Irak Savaşındaki Gelişmeler ve Ülkemize Yönelik Terör Tehdidi Işığında Türkiye-Amerika Ve Türkiye-Avrupa Birliği İlikileri İle Bunların Ekonomik Etkileri

18 12 2003

Alkent 2000
Türkiye Gündemi Etkinlikleri – 18. 12. 2003

Irak Savaşındaki Gelişmeler ve Ülkemize Yönelik Terör Tehdidi Işığında Türkiye-Amerika Ve Türkiye-Avrupa Birliği İlikileri İle Bunların Ekonomik Etkileri

Bu akşam sizlere yapacağım konuşmanın kapsamı son derece geniş…Bunun nedeni son haftalarda dünya açısından olduğu kadar ülkemiz açısından da son derece önemli gelişmelerin peş peşe gündeme gelmesi…

En güncel olanından başlarsak, Irak’ta Saddam’ın yakalanması ve Irak savaşındaki son gelişmeler, Kuzey Kıbrıs’ta parlamento seçimleri, AB zirve toplantısında Türkiye hakkında alınan karar, AB’nin siyasi entegrasyon yolunda karşılaştığı ciddi sorunlar, İstanbul’da sinagoglara ve İngiliz Başkonsolosluğu ile bankasına teröristlerin saldırıları, Türk- Amerikan ilişkilerindeki düzelme işaretleri… bütün bu olaylar arka arkaya o kadar kısa bir süre içinde vuku buldu ki, bunları net olarak algılamak, zihnen hazmetmek ve hakkıyla değerlendirmek güçleşti.

Bütün bunlara ilaveten, savaşın ABD ekonomisi ve Dolar üzerindeki etkileri ile Dolar-Euro savaşındaki gelişmelerin, dünya ve Türk ekonomisini nasıl etkileyeceği meselesi var.

Saddam’dan başlayalım…

Saddam’ın yakalanmasına Türk kamu oyu olumlu bir olay olarak baktı. Hem iktidar hem de muhalefet liderleri, Saddam’ın yakalanmasının Irak savaşında yeni ve istikrar getirici bir dönem açması temennisinde bulundular.

Türk Basını da genellikle olumlu bir tepki gösterdi. Amerika’nın bu fırsatı değerlendirerek, Irak’ta istikrar ve huzuru sağlamak için gerekli adımları atmasının ve Irak halkının kendi kaderini tayin edeceği şartların süratle gerçekleştirilmesi gereğinin altını çizdi.

Böylece, Türk kamu oyu, hernekadar % 90 ile ABD’nin Irak’a askeri müdahalesini yanlış ve hatalı görüyor ve buna karşı çıkıyorsa da, Saddam’ın yakalanışı hususunda Arap/İslam dünyasından farklı bir tutum sergiledi.

Nitekim, Arap ve Türkiye dışındaki Müslüman nüfuslu ülkelerde ise, Türkiye’dekinden çok farklı bir hava esiyor. Bu devletlerin halkları, ülkesinin işgali nedeniyle ABD’ye karşı örgütlü bir direnişin başına geçerek Washington’a kafa tutan bir büyük lider olarak baktıkları Saddam’ın yakalanmasından büyük acı ve üzüntü duydular.

Bu ülkelerin medyaları, Saddam’ın yakalanmasının, işgale karşı mukavemeti
azaltmayacağı bilakis kuvvetlendireceği doğrultusunda yorumlar yapıyor…

Aynı şekilde Batı basınında da, Saddam’ın yakalanmasının Irak’ta ABD’ye karşı yürütülen gerilla savaşı üzerindeki etkilerinin marjinal olacağı, Amerika’ya karşı direnişin tırmanarak süreceği yolunda görüşler yer alıyor.

Bana sorarsanız, Amerikalılar Saddam’ın teşhiri işini bir PR kampanyasına çevirdiler. Bunu yaparken de Cenevre Sözleşmelerini ihlal ettiler.

Gülünç ve aciz bir Saddam’ı TV ekranlarından dünyaya yansıttılar. Ameliyat eldiveni giymiş bir uzman Saddam’ın saçlarını aralayıp bit aradı. Tabi amaç Saddam’ı aşağılamak, ve ayrıca, “işte biz Amerika’ya karşı koyanları bu hale getiririz, aklınızı başınıza alın, yoksa akibetiniz bu olur “ mesajını Arap/İslam dünyasına vermekti.

Ancak, bu manzarayı TV’de görünce ilk akla gelen soru şu oluyor: “Bu acınacak haldeki, berduş, kendi bitini kıramayan kişi nasıl olur da Amerikalılara karşı gerilla savaşını örgütler ? Saklandığı ve bitlendiği bu pis çıkurdan Saddam Amerika’ya karşı savaşı nasıl yönetir?”

Bence yönetemez… Yönetmedi de. Gerçekte, Saddam’ın gerilla savaşına katkısı marjinaldir. Gerilla savaşını yapanlar sadece onun isminden yararlandılar. Mayıs ayından bu yana, Saddam kaçmakla, gizlenmekle meşguldü.

Sünni halkın Amerika’ya karşı gösterdiği direniş, ülkesi işgal edilmiş bir halkın işgalci kuvvetlere dünyayı dar etme refleksidir. Saddam’ın yakalanması bu refleksi yok edemez…

Bu bakımdan, ben, Saddam’ın yakalanmasının Irak’taki gerilla savaşını temelden etkileyeceği ve Irak’ın huzur ve sükuna kavuşacağını zannetmiyorum

Bu söylediklerimin isabet derecesi hakkında bir değerlendirme yapılabilmesi için Irak’ta direnişin nasıl geliştiğine bir göz atmak yararlı olur.

 Bush’un savaşın bittiğini ilan ettiği Mayıs ayından bu yana 400’den fazla
ABD askeri öldü. Yani ortalama günde 5-6 asker

 1500’den fazla yaralı Ayrıca, ruhi sarsıntı nedeniyle : 4000 asker…

İşgal kuvvetlerine ve onların Irak’lı yardımcılarına zayiat değişik yöntemlerle veriliyor:

 Saddam fedayileri devriye gezen ABD askerlerini pusuya : Mayın + roket + el bombası + havan topu + Keskin nişancı

 İntihar saldırıları: : Şii lider el Hakim + BM Merkezi + Kızılhaç
CİA merkezi Bağdat Oteli + Ürdün &Türk BE

 ABD için çakışan Iraklılar Iraklı polisler & memurlar

 Altyapı

 Polonyalı, İtalyan ve İspanyol askerler

Amaç: ABD ordusunu yıpratmak, ABD müttefiklerine göz dağı vererek asker göndermelerini önlemek ve işgalin sonra ermesini sağlamak

Korgeneral Sanchez: Irak, Arap-İslam ülkelerinden mücahitleri bir mıknatıs gibi çekiyor. 4000 intihar saldırıcısı (!..)

ABD, global terörle mücadele çerçevesinde radikal İslam’a karşı savaş açmış.
Bugün Irak, bu savaşın siklet merkezi haline gelmiş

Irak’ta sorunun çözümü daha fazla asker göndermekte değil…

Çözüm: yeni bir siyasi meşruiyet düzeni kurarak Irak halkını kazanmakta. Bu da BM’e Irak’ta kilt bir rol vermekle sağlanır…

BUSH YÖNETİMİNİN POLİTİKASI TERÖRÜ KIŞKIRTIYOR. ARAP-İSLAM ÜLKELERİNDE TERÖRE YENİ UFUKLAR AÇIYOR.

ABD, USAME BİN LADİN’İN DİN SAVAŞI YARATMA AMACINA FARKINDA OLMADAN DESTEK OLUYOR

Savaş uzadıkça İslam dünyasındaki Amerikan aleyhtarlığı eylemci bir cepheye dönüşüyor

ABD’nin Irak saldırısı, Arap-Islam alemi tarafından kendilerine karşı bir savaş olarak algılanıyor.

300 milyonluk Arap ülkeleri de dahil 1.3 milyarlık İslam aleminin gözünde en büyük terörist Amerika

ABD’nin Irak’ı stratejik bir atlama taşı olarak kullanmak ve bu ülkedeki petrol kaynaklarının işletme ve kontrolünü Amerikan şirketlerine dağıtmak için bombardımanla sivilleri öldürerek Irak’ı işgal etmesini terörün en kötü türü olarak değerlendiriyorlar.

Müslüman kitlenin büyük çoğunluğu bu durumdan alçalmışlık ve aşağılanmışlık duygusu… Bu durum terörü besliyor. Gençleri teröre itiyor.

ESASINDA, ABD’NİN TERÖRLE MÜCADELESİ, TERÖRÜN SOSYAL VE SİYASAL KÖKLERİNE İNMEYEN, ASKERİ YÖNTEME ODAKLANMIŞ, YANLIŞ HEDEFLERE YÖNELEN AKILSIZCA BİR SAVAŞ.

BU NEDENLE BU SAVAŞ TERÖRÜ BESLİYOR, ÇEMBERİNİ GENİŞLETİYOR VE ARAP-İSLAM ÜLKELERİNDEKİ GENÇLERE YENİ TERÖR UFUKLARI AÇIYOR.

O:DOĞU’DA YÜKSELEN TERÖRÜN TEMELİNDE FİLİSTİN SORUNU VAR.

 Arap halkları ülkelerindeki rejimleri, ABD’nin işbirlikçileri uşakları, ABD çıkarlarının bekçileri olarak görüyor.

 Filistin’te dökülen Arap-Müslüman kanına duyarsız ve çaresiz liderlerini kınıyor, onlardan nefret ediyor.

 Bu nefret Arap liderlerinin hamisi rolündeki ABD’ye katlanarak yöneliyor.

 Bush’un, Filistin sorununun çözümünü Şaron’un silahlarına emanet etmesi O.D.’yu şiddet tarlası haline getiriyor. Şiddet siddeti yaratıyor.

 ABD, halihazır politiasıyla, Usame Bin Ladin’in Batı dünyası ile İslam alemi arasında bir kültür ve din savaşı yaratma amacını pek de farkında olmadan destekliyor.

 Hüsnü Mübarek >>> 100 tane Bin Ladin

 Arap sokaklarında 3 Kahraman: Bin Ladin, Saddam ve Arafat

ABD’NİN IRAK’TA YÖNETİM YETKİSİNİ IRAK HALKINA DEVRETME HUSUSUNDA ALDIĞI KARAR, IRAK’A İSTİKRAR GETİRECEK Mİ?

Devir takvimi: 2004 şubat – Geçici Meclis’in oluş için yapılacak seçim
İçin yasa çıkarılacak
2004 Mayıs – Irak’ın 18 bölgesini temsil edecek
Geçici Meclis için seçim yapılacak
…Haziran – Geçici bir Hükümet kurulacak

2005 Ortası – A.Yasayı hazırlayacak Kurucu Meclis seçil
Meclis tüm sosyal tabakaları temsil ede
2005 Sonu – Anayasa ışığında Genel Seçime gidilecek

ABD askerlerinin ne zaman çekileceği belli değil – Kurulacak göstermelik demokrat hükümetle ABD askeri anlaşma yaparak ABD üsleri Irak’ta kalacak

ABD IRAK’TA İSTİKRARLI, IRAK HALKININ İRADESİNE DAYANAN VE KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLEN DEMOKRATİK BİR REJİM KURABİLİR Mİ?

Kuramaz. Nedenine gelince:

 ABD’nin askeri müdahalesi, Irak’ın mevcut siyasi kimliğini tahrip etmiştir.

 Müdahale, Dinsel, etnik ve hizipsel kimlikleri ön plana çıkarmış, bunlar arasındaki farklılık ve düşmanlıkları derinleştirmiştir. Böylece parçalanmaya kapıyı aralamıştır.

 Şimdi herkes ABD’den Sünni-Şii-Kürt unsurlarının uyumlu şekilde hareket etmesini sağlayarak, Irak’ın bütünlüğü bazında bir demokratik devlet kurmasını beklemektedir.

 Ama, ABD bunu istese de yapamayacaktır. Çünkü adil ve gerçek bir demokratik sistemde nüfusun %67’sini oluşturan Şii unsurun Irak’ta hakim güç haline gelmesi kaçınılmazdır. Bu da, ABD’nin Körfez politikasına ve çıkarlarına ters düşer.

 Şii unsurunun yarattığı problem…

ABD, HALA IRAK’TA SÖZ HAKKINI KİMSEYLE PAYLAŞMAK İSTEMİYOR…
TÜM PETROL ARAMA VE İŞLETME İMTİYAZLARI ABD FİRMALARINDA

 A BD’ninIrak’ı vurmasının temel nedeni petrol

ABD’DE DURUM

Birkaç gün önceye kadar Bush Yönetimi, hem içerde, hem dışarıda zayıflayan ve güven kaybeden bir yönetimdi… Kamu oyu yoklamaları

 Afganistan’da durum…

 Filistin’de yol haritası çöktü

 İşgalin faturası: Ayda 4 milyar $ 574 Milyar $ bütçe açığı

 87 milyar $’lık ek bütçenin çıkardığı sorunlar

 Madrit bağış konferansı garabet örneği

Saddam’ın yakalanması, Bush’un popülaritesini bir süre artıracaktır. Ama, Irak’tan ABD askerlerinin cenazeleri gelmeye devam ettikçe Bush’un Başkanlık seçimlerindeki başarısı tehlikeye düşecektir.

 Bush, KİS dedi, bulunamadı. Herkesten asker istedi. Kimse yollamıyor.

 Bush ve yardımcısı Cheney’ın eski şirketlerinin ABD maliyesini kazıkladıkları ortaya çıktı. Tek bir şirketin fatura şişirmesi bile $ 120 milyon. Bush, “eğer böyle bir durum varsa paranın iadesini isteyebiliriz” dedi.

BU ORTAMDA AKP HÜKÜMETİNİN POLİTİKASI

 Zikzaklı ve çelişkili bir politika

 Hatalar silsilesi, AY’mızın amir hüküm dikkate almadan

 Ayrıca Hükümet atları arabanın önüne koşan bir zihniyetle hareket …

 Böylece ABD tarafında, Türkiye üzerinden Irak’a cephe açılacağı beklentisi

 1 Mart’ta TBMM hükümet tezkeresini reddedince düş kırıklığı

 Ortaya çıkan durum, tamamen siyasi öngörüsüzlüğün, düşünmeden ve konuya hakim olmadan yapılan vaatlerin, beceriksizliğin ürünüdür.

 1 mart tezkeresinin reddi Hükümeti sarstı. Bir pişmanlık duygusu

 İlişkileri tamir etmek için en iyi yöntem asker göndermek

 Hükümet aylarca T’nin Irak’a asker göndermesinin ne kadar önem taşıdığını

 “Komşuda yangın varken Türkiye eli kolu bağlı kalamaz”

 “Türkiye OD denkleminde muhakkak yerini almalıdır…”

 Ama, Hükümet Irak’taki olayların seyrini dikkatle izlemiyordu. Hükümet, Türkiye’nin Irak’ta gittikçe yoğunlaşan ve işgal kuvvetleri için bir batağa dönüşen bir savaş içinde yer alması için elinden ne geliyorsa yaptı..

 7 Ekim’de Hükümet Türk askerinin Irak’a gönderilmesi için kendine yetki veren tezkereyi Meclisten geçirdi.

 Tezkere’de, Hükümet, asker gönderme gerekçesi olarak şunları belirtiyordu…

 Oysa, bu söylenenlerin hiçbirinde en ufak bir gerçek payı yoktu

 Şartlar ağırlaşmıştı… Türk askeri büyük risklerle karşı karşıya

 Türk Büyükelçiliğine yapılan bombalı saldırı

 Gizli görüşmeler sırasında Baykal’ın ikazı

 Beklenenin tersi oldu ve Aşiretler ABD’yi ikna etti

 Bu tam bir fiyaskodur….

Bugün ortaya çıkan durum Türkiye’yi bölgede ağrılığı olan bir aktör olmaktan çıkardı..

İSTANBUL’DAKİ TERÖR SALDIRILARI

Arkasında dinci fanatik terör orgütü El-Kaide’nin bulunduğu bu alçakça eylemler, İslam ülkelerini hedef alan saldırılar zincirinin Türkiye halkası ve Türkiye’ye yansıması olarak görünüyor.

Bununla Türkiye’ye bir mesaj verilmek istendiği de muhakkak…

İlk bakışta bu eylem ile Türkiye’ye verilmek istenen mesajın, “Amerika ve İsrail ile işbirliği yapmaktan vazgeçersen terör eylemlerinden kurtulursun” anlamında olduğu anlaşılıyor.

Yani, fanatik-köktenci örgüt Türkiye’yi yıldırarak ükemize şöyle bir hareket tarzını dayatmak istiyor: Irak ve Afganistan’da Amerika’ya yardımcı olacak aktif roller üstlenme, İsrail ile işbirliğinde bulunmak suretiyle Filistin’deki adaletsizliği ve Müslümanlara yapılan zulmü destekleme.

Ancak, eylemcilerin vermek istedikleri mesaj böyle bir dayatmayı içermekle beraber, bunu aşıyor.

Zira, İstanbul’daki vahşetin sorumlusu olan dinci-fanatik örgütler, ABD’ye karşı verdikleri mücadeleyi, Batı-Hıristiyanlık ve Siyonizm üçlüsü ile İslam arasındaki hesaplaşma bazına oturtuyorlar.

Dünyaya bu perspektiften bakan bu örgütlerin, İslami değerlerle evrensel demokratik değerleri bağdaştıran bir yönetim sisteminin dünyadaki yegane ve tartışılmaz temsilcisi olan ve radikal İslamın panzehiri olarak görülen Türk modelinin tahrip edilmesine bir numaralı önceliği vermeleri doğaldır…

Yani, İstanbul’u sarsan saldırıda, uluslar arası terör ağının esas hedefi, Türkiye’nin laik-demokratik-cumhuriyet sistemini çökertmek ve bu amaçla ülkemizin istikrarını tahrip etmektir.

Bu söylediklerimin daha iyi anlaşılması için…

 11 Eylül saldırısının faillerinin Arap İslam coğrafyası

 İslam dininin şiddeti beslediği kavramı

 Dünyadaki çatışma ve savaşların %80’i

 İslam dini dünya barış ve istikrarına en büyük tehdit

 HAMAS – HİZBULLAH- EL KAİDE, İSLAMİ CİHAT, TALİBAN …yaptıklarına cihat diyorlar, kurandan ayetlerle destekliyorlar

 Her terör İslama fatura … Müslümanlar, terörist, barbar, insanlık… , katiller

 BERNARD LEWİS: Türkiye’nin Laik-Demokratik-Cumhuriyet modeli

 İslam ülkelerini radikallikten uzaklaştıracak bir model

TÜRK-ABD İLİŞKİLERİ.

Türkiye’nin Avrupa savunmasında artık bir rolü yok…

Ancak, T’nin, OD’ya, OA’ya ve Kafkaslara askeri güç projeksiyonu için üs sağlayan merkezi konumu ve coğrafyası, nitelik ve ve nicelik bakımından önemli ordusu, ABD için Türkiye’yi önemli bir stratejik ortak adayı yapıyor.

ABD, Avrasya’daki hedefleri Türkiye’nin katkısıyla elde etmenin kendisi için ekonomik olacağını hesaplıyor. Avrasya egemenlik macerasına Türkiye’yi sürüklemek istiyor.

Türkiye, ABD ile iyi ilişkiler içinde olmayı, fakat çıkarları Amerikanınki ile uyuşmayınca körü körüne ABD’nin dümen suyundan gitmek istemiyor.

Soğuk savaş döneminde Türk-ABD dış politikası ve ulusal çıkarları örtüşüyordu.

Oysa, soğuk savaş sonrası dönemde böyle geniş çaplı bir uyum yok.

Hata bazen ABD’nin meşruiyete sığmayan operasyonları nedeniyle iki tarafın çıkarları birbiriyle çatışıyor.

Özellikle ABD’nin yeni güvenlik stratejisi Türkiye için büyük riskler taşıyor.

Marc Grossman’ın son Türkiye’yi ziyaretinde basına yaptığı açıklama:

“Türkiye şimdi terörle mücadelede bir cephedir… ABD terörle mücadelede Türkiye’yi merkez ülke olarak görüyor. İlişkilerimizi bu bu zeminde yeniden tanımlayalım. Yeniden yapılandıralım.”

Bu ifadeler Türkiye’de bazılarını sevindirdi. Yani Türkiye bölgede büyük oyuncu olacak. ABD ile yeniden stratejik ortaklık bağları kurulacak… Ancak, böyle bir işbirliğinin mahzurları…

Öteyandan, Türk ordusu, ABD baskıları nedeniyle Türkiye’nin kendi güvenlik sorunları için PKK’ya karşı kullanılamıyor. (PKK, 8.5 milyar $)

Bu durum Türkiye’nin ekonomik sorunlarından kaynaklanıyor.

İMF’yi ve Küresel finansı kendi politikası için bir araç olarak kullanan ABD istediği politkaları Türkiye’ye dayatma imkanına sahip bulunuyor.

Sonuçta, ABD ile ilişkiler tek yanlı stratejik ortaklığı kaçınılmaz yapıyor.

Ve bu durum Türkiye’nin siyasal iradesini baskı altında tutuyor ve Türkiye’nin bağımsız kararlar almasını engelliyor.

İMF ABD yönlendirmesiyle Türkiye’nin nefes borusunu tıkanmayacak kadar açık tutuyor.

ABD, İncirlik’ten yararlanmakta devam ediyor…

Ama, Ankara, ABD’ye “bu ne biçim ittifak ilişkisi, PKK/KADEK teröristlerinin hala Irak topraklarında barınmalarına izin veriyorsun. Hani hertürlü terörizme karşıydın. PKK teröristlerine göz yummaya devam edersen, bende İncirliği kapatırım.” diyemiyor.

Ancak, 7 Ekim tezkeresinden sonra Türk-ABD ilişkileri bariz bir iyileşme görüldü…

Türkiye ihalelerden yararlanacak devletler listesine ithal edildi.

Amerika şimdi Türkiye’den ne bekliyor? Teröre karşı mücadelecede merkez ülke olması…

IRAK SAVAŞININ EKONOMİK ETKİLERİ, AMERİKA İÇİN GERİLEMENİN BAŞLANGICI MI?

ABD ekonomisi global ekonominin lokomotifi konumundadır.

Eskiden Amerikan ekonomisi hapşırırsa, Avrupa ekonomisi zatüriye olur…

Bugün kaygı verici bir durum var. Doların aşırı değer kaybı dünyada endişe yaratıyor. Uzakdoğu ülkeleri ve Japonya para birimlerinin dolar karşısında değer kazanmasını önlemek için ABD tahvillerini satın alıyor. Türkiye MB da aynı yolu izliyor…

ABD ekonomisinin 2001’de duraklamaya girmesi üzerine, hisse senedi ve gayri menkul piyasalarında değer kayıpları 8 trilyon dolara ulaşmıştı.

Bush yönetimin, ekonomiyi canlandırmak için yaptığı faiz indirimleri ve 1.3 trilyon dolarlık vergi indirimleri beklenen faydayı sağlamadı.

Öteyandan, maliyeti çok ağır olan Irak savaşı ile ekonominin tıkanmışlığı daha da belirginleşti.

 Irak’ta istikrarın sağlanmasının çok uzun bir zaman alacağının anlaşılmasının yaratığı psikolojik ortam,

 Buna paralel olarak yüksek savunma harcamalarının bütçe açıklarını daha da arttırması,

 ABD’nin dış borçlanma ihtiyacının rekor düzeye ulaşmasının tehlikeli boyutlara varması,

Dolara olan güveni ciddi şekilde yıpratmıştır.

Her ne kadar, düşük doların dış açıkların giderilmesine olumlu katkısı olsa da, dış ticaret açıkları yine de rekor düzeyde artmaktadır.

Açıkların finansmanı için ABD’nin her yıl diğer ülkelere 500 milyar dolar borçlanması gerekmektedir. Bunun devamı için ABD’ye ve dolara güven önemlidir. Bu güvenin kaybolması başta mali piyasalar ile tüm ekonomiye ciddi darbe vuracak bir potansiyele sahiptir.

ABD’nin yurt dışından borçlanma ihtiyacının rekor düzeylere ulaşması ve kreditörlerin tutumlarındaki bir değişim, ortaya çıkaracağı büyük miktarlardaki kur hareketleri nedeniyle önce ABD ekonomisinde bir istikrarsızlığa yol açar, sonra da küresel bir çöküntüye sebep olur.

Problem, ABD dolarının küresel rezerv sisteminin merkezi olması nedeniyle katlanarak büyüyor.

İlginç ve düşündürücü olan bir noktanın altını çizmek lazım: Bu da, ABD’nin suçluyu dışarıda arayarak, Japonya’yı ve Çin’i kurlarını düşük tutmaları nedeniyle itham etmesi, kendi ekonomik uygulamalarını ise dikkate almamasıdır.

ABD yönetiminin etkisi altında olan IMF’nin de raporlarında Amerikan ekonomisindeki bozulmayı iç nedenlere bağlamaktan kaçınması düşündürücüdür.

Bunlar, Bush yönetimindeki kaygı verici ruh haletinin diğer belirtileridir.

Savaş nedeniyle daha da artma temayülü gösteren ABD bütçesindeki açıklar dolar ve faiz oranları üzerinde risk unsuru oluşturuyor:

ABD’nin 550 milyar doları bulan bütçe açıkları da ciddi endişeler uyandırıcı bir boyut kazanmıştır.

Açıkların devam etmesi, dolar ve faiz oranları üzerinde çok büyük bir risk unsuru olarak durmaktadır.

Yakın gelecekte bu açıkların giderilemeyeceği öngörüldüğünden faizlerin yükselmesi yolunda baskılar artacaktır.

Eyaletlerin ürkütücü boyutlara varan borç stokları bir tarafa, ABD hazinesinin 7 trilyon dolara ulaşan borç stokları, her %1 faiz artışı ile 70 milyar dolarlık artış gösterecek, bu durum açıkları daha da derinleştirecektir…

ABD Ticaret Bakanlığı ekonominin 3. çeyrekte % 7.2 oranında büyüdüğünü açıklamasına rağmen ekonomideki kırılganlıklar devam etmektedir. Bu nedenle büyümenin saman alevi gibi parlayıp söneceği tahmin edilmektedir.

Şu anda ABD ekonomisi dış borç sayesinde ayakta durmaktadır. Mevcut borçlanma trendi orta/uzun vadede sürdürülebilir görünmüyor.

Kreditörlerin tutumu nedeniyle ABD’nin borçlanmasının yavaşlaması, doların aşırı değer kaybetmesini gündeme getirecektir.

Bu durum ile yol açacağı faiz oranlarında hızlı yükselmeler küresel bir ekonomik buhrana yol açacak potansiyele sahiptir.

ABD’nin Irak’ta bunmasının maliyeti katlanarak artıyor:

Bu ortamda ABD’nin Irak’ta bulunmasının maliyeti katlanarak artmaktadır.

Irakta’ki gelişmeler küresel istikrarı tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır.

ABD’nin Irak’ta askeri varlığının maliyeti ayda 4 milyar dolar civarındadır. Bush yönetimi savaş için talep ettiği 86 milyarlık ek bütçeyi Kongre’den büyük zorluklarla geçirebilmiştir.

Harcanan bu 4 milyarın 1.5 milyarı özel şirketlere aktarılıyor. Bunlar iş yapmak için son derece fahiş bedeller istiyorlar.. Örneğin sadece polis eğitim merkezi için 800 milyon dolar masraf yapılacaktır. Bir eğiticiye aylık 20 bin dolar maaş verilmekte… Savaş şartlarından aşırı faydalananlar Irak’ı doldurmuşlardır… Bölgedeki her 10 Amerikalıdan biri müteşebbistir… ABD ağır maliyetli Irak operasyonunu sürdürebilmek için öncelikle büyük maliyetlerle yatırım yapmış olan ABD’li şirketleri rekabet şartları içinde çalışmaya ikna etmek zorundadır. Bunu yapmak son derece zordur.

ABD’nin, Irak’ta mevcudiyetini sürdürmesi ciddi zorluklarla karşı karşıyadır.

Birincisi, ABD’nin Irak’ta konumunu konsolide edebilmesi, buraya ilave askeri kuvvet kaydırmasına bağlıdır. Oysa, bu ciddi bir maliyeti gerektirmektedir.

ABD’nin şu andaki rekor bütçe açıkları ile yeni birlikleri finanse edecek ilave kaynak yaratması çok zordur…

Bush’un seçimini tehlikeye düşüren ikilem:

Konuyu daha da zorlaştıran husus, bu bütçe açıklarının bir ölçüde Bush’un uygulamaya koyduğu ve çoğunluğu zenginlere yansıyan 1.6 trilyon dolarlık vergi indirimlerinden ileri gelmesidir.

Dolayısıyla Bush şu sırada, zengin sınıfın çıkarlarını koruma ile ABD’nin Irak’ta başarısını sağlayacak önlemleri alma alternatifleri arasında seçim yapma zorundadır..

Bush’un, seçimleri kazanmasını sağlayacak iki faktör vardır. Bunlardan biri, vergi indirimi, diğeri de Irak’ta başarı. Ancak, bunlardan biri feda edilmek zorundadır. Bu da Bush’un yeniden seçilmesini tehlikeye sokacaktır.

Türkiye açısından durum:

TL’ye nazaran Dolardakiş düşüş, TL’nin değer artışının yanı sıra, Doların uluslar arası piyasada değer kaybından ileri geliyor.

Dolar- Euro parfitesi 1.3’lü seviyeleri görebilir.

İhracatın % 50’si Euro bölgesine yapıldığından, hali hazır durum Türkiye’yi rahatsız etmiyor.

Öteyandan finansal rakamlar da dolar olarak açıklandığı için olumlu bir görünüme neden oluyor.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: