ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki stratejik ortaklık

6 03 2003

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de konuşlandırılması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ilişkin tezkerenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde reddedilmesinden sonra, bu gelişmenin Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde yapacağı etkilerin değerlendirilmesi sırasında özellikle bir kavramın öne çıktığı görüldü. Bu da Türkiye ile Amerika arasındaki stratejik ortaklık kavramı. Bu konuda, yazılı ve elektronik basında yapılan yorumlarda, genellikle, tezkerenin kabul edilmeyişi nedeniyle Türkiye’nin Amerika’nın güvenini yitirdiği ve bunun sonucu olarak da Türk-Amerikan stratejik ortaklığının ağır bir yara aldığı vurgulandı; ancak, ben, gerek okuduğum köşe yazılarından gerekse dinlediğim televizyon söyleşilerinden, bu kavramın Türkiye açısından ne anlam ifade ettiğinin net bir şekilde algılanmadığı kanısına vardım. Bu nedenle de, önümüzdeki haftalar ve aylarda gündemde kalacağını tahmin ettiğim bu kavram hakkındaki değerlendirmemi sizlerle paylaşmamın uygun olacağını düşündüm.

Değerli milletvekilleri, konuya stratejik ortaklık kavramının tanımlamasını yaparak gireceğim. Bu kavram, ilk bakışta, Amerika’nın müttefiklerinden bazılarıyla kurmuş olduğu askerî işbirliğine odaklanmış, üst düzey, kapsamlı ve özel bir işbirliğini yansıtıyor. Bu işbirliği çerçevesinde, Amerika’nın stratejik ortaklık payesini verdiği devletlerden, diğer müttefiklerinden talep edemeyeceği önemli özverilerde bulunmalarını istediği dikkati çekiyor.

Bunu bir örnekle izah edeyim: Eminim, Lockerbie olayını; yani, İskoçya üzerinde bir iç patlamayla düşen TWA uçağını ve Amerika’nın bu terör eyleminin arkasında Libya lideri Kaddafi’nin bulunduğu yolundaki iddiasını hatırlayacaksınız.

Amerika, bu eylem dolayısıyla Kaddafi’yi cezalandırmak için Aralık 1988’de Libya’yı bombardıman etti ve bu operasyonu, İngiltere’de bulunan üslerinde konuşlanmış olan uçaklarıyla gerçekleştirdi. İngiltere, hiç tereddüt etmeden, stratejik ortağı Amerika’yla bu operasyonda tam bir işbirliği yaptı. Oysa, Amerika’nın uçuş yolunu kısaltacağı gerekçesiyle hava sahalarından uçma izni istediği 2 NATO müttefiki, Fransa ve Portekiz, Amerika’nın talebini kabul etmediler. Bunun üzerine, Amerika, İngiltere’den kaldırdığı uçaklarına Atlantik semalarında yakıt ikmali yaptırmak suretiyle Libya’yı bombardıman etme yoluna gitti.

Zannediyorum, bu örnek, Amerika’nın stratejik ortaklarından beklentilerinin ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu beklentileri karşılığında, Amerika, stratejik ortaklarına bazı avantajlar sağlıyor; askerî istihbarat bilgileri bunların başında geliyor.

Nitekim, İngiltere’nin, binlerce mil uzaklıktaki Falkland Adası Savaşında, Arjantin’e karşı kazandığı sürpriz sayılabilecek zaferde, Washington’dan sağlamış olduğu istihbarat bilgilerinin ve lojistik imkânların çok büyük bir katkısı olduğu biliniyor. Bunlara ilaveten, Amerika, geliştirdiği en ileri teknoloji ürünü silahları genellikle stratejik ortaklarından esirgemiyor. Örneğin, Washington, diğer müttefiklerine transfer etmediği en modern silahları, Ortadoğu stratejik dengelerinde ezici bir üstünlük sağlaması için İsrail’e veriyor. Ayrıca, Washington, İsrail’e, her yıl bağış olarak 3 milyar dolar askerî ve ekonomik yardımda bulunuyor.

Değerli milletvekilleri, buraya kadarki ifadelerimle, stratejik ortaklığın askerî işbirliği yönünü bir nebze aydınlattığımı zannediyorum; ancak, stratejik ortaklığı, sadece kapsamlı, üst düzey ve özel bir askerî işbirliği olarak tanımlamak, hem çok eksiktir hem de çok yanlıştır; çünkü, Amerika’nın gerçek anlamda stratejik ortakları olan İngiltere, Kanada ve İsrail’le ilişkileri incelenirse, bu ortaklığın esas kaynağını, derin ve yaygın insanî, kültürel, sosyal ve tarihsel ilişkilerin oluşturduğu ortaya çıkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, konuşmanızı tamamlamanız için süre veriyorum.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Örneğin, Amerika’da yaşayan Anglosakson nüfusun, Amerika ile İngiltere arasında yoğun kültürel, tarihsel, ticarî ve ekonomik ilişkilere yol açtığını; bunun bir sonucu olarak da, güvenlik alanında da derin ortak çıkar bağlarının geliştiğini görüyoruz.

Not edilmesi gereken bir husus da, Amerika’nın gerçek stratejik ortakları olan İngiltere, Kanada ve İsrail’in, Amerikan toplumunda özel bir konuma sahip olduklarıdır. Bu özellik, Amerika’da yaşayan İngiliz, Kanada ve Yahudi asıllı geniş etnik gruplardan ileri gelmektedir. Bu gruplar, Amerika ile menşe ülkeleri arasındaki çıkarlara sahip çıkmaktadırlar; dahası da, Amerika Kongresinde bu çıkarları savunan etkin lobi grupları vardır.

İsmet Paşa, Amerika gibi dev bir ülkeyle fazla yakınlığı, bir ayıyla yatağa girmeye benzeterek ezilme riskinin daima bulunduğunu belirtmişti. Bu, genel olarak böyle olmakla birlikte, örneğin küçük bir ülke olan İsrail için söz konusu olmaz sayın milletvekilleri; çünkü, Amerika’daki 6,5 milyon Yahudi nüfus, öylesine bir dayanışma içindedir ve siyasal hayatta öylesine etkindir ki, oluşturduğu lobiler, İsrail’in çıkarlarına zarar verilmesini önlediği gibi, Amerika’nın Ortadoğu politikasını İsrail’in çıkarlarını gözetecek şekilde şekillenmesini sağlamak imkânına da sahiptir.

Şimdi, Türkiye’nin durumuna gelelim. Türkiye’nin Amerika’da böyle bir dengeleyici ve etkileyici gücü yoktur. Daha kötüsü, Türk-Amerikan ortak çıkarları, sürekli olarak anti-Türk lobilerin olumsuz etkisi altındadır. Türkiye ile ilişkilere önem veren bir Amerikan yönetimi dahi, çoğu zaman, bu ortak çıkarları korumaktan aciz kalmaktadır. Örneğin, soğuk savaş rüzgârlarının en sert biçimde estiği ve Türkiye’nin NATO savunma sistemine çok önemli katkılarda bulunduğu bir dönemde, 1975 yılında, Yunan-Rum lobisi, Amerikan Kongresine, Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması kararını aldırtmıştır.

Daha yakın bir tarihte, 1995’te, Yunan-Rum lobisinin Kongredeki güçlü temsilcileri, Türkiye’ye tahsis edilen 4 destroyerin ülkemize teslimini üçbuçuk yıl geciktirmişlerdir.

Kısa bir süre önce de, Türkiye, parasını ödemek suretiyle, Amerika’dan 10 adet Super Cobra Helikopter satın almak istediği zaman, yine, Yunan-Rum lobisinin Kongredeki temsilcileri, ülkemizin bu mubayaada bulunmasına engel olmuşlardır.

Bu noktaları belirtmekten maksadım, Amerikan-Türk stratejik ortaklığının, askerî işbirliği düzeyinde pek de parlak bir görüntü yansıtmadığını belirtmek içindir; yani, ülkemizin savunması için son derece önemli olan askerî ikmal alanında, Türkiye, parasını ödediği halde dahi bazı silahları eğer alamıyorsa, böyle bir durumu “stratejik ortaklık” diye nitelemenin pek mümkün olamayacağı takdir buyrulur.

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, sözlerinizi toparlayabilir misiniz…

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Toparlamaya çalışacağım Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Amerika’daki Türkiye karşıtı lobilerin bu denli kuvvetli olması, Türk-Amerikan ilişkilerinin gerçek mecraına oturmasını, istikrar kazanmasını ve karşılıklı güvene dayanmasını sürekli olarak engelliyor. Bu konuda sizlere çarpıcı bir örnek vermek isterim: 1999’da AGİT Konferansının İstanbul’da düzenlenmesi söz konusu olduğu zaman, Yunanistan ile Ermenistan böyle bir etkinliğin Türkiye’ye büyük bir prestij kazandıracağını düşünerek, Amerika’daki lobilerine bu girişimin önlenmesi talimatını verdiler. Projenin baltalanmasında, Amerikan Kongresinde AGİT Komisyonu Başkanlığını yapan has adamları Senatör D’Amato’dan yararlandılar. Amerikan yönetimi, Ankara’ya, Türkiye’nin önerisini desteklemek niyetini belirtmişti; ancak, Senatör D’Amato’nun itirazı nedeniyle Amerikan Dışişleri Bakanlığı bir türlü konferansın nerede toplanacağı hususundaki tercihini resmen açıklayamıyordu. Neyse ki, Senatör D’Amato 1998 seçimlerini kaybetti, yerine, Kızılderili kökenli Ben Nighthorse Campell seçildi. Kore’de Türklerle birlikte omuz omuza çarpışmış olmasıyla övünen yeni Kızılderili kökenli senatör, Yunan ve Ermeni lobilerinden etkilenmedi. Bu suretle de, AGİT Konferansının İstanbul’da gerçekleştirilmesi mümkün oldu.

Değerli milletvekilleri, esasında bu olay, Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında Amerikanın üstlendiği yükümlülüklerin ve verdiği sözlerin -tabir caizse- pamuk ipliğine bağlı olduğunu açıklıkla ortaya koyan tipik bir örnektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, son cümleniz için…

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, müsamahanızı rica ediyorum. Uygun görürseniz eğer, iki üç dakika vermenizi ve konuşmamı bitirmemi rica edeceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Türkiye, Amerika’yla imzaladığı anlaşmaların uygulanmasında da daima benzer durumlarla karşılaşmıştır. Amerikan sisteminde dışpolitikanın formüle edilmesinde yürütme ile yasamanın yetkileri eşittir. Bu nedenle, yürütme tarafından imzalanan ve özellikle malî bir yükümlülük içeren anlaşmalar, yetkileri konusunda son derece kıskanç olan kongreye sunulunca ciddî sorunlarla karşılaşılmaktadır. Nitekim, bugüne kadarki uygulamada, bu tür malî yükümlülükler, kongrede ya budanmış ya birtakım ağır ve haysiyet kırıcı şartlarla Türkiye açısından kabul edilemez hale getirilmiş yahut da ceffelkalem reddedilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Irak’a olası Amerikan saldırısı bağlamında Türkiye ile Amerika arasında imzalanan mutabakat zabıtlarının da bu bakımdan sağlam bir hukukî bağlayıcılık niteliğine sahip bulunduğu söylenemez.

Başkan Bush, Cumhurbaşkanı Sezer’e hitaben bir mektup yazarak, bu zabıtların içeriğinin yerine getirileceği hususunda teminat verse de, malî yükümlülüklerin yerine getirilmesine kongre karar verecektir. Kongrenin Türkiye’ye bakışının da olumlu olmadığını biraz önce belirtmiştim. Zira, Türkiye’ye ilişkin konular kongre gündemine gelince, Yunan, Rum ve Ermeni lobilerinin kongredeki uzantıları derhal güç birliği yapar ve insan hakları lobisinden de destek alarak çok kuvvetli bir muhalefet oluştururlar; bu bakımdan, Amerika’nın Türkiye’ye karşı malî taahhütlerinin Kongre tarafından onaylanmasının sağlanması her zaman çok büyük zorluklar arz etmiştir.

Değerli milletvekilleri, yarım asırdan fazla bir süredir, Türkiye, Amerika’yla ilişkilerini dışpolitikasının bir numaralı önceliği olarak değerlendirmiş, bu ilişkilerin dayandığı ortak çıkar alanını derinleştirmek ve genişletmek için azamî çaba sarf etmiştir. Ancak, sizlere verdiğim bu izahatta, Amerikan yönetiminin Türkiye’ye yönelik politikasını anti-Türk lobilerin olumsuz etkisinden arındırarak tamamen Amerika’nın ulusal çıkarları ışığında oluşturamaması nedeniyle, iki ülke arasında ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyine çıkamadığı da bir gerçektir. İlişkileri geleceğe yönelik bir perspektiften ele aldığımız taktirde de, Amerika’da anti-Türk lobiler nötralize edilemediği sürece, Türkiye ile Amerika arasında stratejik ortaklıktan bahsetmenin teorik bir yaklaşım olmaya mahkûm olduğunu söylemem gerçekleri yansıtacaktır.

Washington’un Türkiye’ye stratejik ortaklık payesini neden verdiğine gelince, bunun bir rüşveti kelam olmaktan öteye, Amerika’nın global stratejisinin uygulanmasında Türkiye’den beklentileri çerçevesinde yorumlamanın isabetli olacağını düşünüyorum.

Sözlerimi olumlu bir notla bitireyim: Halen yetersiz olan Türk-Amerikan ticarî ve ekonomik ilişkileri alanında gerçekten çarpıcı bir atılım gerçekleştirilmesi halinde, stratejik ortaklık zemini oluşturma yolunda ilk adımlar atılmış olabilecektir.

Teşekkür ediyorum değerli milletvekilleri.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: