Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk

28 04 2004

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin, halen, dünya yörüngesinde, telekomünikasyon amacıyla kullandığı 3 uydusu, 1 de araştırma uydusu bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda, yeni Türk uydularının yörüngeye yerleştirilmesi öngörülmektedir. Halen, Türkiye, uzay cisimlerinin verdiği zarardan dolayı uluslararası sorumluluk hakkındaki sözleşmeye taraf olmadığı için, uydularına, hava taşıtlarına ve gerçek veya tüzelkişilerine karşı uzay cisimlerinden kaynaklanan bir zarar gelmesi halinde, uluslararası hukukî korumadan yoksun bulunmaktadır. Anılan sözleşmeye katılmak suretiyle, Türkiye, bu tür bir zararın oluşması halinde, bu zararın, uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş yol ve yöntemlerle tazmin edilmesini sağlayacaktır. Değerli arkadaşlarım, konunun daha iyi anlaşılması için, günümüzde anahtar bir teknoloji niteliğini kazanan uzay ve uydu teknolojileri hakkında bilgi sunmamın yararlı olacağını; aynı zamanda, Türkiye’nin bu alandaki yerinin belirlenmesi ve nasıl bir vizyon benimsenmesi gerektiği hususlarına da ışık tutacağını düşünüyorum. Uydu ve uzay teknolojileri deyince, aklımıza, ilk önce, askerî harekâtlar sırasında uydudan çekilen fotoğraflar, uydu sayesinde hedefini bulan akıllı bombalar ve yine, uydu sayesinde, binlerce kilometre kat ettikten sonra hedefi şaşmadan vuran seyir füzeleri gelmektedir. Birinci Körfez savaşından bu yana, Ortadoğu’da cereyan eden askerî harekâtlar sırasında çekilen televizyon görüntüleri, uzay ve uydu teknolojilerinin askerî alandaki kullanımını gözlerimizin önüne sermiştir. Uzay ve uydu teknolojilerinin, askerî alanda, haberleşme, istihbarat (yani, uzaydan fotoğraf çekme ve dinleme yapma) konum bulma (yani, ciddiyet sistemleri) ihdaf ve ikaz (yani, füzelerin hedef noktasına fırlatılmasını takiben onları tespit etme) gibi pek çok amaçla kullanıldığını biliyoruz. Ancak, hemen belirteyim ki, sözünü ettiğim teknolojiler, bugün, artık, sivil hayatın birçok alanında da vazgeçilmez nitelikte bir önem kazanmıştır. Örneğin, günümüzde, iletişim sistemi gökyüzüne taşınmıştır. kablosuz iletişim Yeniçağın devrimidir; kablosuz iletişimde sürekli, hızlı, kaliteli erişim, işletmelerin ve kurumların verimliliği için olmazsa olmaz bir öneme sahiptir; bu da, uydu teknolojileriyle yapılıyor. Uydu teknolojileri, iş yaşamının içerisine de girmiş ve eğitim, sağlık, yayıncılık, taşımacılık, meteoroloji, şehircilik ve tapu – kadastro, yeraltı zenginliklerinin saptanması ve tarım alanlarında devrimsel yararlar sağlamıştır. Uzay ve uydu teknolojilerine yapılan yatırım, 2000 yılında tüm dünyada 80 milyar dolara ulaşmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri, uzaydaki rekabet güçlerini artırmak için, Avrupa Uzay Ajansı çatısı altında birleşmişlerdir. Türkiye’nin bu teknolojilerden hem askerî hem de sivil amaçla yararlanması ve bu teknolojileri geliştirmesi yaşamsal önemdedir. Değerli arkadaşlarım, teknolojinin müthiş bir hızla geliştiği günümüz dünyasında, uzay ve uydu teknolojilerine sahip olmayan ülkeler, pek de uzak olmayan bir gelecekte, konvansiyonel kuvvetleriyle kendilerini savunamaz hale geleceklerdir. Belirttiğimiz bu husus, jeopolitik konumu açısından, evleviyetle Türkiye açısından geçerlidir. Diğer taraftan, Türkiye’nin bu teknolojilere sivil alanda da çok büyük ihtiyacı vardır. Nitekim, Türkiye, bugüne kadar, telekomünikasyon uyduları alanına yüzlerce milyon dolar değerinde yatırım yapmıştır; ancak, uydu sistemleri anahtar teslimi alındığı için, uydu teknolojisi alanında ciddî bir transfer gerçekleşmemiş ve Türkiye’nin know-how olarak kazancı, uydu işletmeciliğinden ibaret kalmıştır. Türkiye bu tür sistemlerin bazılarını satın alabilir durumda olsa da, ülkemizin kendi uzay teknolojisine sahip olması hem ekonomik -ekonomik sözcüğünün altını çiziyorum- hem de stratejik açıdan bir zorunluluktur. Bu bakımdan, Türkiye, kendi üretimiyle ihtiyaçlarını karşılamanın da ötesinde, bu teknolojiyi ve ürünlerini ihraç eder hale gelmeyi ve uluslararası projelerde eşit ortak olarak yer alabilmeyi hedeflemelidir. TÜBİTAK bünyesinde çalışan bilim adamlarıyla yaptığımız görüşmelerde, muhataplarımız, Türkiye’nin yetişmiş insan birikimi ve teknolojik altyapısı göz önüne alındığında, bu belirttiğim hedeflerin, pekala ulaşılır amaçlar olduğunu belirtmişlerdir. Değerli arkadaşlarım, unutulmaması gereken bir husus da, uzay ve uydu endüstrisi başlı başına önemli bir sektör olmakla birlikte, gelişmesi halinde beraberinde başka önemli teknolojileri de sürükleyeceğidir. Bunların başlıcaları; elektronik optik, mekanik üretim, malzeme bilimi, test sistemleri gibi alanlardır. Gerek askerî gerekse sivil alanda uydu teknolojisine yapılacak yatırımlar, ekonomik gelişmeyi tahrik edici niteliktedir. Değerli arkadaşlarım, şimdi, size, Türkiye’nin uzay teknolojisiyle ilgili ilk büyük adımından söz etmek istiyorum. Bugün, Türkiye’nin kendi imal ettiği “BİLSAT” isimli bir yer gözlem uydusu mevcuttur. Evet, Türkiye’nin kendi imal ettiği “BİLSAT” isimli bir yer gözlem uydusu mevcuttur. 2003 yılı eylül ayında yörüngesine oturtulan bu uydu yeryüzünden 686 kilometre yükseklikte seyretmekte ve dünyanın her yerinden 12 metre çözümlü resimler çekmektedir. 12 metre çözümlü resim demek, özellikle sivil yerleşim alanlarının, kıyı konfigürasyonlarının ve gemilerin tespit, tanıma ve teşhisleri bakımından yararlı ve analiz edilir görüntü alındığı anlamına geliyor. TÜBİTAK, BİLSAT uydusunu “BİLTEN” adlı enstitüsü aracılığıyla İngiltere kökenli SSTL Firmasından teknoloji transfer ederek imal etmiştir. Yer istasyonu kurulmasıyla birlikte bu uydunun Türkiye’ye maliyeti 14 000 000 dolar olmuştur. Kurulun yer istasyonuyla BİLSAT uydusu kontrol edilmektedir. Uydudan indirilen görüntüleri işleyen ve kullanılabilir hale getiren yer yazılımı da geliştirilmiştir. Değerli arkadaşlarım, BİLSAT’ın lisansla Türkiye’de imal edilmiş olmasını sakın küçümsemeyin; çünkü, bu uydunun imali ve uzayda yörüngeye oturtulması, Türk teknoloji transfer ekibine, Türk uzay mühendislerine uydu tasarım ve üretim konusunda çok önemli yetenekler kazandırmıştır. Bu sayede, düşük risk alarak yeni uzay sistemleri üretmenin yolu Türkiye’ye açılmıştır. BİLTEN, şimdi, daha yüksek çözünürlüğü sağlayacak uydular üretmek amacıyla çalışmalar yapmaktadır. İlk aşamada, 6-8 metre çözünürlükte görüntü sağlayacak bir uydu üretecek; bunu 25,4 metre çözünürlükte daha tekamül etmiş uydu yapımı için sıçrama tahtası olarak kullanacaktır. Bu aşamalardan sonra daha büyük ve 1 000 kilonun üstünde –yani 1 tonluk- uyduların yapımına geçilebilecektir. Değerli arkadaşlarım, Türkiye konumundaki bir ülkenin, uzay ve uydu teknolojileri alanında teknoloji satın alma yerine, teknoloji üretme, yani özgün tasarım yapabilme kabiliyetine sahip olması gerekmektedir; çünkü, uzay sistemlerinin yurtdışından temininin, maalesef, ekonomik olarak sürdürülmesi çok zor bir husustur. Bu, aynı zamanda güvenilir de değildir. Zira, dışarıdan alınan sistemler, bir kriz anında teknoloji sahibi tarafından çalışmaz hale getirilebiliyor. Halbuki, kendi geliştirdiğimiz sistemlerde böyle bir mahzur yoktur. Bütün bu hususlara ilaveten, bu sanayi dalının gelişmesi, Türkiye’ye siyasî prestij sağlamanın yanında, bu alandaki beyin göçünü de geri çevirecektir. Türkiye, Türksat haberleşme uydularını anahtar teslimi olarak satın almıştır ve bu mubayaa nedeniyle uydu üretimi hususunda hiçbir yetenek kazanmamıştır. Ömrü bitmek üzere olan Türksat uydularının yerine yenilerini koymak gerekecektir. Bunlar, mecburen yurtdışından tedarik edilecek ve bu da Türkiye’ye son derece pahalıya mal olacaktır. İşin ekonomik yönü bir yana, bağımlılık faktörü de Türkiye açısından uyarıcı olmalıdır. Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, TÜBİTAK’ın bugüne kadar izlemiş olduğu politika isabetlidir ve övgüye layıktır. Şimdi, sizlere, bu konuda karşılaşılan bir sorundan bahsedeceğim. Türkiye’nin, uzay ve uydu teknolojisi alanında ilerleme kaydetmiş tüm ülkelerde olduğu gibi, projeleri yürütecek, koordine edecek bir uzay kurumuna, bir uzay ajansına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç, TÜBİTAK tarafından, 1995 yılında belirtilmiş ve o zaman hazırlanan yasa tasarısı da 1997’de konuyla ilgili devlet bakanına sunulmuştur; ancak, bu tasarı, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır. Anladığım kadarıyla, bu tasarı, halen Millî Savunma Bakanlığımız tarafından sahiplenilmiştir. Sayın Millî Savunma Bakanımızın bu konuya özel bir önem verdiğinden eminim. Bu nedenle, artık, bir gecikmeye mahal verilmeden, yasa tasarısının Meclise sunulmasını bekliyoruz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye, BİLTEN’in yörüngeye oturttuğu BİLSAT Uydusuyla, uydu teknolojileri konusunda büyük bir sıçrama yapmıştır. Ben, yedi yıldır bir uzay kurumunun kurulamadığı ve hükümetlerden direktif alınmasında türlü güçlüklerle karşılaşıldığı bir siyasî ortamda BİLSAT Projesinin gerçekleştirilmiş olmasını bir mucize gibi görüyorum. Bu başarılı projeye emeği geçen Türk bilim adamlarına, görüşmüş olduğum ve görüşemediğim Türk uzay ve uydu mühendislerine şükranlarımı sunuyorum. Onlar sayesinde Türkiye’ye uzayın kapıları açılmıştır ve ülkemiz, uydu üretim yeteneğini kazanmıştır. Bu işler daha 1990’ların başında TÜBİTAK bünyesinde konuşulur, planlar yapılırken, Türkiye’nin durumunda olan Hindistan, Güney Kore, Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler, bugün, uzay teknolojileri alanında ülkemizi fersah fersah geçmişlerdir; ancak, BİLSAT’la, Türkiye, bir ivme kazanmıştır; bu ivme kaybedilmemelidir. Türkiye, uzay teknolojisi alanında kararlı ve planlı hareket ederek ve yabancı ülkelerle de etkin bir işbirliğine girişerek, sivil ve savunma ihtiyaçlarını karşılayacak bir millî kabiliyete ulaşmayı hedef olarak almalıdır. Değerli arkadaşlarım, istikbal göklerdedir, istikbal uzaydadır. Bu görüşlerle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zararlara İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasını uygun gördüğümüzü belirtir, hepinize saygılarımı sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: