Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu hakkında

4 11 2003

22. Dönem 2. Yasama Yılı 13. Birleşim 04 Kasım 2003 Salı

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu hakkında, bu kürsüden, benden önce, çok değerli bir arkadaşım, CHP Grubu adına, ayrıntılı, gerçekçi değerlendirmeler yaptı. Son derece isabetli olan bu görüşlerine katılmamak mümkün değil. Ben de, bu bağlamda bazı görüşleri dile getireceğim. Değerli arkadaşlarım, belirtmek istediğim birinci nokta, bu raporun, kapsam, içerik ve nitelik açılarından, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde bir ilki oluşturduğudur. Raporun, kuşkusuz, eleştirilecek yönleri olabilir; ancak, rapor, yine de, Türk siyaset hayatında bir kara leke olarak duran ve toplumsal bilinçte derin yaralar açmış olmakla birlikte hasıraltı edilmiş olan olayların üzerine azim ve cesaretle gitmiş ve bunlara yargı yolunu açmıştır. Bu yolda adımların atılabilmesi, çok özenli, çok özverili ve son derece yoğun bir mesai gerektirmiştir. Komisyon, yaptığı incelemeler sonucunda, bazı eski başbakan ve bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılmasını önermiştir. Böyle bir hesap sorma döneminin başlaması, her bakımdan hayırlı ve isabetli olduğu kadar, milletimizin istek ve özlemlerini de tatmin edici niteliktedir. Zira, milletimiz, bu kürsüden defaten söylendiği gibi, bir kimsenin yaptığının yanına kâr kalmasına isyan ediyor, adaletin yerine getirilmesini muhakkak istiyor. Değerli arkadaşlarım, raporun işlevsel bölümlerinin zaman içerisinde güncelliklerini yitirmeleri doğaldır; ancak, raporun “Yolsuzlukların Nedenleri, Etkileri ve Yolsuzlukla Mücadelede İzlenecek Yöntemler” bölümü güncelliğini yitirmeyecek bir nitelik arz ediyor. Zira, bu bölüm, yolsuzluk konusunda çalışma yapacak araştırmacılar için gayet değerli bir akademik kaynak oluşturduğu gibi, Türkiye’yi yöneten ve yönetecek iktidarlar için de ilham alınacak yöntem ve yaklaşımlar içeriyor. Tüm bu nedenlerle, ben, Komisyon Başkanı Sayın Azmi Ateş ile komisyon üyelerine tebriklerimi sunmayı bir borç biliyorum. Değerli arkadaşlarım, bugün, artık, yolsuzluğun, bir ülkenin ekonomik, siyasî ve sosyal yapısı ile ahlakî temellerini tahrip ettiği ve sürdürülebilir adil bir kalkınmanın önündeki en büyük engeli oluşturduğu evrensel bir gerçek olarak kabul ediliyor. Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, Avrupa Birliği de, aday ülkelerin, tam üyelik müzakerelerine oturabilmeleri için, Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesini onaylamalarını şart koşmaktadır. Anılan sözleşme, bilindiği üzere, yolsuzluk suçları nedeniyle milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasını ve milletvekillerinin de, diğer vatandaşlar gibi, işledikleri suçlar dolayısıyla yargı önüne çıkmalarını ve cezaî müeyyideye tabi tutulmalarını öngörüyor. Avrupa Konseyinin bu sözleşmeye ilişkin hazırlık çalışmalarının zabıtlarına bakıldığı zaman şu gerekçenin öne çıktığını görüyoruz değerli arkadaşlarım: Bir ülkede yolsuzluk, siyasetin desteğinden ve hoşgörüsünden yararlanmadan toplumsal bir sorun haline dönüşemez. Bu bakımdan, Avrupa Konseyi açısından yolsuzlukla mücadelede siyasetin temizlenmesi öncelikli bir hedef olmuştur. Bu amaçla da, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve özellikle yolsuzluk suçlarında, milletvekillerinin dokunulmazlıktan koruyucu bir zırh olarak yararlanmalarının önlenmesi kritik bir önem taşımaktadır. Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinin 2003 yılı ilerleme raporunda, Türkiye’de yolsuzluğun hâlâ ciddî bir sorun olarak devam ettiği ve yolsuzluğa en fazla eğilimli sektörler olarak medya, idarî teşkilat, bayındırlık ve sağlık sektörlerinin gösterildiği anlaşılıyor; ancak, yolsuzluğa eğilimli sektörler arasında enerji sektörünün sayılmaması hayret verici. Zira, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, enerji sektöründeki yolsuzluğun belirlenebildiği kadarıyla 25 000 000 000 ilâ 40 000 000 000 dolar olduğunu söylemişti. Sayın Bakan daha sonra yaptığı bir açıklamada, bu rakamın buzdağının sadece ucunu temsil ettiğini, gerçek soygunun bunun 6 misli olduğunu gösteren emareler bulunduğunu da söyledi. Değerli arkadaşlarım, bunlar, dudak uçuklatan rakamlar. Asgarî rakamlarla bir hesap yapsak, 25 000 000 000’ın 6 misli, 150 000 000 000 dolarlık bir soygun eder. Yani, enerjideki soygun, banka hortumlamalarının en azından 4 misli daha büyük. Değerli arkadaşlarım, ben, Sayın Güler’in değerlendirmelerinde hiç abartma olmadığı kanısındayım; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yolsuzlukları araştırma raporuyla birlikte şu iki rapor da incelendiği takdirde, enerji sektöründeki soygunun, yolsuzluğun gerçek rakamları, gerçek boyutları ortaya çıkar. Bu iki rapor şunlardır değerli arkadaşlarım: Birincisi, Devlet Denetleme Kurulunun Temmuz 2003 tarihinde Başbakanlığa sunmuş olduğu, yap-işlet-devret ve yap-işlet yöntemi uygulamalarını araştırma raporu; ikincisi de, Hazine Müsteşarlığının 28 Nisan 2003 tarihli “Enerji Fiyatlarının Dünya Seviyesine İndirilmesi ve Kamu Yükümlülüklerinin Asgarî Düzeye Düşürülmesi İçin Temel Strateji” başlıklı rapor. Değerli arkadaşlarım, ben, özellikle, Devlet Denetleme Kurulu raporunun kamuoyuna açıklanması gerektiği kanısındayım; çünkü, bu raporda, Mavi Akım Anlaşmasının imzalanmasıyla enerji sektöründe başlatılan keşmekeş ve sorumsuzluk sürecinin, enerji üretim sektörünü nasıl çarpık, perişan ve verimsiz bir yapıya dönüştürdüğü tam bir açıklıkla ortaya konulmaktadır. Rapor, bu dönemde, Enerji Bakanlığının, enerji alanına yatırım yapan şirketlere muazzam haksız kazançlar sağlayan, kamu yararını bilinçli şekilde gözetmeyen, usulsüzlük ve yolsuzluğa göz yuman ve ortak olan bir tutum içinde olduğunu, plan ve programa dayanmayan, keyfî, sorumsuz ve -raporda yer alan ifadeyle- her zaman idarenin zararına şirketlerin yararına kararlar aldığını belirtmektedir. Raporun “Genel Değerlendirme ve Öneriler” bölümünde, bu ülkenin her insanına “bunlar Türkiye’de olmaz, olamaz” dedirtecek ve isyan ettirecek, ibret ve akla durgunluk verici nitelikte bulgu ve sonuçlar yer almaktadır. Bunların bir kısmını dahi sizlerle paylaşmam, sizlere, yolsuzluk ve soygunun boyutlarını değerlendirme imkânını verecektir. Zamanımız çok dar olduğundan, sadece bir iki noktayı sizlere okumakla yetineceğim. Devlet Denetleme Kurulu raporundan: “Yapılabilirlik raporları hazırlanırken, gerçek bir finansman planı hazırlanmamış, finans kuruluşlarının niyet mektuplarıyla yetinilmiştir. Teklif edilen kredi faiz oranları ve masrafların gerçekliği tartışmalıdır. Hazine kayıtlarına göre, bazı projelerde gerçekleşen faiz oranları, yapılabilirlik raporlarında belirtilenden daha düşüktür.” Yine aynı rapordan: “Enerji birim fiyatının ana öğelerinden birini oluşturan yatırım tutarları konusunda, hemen bütün uygulamalarda şirketlerin bildirimlerine itibar edilmiş, bunların doğruluğu kesinlikle araştırılmamıştır. Bakanlık, kendi yaptığı çalışmalardaki birim yatırım maliyeti ile şirketlerin sunduğu maliyeti karşılaştırıp, aradaki farkı bile belirlememiştir. Bazı projelerde yatırım tutarları şirketler tarafından hiç bildirilmemiş; buna rağmen, nasıl saptandığı belirsiz enerji fiyat teklifleri Bakanlıkça kabul edilerek, sözleşmeler imzalanmıştır. Gerçek miktarının üzerinde bildirilen yatırım tutarları, elektrik tarifelerinin yüksek olmasının en önemli nedenini oluşturmaktadır.” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, hoşgörünüze sığınarak bir iki dakika vermenizi istirham edeceğim. BAŞKAN – Hay hay, buyurun. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. “Hemen bütün projelerde, yatırım tutarı şirketler tarafından gerçeğin çok üzerinde bildirildiği, incelemeler tarafından ortaya konmuştur. Bildirilen yatırım tutarları içinde, maliyete eklenmemesi gereken öğeler sıkça yer almıştır. Teşvik uygulamalarından ve yatırım indirimlerinden yararlandığı için vergi ödemesi söz konusu olmayan şirketlerin maliyet hesaplarında vergi kalemlerinin yer aldığı; ‘etüt-proje harcamaları’, ‘diğer harcamalar’ gibi başlıklar altında ilgisiz harcamaların konulduğu; grup şirketlerine, nedeni bilinmeyen büyük tutarlı kaynaklar aktarıldığı görülmüştür. 552 000 000 dolar yatırım tutarlı bir projede 160 000 000 dolar etüt-proje harcaması bildirilmiştir. Pek çok projede, özkaynak, bildirilenden daha düşük oranda gerçekleştirilmiştir. Uluslararası kabul görmüş ölçütlere göre, benzer projelerde özkaynak kârlılığı yüzde 13-16 arasında değişmekteyken, incelenen projelerde özkaynak kârlılığının genellikle çok yüksek gerçekleştiği gözlenmiştir.” Değerli arkadaşlarım, iyi dinleyin; rapordan aynen okuyorum: “Genel kabul görmüş öngörülere göre, yirmi yıllık bir sözleşmede, iç kârlılığın, özkaynak geri dönüşünü altı yedi yıl içinde sağlayacak oranda olması gerekirken, incelenen projelerde, yatırımcıların, daha işletmenin ilk yıllarında özkaynağı geri aldıkları görülmüştür.” Yani, yatırımı, bir senede, iki senede amorti ediyorlar. “Sözleşmeler, sonradan, defalarca değişikliklere uğramıştır. Doğrudan enerji birim fiyatını artırıcı etki yapan bu değişikliklerle, projelerin toplam yatırım tutarları artırılmış, elektrik satış tarifeleri yükseltilmiş, işletme süreleri uzatılmış, devreye alma sayısında, erken üretim ve fazla üretim kurallarında, her zaman, idarenin zararına, şirketlerin yararına düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Üretim maliyetini azaltıcı etkisi olan düzenlemeler, hatta vergi yükündeki azalmalar, fiyatlara yansıtılmamıştır.” Bunlar yorum değil değerli arkadaşlarım, Devlet Denetleme Kurulunun raporundan ve bu şekilde gidiyor. Sonuç şudur değerli arkadaşlarım: Dönemin Enerji Bakanlığı, bilinçli şekilde, kamu yararını gözetmeyen, buna mukabil yatırımcı şirketlerin yararını kollayan kararlarla, Türkiye’ye, ülke ekonomisini tehdit eden boyutlara varan zararlar vermiş, enerji sektörünü, gayet verimsiz, ucube bir yapıya dönüştürerek, ülkemizin sanayileşme ve ihracatını artırma atılımını köstekleyen bir durum yaratmıştır. Değerli arkadaşlarım, hikmeti devlet gerektiriyor diye veya piyasaları heyecanlandırmamak için Devlet Denetleme Kurulu raporunun kamuoyuna açıklanmaması, beklenenden farklı sonuçlar verir. Devlet bankalarının görev zararlarının halktan gizlenmesi olayının sonuçlarını hatırlayınız lütfen. Gizleme yöntemi sorunu çözmedi, bilakis büyüttü; devlete verilen zarar yaklaşık 20 milyar doları buldu. Başlangıçta açıklansaydı görev zararları, 1-2 milyar dolarlık bir zararla bu sorun çözümlenebilirdi. Bu nedenle, Devlet Denetleme Kurulu raporunun gizli tutulması, enerji sektöründeki yaranın sadece kangren olmasına yol açar. Halkımızın günlük yaşamı için olduğu kadar, sanayileşme hamlemiz için de kritik önemde olan enerji sektörüyle ilgili olarak radikal kararların alınmasına ihtiyaç var. Bu tür kararları, sorunu tüm boyutlarıyla halkla paylaşmadan almak mümkün olmazdı değerli arkadaşlarım. Saygılarımı sunuyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: