TÜRKSOY ‘a Arsa Tahsisi Hakkında Protokol

9 07 2003

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi Genel Müdürlüğü Arasında Arsa Tahsisi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin önderliğinde kurulan Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi Genel Müdürlüğü, kısa adıyla TÜRKSOY, Türk dili konuşan ülkeler arasında kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, Türk kültürünün araştırılması, incelenmesi ve geniş bir coğrafya üzerinde yaşayan Türk devlet ve toplulukları arasında alfabe, kültür ve dil birliği sağlanmasını amaçlamaktadır.

Onaylanacak protokolle, TÜRKSOY’a, Ankara Oran Diplomatik Sitesinde 1 000 metrekare yüzölçümlü bir arsanın 49 yıllığına tahsis edilmesi öngörülmektedir. Söz konusu arsa tahsisi, TÜRKSOY’un ülkemizde faaliyet göstereceği süreyle sınırlandırılıyor; kuruluşun ülkemizden ayrılması durumunda, arsa ve üstündeki binalar Türkiye’ye iade olunacaktır.

Değerli arkadaşlarım, teşkilat hakkında bazı özet bilgiler vermemin yararlı olacağını düşünüyorum.

Hatırlayacaksınız, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte, 5 Türk Cumhuriyetinin bağımsız devletler olarak dünya siyaset sahnesine çıkması, Türkiye’de sevinç fırtınalarının esmesine yol açmıştı.  Bu ortamda,  Türkiye’nin inisiyatifiyle, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın Kültür Bakanları İstanbul’da bir araya gelerek, ortak kültür varlıklarını sürdürmek ve zenginleştirmek amacıyla, kültürel alanda işbirliğini geliştirme kararını aldılar. İstanbul’u Bakû toplantısı izledi. Sonuçta, bu 6 devlet, 12 Temmuz 1993 tarihinde, Almatı’da, TÜRKSOY’un Kuruluşu ve Faaliyet İlkeleri Hakkında Anlaşmayı imzalamak suretiyle, TÜRKSOY Teşkilatını kurmuş oldular.

Daha sonra, TÜRKSOY’a, gözlemci üye statüsüyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonuna bağlı Tataristan, Başkurtistan, Hakasya, Tıva Özerk Cumhuriyetleri ile Yakut, Saha ve Altay Cumhuriyetleri ve Moldova’ya bağlı Gagavuz Türkleri de katıldı.

Değerli arkadaşlarım, TÜRKSOY’un özelliği, Türk dili konuşan ülkeler arasında kültür ve sanat alanlarında işbirliği sağlayan, üye ülkelerin yönetimine, iç ve dışpolitikalarına karışmayan uluslararası nitelikte bir teşkilat olmasıdır. Bu nedenle, Tatar, Başkurt, Hakasya, Tıva, Yakut, Saha, Altay ve Gagavuz Türkleri, TÜRKSOY bünyesindeki etkinliklere, hiçbir sıkıntıya duçar olmadan katılabilmektedirler.

TÜRKSOY’un resmî yazışma dili Türkiye Türkçe’sidir, yönetim merkezi Ankara’dadır. TÜRKSOY, UNESCO modeli esas alınarak kurulduğundan, teşkilatın ana icra birimi genel müdürlük olarak kurulmuştur. 1994 yılından bu yana da, genel müdürlük görevini Azerbaycan Kültür Bakanı Polad Bülbüloğlu yürütmektedir.

Değerli arkadaşlarım, TÜRKSOY kuruluş antlaşmasında belirtilen faaliyet ilkeleri ışığında şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlıyor:

Birincisi, Türk dili konuşan halklar ve ülkeler arasında dostane ilişkiler kurarak, ortak Türk kültürünü, dilini, tarihini, sanatını, gelenek ve göreneklerini araştırarak, ortaya çıkarmak, geliştirmek, korumak ve gelecek kuşaklara aktarma imkânını sağlamak.

İkincisi,  Türk dünyası coğrafyasında ortak bir dil ve alfabe kullanımı için uygun koşullar yaratmak.

Üçüncüsü, Türk dünyası halklarının ortak geçmişini, tarihini, dil ve edebiyatını, kültür ve sanatını bir bütün halinde ele alan bilimsel araştırmaları güçlendirmek, teşvik etmek.

Dördüncüsü ise, ulusal tarihi, anadili, edebiyatı, kültürü ve sanatı, gelenek ve görenekleri gelecek kuşaklara aktarmak için ortam hazırlamak.

Kuruluşundan bu yana TÜRKSOY’un ne gibi faaliyetlerde bulunduğu incelenince, değerli arkadaşlarım, amaçları doğrultusunda birçok fevkalade yararlı etkinlik gerçekleştirdiği ve mütevazı kaynaklara sahip olmasına rağmen, Türk dili konuşan ülkelerin kültür ve sanat alanlarında, aralarında işbirliği sağlanmasına çok büyük katkılarda bulunduğu ortaya çıkıyor.

TÜRKSOY’un bu alanda gerçekleştirdiği çok sayıda faaliyet var; ben, size, bunlardan sadece birkaçını sayacağım. Bunlar arasında, Manas Destanının bininci yıl kutlamaları, Türk Dünyası Yazarlar Birliği Toplantısı, Türk dünyası şairleri ve ressamları toplantıları, ortak Türk tarih ve medeniyet takviminin hazırlanması, İsmail Bey Gaspıralı Sempozyumu, Divanü Lügat-it-Türk Bilgi Şöleni ve Aspendos’ta Uluslararası Opera ve Bale Festivaline Türk cumhuriyetlerinden opera ve bale gruplarının katılmalarının sağlanması gibi etkinlikleri sayabiliriz.

TÜRKSOY’un, Türk kültürünün ortak değerlerini, şahsiyetlerini, fikrî ve edebî eserlerini tanıtmak amacıyla yürüttüğü yayın faaliyetleri de takdire şayandır.Türkçe ve Kırgız lehçesinde Manas Destanı, Türkçe ve Türkmen lehçesinde Türkmen Şiiri Antolojisi, Türkçe ve Başkurt lehçesinde Başkurt Halk Destanı Ural Batır, Türkçe-Başkurtça Konuşma Kılavuzu, Kök Türk Tarihi, Türkçe ve Tatar lehçesinde Edigey Destanı, iki ciltlik Dede Korkut Ansiklopedisi, TÜRKSOY’un yayımladığı 30’a yakın yapıttan sadece birkaç tanesidir.

TÜRKSOY, ayrıca, üye ülkelerin kültür bakanlarını, her altı ayda bir, belirli projeleri ele almak ve fikir teatisinde bulunmak üzere veya Türkiye’deki TÜRKSOY etkinliklerine katılmak üzere bir araya getirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, esasında, bu dahi, başlı başına önemli bir faaliyettir. Daha da önemlisi, TÜRKSOY’un bu etkinlikleri, Türkiye’nin, yılda 300 000 dolar gibi mütevazı bir bütçeyle katıldığı bir teşkilat tarafından yapılmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, dünyada hızla yükselen globalleşme ve kültürel yeknesaklaşma sürecinde, Türk millî ve manevî varlığının ve Türk kökenli halkların kültürel değerlerinin korunması ve yaşatılması zorlaşmaktadır. Globalleşme ortamında, kültürel erozyon, bir kurt gibi kültür mirasımızı kemirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, açıklamalarım, özellikle yabancı bir kültür okyanusu içerisinde nispeten küçük ve birbirlerinden uzak adacıklar halinde yaşayan Tatar Türklerinin, Başkurtların, Hakasya Türklerinin, Altay Türklerinin, Saha Türklerinin, Tıva Türklerinin ve Gagavuz Türklerinin, bugünün dünyasında, ortak dil, kültür ve değerlerini korumalarının güçlüğünü ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, bu noktaya kadar verdiğim izahat, umut ederim, TÜRKSOY’un, Türklük şuurunu geliştirmek ve Akdeniz’den Çin’e kadar uzanan Türk kültür kuşağını yaşatmak ve pekiştirmek için ne denli önemli bir kuruluş olduğunun anlaşılmasına yardım etmiştir.

Bunun da ötesinde, Ortaasya Türk cumhuriyetleri ve Türklük âlemiyle ilişkilerimizin yoğunluğu, dış politikamızın etkinliğini güçlendiren ve Türkiye’ye prestij ve itibar sağlayan bir unsurdur.

Arkadaşlarım, ne yazık ki, Türkiye, bu fırsattan tam anlamıyla yararlanamamıştır. Türkiye’nin dış ilişkileri böyle bir boyuta sahip olabilseydi, bu durum, ülkemizin dış politikası için artı bir değer oluştururdu.

Bunu anlamak için, Avrupa Birliğinin, İspanya ve Portekiz’i üyeliğe alırken, bu iki devletin Güney Amerika ülkeleriyle çok yakın siyasî, kültürel, ekonomik ve ticarî bağları olmasına Avrupa Birliğinin büyük değer vermiş olduğunu anımsamak yeter.

Nitekim, İspanya ile Portekiz, Avrupa Birliğine üye olduktan sonra, Birlik ile Güney Amerika arasında köprülük görevi yapmışlar ve Avrupa Birliğine Güney Amerika’da özel kapılar açmışlar, yararlı işbirliği ve ticaret imkânları yaratmışlardır.

Türkiye’nin de, bugün, Ortaasya Türk cumhuriyetleriyle her alanda derin ve sağlıklı bağları olsaydı, Avrupa Birliği makamlarının, bu hususu, Türkiye’nin lehine bir artı değer, bir kilit unsur olarak değerlendirmeleri beklenirdi.

Burada bir parantez açarak, bağımsız Türk cumhuriyetlerine yönelik olarak izlenen hatalı politikaların, Türkiye’yi, önüne çıkan tarihsel fırsattan yararlanmaktan mahrum ettiğini, bu arada, hem Türk cumhuriyetlerinin küstürüldüğünü hem de ülkemizin çıkarlarına ağır zararlar verildiğini vurgulamak isterim.

Değerli arkadaşlarım, bunun en belirgin örneği Mavi Akım Projesidir. Ben, 1997 yılından itibaren, Milliyet Gazetesindeki köşemde yazdığım yazılarda, Mavi Akım Projesinin millî çıkarlara ihanet olduğunu ileri sürerek, bu projeyi “mavi ihanet” diye adlandırmıştım. Zira, bu projeyle, Türk halkı, dünyanın en pahalı enerjisini tüketmeye mahkûm edilmiş ve resmen soyulmuştur. Türlü sahtekârlıklar, ülkenin gaz ihtiyacı hakkında şişirilmiş tahminler, yalan beyanlar ve yolsuzluklar yoluyla, Türkiye’ye, onlarca milyar dolar kaybettirilmesi, muhakkak ki, affedilmez bir suçtur ve hesabı sorulmalıdır. Fakat, bu projenin arkasındaki siyasî lider ve dönemin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanının esas kötülükleri, jeopolitik körlüklerinden ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına bilinçli şekilde ihanet etmelerinden ileri gelmiştir; çünkü, Mavi Akımın esas amacı, Türkmen gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına taşınmasını öngören Trans-Hazar Projesinin önünü kesmekti. Evet, Trans-Hazar Projesinin önünü kesmekti, Mavi Akımın birinci fonksiyonu.

Trans-Hazar Projesiyle, Türkmen gazının, Hazar Denizinin altından geçen bir boru hattıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması öngörülüyordu. Gazın bir bölümü Türkiye’de tüketilecek, bir bölümü de Avrupa pazarına sunulacaktı.

Güzergâhı Rusya’nın etkisinden arınmış olan Trans-Hazar projesi, Türkmenistan’ın siyasî ve ekonomik bağımsızlığının garantisiydi; ama, o dönemin malum siyasî parti lideri ile Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanını da içeren çete, bu projenin yerine Mavi Akımı gerçekleştirme yoluna giderek, Rus kemendini Türkmenistan’ın boynuna geçirdiler. Bu suretle, Türkmenistan’ın çıkarlarına ağır bir darbe indirilmiş ve bu kardeş devlet küstürülmüş oldu. Bunu yaparken de, 32 dolardan satın alınabilecek Türkmen gazı yerine, 114 dolardan Rus gazını alma denaet ve şenaatini işlediler.

Bazı çevreler, Trans-Hazar Projesinin, Hazar Denizine ilişkin kıta sahanlığı sorununun çözümlenememesi dolayısıyla, esasen, uygulanmasının mümkün olamayacağını iddia ediyorlar; bu, doğru değil. Diyelim ki, haklı olsunlar; ancak, Mavi Akıma alternatif olacak, çok daha verimli, çok daha kârlı başka seçenekler de vardı. Bunların en önde geleni, Azerbaycan’ın Şahdeniz gaz rezervleriydi. Azerbaycan gazının Türkiye’ye getirilmesi, ülkemiz için son derece avantajlıydı; çünkü, Türkiye’nin Azerbaycan’dan alacağı gazı nakledecek olan hat, Bakû-Ceyhan petrol boru hattına paralel döşenecekti. Bu böyle olunca, kamulaştırma bedeli ve işletme maliyetleri ortak olacağından, Bakû-Ceyhan petrol hattının maliyeti yüzde 30 civarında ucuzlayacaktı. Mavi Akım bunu da önlemiştir.

Diğer taraftan, Türkiye, hem ucuz enerjiden hem de Anadolu’nun stratejik değerine katkıda bulunan enerji koridoru niteliğini güçlendirecek önemli bir boru hattından mahrum edilmiştir.

Görüleceği üzere, Mavi Akımın uygulanması, Anadolu üzerinden geçen Avrasya enerji koridorunun temel halkasını oluşturacak ve ülkemizin stratejik değerine katkıda bulunacak önemli projelerin önünü kesmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, Trans-Hazar veya Şahdeniz projelerinin uygulanması, Türkiye’nin, Türk dünyasıyla bağlarını perçinleyecek kilit bir unsur teşkil edecekti.

Sonuç olarak, ülkemizin dünyadaki imajına, itibarına, ağırlığına ve etkinliğine önemli katkılarda bulunacak olan Türkiye’nin dış siyasetine bağımsız Türk cumhuriyetleri boyutu kazandırılması inisiyatifi, jeopolitik körlük ve yolsuzluk nedeniyle heba edilmiştir.

Bu açıdan, TÜRKSOY’un faaliyetlerinin, Türkiye’nin uluslararası alanda itibarını artıracak ve dışpolitikasına da etkinlik kazandıracak bir nitelik taşıdığı unutulmamalıdır.

Bu husus iyi anlaşılırsa, devletin zirvesinde TÜRKSOY’a ilişkin olarak izlenen yanlış politikalar tekrarlanmaz. Zira, bir dönemin Başbakanı, TÜRKSOY’un faaliyetlerine Arap ülkelerinin de katılmasını istemiştir. Bu tutumu benimseyen bir hükümetin bu yaklaşımının, TÜRKSOY’un amaçlarını yozlaştırmaktan da öteye, bu teşkilatı imha etmek anlamına geldiğini bilmemesi, tabiatıyla, mümkün değil; ama, düşünce yapısı çarpık olunca, bu girişimler kaçınılmaz oluyor.

Hemen belirteyim ki, Arap ülkeleriyle de kültürel işbirliğinin geliştirilmesi muhakkak ki çok önemlidir; ancak, bunun farklı bir forumda ve farklı yöntemlerle ele alınması gerekecektir. Eminim, bundan böyle, TÜRKSOY’a karşı böyle çarpık ve ulusal çıkarlara zarar verici politikalar izlenmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, kanımca, TÜRKSOY’a, amaçlarını en mükemmel şekilde yerine getirmesi için her türlü imkân sağlanmalıdır. Bunların başında, TÜRKSOY’a tahsis edilecek bu arsa üzerinde inşa edilecek bina için Tanıtma Fonundan verileceği vaat edilen 1 000 000 dolarlık meblağın gecikmeden ödenmesi geliyor. Bu     1 000 000 dolarlık ödenek TÜRKSOY’a derhal tahsis edilmeli ve binanın inşaatına derhal başlanmalıdır.

Türk dili konuşan halkların çağdaş kültürel çatısını oluşturan TÜRKSOY binasının diplomatik sitede olması, aslî görevlerini tam anlamıyla yerine getirmesi için son derece önemlidir. Türk yetkilileri, bir süre önce, teşkilat binasının temellerini, bir merasimle, diplomatik sitede ayrılan arsada atmışlardır. Şimdi, bugünkü iktidarın, şu veya bu sebeple, ödeneği tahsis etmemesi veya inşaatı geciktirmesi, değerli arkadaşlarım, Türklük âlemine karşı ayıp olur. Söz konusu olan da şunun şurasında 1 000 000 dolardır. Her halükârda, bu konuda ayak sürümek bu devlete yakışmaz; ne Türkiye’yi ne de hükümetimizi yüceltici bir tutum olur bu.

Gerçekten de, TÜRKSOY, Türkiye için, Türk dili konuşan ülkelerin ortak kültürlerinin canlandırılmasını sağlayacak bir kuruluş olmaktan da öteye, bu ülkelerin millî dirilişine, devlet yapılanmasına ve demokratikleşme sürecine katkıda bulunabilecek fevkalade değerli bir örgüttür. Aynı zamanda, TÜRKSOY, Türk dışpolitikasına güç katacak nitelikte hizmetler veren müthiş bir levyedir, müthiş bir kaldıraçtır; mesele, bunu kullanmayı bilmektir. Bu bakımdan, bu teşkilatın görevlerini azamî etkinlikle yapabilmesine önem verilmeli, ihtiyaçları özenle ve düzenle karşılanmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, biz, bu anlayış ve görüşle, TÜRKSOY’a arsa tahsisine ilişkin protokolün onaylanmasına olumlu baktığımızı ve desteklediğimizi belirtir, hepinize saygılarımı sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: