuna inandığına işaret etmektedir.

Bu bağlamda belirtmek istediğim önemli bir nokta var. Lord Avebury’nin mektubunun yazılmasında yardımcı olan ve Mavi Kitap’ın 2000 yılındaki yeni baskısının editörlüğünü yapan Ara Sarafyan aramızdadır. Bu bakımdan, Mavi Kitap’a ilişkin değerlendirmem ve Lord Avebury’nin girişimleri hakkında yaptığım yorumlara dair görüşlerini merakla bekliyorum.

Tekrar edeyim. Bu sunuşu yapmaktan amacım, Mavi Kitap’ın yarı gerçeklerle ve uydurma hikayelerde dolu, düzmece bir propaganda malzemesi olduğunu, 1915 olayları açısından hiçbir tarihsel kaynak değeri bulunmadığını somut kanıtlarla ortaya koymaktı.

Mavi kitap’ın yeni baskısının editörü Sayın Sarafyan aramızda olduğuna göre hararetli bir tartışma ortamı ortaya çıkmıştır. Yaptığım değerlendirmeye bir itirazı varsa Sayın Sarafyan’ın yorumlarını dikkatle dinleyecek ve gerekli yanıtları vereceğim..

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: