2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi

25 03 2003

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, dünya tarihinin son derece tehlikeli ve insanlığa büyük acılar yaşatan bir dönemine girdiğimiz şu günlerde, Türkiye de, güvenliği açısından, ciddî ve acil tehditlere karşı koyma durumunda kalmaktadır. Bu bakımdan, ben konuşmamda, bu tehditleri oldukça ayrıntılı biçimde ele alan ve 20 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen tezkere üzerinde duracağım.

Sayın milletvekilleri, hükümet, bu tezkerede, Amerika’nın Irak’a müdahalesiyle Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehdit ve risklerin endişe verici boyutlar kazandığını belirtmiş ve olumsuz gelişmelere karşı etkili bir caydırıcılık sürdürülmesinin Kuzey Irak’ta yeterli bir Türk askerî mevcudiyetini gerekli kıldığını vurgulamıştır. Bu görüşle, tezkerede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a gönderilmesi ve buna koşut olarak da Türk hava sahasının Amerika’ya açılması belirtilmiştir.

Türkiye’nin Amerika’ya hava sahasını açmasının Amerika açısından son derece önemli stratejik etkileri olacaktır. Amerika, Türkiye’nin açtığı hava koridorlarından Kuzey Irak’a kısa bir süre içinde binlerce askerden oluşan bir yığınak yapabilecektir. Ayrıca, Amerika, kısa bir süre içinde, bu bölgeye, çok ağır silahlar hariç, her türlü silah ve askerî donanımı büyük miktarlarda nakletmek imkânına sahip olacaktır. Amerika, buna ilaveten, Türkiye üzerinden, bölgedeki muharip güçlere, hava örtüsü ve desteği sağlayacaktır. Bu hava desteği olmadan Saddam kuvvetlerine karşı harekete geçirilecek Peşmergelerin ve diğer Amerikan birliklerinin fazla bir kıymeti harbiyesi olmayacağı bilinmelidir. Keza, Türkiye’nin hava sahasından yararlanacak Amerikan uçakları Irak’ı sürekli bombardıman edecek ve bu ülkeye ölüm ve dehşet yağdıracaklardır. Bunu kesinlikle tasvip etmiyorum, sadece bir durum tespiti yapıyorum.

Gene, bir durum tespiti olarak şunu söyleyeyim: Erdoğan Hükümeti, hava sahasını açarak Amerika’ya kuzeyde bir cephe açma imkânını vermiş bulunmaktadır. Bunun, Amerika’nın savaş stratejisi açısından fevkalade önemi vardır; çünkü, kuzey cephesinin açılması, Amerika’ya, Saddam Hüseyin’in kuvvetlerini ikiye bölmek gibi önemli bir avantaj sağlayacaktır.

Bu nedenle, şu noktayı önemle kaydetmek isterim: Stratejik açıdan, Tayyip Erdoğan Hükümeti, ülkemizin hava sahasını açarak, Türkiye’yi, İngiltere’den ve Kuveyt’ten sonra, Amerika’nın üçüncü büyük stratejik destekçisi haline getirmiştir. Bütün bu hususlar dikkate alındığında, sayın milletvekilleri, Türkiye’nin, hava sahasını açmasının, Amerika’nın Irak harekâtındaki stratejik etkinliğini artıran ve siyasî, askerî alanlarda karşılığı alınmadan verilmemesi gereken çok değerli bir stratejik destek oluşturduğu anlaşılır.

Değerli milletvekilleri, uluslararası hukuk açısından, Türkiye, Amerika hava kuvvetlerine hava sahasını açmak suretiyle, Irak’a hukuken ve fiilen savaş ilan etmiş olmaktadır. Bu, bir gerçektir ve tevile açık hiçbir yönü yoktur. Nitekim, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 14 Aralık 1974 tarihli ve 3314 sayılı kararında, saldırı kavramı tanımlanmış ve bu bağlamda, bir devletin, ülkesinin bir başka devlet tarafından bir üçüncü devlete karşı bir saldırı eyleminin yapılması için kullanılmasına izin vermesini, saldırı, yani, savaş olarak nitelemiştir. Bu bakımdan, Türkiye, Amerikan uçaklarının hava sahasından geçerek Irak’ı bombalamalarına izin vererek, saldırgan vasfını kazanmış ve uluslararası hukuk açısından Irak’a karşı savaşa girmiştir. Ne var ki, Anayasamızın 92 nci maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine, yabancı bir devlete, bir üçüncü ülkeyi vurmak üzere Türkiye’nin hava sahasını açma gibi bir yetki verilmemiştir. Böyle bir kararı ancak hükümet verebilir; ancak, hükümetin bu kararı verebilmesi için de, önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Irak’a savaş ilan etmesi gerekir. Bu bakımdan, Irak’a savaş ilan edilmeden hava sahamızın Amerika’ya açılması, Anayasamızın bir ihlali olmuştur. Anayasamızın amir hükümleri açısından da bu tezkerenin bir yasal geçerliliği olmaması gerekir.

Değerli milletvekilleri, ben, şimdi, bu hukukî konuyu bir tarafa bırakıyorum ve biraz daha önemli bir nokta üzerinde durmayı öngörüyorum. Tezkerede, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki caydırıcı askerî mevcudiyetinin son derece önemli olduğu belirtilmiş ve Türk askerî birliklerine şu dört görevin verilmesi öngörülmüştür.

Birincisi, Kuzey Irak’taki PKK terör örgütünün, kriz ortamından yararlanarak, Türkiye aleyhine yeni tertipler içine girmesini önleyecek tedbirlerin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından alınması zaruridir, zorunludur.

İkincisi, yine, tezkerede “Amerika’nın askerî müdahalesi nedeniyle, Kuzey Irak’ta, ülkenin etnik temelde parçalanmasına yol açacak çabaların yoğunluk kazandığı bildirilmektedir. Bu itibarla, Türkiye’nin, bölgede etkin bir askerî mevcudiyet idame ederek, Kuzey’de bağımsız bir devletin kurulması yönündeki girişimleri caydırması hayatî önemdedir” denilmektedir. Bunun için de, yine, Kuzey Irak’ta, caydırıcı güç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin bulunması vurgulanmaktadır.

Üçüncüsü, Irak’taki istikrarsızlık ortamında Türkmenlerin mal ve can güvenliği tehlikeye düştüğü takdirde, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askerî mevcudiyeti Türkmenlerin güvenliği için bir teminat oluşturacaktır; bu da tezkerede vurgulanmaktadır.

Dördüncüsü, büyük sayıda göçmen ve sığınmacının Türk sınırlarının ötesinde durdurularak, insanî yardım ihtiyaçlarının bu bölgelerde karşılanmasının sağlanması da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgedeki mevcudiyetine ihtiyaç göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, tezkerede belirtilen bu caydırıcı görevleri gerçekleştirebilmesi için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Kuzey Irak’ta yeterli kuvvet düzeyinde olması, etkin silahlarla donatılması ve bölgede yeterli bir derinlikte konuşlandırılması, ülkemiz çıkarları açısından hayatî bir önem taşıyor; tezkereden çıkan anlam budur.

Sayın Başbakan Erdoğan, Newsweek Dergisine verdiği mülakatta, Türk askerinin Kuzey Irak’a girmesi konusunda Amerika ile anlaşıldığını söylenmişti; ancak, 23 Mart günü, Başkan Bush, gazetecilere, böyle bir anlaşmanın olmadığını vurguladı. Aynı günün akşamı, Başbakan Sayın Erdoğan, yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, Başkan Bush’un bu açıklamasının aksine, Kuzey Irak konusunda Amerika ile anlaşmaya varıldığını tekrar ettiyse de, bu konudaki ifadeleri incelenince, durumun Türkiye açısından son derece endişe verici olduğu ortaya çıktı. Sayın Başbakanın ifadelerine göre, Kuzey Irak’a Türk askerleri geçebilecekti; ama, göçmen ve sığınmacı dalgasını durdurmak ve sınır güvenliğini sağlamak görevi dışında bir görevleri olamayacaktı. Yani, Türk askeri, Kuzey Irak’a bir Kızılay veya gözlemci görevi yapmak için gidecekti; sadece hafif silahları olacaktı. Bu, benim yorumlamam tabiatıyla, böyle bir ifadesi yok. Diğer bir deyişle, sayın milletvekilleri, Türk askerinin, tezkerede kayıtlı ve ülkemiz için hayatî önemde olan tehditlere karşı koyması engelleniyor.

Bu itibarla, hükümet, Amerika’ya önemli bir stratejik destek sağlamışken, kendi temel ve meşru güvenlik endişelerini karşılayacak düzenlemeleri, maalesef, gerçekleştiremiyor. Bu, benim kanımca, büyük bir başarısızlıktır. Yanılmış olmayı candan arzu ediyorum; ancak, benim değerlendirmem, hükümetin, son derece hassas bu güvenlik meselesinde Türkiye’nin çıkarlarına tam anlamıyla sahip çıkamadığı merkezindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, konuşmanızı tamamlamanız için eksüre veriyorum.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu itibarla, ben, Sayın Savunma Bakanımızdan, şu 5 soruyu sarih olarak yanıtlamalarını istirham edeceğim:

1- İran, kimseye sormadan Kuzey Irak’a kuvvet kaydırırken, hükümetimiz, bölgeye ilave kuvvet sevk etmek için, neden Amerika’nın icazetini almak lüzumunu hissetmiştir? (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye, ne zamandan beri kendi güvenliği için önlem almak amacıyla Amerika’nın iznine ihtiyaç duymaktadır?

2- Kuzey Irak’ta bulunan Türk askerî varlığına ilaveten, bu bölgeye hangi büyüklükte birliklerimiz gidecek ve Türkiye sınırından itibaren kaç kilometre derinlikte konuşlanacaklardır? Türk askerinin harekât alanına hangi sınırlamalar getirilmiştir?

3- Kuzey Irak’ta konuşlanacak Türk kuvvetlerine, bu bölgede bağımsız bir devlet kurulması yolundaki girişimleri caydırma yolunda bir görev talimatı verilecek midir; verilmeyecekse, bu husustaki derin endişeler neden tezkereye derç edilmiş ve tezkerede, bu amaçla Kuzey Irak’taki Türk kuvvetlerine caydırıcı bir rol verileceği belirtilmiştir?

4- Türk kuvvetlerine, Musul, Kerkük Kentlerini işgale yönelik oldubittileri önleme yolunda bir görev talimatı verilecek midir?

5- İstikrarsızlık ortamında, Türkmenlerin mal ve can güvenliği tehlikeye düştüğünde, Türk askerî kuvvetleri müdahale edecek midir; etmeyecekse, tezkerede, Türk askerî mevcudiyetinin Türkmenlerin güvenliğinin teminatı olduğu neden kaydedilmiştir?

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bu bütçeyi yetersiz bulduğu için ret oyu verecektir. Ancak, ben, sözlerimi şu noktaların altını çizerek bitirmek istiyorum:

Sözünü ettiğim tezkereyle, hükümet, bizlere ve Türk Milletine, açık ve kesin taahhütlerde bulunmuştur; ancak, bu taahhütleri yerine getirmekte, maalesef, aciz kalmıştır. Ortaya çıkan tablo vahimdir. Bu bakımdan, ben, Sayın Millî Savunma Bakanımızın, özellikle bu belirttiğim 5 nokta üzerinde, ayrıntılı biçimde bizleri aydınlatmasının son derece önemli olduğunu, burada, bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: