Gürcistan Hükümeti ile Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Onaylanması

4 06 2003

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak için, söz almış bulunuyorum.

Bu yasa tasarısıyla, iki ülke vatandaşlarının sosyal güvenlik bakımından eşit muamele görmeleri ve Türkiye ile Gürcistan’da geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türk hükümetleri, isabetli bir görüşle, bağımsızlığını kazanmasından bu yana geçen oniki yıl boyunca, Gürcistan ile Türkiye arasındaki ilişkilere büyük önem vermişler ve ticarî, ekonomik, kültürel ve stratejik alanlarda iki ülke arasında işbirliğini azamî ölçüde geliştirmeyi öngören politikalar izlemişlerdir; daha doğrusu, izleme arzusunda olmuşlardır; ancak, bu politikanın uygulanması, ülkemizin karşılaştığı ekonomik sorunlar nedeniyle ciddî kısıtlamalarla karşılaşmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisine onaylanmak üzere sunulan Sosyal Güvenlik Sözleşmesi de, bu politika doğrultusunda atılan bir adımdır.

Gürcistan’ın Türkiye için güvenlik ve strateji açılarından taşıdığı öneme birazdan değineceğim; ancak, bunlara ilaveten, bu küçük ve dost ülkenin Türkiye açısından taşıdığı önem hakkında sizlere bazı bilgiler sunmak istiyorum:

Değerli arkadaşlarım, Sovyet İmparatorluğunun çöküşünden sonra Türkiye ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin yoğunlaşmasına, Gürcistan Gürcüleri ile onların Türkiye’deki akrabaları arasındaki yakınlık ve dostluğun önemli bir katkısı olmuştur. Sınırdaş olmalarına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan ilişkileri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra başlamıştır.

Bağımsızlık için yapılan halkoylamasından sonra, 1991 Nisan ayında, Gürcistan, bağımsızlığını ilan etmiş ve başta Türkiye olmak üzere, uluslararası camianın üyeleri tarafından tanınmış ve bu şekilde Gürcistan, dünya siyaset sahnesine çıkmıştır. Ne var ki, bağımsızlığından itibaren Gürcistan’ın karmaşık ve kırılgan etnik yapısı, bu ülkenin bütünlüğüne karşı dışarıdan bir tehdit vasıtası olarak devamlı olarak kullanılmıştır. Rusya Federasyonu ile sınırdaş olan Abhazya ve Güney Osetya’daki ayrılıkçı hareketler, sürekli olarak dışarıdan manipüle edilmiş ve Gürcistan, istikrarsızlık içinde yaşamaya mahkûm edilmiştir.

Gürcistan’da ilk ayrılıkçı hareketler, 1989 yılında Güney Osetya’da başlamıştır. Güney Osetya’da bağımsızlık ve daha geniş özerklik isteyen akımlar güç kazanınca, bunu önlemek için, Gürcistan, 1990 yılında Güney Osetya’nın özerk bölge statüsünü feshetmiştir. Bu gelişmenin sonucunda iç savaş patlak vermiştir. Karizmatik ve milliyetçi bir lider olan, Gürcistan’ın ilk cumhurbaşkanı Zviad Gamsahurdia iç savaş ortamında görevinden uzaklaştırılmıştır. Ancak, Gamsahurdia bu durumu kabullenmeyerek bir gerilla savaşı başlatmış ve sonucunda da, etrafı merkezî kuvvetler tarafından kuşatılınca intihar etmiştir.

Gamsahurdia’yı cumhurbaşkanlığından uzaklaştıran Millî Muhafız Birliği, Eduard Şevardnadze’yi, Gürcistan’da yönetimin başına geçmeye davet etmiştir. 1992 Ekim ayında yapılan parlamento seçimlerinden sonra Şevardnadze devlet başkanlığına ve parlamento başkanlığına seçilmiştir.

Bu tarihten sonra, Şevardnadze’nin yönetimindeki Gürcistan’da nispeten daha istikrarlı bir dönem başladığını görüyoruz. Bu ortamda, Gürcistan, Amerika, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve IMF’yle ilişkiler kurmuş ve bazı ekonomik reformlara başlamıştır.

Bu dönemde, Güney Osetya ve Abhazya sorunları nihaî bir çözüme bağlanmasalar da, ateşkesler sağlanması yoluyla çatışmalar son bulmuştur. Ancak, Güney Osetya ve Abhazya sorunlarının çözümü hususunda bir mesafe alınmamış ve bu sorunlar, Gürcistan ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkileri, devamlı olarak gerginliğe duçar etmiştir.

Burada, bir noktanın altını çizmekte yarar var. Gürcistan Hükümeti, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarının kendi dinamikleriyle patlak vermediğini vurgulamakta ve bu sorunların, Rusya tarafından, Tiflis’te yükselen milliyetçi demokratik hareketi bastırmak, baltalamak için yaratıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Tiflis, Rusya’nın, 2003 Aralık ayında tüm Gürcistan vatandaşlarına vize uygulaması getirirken, Abhazya ve Güney Osetya sakinlerini bu uygulama dışında tutmuş olmasının, Moskova’nın bu müdahaleci ve yayılmacı politikasının yeni bir örneğini oluşturduğunu ileri sürmüştür. Rusya’nın, şubat ayında, Abhazya sakinlerine Rus pasaportu dağıtması ve Adler Kenti ile Abhazya’nın başkenti Sohumkale arasında demiryolunu işletmeye açması, Rusya ile Gürcistan arasında yeni bir gerginlik oluşmasına, yeni bir gerginlik dalgasına yol açmıştır. Halen, Abhazya sakinlerinin yüzde 80’inin Rusya Federasyonu pasaportuna ve dolayısıyla vatandaşlığına sahip oldukları söylenmektedir. Rusya Federasyonunun bu konuda baştan beri izlediği tutumu dikkate alan uzmanlar, son gelişmeleri gizli ilhak girişimi olarak değerlendiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Moskova’nın Gürcistan’a arka bahçesi olarak bakmasından kaynaklanan bu hareketler, bu politika nedeniyle, Tiflis yönetimi, ülkenin tamamında otoritesini sağlamakta güçlük çekmektedir. Bu durumda, Gürcistan’ın devlet olarak kurumsallaşmasında büyük sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Ancak, Gürcistan’ın iç ve dış güvenliğiyle ilgili sorunlar bunlardan ibaret değildir. Nitekim, bağımsızlığını ilan ettiği günden bugüne kadar, Gürcistan’ın gündeminden düşmeyen bir konu da, bir sorun da, Rus askerî üslerinin tasfiyesi meselesidir. Gamsahurdia’nın devrilmesinden sonra, ülkedeki Rus askerine bakış değişmemiştir. Gamsahurdia, üslerin tasfiyesini istiyordu; esas itibariyle, devrilmesinin nedenlerinden bir tanesi de budur. Onun ölümünden sonra, Tiflis’in Rus askerî üslerine karşı tutumu değişmemiştir; ancak, Şevardnadze, Rusya Federasyonuna karşı daha yumuşak bir tutum izlemiştir ve Rus birliklerinin Gürcistan’da konuşlanmasına ilişkin olarak bir de anlaşma imzalamıştır.

Söz konusu anlaşma, Rusya Federasyonuna Gürcistan toprakları üzerinde dört askerî üs edinme hakkı vermiştir. Rusya, buna dayanarak, Vaziani’de, Ahalkelek’te, Gudauta’da ve Batum’da askerî üsler kurmuştur. Moskova’nın dayatması sonucunda, anlaşma, 25 yıl geçerli olmak üzere imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir; ancak, Gürcistan Parlamentosu, bu anlaşmayı kabul etmemiştir.

1999 yılında, İstanbul’da yapılan AGİT Konferansı sırasında, Rusya ile Gürcistan tekrar bir anlaşmaya varmışlardır. Bu mutabakat gereğince, Rusya, 1 Temmuz 2001’e kadar iki askerî üssü (Vaziani ve Gudauta) tasfiye etme hususunda taahhüt altına girmiştir; fakat, Rusya, bu taahhütlerini yerine getirmemiştir. Yoğun tartışmalar sonucunda, Rusya, üslerden sadece bir tanesinden askerlerini çekmiştir.

Bu sorunların ezici baskısına rağmen, Şevardnadze’nin uluslararası kişiliği dolayısıyla, Gürcistan, Batı dünyasıyla ilişkilerini oldukça istikrarlı bir şekilde geliştirmektedir. Temel jeopolitik hedefini, Rusya yörüngesinden çıkarak Batı’yla bütünleşme olarak formüle eden Gürcistan, Amerika’nın Irak’a karşı girişmiş olduğu askerî harekâtta Amerika’ya tam destek verdiğini, Şevardnadze’nin ağzından açıklamıştır. Gürcistan hava sahasını, üslerini Amerika’ya açmanın yanı sıra, gerektiği takdirde, Irak’a, Amerika’nın yanında çarpışmak üzeri asker de göndereceğini ilan etmiştir. Bu ortamda, 10 Aralık 2002’de imzalanmış olan ve Gürcistan’daki Amerikan askerlerine geniş imtiyazlar sağlayan Amerikan-Gürcistan Askerî İşbirliği Anlaşması Gürcistan Parlamentosu tarafından onaylanmıştır. Anlaşma ilginçtir. Anlaşma, Amerikan asker ve sivil personeline, Gürcistan’a vizesiz ve pasaportsuz, silah taşıyarak girme ve tüm diplomatik muafiyetlerden yararlanma imkânını sağlamaktadır. Amerikan yönetimi, ayrıca, Gürcistan ordusunu eğitmek ve teçhiz etmez için çok geniş bir programı da yürürlüğe koymuştur. Bunun için, Washington, 64 milyon dolar tahsis etmiştir ve halen, Amerika’nın 200 askerî danışmanı, Gürcistan’da, Gürcistan askerlerini eğitmek için faaliyette bulunmaktadır.

Giderek yoğunlaşan Gürcü-Amerikan askerî ilişkileri çerçevesinde, Amerika istihbarat uçakları, Gürcistan üzerinden Rusya sınırı boyunca uçmakta ve istihbarat uçuşları yapmaktadırlar. Saddam rejimini devirerek Irak’a yerleşen ve bu ülkeyi bir stratejik platform olarak kullanmayı öngören Amerika’nın Gürcistan’la imzalamış olduğu anlaşmaya benzer anlaşmaları, Afganistan harekâtı sürecinde Özbekistan ve Kırgızistan’la da imzaladığı bilinmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu gelişmeler dikkate alınırsa, Washington’un, dünyanın en enerji zengini ve nevraljik bölgesi olan Ortaasya, Kafkaslar ve Körfez üçgeni üzerinde stratejik bir kontrol alanı sağlamış olduğu görülür.

Amerika’nın gücünün zirvesinde olduğu bugünün kuvvet dengesi ortamında, Gürcistan’ın, Rusya’nın etki alanından çıkarak, pek de uzak olmayan bir gelecekte, Amerikan nüfuz sahasında ve Amerikan hava üslerini barındıran bir ülke konumuna gelmesi büyük bir olasılıktır. Bu durum, Irak’a yerleşerek bir Körfez ülkesi haline gelen Amerika’nın, aynı zamanda, bir Karadeniz ülkesi haline gelmesine de yol açacaktır. Amerika, esasen, Avrupa’daki bazı üslerini Bulgaristan ve Romanya’ya kaydırmaktadır. Bu şekilde, bu üsler de tesis edildikten sonra, Amerika’nın Karadeniz’deki konumu pekişmiş olacaktır.

11 Eylülden bu yana geçen kısa süre içinde Amerika, Kırgızistan, Afganistan, Özbekistan ve Irak’ta askerî üsler kurmuş; Bulgaristan, Romanya ve Gürcistan’da da askerî bir mevcudiyet tesis etmiştir. Rusya, stratejik bir çember içine alındığının farkındadır; ama, buna “gık” diyemiyor. Şartları tek yanlı dikte eden Washington, Moskova’nın olası tepkilerine karşı pervasız bir tutum içinde görünüyor.

Netleşen tablo, Amerika’nın, Ortaasya, Hazar havzası ile Karadeniz bölgesinde stratejik etkinlik sağladığını ve bu bölgedeki tüm enerji kaynakları üzerinde -hâkim değilse bile- bir hakem rolünde olmak istediğini açıkça ortaya koyuyor.

Türkiye-Gürcistan ilişkilerine gelince değerli arkadaşlarım: Ülkemiz, Gürcistan’ın bağımsızlığını 16 Aralık 1991’de tanımış, 21 Mayıs 1992 tarihinde de, İki Ülke Arasında Diplomatik İlişki Kurulmasına Dair Protokol imzalanmıştır. Konuşmamın başında da ifade ettiğim üzere, Türkiye’nin Gürcistan ile derin tarihsel, kültürel ve akrabalık bağları vardır. Bu nedenle, her iki taraf da, ilişkilerini çok yönlü bir biçimde doruğa çıkarmak için arzu izhar etmektedirler.

Burada altını çizmek istediğim bir husus, Gürcistan’ın, jeopolitik açıdan, Türkiye gözünde öncelikli bir stratejik değeri olduğudur. Bunun üç nedeni var: Birincisi, Gürcistan’ın istikrarının, Kafkasya bölgesinde istikrarın tesisi açısından taşıdığı büyük önemdir. İkincisi, Gürcistan’ın konumunun ve bu ülkenin gelişmesinin, Türkiye’nin, Ortaasya ve Azerbaycan’a erişimini ve açılımını etkileyecek bir nitelik taşımasıdır. Üçüncüsü de, Gürcistan’ın, petrol ve doğalgaz boru hatlarının koridoru olan ve Kafkaslardan Anadolu’ya uzanan enerji koridoru üzerinde kilit bir mevkie sahip olmasıdır. Bu nedenlerle, Türkiye, bu dost ülkeye, imkânları ölçüsünde, siyasî ve ekonomik destek sağlamaya gayret etmektedir. Bu nedenle, Ankara’nın, Gürcistan’a, sadece ekonomik ve ticarî alanda imkânları ölçüsünde destek vermenin ötesinde, uluslararası alanda da destek olduğu malumdur.

Türkiye, Gürcistan ile ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine önem vermekte ve Türkiye, Gürcistan’ın ticaret yaptığı ülkeler arasında birinci veya ikinci sırada yer almaktadır.

Yatırımlarda ise, ülkemiz, Amerika’dan sonra, Gürcistan’da iki numaralı yatırımcıdır. Bu ülkede yatırımlarımız 55 000 000 dolar civarındadır. Müteahhitlik firmalarımız, Gürcistan’da, 190 000 000 dolar tutarında iş üstlenmişlerdir. İki ülkenin ekonomik gündeminde önemli projeler vardır.

Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum: Burada, Hazar bölgesi petrol ve doğalgaz kaynaklarını ülkemiz üzerinden dünya piyasalarına taşıyacak olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projelerinde, bildiğiniz gibi, Türkiye ile Gürcistan yakın bir işbirliği yapmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının temel atma töreni, her ne kadar Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Cumhurbaşkanlarının katılımıyla 18 Eylül 2002 tarihinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…Bakü’de yapılmış ve hattın inşaatının 2005 yılında sonuçlandırılacağı ilan edilmişse de, bazı son gelişmeler -Irakta’ki gelişmeler- projenin bu tarihte gerçekleştirilebileceği olasılığını zayıflatmaktadır. Bunun da sebebi, Irak petrolünün devreye girecek olmasıdır. Amerika, Irak petrolünün devreye girmesine öncelik verecektir. British Petroleum dahi Irak’a gitmek için sabırsızlanmaktadır. Bilindiği gibi, Irak’taki petrolün maliyeti, Azerbaycan’dakinin dörtte veya beşte 1’i düzeyindedir.

Bu bakımdan, ben, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız Sayın Güler’i, 13 Nisanda ziyaret ederek, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesinin uygulanmasında hiçbir şekilde gecikme olmayacağını söyleyen Amerikan Büyükelçisinin beyanlarını, iyi niyetli; fakat, bir ölçüde gerçek durumu yansıtmayan temenniler olarak görüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Gürcistan ile Türkiye arasında oldukça gelişmiş bir askerî işbirliği vardır. Türk ordusu, Gürcistan kara kuvvetlerini eğitmektedir. Türkiye, hakikaten, bu alanda çok ciddî bir çalışma yürütmektedir.

Sözlerime son verirken, Türkiye’nin güvenliği açısından aktif olarak ilgilenilmesi gereken bir bölgede bulunması nedeniyle, Gürcistan’ın bağımsızlığının ülkemiz için çok büyük önem taşıdığı kanısındayım. Her ne kadar, bölgedeki jeopolitik koşullar değişiyor olsa da, Türkiye’nin isabetli bir Avrasya stratejisi içinde Gürcistan’ın ve Azerbaycan’ın rolleri kilit önemdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Buyurun Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla)- Teşekkür ederim.

Her iki ülke de, Türkiye’nin, Hazar havzasına ve Ortaasya bölgesine erişiminin sağlanması açısından, enerji boru hatları ve yeniden canlandırılmak istenen İpek Yolu projelerinin gerçekleştirilmesi açısından alternatifsiz bir konuma sahiptir.

Bu görüşlerle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye ile Gürcistan arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin onaylanmasını desteklediğimizi Yüce Heyetinize bildirir, saygılarımı sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: