Hükümet tarafından izlenen Irak politikası hakkında genel görüşme açılması

18 11 2003

22. Dönem 2. Yasama Yılı 19. Birleşim 18 Kasım 2003 Salı

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümet tarafından izlenen Irak politikası hakkında genel görüşme açılmasını teklif eden Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım. Değerli arkadaşlarım, esas konumuza girmeden önce, dinci fanatik örgüt tarafından İstanbul’da iki sinagoga yapılan saldırıyı lanetlemek ve bu konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bu alçakça saldırıya, global terör hareketinin Türkiye halkası ve Türkiye’ye bir yansıması olarak bakmak gerekiyor; bununla, Türkiye’ye bir mesaj verilmek istendiği de muhakkak. İlk bakışta, eylemle, Ankara’ya, Amerika ve İsrail’le işbirliği yapmadığı takdirde, terörden kurtulacağı mantığının dayatılmak istendiği sonucuna varılabilir; ancak, eylemcilerin vermek istedikleri mesaj, bu dayatmayı muhakkak içermekle birlikte, bunu aşıyor. Zira, İstanbul’daki vahşetin sorumlusu olan dinci fanatik örgütler, Amerika’ya karşı verdikleri mücadeleyi, Batı, Hıristiyanlık ve Siyonizm üçlüsü ile İslam arasındaki hesaplaşma bazına oturtuyorlar. Dünyaya bu perspektiften bakan örgütlerin, İslamî değerlerle evrensel demokratik değerleri bağdaştıran bir yönetim sisteminin dünyadaki yegâne ve tartışılmaz temsilcisi olan ve radikal İslamın panzehiri olarak görünen ve görülen Türk modelinin tahrip edilmesine bir numaralı önceliği vermeleri doğaldır; yani, İstanbul’u sarsan saldırıda, değerli arkadaşlarım, uluslararası terör ağının esas hedefi, Türkiye’nin laik demokratik cumhuriyeti ve ülkemizin istikrarı ve huzurudur. Bu özel ve teröre karşı mücadeledeki cephesel konumu, Türkiye’ye, Amerikalı ve Avrupalı müttefiklerine yönelik olarak taleplerini yenilemek için bir fırsat oluşturuyor. Amerika, PKK/KADEK’i tasfiye konusunda Türkiye’ye verdiği sözleri, hiç gecikmeden, derhal yerine getirmelidir. Aksi takdirde, global terörle mücadeleyi, terör tehdidinin ortak olduğu ve bir bütün oluşturduğu tezi üzerine bina eden Amerika’nın bu yaklaşımı tartışmalı hale gelecektir; en kötüsü, PKK’yı bir koz olarak elde tutmak istediği yolunda, bizim inanmak istemediğimiz, fakat, artan bir yoğunlukla yapılan spekülasyonlar güç kazanacaktır. Bu da, Amerika’nın global terörle mücadele davasının moral temellerini zayıflatacaktır. Avrupa’ya gelince: Avrupa’nın da, terörle mücadele konusunda, sadece kendi güvenliğini düşünmesinin ve “beni sokmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla kenarda durmasının hem riskli olduğunu hem de ahlakî olmadığını artık anlaması lazımdır. Bu bakımdan, Avrupa Birliği, teröre karşı daha aktif bir mücadeleyi, PKK/KADEK’i tüm Avrupa’da bir terör örgütü olarak ilan etmek suretiyle başlatmalıdır. Değerli arkadaşlarım, şimdi, esas konumuza geliyorum. Hükümetin Irak’la ilgili olarak izlediği politikaya, bu konuda Meclise sunduğu tezkerelere ve bunların uygulamalarına bir göz attığımız zaman, bu alanda büyük zikzaklar çizildiğini ve çarpıcı tutarsızlıklara yol açıldığını görüyoruz. Bu durumun ülkemizin çıkarlarına zarar verdiği ve itibarını zedelediği bir gerçektir. Türk dışpolitikasının saygınlığı, inandırıcılığı ve caydırıcılığı, bu tutarsızlık ve yanlışlıklardan ciddî bir hasar görmüştür. Hatalar silsilesi, hükümetin, Anayasamızın amir hükümlerini dikkate almadan ve meşruiyet koşulları gerçekleşmeden, ülkemize yabancı askerlerin daveti için yetki istemesiyle başlamıştır. Ayrıca, hükümet, ülkemizdeki bazı üslerin, limanların ve tesislerin modernleştirilmesinde Amerikan askerlerine görev verilmesi için Meclisten yetki istemiştir ve almıştır. Böylece, Amerika tarafından, Türkiye üzerinden Irak’a karşı bir cephe açılacağı hususunda kuvvetli bir beklenti yaratılmıştır. Amerika da, tabiatıyla, savaş planlarını buna göre yapmış, tüm asker nakli ve lojistik ikmal hazırlıklarını bu duruma göre düzenlemiştir. 1 Martta, Meclis, Irak’a karşı bir kuzey cephesi açılması amacıyla 65 000 Amerikan askerinin Türkiye’de konuşlandırılmasını öngören hükümet tezkeresini reddedince, bu gelişme, Washington’a bu hususta önceden verilen vaatler nedeniyle, Amerika üzerinde bir şok etkisi yapmış, büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Türk-Amerikan ilişkilerinin bu tutumdan gördüğü zarara hepimiz tanık olduk değerli arkadaşlarım. Ortaya çıkan bu durum, tamamen siyasal öngörüsüzlüğün, düşünmeden ve konuya hâkim olmadan yapılan vaatlerin, koordinasyon olmamasının ve gayriresmî kanalları resmî kanallar gibi çalıştırmanın ürünüdür; fakat, ne yazık ki, bu dirayetsizliğin faturası Türkiye’ye çıkmıştır. Değerli arkadaşlarım, 1 Mart tezkeresinin Meclis tarafından reddi hükümet üzerinde sarsıcı etkiler yaptı. Bu karar dolayısıyla bir pişmanlık duygusu içine girildiğini, yapılan açıklamalar ortaya koyuyordu. Bu ortamda Amerika’yla ilişkilerin tamiri için Irak’a asker gönderilmesinin en iyi yöntem olduğu üzerinde karar kılındı. İlginç olan, hükümetin daha önceki deneyiminden hiçbir ders almamasıydı. Hükümet, Irak’taki olayların seyrini, tırmanan gerilla savaşını, tam bir çıkmaza giren Amerikan stratejisini, Irak’ın militan İslamla Amerika arasındaki savaşın merkezi haline geldiğini, Amerikan askerlerine yönelen şiddetin Amerika’nın maşası ve yardakçısı olarak algılanacak Türk askerlerine de misliyle yöneleceğini hiç dikkate almadan, Irak’a asker göndermek için aylarca çaba gösterdi, bu hususta son derece heveskâr bir yaklaşım sergiledi. Hükümet, aylarca, Türkiye’nin Irak’a asker göndermesinin önemini, bunun Türkiye için ne kadar önem taşıdığını anlatmaya çalıştı. “Komşusunda yangın varken Türkiye, eli kolu bağlı duramaz” şeklinde açıklamalar yapıldı. Türkiye’nin, Ortadoğu denkleminde yerini almasının muhakkak gerektiğinin altı çizildi, yani, sizin anlayacağınız, değerli arkadaşlarım, hükümet, Irak’ta gittikçe yoğunlaşan ve işgal kuvvetleri için bir batağa dönüşen bir savaş içerisinde Türkiye’nin yer alması için, elinden ne gelirse yaptı. 7 Ekim 2003’te hükümet, Türk askerinin Irak’a gönderilmesi hususunda yetki almak için Meclise sunduğu tezkereyi 358 oyla geçirdi. Hükümet, tezkereye gerekçe olarak şunları belirtiyordu: “1 Mart ile 7 Ekim şartları tamamen farklıdır. 1 Martta Türk askeri Irak’a savaş için gidecekti, o zaman işgalin bir parçası olacaktı; fakat, şimdi, askerimiz barış için, insanî yardım ve yeniden inşa misyonuyla gidiyor Irak’a” deniliyordu. Ayrıca, Türk askerinin konuşlanacağı yerler hakkında risk analizleri yapılmıştı. Birliklerimiz, bu analizlerin ışığında en müsait yerlere yerleştirilecekti. Değerli arkadaşlarım, bu söylenilenlerin hiçbirinde en ufak bir gerçek payı yoktu. Ekimde Irak’taki şartlar, 1 Marta nazaran çok daha ağırlaşmıştı. Türk askeri büyük risklerle karşı karşıyaydı. Askerimizin bir mıknatıs gibi gerilla kuvvetlerini üstüne çekeceği ve ciddî kayıplara maruz kalacağı belliydi. Nitekim, Bağdat’taki Türk Büyükelçiliğine yapılan bombalı saldırı, Türk askerini Irak’ta nelerin beklediğinin bir habercisiydi. Ancak, Sayın Başbakanın, bu saldırının Türkiye’nin asker göndermesiyle ilgili olmadığını söylemesi, hükümetin, durumu gerçekçi bir şekilde değerlendiremediğinin somut kanıtını oluşturdu. Ayrıca, Irak’taki tüm aktörler, Türkiye’nin Irak’a asker göndermesine karşıydı. Hatırlayacaksınız, kararın alınacağı sırada, Irak’taki Geçici Konseyin, Türk askerinin Irak’a gelmesi meselesini müzakere ettiği ve oybirliğiyle Türk askerinin Irak’a gelmesini reddettiği bilgisi Cumhuriyet Halk Partisine ulaştı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun efendim. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bunun üzerine, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, müdahale ederek, gerekli ikazlarda bulundu “bu konuda, acele etmeyelim, biraz daha düşünelim” dedi; ama, bu sağduyulu sese kulak verilmedi. Hükümetin mantığı “Amerika bunu bizden istiyor, nasıl olsa aşiret reislerini ve diğerlerini ikna eder, Türk askeri de Irak’a gider” şeklindeydi; ama, beklenenin tersi oldu ve aşiret reisleri, Amerika’yı, Türk askerinin gelmemesi hususunda ikna etti. Değerli arkadaşlarım, bu, tam bir fiyaskodur. Biraz öngörü, biraz teenni, biraz sağduyu, Türkiye’nin bu duruma düşürülmesini engellerdi. Türk dışpolitikasını, son yıllarda, bu kadar derin bir gaflete, öngörüsüzlüğe ve acemiliğe kurban eden bir başka örneği gerçekten hatırlayamıyorum. Ortaya çıkan durum, Türkiye’yi, bölgede ağırlığı olan bir aktör olmaktan çıkardı, Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını ve etkileyici gücünü ciddî bir zafiyete duçar etti. Değerli arkadaşlarım, bu durumda, hükümetin, Meclisten aldığı yetkiyi iade etmesi veya Meclisin verdiği yetkiyi geri alması en isabetli hareket tarzıdır. Değerli arkadaşlarım, dışpolitika, ulusal gücün beynidir. Bu beyin; yani, dışpolitika, bir ülkenin ulusal gücünü oluşturan tüm unsurları birleştirir, yoğurur ve onları ulusal hedeflere yönlendirir. Eğer, bir ülkenin politikasının vizyonu bulanık ve iradesi zayıfsa ve ulusal çıkarlarını güçlü dış merkezlerden gelen dayatmalar nedeniyle isabetle değerlendiremiyorsa, o ülkenin askerî kuvveti, stratejik konumu, ekonomik gücü ve nüfus büyüklüğü fazla anlam taşımaz. Bu durumda, beyin, işlevini yapamaz, ulusal çıkarlar korunamaz. Bu söylediklerim, zannediyorum, Türkiye’nin bugünkü durumunu tarif ediyor. Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak, hükümet, Irak politikası bağlamında, zikzaklı, çelişkili, tutarsız yaklaşımlar izlemiştir. Bu politikalar Türkiye’nin ulusal çıkarlarına zarar vermiş, güvenilirliğine ve itibarına gölge düşürmüştür. Ülkemizin bu duruma düşürülmesi çok acıdır, Türkiye buna layık değildir. Bu gelişmelerin ışığında, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak genel görüşme açılmasını öneriyoruz. Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: