Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Örgütü İle Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Uluslararası Sekretaryası İçin Evsahibi Ülke Anlaşması

5 02 2003

– Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Arasında Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Uluslararası Sekretaryası İçin Evsahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak amacıyla huzurunuzda bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1992 yılında Türkiye’nin öncülüğünde kurulmuş olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği, çok taraflı bölgesel bir ekonomik işbirliği örgütüdür. Kurulma amacı, Karadeniz havzasındaki ülkeler arasında ticareti ve ekonomik işbirliğini geliştirerek ekonomik kalkınmaya, refaha ve bölgedeki siyasî istikrara katkıda bulunmaktır. Üyeleri; Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldava, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan’dır.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin kuruluş amacı, tahmin edeceğiniz gibi, üye ülkeler arasında, parlamenterleri bir araya getirerek, siyasî dayanışmanın güçlendirilmesine yardımcı olmak, bu şekilde, Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin görevlerinin ve öneminin geniş halk katmanları tarafından anlaşılmasına yardımcı olmak, katkıda bulunmak ve işbirliği alanlarının genişletilip derinleştirilmesini sağlamaktır.

Bu amaçla, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin kurulması 26 Şubat 1963 tarihinde İstanbul’da kabul edilmiştir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinden beklenen verimin alınabilmesi için de, bir uluslararası sekretarya oluşturulmuş ve Dolmabahçe Sarayı Harekât Köşkünün selamlık bölümü bu Sekretaryaya bina olarak tahsis edilmiştir.

Şimdi sizlere sunulan bu tasarıyla, bu binanın kullanım usul ve kuralları düzenlenmekte, Sekretaryanın ve Sekretaryada çalışanların statüsü yasal bir zemine oturtulmakta, Sekretaryanın mal varlığına ilişkin ayrıcalık ve bağışıklıkların tabi olacağı kurallar belirlenmektedir.

Sayın milletvekilleri, ancak, bu işlem, tam on yıl gibi bir gecikmeyle yapılmaktadır. On yıllık bir gecikmenin izahı, takdir ederseniz, biraz zor; ama, Karadeniz Ekonomik İşbirliği içerisinde her şey kaplumbağa hızıyla yürüyor sayın milletvekilleri. Bu durumun nedenlerini sorarsanız, o zaman biraz gerilere ve bu uluslararası kuruluşun Türkiye’nin öncülüğünde nasıl ortaya çıktığına bir göz atmamız gerekecek.

Esasında, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, Türkiye’nin, merkezî, jeopolitik konumu açısından ticarî ve ekonomik ilişkilerini çok yönlü olarak geliştirmesine imkân verecek çok yararlı, hatta, eşsiz diye nitelendirilebilecek bir platform oluşturmaktadır. Bu eşsiz jeopolitik konum, Türkiye’nin, hem bir Asya hem bir Avrupa hem bir Karadeniz hem bir Akdeniz hem bir Balkan hem bir Kafkas hem de bir Ortadoğu ülkesi olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda, Türkiye’nin, güneyindeki Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika ülkeleriyle de derin, tarihî ve kültürel bağlara sahip olması da önemlidir tabiatıyla, bu bağlamda.

Buna ilaveten, Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika Kıtaları arasındaki en kısa hava, deniz ve karayollarının üstünden geçtiği merkezî bir konumda bulunmaktadır. Uluslararası alanda da akademisyenler ve yabancı devlet adamları, Türkiye’nin, Karadeniz Ekonomik İşbirliğini kurmasını alkışlamışlar ve Türkiye’nin, bu Ekonomik İşbirliği Örgütüyle çok yönlü birleştirici bir köprü ve platform olma özelliğini daima vurgulamışlardır.

Ne var ki, sayın milletvekilleri, Türkiye’nin attığı bazı yanlış adımlar nedeniyle, başlangıçta ülkemize büyük açılımlar vaat eden bu örgütten tam anlamıyla yararlandığımızı söylemek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütünün oluşmasına kişisel katkımı ve bu kuruluşla ilgili olarak bilahara atıldığını gözlemlediğim bazı yanlış adımları sizlerle paylaşırsam, bu kuruluşun vaat ettiği potansiyel ile bugünkü performansı arasındaki büyük uçurum çok daha iyi anlaşılacaktır.

Karadeniz havzasındaki ülkeler arasında kurumsal bir işbirliği önerimi, ilk defa, 9 Ocak 1990 tarihinde, Türk Henkel Firması tarafından düzenlenen “Dünyada Değişimler ve Türkiye” konulu bir panel toplantısında açıklamıştım. Bu panele, o zaman Sabah Gazetesi yazarı olan Mehmet Barlas, gazeteci yazar Çetin Altan, Sovyetler Birliği Büyükelçisi Albert Çernişev ve ben konuşmacı olarak katılmıştık. Benim Amerika’daki görevimi takiben emekli olmamın üstünden üç ay geçmişti. O tarihte Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı, Varşova Paktı da ayaktaydı; ama, Gorbaçov’un politikaları Doğu Avrupa’da bir yumuşamanın zeminini hazırlamıştı sayın milletvekilleri. Ancak, Türkiye, gelişen yumuşama atmosferini henüz algılamaktan  çok uzaktı, Ankara hâlâ Sovyetler Birliğini bir numaralı tehdit olarak değerlendiriyor ve dış politikası ile güvenlik politikası bu tehdit üzerine bina ediliyordu. Bu bakımdan, toplantıda, ben, Karadeniz Ekonomik İşbirliği fikrini ortaya attığım zaman salonda bir sessizlik oldu ve herkes emekli Türk Büyükelçisinin bu çılgın fikri hakkında Sovyet Büyükelçisinin yapacağı yorumu beklemeye başladı. Sovyetler Birliği Büyükelçisi Çernişev’in tepkisi ise çok olumlu oldu; aynen şu ifadelerde bulundu: “Sayın Elekdağ’ın fikirlerini ben şahsen çok olumlu buldum; ama, Moskova ne der bilemem.”

Çetin Altan, o günkü konuşmasında şöyle bir espri yaptı sayın milletvekilleri: “Ben, dünyanın değiştiğini seziyordum; ama, bu kadarını beklemiyordum. Bir süre önce, ben Sovyetler Birliğinin 50 nci yıldönümü dolayısıyla bir yazı yazınca, cumhuriyet savcısı, benim üç yıla mahkûm edilmemi istemişti. Şimdi, şu geldiğimiz noktaya bakın. Bir yanımda, birkaç ay önceye kadar Amerika’da büyükelçimiz olan Şükrü Elekdağ, öte yanımda da, Sovyetler Birliği Büyükelçisi Çernişev var ve biz burada, komünizmden, kapitalizmden ve Sovyetler ile Türkiye’yi iç içe getirecek bir işbirliğinden bahsediyoruz. Beni hapse atmaya çalışan savcının şimdi aramızda olmasını çok isterdim; herhalde, burada duydukları küçük dilini yutmasına neden olurdu.”

Toplantının ertesi günü, tanınmış işadamı Tekfen Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Gökyiğit Çernişev’le karşılaşmış. Büyükelçi, Gökyiğit’e “Elekdağ’ın önerisi son derece ilginç ve cazip. Bu fikirden o kadar heyecanlandım ki, dün gece uyuyamadım” demiş.

Ben, bundan sonra, Karadeniz Ekonomik İşbirliği konusunda bir dizi makale yazdım. Bunların ilki 20 Şubat 1990’da Cumhuriyet Gazetesinde yayımlandı. Bu makaleden sonraki diğer makalelerde, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Ticareti Geliştirme ve Yatırımları Güçlendirme Bankası hakkında yazılar yazdım. Bilhassa şu hususu belirttim; dedim ki: “Bölge ülkeleri arasında ticaret hacminin gelişmesi finansman alanında karşılaşılan sorunların çözümlenmesiyle doğrudan orantılıdır. Bu amaçla, bir ticaret ve yatırım bankasının kurulması son derece önemlidir.” Önerdiğim model çokuluslu bir Eximbanktı.

O zaman cumhurbaşkanı olan, rahmetli, Turgut Özal, 1990 Mayıs ayında Harp Akademileri Komutanlığında yapılan bir diploma töreninde beni gördüğü zaman, fikrimi fevkalade beğendiğini söyledi ve benden bu konuda ayrıntılı bir rapor istedi. Raporumu okuduktan sonra da, bu konuyu resmî bir girişim haline getirmek amacıyla düzenlenen ve ilgili bakanlar ile üst düzey bürokratların katıldıkları toplantılara benim de katılmamı sağladı. Bu toplantılarda projeye ilişkin görüşlerimi ayrıntılı biçimde izah etme imkânını buldum ve birçok rapor sundum.

O dönemde, Devlet Planlama Teşkilatı, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine olumlu bakmıyordu, Dışişleri Bakanı da projeye kuvvetle karşı çıkıyordu. Bakanlık, soğuk savaşın, artık sona ermek üzere olduğunu pek algılayamamıştı. Türkiye’yi, ufukta beliren yeni bir dünya düzenine uydurmak için, atılması gereken adımlar arasında Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin başta gelen bir girişim olduğu pek kavranamıyordu. Bakanlığa göre, Karadeniz Ekonomik İşbirliği mevsimsiz bir girişimdi. Türkiye’deki iş çevreleri ise, fikri benimsediler ve desteklediler. Özellikle, Türkiye-Sovyetler Birliği İş Konseyinin yıllık toplantısında bu konuda yaptığım konuşma çok büyük ilgi ve destek gördü. Konseyin Yönetim Kurulu Başkanı rahmetli Nejat Eczacıbaşı’nın yönettiği toplantıda 150’den fazla Rus işadamı vardı, konuşmamı ayakta alkışladılar. Gorbaçov’un perestroika yaklaşımı Rusya’da yeni bir hava estiriyordu. Moskova, Karadeniz Ekonomik İşbirliğini, Rusya’yı Türkiye üzerinden Batı’ya açacak, açılabileceği, bir koridor olarak görüyordu. Bu ortamda Karadenizi çevreleyen ülkeler arasında müzakereler başladı, Sovyetler Birliği dağılınca da, bağımsızlıklarına kavuşan Bulgaristan’dan, Romanya’dan başka, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan da, Karadeniz Ekonomik İşbirliği müzakerelerine katıldılar.

Sonuçta, Karadeniz Ekonomik İşbirliğini kuran belge, 25 Haziran 1992 tarihinde Çırağan Sarayında, 11 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla, görkemli bir törende imzalandı. Bu, çok medyatik bir olaydı. Böyle medyatik bir olayın odağında olmak, siyasî liderlerimiz açısından önemliydi. Bu nedenle, zamanın Başbakanı Demirel ile Cumhurbaşkanı Özal arasında, belgeyi kimin imzalayacağı konusunda bir anlaşmazlık çıktı. Davetler Özal tarafından yapılmıştı, bu itibarla, evsahibi olarak konuklarını ağırlaması gerekirdi; Demirel de icradan sorumlu kişi olarak belgeyi imzalayacaktı, bu doğaldı; ama, rahmetli Özal, bir süredir Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin fikir babalığını üstlenmişti, bu projenin kendi fikriyatının ürünü olduğunu her konuşmasında dile getiriyor ve projeyi sahipleniyordu, onun için, belgeyi mutlaka imzalamak istiyordu. Belgeyi imzalamayınca da toplantıya katılmayı reddetti ve böylece, pek de yakışık olmayan bir durum ortaya çıktı.

Değerli milletvekilleri, bu girizgâhtan sonra, kuruluşundan bu yana on yıl geçmiş olan Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin, bu süre zarfında neler yaptığına bir bakalım. Gerçeği isterseniz, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, aslî faaliyet alanı olan üyeleri arasında ticaretin geliştirilmesi hususunda somut bir ilerleme sağlayamamıştır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği gibi bir kuruluşun başarısının en başta gelen göstergesi, üye ülkeler arasında ticaretin artırılmasıdır.

Yasa tasarısının Meclis Dışişleri Komisyonunda görüşülmesi sırasında, ilgili Bakanlık temsilcilerinden bu konuda analitik bir değerlendirme talebinde bulundum. Aldığım yanıt, bu konuda Karadeniz Ekonomik İşbirliği bünyesinde hiçbir araştırmanın yapılmamış olduğu, bu konuda hiçbir analitik bir değerlendirmenin olmadığı yolundaydı.

Sayın milletvekilleri, bu yanıt, benim için olduğu kadar sizler için de şaşırtıcıdır. Bu ne biçim bir bölgesel ekonomik işbirliği kuruluşudur ki, ticarî alandaki performansını sarih şekilde ortaya koyan bir değerlendirmeye sahip değildir.

Hadi, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Sekretaryası görevini yapmadı, bu konuda dalga geçti diyelim; ama, bu üye olan devletler, onların bakanları, onların bürokratları, temsilcileri on yıl boyunca neden bunu hatırlamadılar? Benim bu sorduğumu sormak, onların da hatırına gelmedi mi? Akla durgunluk veren bir durum.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği niteliğinde bir bölgesel ekonomik işbirliği kuruluşunun başarısının ikinci göstergesi, ortak projeler üretmek ve bunların finansmanı için, Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarından da finansman sağlamaktır; fakat, gördüğüm kadarıyla, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, maalesef, bu konuda da sınıfta kalmıştır. On onbir yıl içerisinde, dişe gelir bir veya iki tane proje üretmiştir; onun dışında, bu büyük kuruluşa hiçbir şekilde yakışmayacak olan çerez kabilinden küçük birtakım projelerdir.

Sonuç olarak, bugüne kadar, ortak projeler alanında da Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin başarılı olduğu söylenemez.

Sayın milletvekilleri, yıllardan beri, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine üye ülkelerin işadamları, vize güçlüklerinden şikâyet ederler. İşadamları, işlerini takip için, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine üye olan ülkelere gidemediklerini, haftalarca vize beklediklerini ileri sürerler. İşadamları için bu muamelelerin basitleştirilmesi amacıyla, bundan on yıl önce girişimlerde bulunuldu; hâlâ, bir sonuç alınmış değil. Bu ataleti, bu laçkalığı anlamak mümkün mü değerli arkadaşlarım?! İşadamlarının serbest dolaşımı sağlanmadan, malların ve sermayenin serbest dolaşımı sağlanabilir mi?! Gördüğünüz gibi, Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin, bugüne kadar etkin bir ekonomik işbirliği kuruluşu haline geldiği söylenemez. Bunun birkaç nedeni var: Zamanım azaldığı için, bunları çok kısaca sizlere arz edeceğim.

Bunlardan bir tanesi, Yunanistan’ın, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine kurucu üye olarak alınmasıdır. Bu, rahmetli Özal’ın fikridir; maalesef, bu konuda kimseye danışmadan hareket etmiştir ve Türkiye, uzun yıllar ve hâlâ, bu vahim hatanın bedelini ödemiştir, ödemektedir. Zira, Yunanistan, Karadeniz Ekonomik İşbirliğinde, Türkiye’nin çıkarlarını sistematik olarak baltalamıştır, Atina, Türkiye’nin çıkarlarının bulunduğu her alanda Türkiye’nin önünü kesmiştir. Bunun en açık örneği de, Karadeniz Ticaret ve Yatırım Bankasının kuruluşunda görülür. Yunanistan’ın tutumu dolayısıyla, temel görevi bölgeiçi ticaretin gelişmesini sağlamak olan bu banka, yıllar boyu kurulamamıştır, ancak 1998 yılında kurulabildi; maalesef, uzun bir gecikmeden sonra ve acıdır ki, Türkiye’nin fikir babası olduğu bu banka da Selanik’te kuruldu. Üzüntüyü mucip olan bir husustur gerçekten bu; çünkü, banka, İstanbul’daki Karadeniz Ekonomik İşbirliği sekretaryasına rakip bir kuruluş niteliği kazanmaktadır.

Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin etkin bir kuruluş haline gelmesini engelleyen ikinci önemli neden de, Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin, ancak, yedi sekiz senelik bir gecikmeyle, uluslararası tüzelkişilik kazanabilmesinden ileri gelmiştir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği, uzun bir süre, yani, sekiz sene, uluslararası statüden mahrum bir teşkilat olarak yaşamını sürdürmüştür. Yani, bu süre zarfında, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, uluslararası alanda geçerli bir nüfus kâğıdına sahip değildi, yani, nesebi sahih değildi.

Tüzelkişilik sağlanması hususundaki işlemler Haziran 1998 tarihinde tamamlandı ve bu konuyla ilgili KEİ şartı da 1999’da yürürlüğe girdi.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği, bu kimlik zafiyeti dolayısıyla önemli ortak projelerine, Dünya Bankasından ve Avrupa Kalkınma ve İmar Bankasından finansman sağlayamadı. Bu bankalara başvurduğu zaman şöyle bir yanıtla karşılaştı: Projeler güzel; ama, siz nesiniz? Kuruluş belgeniz sadece siyasî bir deklarasyon; parlamentolarınız bu deklarasyonu kabul etmiş değil, onaylamış değil ve siz, bunu, götürüp, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, izin verir misiniz, mikrofonu açıyorum; buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Evet, uluslararası kamu finansal kuruluşlarının Karadeniz Ekonomik İşbirliğine verdiği cevap buydu, “bizim ilkelerimiz, sizin statünüzdeki bir kuruluşa kredi vermemizi engelliyor” dediler.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği hakkında kuvvetli eleştirilerde bulunduysam da, bu kuruluşun, bütün bu gecikmelere ve hatalara rağmen, büyük bir potansiyeli olduğuna inanıyorum. Başarılı olması, muhakkak ki, temelde, üye ülkelerin, ortak bir geleceği bina etmenin sorumluluğunun bilinciyle hareket etmelerine bağlı.

Gerçekte, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Türkiye’nin dışpolitikasında ve dış ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde yararlanabileceği çok önemli bir levyedir, bir kaldıraçtır. Bu bakımdan, örgütün gelişip, güçlenmesinde Türkiye’nin büyük yararı vardır; ancak, bunun için, Türkiye’nin, iyi düşünülmüş ve tutarlı bir politikaya ihtiyacı vardır.

Zamanın dolması nedeniyle, bu konudaki öneri ve yaklaşımlarımı sizlerle paylaşamıyorum; ancak, yukarıda izah etmiş olduğum görüşlerle ve Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin büyük potansiyelinin fiiliyata intikal ettirilmesi için gerekli önlemlerin alınması kaydıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Uluslararası Sekretaryası İçin Evsahibi Ülke Anlaşmasının onayına olumlu oy vereceğimizi bilgilerinize sunarım.

Reklamlar

İşlemler

Information




%d blogcu bunu beğendi: